Artemis tapınağının alınlığından aşağı doğru bakan soylu 7 erkek ellerindeki kuru incir dallarını havaya kaldırıp bir süre mırıldandılar. Ardından incir dallarıyla tapınağın mermerden sütunlarına yumuşak dokunuşlar yaptılar. Onların ardı sıra aşağıdaki yüzlerce kişi ellerindeki arpa unundan ekmekleri, keçi sütünden peynirleri, çeşitli turfanda sebze ve meyveleri güneşe doğru kaldırıp tanrıları Zeus’a, Artemis’e, Apollon’a, hatta atalarından eski bir hatıra gibi kalan Kybele’ye bile dualar ettiler. Kalabalıktan biraz daha önde duran ihtiyar biri kendi etrafında dönerek ve herkesin duyacağı bir tonda haykırarak şunları sıraladı: “Bu yıl veba olmasın. Bu yıl toprak bereketli olsun. Hastalıkların, savaşların, göçlerin, kuraklığın laneti bizden öte olsun. Baharın esenliği, güneşin ışığı, ormanların temiz havası, çiçeklerin canlı rengi, kuzuların neşesi, börtü böceğin ve kuşların cıvıl cıvıl sesleri bizden beri olsun.”
Dualar bittikten sonra yukarıdan töreni yöneten soylu sınıftan 7 erkek yanı başlarındaki büyükçe kafese ekmek ve su uzattılar. Kafeste bir çift yaşlı karı koca, bir çift çolak erkek ve kız çocuğu, hiç doğum yapmamış kısır bir deve, bir de zührevi hastalıkları olan ve bebeklik dönemlerini henüz bitirmiş çelimsiz birkaç çocuk vardı. Kalabalıktan dileyenler ellerindeki kuru ekmekleri, kuru meyveleri, su torbalarını götürüp kafese bıraktılar. Bu gıdalar kafestekilerin son yiyeceği olacak. Onlar karınları iyice doyurulduktan sonra sunak olarak yakılacaklar ve külleri Kaystros nehrine atılacak. Oradan Akdeniz’e, belki de okyanuslara akacak.
Dostlar, bu anlattığım Antik Yunan kentlerinde yılın bereketli geçmesi için genellikle Mayıs ayında yapılan bir şenliktir. Adı Thargelion Şenliğidir. Hasat şenliği anlamına gelmektedir. Bazı yıllar bu şenlikte toplumda ya da doğada malûl durumda olanlardan seçilen “günah keçileri” yılın daha bereketli geçmesi için tanrılara kurban edilirdi.
Geçenlerde Emine Erdoğan’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” vesilesiyle yaptığı konuşmaya denk geldim. Emine Erdoğan konuşmasında özetle israfın kötülüklerinden bahsediyordu. İsrafın ve kıtlığın sorumlusu olarak sıradan milyonları sorumlu tutup bizlere, şu mutfağınıza, yiyip içmenize dikkat edin diyordu. Yani biz sıradan insanlara idareli olmayı salık veriyordu. Ekranların başında bile olsa seslendiği ve onu izleyen kalabalığı israfın ve kıtlığın sorumlusu yani “günah keçileri” gibi uyarıyordu. Sonrasında herkese bereketli bir yıl diliyordu. Sizi bilmem ama bu manzara beni bir an için Antik Yunan’a, yukarda bahsi geçen ayine, götürdü. Kabul ediyorum aradan geçen bin yıllarda insanlık elbette çok şeyi değiştirdi. Fakat belli ki egemenlerin bazı konularda geçmişe özlemleri hiç bitmiyor.
Gelin bu vesile ile biz bu konuşmanın yapıldığı gün Anadolu Ajansından çeşitli haber sitelerine kadar farklı birçok mecrada yayımlanan, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının (WFP) verilerine bakalım. Kapitalizmin hâl-i pür-melâlini ortaya koyalım. Bu köhnemiş sermaye düzeninin kimleri ve neleri kurban ettiğini görelim. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın (WFP) verilerine göre, her yıl 3 milyondan fazla çocuk açlıkla bağlantılı nedenlerle hayatını kaybediyor. Dünya genelinde 43 milyon çocuk aşırı açlıkla mücadele ediyor ve 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yaklaşık yüzde 45’i açlık ve yetersiz beslenmeden kaynaklanıyor. Ayrıca şunu da paylaşmak isterim. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Dünya Gıda Programının 2023 yılında yayımladıkları ortak bir raporda şunlar yer alıyor: Çatışma bölgelerinde büyüyen çocukların yüzde 45’i gelişme geriliği yaşıyor. Özellikle 5 yaş altındaki çocukların “kronik yetersiz beslenme” nedeniyle fiziksel gelişimleri ciddi biçimde sekteye uğruyor. Yani bu çocuklar, hayatlarını yitirmeseler bile bodurlukla yaşamak zorunda kalıyorlar.
Öte taraftan dünyada üretilen gıdanın üçte birine denk gelecek şekilde 1,3 milyar ton gıda israf ediliyor. Bu verilerin sadece hesaplanabilen veriler olduğunu unutmayalım. Ayrıca israf deyince aklımıza sadece marketlerde, tezgâhlarda çürüyen gıdalar gelmemeli. Sizce de her geçen gün yağlanan bürokrasi tabakası ve her geçen gün daha da büyüyen askeri personel ve ihtiyaçları ve tabii ki kapitalist topluma özgü yeme-içme ve pazarlama kültürü büyük bir gıda israfı yaratmıyor mu? Bunları da işin içine dahil edince israf bir yana, emeğimizin ürünü olan bolluğun verimli de kullanılmadığını çok net bir şekilde görmüş oluyoruz.
Küresel “Gıda Krizleri Raporu”ndan derlenen bir diğer bilgiye göre, 2024’te 53 ülke ve bölgede 295 milyondan fazla insan akut açlığın çeşitli seviyeleriyle karşı karşıya kaldı. Bu sayı, 2023’e kıyasla 13,7 milyon artış gösterdi. Dünya genelinde ortalama 1,4 milyon kişi ise akut gıda güvensizliğinin en ağır seviyesi olan “kıtlık”la mücadele ediyor. Kıtlıkla mücadele eden bölgelerin başında 640 bin 600 kişi ile Gazze gelirken, Gazze’yi 637 bin 200 kişi ile Sudan, 83 bin 500 kişi ile Güney Sudan, 41 bin 200 kişi ile Yemen, 8400 kişi ile Haiti ve 2600 kişi ile Mali takip ediyor. Bunun yanı sıra, dünya üzerinde 30 milyonu aşkın kişi de 4. seviye akut gıda kriziyle mücadele ediyor. Bunların başında 8,1 milyon kişinin 4. seviye açlık yaşadığı Sudan gelirken, Yemen’de 5,5 milyon, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 3,9 milyon, Afganistan’da 3,1 milyon, Myanmar’da 2,8 milyon, Güney Sudan’da 2,4 milyon, Haiti’de 2,1 milyon, Pakistan’da 1,7 milyon, Nijerya’da 1,2 milyon, Filistin’in Gazze bölgesindeyse 1,1 milyon kişi 4. seviye akut açlıkla karşı karşıya. Raporun da belirttiği üzere dünyanın özellikle de çatışma bölgelerinde kıtlık ve açlık sorunu varken üretilen gıdaların üçte biri çürüyor. Fakat egemen kesimler için ne gam! Bu durumun sorumlusu evlerine zar zor iki parça bir şeyler götüren biz sıradan ölümlüler olabilir miyiz? Elbette bizim de kendi payımıza yani bireysel olarak eksiklerimiz olabilir. Ama israf, sömürü ve kâr düzeni üzerine inşa edilmiş bir kapitalizm gerçekliği varken “Devletlûlarımız” neden bizim gibi çöpe gitmesin diye önlerindeki tabakları dibine kadar sıyıran emekçilerden davranış değişikliği bekliyor? Eğer eleştirilmesi, değişmesi gereken bir şeyler varsa o da bu düzen değil midir? Ya da bu konuda eleştiri yapacak olanlar saraylılar mı olmalıdır?
Hasılı, bu köhne sömürü düzeni bir yandan muazzam bir bolluk biriktirirken diğer yandan muazzam bir sefalet ve açlık üretiyor. Ozanımız Hasan Hüseyin’in dediği gibi,
Dostum, dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
Evet, gıda başta olmak üzere hiçbir kaynak insanlığın yararına kullanılmıyor. Ama “Devletlûlar” nasihat edecek ve hatta suçlu ilan edecek günah keçileri aramaya devam ediyor. İşte tüm bu anlatılanların bir araya gelmesiyle oluşan düzenin adı Kapitalist sömürü düzenidir ve bir an önce ortadan kaldırılmalıdır. Yerine önceliği insanlık olan bir dünya düzeni inşa edilmelidir. Gelin bunun için şiarımızı yazımıza uygun belirleyelim: “Ömrünü israf etme, bir an önce örgütlen!”
link: Marksist Tutum okuru bir öğretmen, Thargelion Şenliklerinden 2026’ya İlahlar ve Günah Keçileri, 8 Mayıs 2026, https://marksist.net/node/8764



