Navigation

Sacco ile Vanzetti: Yeni Dünyada Eski Zulmün Pençesine Düşmek!

Onların cebinde fırkamızın bileti yoktu

Onlar, kurtuluşun kapısına varmayı,

ferdin cesur hamlelerinden uman

iki saf ve namuslu çocuktu!

Ne milyonların rehberiydi onlar,

ne de inzibatlı bir devrim ordusunun askeri!

İhtilalin sıra neferiydi onlar,

İhtilalin namuslu iki neferi.

Yanıyordu kanlarında şavkı İtalya güneşlerinin.

Koştular temiz esmer alınlarla hayatın sesine,

dövüştüler yanında dövüşen kardeşlerinin

Yeni dünyada düştüler eski zulmün pençesine!

Yedi yıl ölümün karşısında gülerek durdular.

Elektrikli iskemleye

            kadife bir koltukmuş gibi oturdular.

Yürekleri dört bin volta yedi dakka dayandı,

 yandı yürekleri

            yedi dakka yandı!..

Cani değildiler, kurban gittiler bir cinayete

kurban gittiler dolarların emrindeki adalete!

Hayatlarında olmadılarsa da kitlelerin rehberi,

ölümleriyle şaha kaldırdı kitleleri

bu iki ihtilal neferi!..[1]

Amerika’nın Massachusetts eyaletinde, bir ayakkabı firmasına ait zırhlı araç 1920 Nisanında soyulurken, araçtaki güvenlik görevlisi ve muhasebe müdürü soyguncular tarafından vurularak öldürüldü. Soyguncular olayın ardından başka bir arabaya binerek kaçtı. Polis, bu soygundan 20 gün sonra Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti’yi tutukladı. Nicola bir ayakkabı fabrikasında işçiydi, Bartolomeo ise balık satarak geçimini sağlamaktaydı. Göçmen ve anarşist işçiler olmaları suçlu ilan edilmeleri için yeterliydi! Mahkemesi, polisi, basını ve tüm ideolojik aygıtlarıyla düzen güçleri harekete geçti. 1 Mayıs 1886’da Haymarket’i kana bulayan ve dört işçi önderini idam eden Amerikan egemen sınıfı, 34 yıl sonra yine benzer bir kumpasla sahnedeydi. İşte iki anarşist işçiyi idama götüren çarklar böyle işlemeye başlamıştı. Sacco ile Vanzetti, Nazım’ın dediği gibi, “yeni dünya”da eski zulmün pençesine düşmüştü!

Vanzetti 1888’de, bağcılıkla uğraşan bir çiftçi ailesinin oğlu olarak İtalya’nın kuzeyinde doğmuştu. 13 yaşında babası tarafından şehirdeki bir pasta fırınına çırak olarak verilmiş, altı yıl boyunca ağır çalışma koşulları altında bu işi yapmıştı. Zatülcenp hastalığına yakalanıp köyüne geri dönmesinden kısa bir süre sonra annesini kaybetmiş ve Amerika’ya gitme kararı almıştı. Kentte çalışırken okumaya başladığı kitaplar sayesinde yeni fikirlerle tanışan, güçlü dini inançları sönümlenen ve sosyalist felsefeye ilgi duymaya başlayan Vanzetti, Amerika’yı özgürlükler ve fırsatlar ülkesi olarak tahayyül ediyordu. Ne var ki 20 yaşında gittiği Amerika’nın hayallerindeki cennet olmadığını bizzat yaşayarak görecekti. O günlerde ABD bir kriz dönemi içindeydi. İşçiler işten atılmamak için düşük ücretlere ve ağır çalışma koşullarına razı olmak zorundaydı. O da aç kalmamak için, New York’ta bir mutfakta berbat koşullarda sekiz ay bulaşıkçılık yapmak zorunda kalmış ve ardından şehir değiştirmişti. Ne var ki orada da koşullar farklı değildi ve Vanzetti pek çok vasıfsız işte çalıştı. O dönemde, Kropotkin, Malatesta, Marx, Tolstoy, Dante, Darwin gibi isimlerden komünizm, tarih, sosyoloji, bilim, din, edebiyat gibi çok geniş bir alanda okumalar yapma ve tartışma fırsatı bulurken, hızlı bir dönüşüm de geçirecekti. Artık sınıf bilinçli bir işçiydi ve Massachusetts’te tanıştığı İtalyan işçilerle birlikte anarşist bir gruba katılmıştı. Plymouth halat fabrikasında çalıştığı 1916 yılında, ücret artışı talebiyle patlak veren bir greve öncülük eden Vanzetti, bu grev kazanımla sonuçlanmasına rağmen işten atılıp kara listeye alınacak ve Amerikan “özgürlüğü”nü bir kez daha yakından tadacaktı. Bulup buluşturduğu sınırlı bir parayla seyyar bir balıkçı tezgâhı satın alıp sokaklarda balık satmaya başladı. Ağır çalışma koşullarına rağmen pes etmeyen Vanzetti, İtalya’da iyi koşullara sahip olan ailesinin “geri dön” çağrılarını reddetmiş ve mücadeleyi seçmişti.

Nicola Sacco ise 1891’de İtalya’nın güneyindeki verimli topraklarda çiftçilik yapan bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Babası koyu bir cumhuriyetçi olan Nicola, ağabeyiyle birlikte köydeki cumhuriyetçi ve sosyalist kulüplere gidip geliyordu. Makinelere, aletlere yoğun bir merakı vardı. Yaşı ilerledikçe tıpkı Bartolomeo gibi onda da özgürlüklerin ve umudun simgesi olarak şekillenen Amerika’ya gitme hayali güç kazanmıştı.[2] Ağabeyiyle birlikte köylerinden ayrılıp Amerika’ya gittiklerinde henüz 17 yaşındaydı. 1908’de bir demir fabrikasında çalışmaya başladı. Ardından bir zanaat öğrenmeye karar verdi ve ayakkabı imalatında kullanılan makineleri kullanmayı öğrendi. Ağabeyi ağır çalışma koşullarına dayanamayıp İtalya’ya dönecek ve orada sosyalistleri temsilen belediye başkanı seçilecekti. Amerika’da evlenip çocuk sahibi olan Nicola ise 1917’ye kadar bir ayakkabı fabrikasında vasıflı bir işçi olarak çalışacaktı. Bu yıllarda sosyalizme ilgisi devam ederken, anarşist çevrelere katılmaya başlamıştı. Ancak tıpkı Vanzetti gibi onun ilgisi de sadece felsefi bir ilgi değildi. Sınıf mücadelesinin doğrudan içindeydi. 1912 Lawrence grevi patlak verdiğinde grevcilerle dayanışmak ve tutuklanan liderlerine yardım etmek için para toplamış, ertesi yıl başka bir tekstil fabrikasındaki grevi desteklemek için koşturmuştu. İşten çıkar çıkmaz soluğu grev alanlarında alıyordu. 1916’da IWW’nin[3] örgütlediği bir grev için dayanışma gösterisi düzenlerken gözaltına alındı.

1917’ye gelindiğinde ABD Birinci Dünya Savaşına katılmış ve yaşı tutan tüm erkekler için zorunlu askerlik yasası çıkarılmıştı. Devlet milliyetçiliği ve şovenizmi had safhada körüklerken, buna karşı duran devrimciler azınlığı teşkil ediyordu. Sacco da Vanzetti de savaşa karşı çıkıp orduya katılmayı reddettikleri için diğer pek çok yoldaşları gibi Meksika’ya gitme kararı almışlardı. İki anarşist işçinin tanışmasına da bu yolculuk vesile olmuştu. Trende karşılaşan Nicola ve Bartolomeo, kısa sürecek hayatlarına artık çok iyi birer dost ve yoldaş olarak devam edeceklerdi.

Meksika’da birkaç ay kalıp Amerika’ya geri döndükten sonra, Nicola Stoughton’daki bir ayakkabı fabrikasında çalışmaya başlamıştı. Bartolomeo ise balık satarak geçimini sağlamaktaydı. Politik faaliyetin de artık çok daha yoğun bir şekilde içindeydiler. İtalyanca yayınlanan “Cronaca Sovversiva” isimli anarşist gazetede yazıları da yayınlanıyordı. Bu yoğun faaliyet nedeniyle polis tarafından fişlenmiş bulunuyorlardı.

Sacco ile Vanzetti’nin tutuklanması, yargılanması ve hiçbir somut delile dayanmadan idam cezasına çarptırılmasını, burjuvazinin savaş sonrasında başlattığı azgın saldırı döneminden bağımsız düşünmek mümkün değildir. 1917’de Çarlığın yerle bir olmasıyla ve iktidarın işçi sınıfının eline geçmesiyle sonuçlanan Rus Devrimi, her yerde olduğu gibi Amerika’da da burjuvazi ve işçi sınıfı üzerinde sarsıcı etkiler yaratmıştı. Amerikan burjuvazisi şoke olurken ve kendi ülkesinde de benzer şeyler yaşanabileceği korkusuna kapılırken, işçi sınıfının gözü bu devrime çevrilmişti. Dünyanın dört bir yanından gelip bu ülkeye yerleşen binlerce işçi, Ekim Devrimini hararetle desteklemişti. Öte yandan 1918’de savaşın sona ermesinin ardından gerek sınıf hareketinde gerekse komünist harekette belirgin bir canlanma yaşanmaya başlamıştı. Ana sanayi kollarında peş peşe grevler patlak veriyordu. Sınıf hareketindeki her kıpırdanmada devrim heyulasını görmeye başlayan egemenler, 1919 sonbaharından itibaren büyük bir saldırı harekâtına girişmişlerdi. Militan işçiler ve komünistler tutuklanıyor, göçmenler sınır dışı ediliyor, dergi ve gazete büroları basılıyor, mücadeleci sendikalar üstünde terör estiriliyordu.

Bu dalga “Radikaller” ve “Kızıllar” olarak nitelenen anarşistler ve komünistler üzerinde cadı avına dönüşmüştü. 1919 sonlarında, Bridgewater’da, bir ayakkabı fabrikasının paralarını taşıyan aracın soyulmasının ardından anarşistlere yönelik baskı ve sorgular daha da artmıştı. O günlerde bir yoldaşları polis tarafından katledilen Sacco ile Vanzetti’nin, baskınlara karşı evleri temizlemek için bir otomobile ihtiyaçları vardı. Ama ancak plakasız bir otomobil bulabilmişlerdi. 5 Mayısta bunu almaya gittikleri garajda, ihbar üzerine tutuklandılar. Gece geç saatlere kadar çalıştıkları için hırsızlara karşı üzerlerinde bulundurdukları tabancaları ve o esnada yanlarında olan anarşist bir bildiri, daha sonra suçluluklarının en büyük kanıtı olarak gösterilecekti. Vanzetti önce 1919’daki soygunla ilişkilendirildi ve bir ay içinde mahkemesi yapılıp 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ama bir yıl sonra, 1920 Nisanında Braintree’de gerçekleştirilen soygun da hem Vanzetti hem de Sacco’nun üstüne yıkıldı. Üstelik söz konusu olan sadece soygun değil cinayetti de.

Davaları 1921 yazında başladı. Mahkeme heyetinin hiçbir somut delili yoktu. Ama suçlananlar göçmen ve anarşistti ve bu her şeyi kanıtlamaya yeterli değil miydi? Yalancı tanıklar, iftiralar ve yalanlarla dolu bir buçuk aylık sözde yargılama sürecinin sonunda jüri kendisinden bekleneni yaptı ve iki devrimciyi suçlu ilan etti. Ayrı ayrı cezaevlerine konan Sacco ve Vanzetti’nin yeniden yargılanma talepleri tüm itirazlara, protestolara ve başvurulara rağmen reddedildi. 1926 Kasımındaysa, Sacco’nun tutulduğu cezaevindeki bir mahkûmun Braintree’deki soyguna katıldığını itiraf etmesiyle birlikte davanın yeniden görülmesi için bir umut doğdu. Fakat on yedi aylık bu ikinci süreçten de farklı bir sonuç çıkmadı ve 1927 Mayısında haklarındaki idam cezası onaylandı. Bu dava sadece politik bir dava değildi, yürüyen sınıf savaşının bir parçasıydı. Egemenler bu idamın tüm devrimcilere, işçilere, emekçilere, göçmenlere “ibret” olmasını istiyorlardı. Ama onlar idamlarına gözleri pek, başları dik bir şekilde giderek örnek olacaklardı mücadele eden tüm ezilenlere!

Nicola Sacco, 27 Nisan tarihli son duruşmada yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

Biliyorum ki, verilen hüküm ezilen sınıf ve zengin sınıf arasında olacak ve bu iki sınıf arasında daima çarpışma olacak. Biz halkla, kitaplar ve edebiyatla kardeşleşiyoruz. Sizse halka eziyet ediyor, onu despotça yönetiyor ve katlediyorsunuz. Biz daima halkı eğitmeye çalışıyoruz. Sizse bizimle diğer milletler arasına nefret tohumları saçıyorsunuz. Ezilen sınıfa mensup biri olarak benim bugün bu kürsüde olmamın nedeni de bu. İşte siz ezenlersiniz.

Bartolomeo Vanzetti’nin o duruşmada yaptığı konuşma da, bir devrimciye yakışır nitelikteydi:

Biliyorsunuz, yedi yıldır hapisteyiz. Bu yedi yıl boyunca çektiklerimizi anlatmaya kimsenin dili varmaz ve buna rağmen görüyorsunuz işte, karşınızda titremiyorum, doğrudan gözlerinizin içine bakıyorum, kızarmıyorum, renk değiştirmiyorum, utanmıyorum ya da korkmuyorum.

Jüri bizden nefret ediyordu; çünkü biz savaşa karşıydık … Savaşın yanlış olduğuna her zamankinden çok inanıyoruz, savaşa her zamankinden fazla karşıyız ve insanlığa «Bakın; insanlığın en güzel şeylerinin gömüldüğü bir mezardasınız. Ne için? Size söyledikleri, size vaat ettikleri her şey bir yalandı, bir illüzyondu, bir aldatmacaydı, sahtekârlıktı, bir suçtu. Size özgürlük vaat ettiler. Hani özgürlük? Size refah vaat ettiler? Hani refah?...» diyebiliyorsam, darağacına gönderilmekten memnunum….

Hep söylediğim gibi, sadece bu iki suçtan suçsuz değilim, hayatım boyunca da hiç suç işlemedim; hiç hırsızlık yapmadım, kimseyi öldürmedim, kan dökmedim ve suça karşı oldum ve yasaların ve kilisenin meşrulaştırdığı ve kutsadığı suçları ortadan kaldırmak için savaştım ve hatta kendimi feda ettim. … Bir radikal olduğum için bana acı çektiriyorlar ve gerçekten de bir radikalim; İtalyan olduğum için acı çektirdiler ve gerçekten de bir İtalyanım; kendimden çok ailem ve sevdiklerim uğruna acı çektim; fakat haklı olduğumdan bu kadar eminken beni sadece bir kez öldürebilirsiniz, ama beni iki kere idam edebilecek olsaydınız ve hayata iki kere daha gelebilseydim, şimdiye kadar ne yaptıysam aynısını yapmak için yaşardım.

Sacco ve Vanzetti için dünyanın dört bir yanında sosyalistler, aydınlar, işçiler, emekçiler seferber oldular. Amerika’da IWW, yerel sendikalar, anarşistler, komünistler ve sosyalistlerin oluşturduğu “Sacco ve Vanzetti Acil Durum Komitesi” aracılığıyla örgütlenen milyonlarca işçiyle mitingler ve çeşitli türden eylemler gerçekleştirildi. Sadece Amerika’da değil, Avrupa’nın tamamında, Sovyetler Birliği’nde, Arjantin’de, Brezilya’da, Avustralya’da, Mısır’da, Fas’ta, Hindistan’da, Güney Afrika’da ve daha pek çok ülkede milyonlarca işçi Sacco ve Vanzetti ile dayanışma içinde olduklarını gösteren eylemler, mitingler düzenledi. Yeniden yargılanmaları ya da af yetkisinin kullanılması için aydınlar, bilim insanları ve sanatçıların da öncülük ettiği imza kampanyaları örgütlendi. İmzacılar arasında Marie Curie, Albert Einstein, Bernard Shaw, Anatole France, H. G. Wells gibi çok sayıda ünlü isim de bulunmaktaydı.

Sacco ile Vanzetti’nin idamını engellemek için Amerika’da bir genel grev de örgütlenmişti. Bu greve öncülük edenler Coloradolu maden işçileriydi. Mücadelecilikleriyle tarihe geçen Colorado maden işçileri, 1914’te yaşadıkları Lodlow katliamının[4] ardından, örgütsüzlüğe ve patronların amansız baskılarına terk edilmişlerdi. Onlar arasında örgütlenen IWW de bu baskılardan fazlasıyla nasibini alarak bölgeyi terk etmek zorunda kalmış ve takip eden dönemde neredeyse tüm yönetici kadrosu ve örgütçüleri tutuklanarak zayıf düşürülmüştü. 1927’de hapisten yeni çıkan IWW’li bir militan sendikacının yeniden başlattığı örgütlenme çalışmaları, ilk başlarda arzu edilen ilgiyle karşılaşmamıştı. Ancak Sacco ile Vanzetti’yi savunma çağrısı niteliğindeki bir IWW bildirisi, çalışma koşullarına yönelik sıradan ajitasyonları içeren bildirilerden çok daha büyük bir ilgi yaratmıştı. Bu ilgide, maden işçilerinin çoğunun Avrupa ya da Meksikalı göçmen işçilerden oluşması büyük bir rol oynamıştı.

21 Ağustosta IWW bu iki anarşist işçinin idamını engellemek üzere bir genel grev çağrısında bulundu. Çağrı, Colorado’da beklenenin çok üzerinde bir ilgiyle karşılandı. Eyaletin dört bir yanında 10 binden fazla maden işçisi iş bırakarak neredeyse tüm madenlerde üretimi durdurdu. İşçiler, grev nedeniyle işten atılmaları engellemek için üç gün boyunca pek çok madenin önünde beklediler. Bu politik grev Sacco ve Vanzetti’nin idamlarının önüne geçemese de, binlerce işçiyi seferber ederek, egemenlere işçi sınıfının tepkisini göstermeyi başarmıştı. Üstelik iki ay sonra Colorado’da çok daha büyük bir grevin örgütlenmesine de zemin hazırlamıştı.

Bütün bu kampanyalar, eylemler, ne yazık ki Sacco ve Vanzetti’nin idamının önüne geçemedi. Fakat işçi sınıfının bu iki neferi, 22 Ağustosu 23 Ağustosa bağlayan gece elektrikli sandalyede can verirken dahi egemenlere boyun eğmediler. Vanzetti’nin, idamlarından bir gün önce Sacco’nun oğlu Dante’ye yazdığı mektupta söyledikleri de bu devrimci duruşun açık bir yansımasıydı:

Şunu da iyi bil ve hep hatırla Dante, eğer baban ve ben, kalleş, riyakâr, dönek insanlar olsaydık ölüme gönderilmezdik. … Hiç aklından çıkarma Dante, bunları hep hatırla; biz suçlu değiliz, bizi bir yığın uydurma ve yalanla mahkûm ettiler; yeniden yargılanmamıza karşı çıktılar ve eğer yedi yıl, dört ay, on bir gün süren tarifsiz acılardan sonra bizi idam ediyorlarsa, bunun sebebi sana demin söylediklerimdir, çünkü biz yoksullardan yanaydık, insanların insanlar tarafından ezilmesine ve sömürülmesine karşıydık.

Burjuvazi, “yoksullardan yana, insanların insanlar tarafından ezilmesine ve sömürülmesine karşı” olan işçileri, emekçileri, devrimcileri katlederek, bu kanlı düzenin bekasını sağlamak istiyor. Ama onun zulmü ne sınıf mücadelesini son erdirebilmiştir ne de emekçilerin eşit, özgür, müreffeh, sınıfsız ve sınırsız bir dünya özlemini. Kapitalizm bu özlemin bu düzen altında gerçekleşemeyeceğini milyarlarca işçiye nice acılar pahasına göstermeye devam etmektedir. Tam da bu yüzdendir ki kavga sürmektedir ve sürecektir. Ta ki zafere kadar!

Burjuvazi,

katletti içimizden ikisini

bu iki ölü ölmeyen iki ölümüzdür!

Burjuvazi,

kavgaya davet etti bizi

davetleri kabulümüzdür!

Biz nasıl bilirsek hep bir ağızdan gülmesini,

biliriz öylece yaşamasını ölmesini

hepimiz - birimiz için,

birimiz - hepimiz için!..


[1]      “Yuvarlanıyor iri, sıcak damlalar/bakır yanaklarımızdan/kalbimize” diye başlayarak devam eden bu dizeleri Nâzım Hikmet, tam da o günlerde idam edilen Sacco ve Vanzetti için akıtmıştı yüreğinden kalemine.

[2]      Amerika’ya büyük umutlar ve az bir parayla gelen bütün işçiler gibi o da bunun boş bir hayal olduğunu bu ülkeye gider gitmez anlayacaktı. İlk mahkemede kendisine yöneltilen soruları cevaplarken, Amerika’da eşitlik, özgürlük ve adaletin zerresinin bulunmadığını anlatırken şunları dile getirecekti: “İtalya’da bir çocukken Cumhuriyetçiydim. Eğitim ve gelişmeyi başarmak, bir aile kurmak, eğitimli çocuklar yetiştirmek için Cumhuriyetçinin daha fazla şansa sahip olduğunu düşünürdüm hep. Ama bu benim görüşümdü; bu ülkeye geldiğim zaman, daha önce düşündüğüm şeylerin olmadığını, her şeyin çok farklı olduğunu gördüm. Çünkü İtalya’da bu ülkede çalıştığım kadar çok çalışmıyordum. Orada daha özgür yaşayabilirdim. İş koşulları aynıydı ama bu kadar ağır değildi, günde yedi ya da sekiz saat çalışılırdı, daha iyi beslenilirdi. Gerçeği söylüyorum. Elbette burada da iyi yemekler var, çünkü burası daha büyük bir ülke, ama harcayacak parası olanlar için, işçi ve emekçi sınıflar için değil… eğitim, edebiyat, ifade özgürlüğü, bunların hepsinin yalan olduğunu gördüm. En aydın, en eğitimli insanların tutuklandığını ve hapse gönderildiğini, yıllarca hapiste kalıp öldüğünü gördüm…”

[3]      Dünya Sanayi İşçileri (IWW), Amerika’da militan bir sendikacılık geleneği yaratan anarşist bir sendikal birliktir.

[4]      Bkz. Pınar Şafak, Colorado Madenleri ve Ludlow Katliamı, marksist.com