ALTINCI KISIM: ARTIK KÂRIN TOPRAK RANTINA DÖNÜŞMESİ
Bölüm 37: Giriş (devam)
Marx’ın belirttiği üzere, toprak rantı, toprak mülkiyetinin kapitalist üretim tarzına dayalı bağımsız ve özgül iktisadi biçimidir. Toprak rantının bilimsel çözümlemesi açısından, onu katıksız ve her tür bozucu ve karartıcı yabancı unsurdan uzak haliyle ele almak çok önemlidir. Bunun yanı sıra, Marx, aslında toprak rantının doğasıyla çelişen ama yine de toprak rantının var oluş tarzları olarak görünen çok sayıdaki olgunun niteliğinin kavranmasının da önemli olduğunu belirtir. Örneğin toprağı ekip biçme izni karşılığında kiracı çiftçinin toprak sahibine kiralama parası biçiminde ödediği her şey, pratikte toprak rantı olarak görünür. “Bu haraç hangi bileşenlerden oluşursa oluşsun, hangi kaynaklara dayanırsa dayansın, yerkürenin bir parçası üzerindeki tekelin, «toprak sahibi»ni, bu haracı kesebilir, vergi toplayabilir kılması konusunda, gerçek toprak rantıyla ortaklaşır. Yukarıda gösterilmiş olduğu üzere toprağın kiralanmasından kaynaklanan sermayeleştirilmiş gelirden başka bir şey olmayan toprak fiyatını belirlemek konusunda, gerçek toprak rantıyla ortaklaşır.” Keza toprağa eklenen sermayenin faizi, toprak rantının dışarıdan eklenen bir parçasını oluşturabilir. Bu parça, iktisadi gelişme ilerledikçe ülkenin toplam rantı üzerinde sürekli büyüyen fazladan bir ekleme haline gelir. Ama bu faiz bir yana bırakıldığında, kiralama parası bazı durumlarda kısmen ve özellikle de toprağın gerçekten değersiz olduğu bir durumda tamamen, ortalama kârdan, normal işçi ücretinden ya da her ikisinden yapılan bir kesintiyi saklayabilir. “Kârın bu kısmı ya da ücretin bu kısmı, burada toprak rantı şeklinde görünür, çünkü normalde olacağı şekilde sanayici kapitalistin ya da ücretli emekçinin eline geçmek yerine, kiralama parası biçiminde toprak sahibine ödenir. İktisadi açıdan bakıldığında, her iki kısım da toprak rantı oluşturmaz; ama pratikte, tıpkı gerçek toprak rantı gibi, toprak sahibinin gelirini, onun tekelindeki iktisadi bir değerlenmeyi oluşturur ve toprak fiyatı üzerinde gerçek toprak rantı kadar belirleyici bir etkide bulunur.”
Fakat kiracı çiftçinin toprağı kapitalist tarzda ekip biçmediği koşullarda durum farklıdır. Marx bu koşulların o dönemde İrlanda’da geçerli olduğunu belirtir. “Buradaki kiracı çiftçi genelde bir küçük köylüdür. Toprak sahibine ödediği kira, çoğu zaman, kârının, yani kendi emek aletlerinin sahibi olarak üzerinde hak sahibi olduğu kendi artık emeğinin bir kısmını soğurmakla kalmaz, aynı zamanda, başka koşullar altında aynı emek miktarı karşılığında elde edeceği normal ücretin bir kısmını da soğurur. Ayrıca, burada toprağın iyileştirilmesi için hiçbir şey yapmayan toprak sahibi, kiracı çiftçinin, çoğunu kendi emeğiyle toprağa eklediği küçük sermayesinin bir kısmına el koyar. Bir tefeci de benzer koşullar altında aynı şeyi yapardı; tek fark, tefecinin bu işlem sırasında en azından kendi sermayesini riske atmasıdır.”
Marx, esasen kapitalist üretimin gelişmiş olduğu ülkelerdeki toprak rantından söz ettiğini vurgular. “Örneğin, İngiliz kiracı çiftçileri arasında, yetişme, eğitim, gelenek, rekabet vb. nedenlerden dolayı sermayelerini kiracılar olarak tarıma yatıran ve yatırmak zorunda olan belirli bir sayıda küçük kapitalist bulunur. Bunlar, ortalama kârdan azıyla yetinmek ve onun bir kısmını rant biçiminde toprak sahibine bırakmak zorundadır. Sermayelerini toprağa, tarıma yatırmalarına sadece bu koşul altında izin verilir.”
Marx’ın, toprak rantının tarım işçilerinin durumunu hangi yönde etkilediğine ilişkin satırları çok önemlidir. “Ama çok daha genel ve önemli bir olgu, gerçek tarım emekçisinin ücretinin normal ortalama düzeyinin altına indirilmesi ve böylece ücretin bir kısmının emekçiden çekilmesi, kiralama parasının bir bileşenini oluşturması ve toprak rantı maskesi altında emekçi yerine toprak sahibine akmasıdır. Örneğin, durumları elverişli olan bazı kontluklar dışında, İngiltere’de ve İskoçya’da genel olarak bu söylenen şey gerçekleşir.” “Jakobenlere karşı yürütülen savaş sırasındaki yüksek rant oranları ve toprak fiyatlarındaki bunlara karşılık gelen yükselme, kısmen, sadece ücretlerden kesinti yapılması ve bunların fiziksel en alt düzeylerinin altına indirilmesi, yani, normal ücretlerin bir kısmının toprak sahiplerine ödenmesi sayesinde elde edilmişti. Aralarında paranın değer yitirmesinin, tarım bölgelerinde yoksullara yardım yasalarının kullanılmasının vb. de bulunduğu farklı etmenler, kiracı çiftçilerin gelirlerinin muazzam derecede arttığı ve toprak sahiplerinin kendilerini muhteşem bir şekilde zenginleştirdiği bir zamanda, bu işlemin gerçekleştirilmesini mümkün kılmıştı. Gerçekten de, hem kiracı çiftçilerin hem de toprak sahiplerinin tahıl için gümrük vergilerinin koyulmasını savunurken başvurdukları temel tezlerden biri, tarımda çalışan gündelikçilerin ücretlerini daha fazla düşürmenin fiziksel olarak mümkün olmadığıydı. Bu durum özünde değişmedi ve tüm diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi İngiltere’de de normal ücretlerin bir kısmı geçmişte olduğu gibi toprak rantına dahil oluyor.”
Marx İngiltere’den bir başka örnek verir. “Koşullar ne zaman tarımda çalışan gündelikçilerin ücretlerindeki anlık bir yükselişi dayatsa, kiracı çiftçiler yaygara kopararak, ücretlerin, diğer sanayi dallarında geçerli olan normal düzeylerine yükseltilmesinin mümkün olmadığını ve toprak rantının eş zamanlı olarak düşürülmemesi durumunda kendilerini yıkıma sürükleyeceğini iddia eder. Dolayısıyla, bu iddia, toprak rantı adı altında kiracı çiftçiler tarafından ücretlerden bir kesintinin yapıldığı ve bunun toprak sahiplerine ödendiği itirafını içerir. Örneğin 1849-1859 yılları arasında İngiltere’de tarım emekçilerinin ücretleri bazı çok önemli gelişmelerin bir araya gelmesi nedeniyle yükselmişti: İrlanda’dan dışarıya göçün bu ülkeden tarım emekçilerinin gelişini kesmesi; fabrikaların olağanüstü büyüklükteki bir tarım nüfusunu soğurması; savaştan kaynaklanan asker talebi; Avustralya’ya ve ABD’ye (Kaliforniya) olağanüstü büyüklükteki göçlerin gerçekleşmesi ve burada anılmaları gerekmeyen başka nedenler. Aynı zamanda, 1854-1856 kötü hasat yılları dışında, bu dönemde ortalama tahıl fiyatları %16’dan yüksek bir oranda düşmüştü. Kiracı çiftçiler feryat figan rantların düşürülmesini istedi. Bazı örneklerde bunu elde ettiler. Ama genel olarak taleplerini hayata geçiremediler. Başka şeylerin yanında, buharlı lokomobilleri ve yeni makineleri yığınsal olarak kullanıma sokarak, üretim maliyetlerini düşürme yoluna gittiler; bu da, bir yandan atları yerlerinden eder ve onları ekonominin dışına atarken, bir yandan da, gündelikle çalışan tarım emekçilerini serbest bırakarak yapay bir aşırı nüfusa ve bu nedenle de ücretlerdeki yeni bir azalmaya yol açtı. Ve bu, söz konusu on yıl boyunca tarımsal nüfusun toplam nüfustaki büyümeye oranla genel bir göreli azalma sergilemiş ve bazı katıksız tarım bölgelerinde tarımsal nüfusun mutlak olarak azalmış olmasına rağmen gerçekleşti.”
Marx, genel olarak artı-emeğin doğal temelini, yani olmazsa olmaz doğal ön şartını açıklar. Bu, “doğanın, tüm iş gününü yutmayan bir emek harcaması gerçekleştirildiğinde, gerekli geçim araçlarını (bitkisel ya da hayvansal tarım ürünlerini, dalyanların ürünlerini vb.) sağlamasıdır. Tarım emeğinin (basit toplayıcılık, avcılık, balıkçılık, hayvan yetiştiriciliği emeği dahil) bu doğal üretkenliği, her tür artık emeğin temelidir; ne de olsa, her tür emek, öncelikle ve başlangıçta, besin maddelerinin elde edilmesine ve üretilmesine yöneliktir. (Hayvanlar, daha soğuk iklimlerde sıcak tutmak için postlarını da verir; ayrıca mağara evler vb.)”. “Başlangıçta, tarım emeği ile sanayi emeği ayrılmamıştır; ikincisi, birincisine bağlıdır. Tarımsal faaliyette bulunan kabilenin, ev halkının ya da ailenin artık emeği ve artık ürünü hem tarımsal hem de sınai emeği içerir. İkisi el ele gider. Avcılık, balıkçılık ve tarım, bunlar için uygun olan aletler olmadan yapılamaz. Dokuma, eğirme gibi işler başlangıçta tarımsal yan işler olarak yürütülür.”
“Tek bir işçinin emeği nasıl gerekli emek ile artık emeğe bölünüyorsa, işçi sınıfının toplam emeğinin de, işçi sınıfının (bunlar için gerekli olan üretim araçları dahil olmak üzere) toplam geçim araçlarını üreten kısmının, tüm toplumun gerekli emeğini oluşturacağı şekilde bölünebileceğini daha önce göstermiştik. İşçi sınıfının tüm diğer kısmının sağladığı emek, artık emek sayılabilir. Ama gerekli emek, kesinlikle, tarım emeğinden ibaret değildir ve işçilerin ortalama tüketimine zorunlu olarak giren tüm diğer ürünleri üreten emeği de içerir. Ayrıca, toplumsal açıdan bakıldığında, bazıları yalnızca artık emek harcadığından başkaları yalnızca gerekli emek harcar ve tersi de doğrudur. Bu, onlar arasındaki bir iş bölümünden başka bir şey değildir. Genel olarak tarım işçileri ile sanayi işçileri arasındaki iş bölümü için de aynısı geçerlidir. Bir taraftaki emeğin katıksız sınaî karakteri, diğer taraftaki katıksız tarımsal karaktere karşılık gelir. Bu katıksız tarım emeği hiçbir şekilde doğal değildir; aksine, bunun kendisi de, toplumsal gelişmenin çok modern, kesinlikle her yerde ulaşılmış olmayan bir ürünüdür ve çok belirli bir üretim aşamasına karşılık gelir. Tarım emeğinin bir kısmı nasıl ya sadece lüks tüketime hizmet eden ya da sanayiler için ham maddeler oluşturan, ama hiçbir şekilde besin maddelerine (hele kitlelerin besin maddelerine) dahil olmayan ürünlerde nesnelleşiyorsa, sanayi emeğinin bir kısmı da, aynı şekilde, hem tarım emekçilerinin hem de tarım dışında çalışan emekçilerin gerekli tüketim araçları olarak iş gören ürünlerde nesnelleşir. Toplumsal açıdan bakıldığında, bu sanayi emeğini artık emek olarak kavramak yanlıştır. Sanayi emeği de, kısmen, tarım emeğinin gerekli kısmı gibi, gerekli emektir. Geçmişte tarım emeğine doğal olarak bağlı bulunan sanayi emeğinin bir kısmının bağımsızlaşmış bir biçiminden, artık ondan ayrılmış bulunan katıksız tarım emeğine zorunlu olarak karşılık gelen bir tamamlayıcı unsurdan başka bir şey değildir.”
Marx, son olarak, toprak rantının, yani toprağın üretim ya da tüketim amacıyla kullanılması için toprak sahibine toprak rantı adı altında ödenen kiralama parasının görünüm biçimleri incelenirken unutulmaması gereken bir husus olduğunu belirtir. Bu husus, “aslında değerleri olmayan, yani emeğin ürünleri olmayan (örneğin toprak) ya da en azından emekle yeniden üretilemeyecek olan (örneğin antika eşya, belirli ustaların sanat eserleri vb.) şeylerin fiyatlarının çok rastlantısal kombinasyonlarla belirlenebilecek olmasıdır. Bir şeyi satabilmek için, bu şeyin, üzerinde tekel oluşturulabilir ve elden çıkarılabilir olmasından başka bir şey gerekmez”.
Marx, toprak rantı ele alınırken kaçınılması gereken ve çözümlemeyi bulanıklaştıran başlıca üç yanılgının olduğunu belirtir.
“1. Rantın, toplumsal üretim sürecinin farklı gelişme aşamalarına karşılık gelen farklı biçimlerinin karıştırılması.”
Rantın özgül biçimi hangisi olursa olsun, onun tüm tipleri toprak mülkiyetinin kendisini gerçekleştirmesinin iktisadi biçimi olması bakımından ortaklaşır. “Burada, mülk sahibinin Asya’da, Mısır’da vb. olduğu gibi topluluğu temsil eden kişi olması da; söz konusu mülkün, kölelik ya da serflik sistemlerinde olduğu gibi, sadece, belirli kişilerin dolaysız üreticiler olan kişiler üzerindeki mülkiyetlerinin bir yan unsuru olması da; aynı mülkün, üretici olmayanların doğa üzerindeki özel mülkiyeti, sadece toprak üzerindeki bir mülkiyet senedi olması da” mümkündür. Ayrıca, “toprakla kurulan ve sömürgelere yerleşenlerde ve toprak sahibi küçük köylülerde olduğu gibi, emek yalıtık durumdayken ve toplumsal olarak gelişmemişken, belirli toprak parçalarının dolaysız üreticilerce mülk edinilmesine ve bunların ürünlerinin üretilmesine dolaysız bir şekilde dahil görünen bir ilişki olması da mümkündür”.
“Rantın farklı biçimlerinin bu ortaklığı (farklı bireylerin yerkürenin belirli kısımlarına tek başlarına sahip olmalarını sağlayan hukuki kurgu olan toprak mülkiyetinin iktisadi gerçekleşmesi olmak konusundaki ortaklık), farkların görülememesine yol açar.”
“2. Her tür toprak rantı artık değerdir, yani artık emeğin ürünüdür. Gelişmemiş biçiminde, yani ayni rantta, henüz doğrudan doğruya artık üründür.” Kapitalist üretim tarzına karşılık gelen durumda ise rantın her zaman artı-değerin özel ve özgül bir bileşeni olduğunu vurgular Marx. Zaten rantın, artı-değerin ve kârın genel varlık koşullarıyla açıklanması yanılgısı da bundan kaynaklanır. “Bu koşullar şunlardır: Dolaysız üreticiler, kendi emek güçlerini, yani kendi kendilerini yeniden üretmelerinin gerekli kıldığı süreden daha uzun bir süre boyunca çalışmak zorundadır. Genel olarak artık emek sağlamak zorundadırlar. Bu, öznel koşuldur. Nesnel koşulsa, artık emek sağlayabilir olmalarıdır; yani, doğa koşullarının, kullanılabilir çalışma sürelerinin bir kısmının üreticiler olarak kendilerini yeniden üretmelerine ve korumalarına yetmesine izin veren türde olması, kendi zorunlu geçim araçlarının üretiminin tüm emek güçlerini tüketmemesidir. Doğanın verimliliği burada bir sınır, bir başlangıç noktası, bir temel oluşturur. Diğer yandan, dolaysız üreticilerin emeklerinin toplumsal üretici gücü diğer sınırı oluşturur. Daha yakından bakıldığında, besin maddeleri üretimi, yaşamlarının ve genel olarak her tür üretimin en temel koşulu olduğundan, bu üretimde kullanılan emeğin, yani en geniş iktisadi anlamıyla tarım emeğinin, kullanılabilir tüm çalışma süresinin dolaysız üreticilerin besin maddelerinin üretimi sırasında soğurulmamasını, yani tarımsal artık emeğin ve dolayısıyla tarımsal artık ürünün mümkün olmasını sağlayacak kadar verimli olması gerekir. Daha da açılacak olursa, toplumun bir kısmının toplam tarım emeği (gerekli emek ve artık emek), tüm toplumun, yani aynı zamanda tarımda çalışmayan emekçilerin zorunlu besin maddelerini üretmeye yetmelidir; yani, hem tarım emekçileri ile sanayi emekçileri arasındaki büyük iş bölümü, hem de besin maddesi üreten tarım emekçileri ile ham madde üreten tarım emekçileri arasındaki iş bölümü mümkün olmalıdır. Dolaysız besin maddesi üreticilerinin emeği, onlar açısından gerekli emek ve artık emeğe bölünse bile, toplum açısından bakıldığında, yalnızca, besin maddelerinin üretimi için gerekli olan gerekli emeği temsil eder.”
“Ayrıca, tek bir atölyenin içindeki iş bölümünden farklı olarak toplum genelinde gerçekleşen her tür iş bölümünde aynı şey olur. Burada, özel bir malın üretilmesi, toplumun özel bir mala yönelik özel bir gereksiniminin karşılanması için gerekli olan emek söz konusudur. Bu bölünme orantılı olduğunda, farklı grupların ürünleri, değerlerine (gelişmenin daha ileri aşamalarında üretim fiyatlarına) ya da bu değerlerin veya üretim fiyatlarının genel yasalarca belirlenmiş farklılaşmalarıyla ortaya çıkan fiyatlara satılır. Gerçekte, burada geçerli olan, tek tek metalar ya da mallarla ilgili değer yasası değil, aynı iş bölümü tarafından bağımsızlaştırılmış üretim alanlarının belirli bir andaki tüm ürünleriyle ilgili değer yasasıdır; böylece, her bir meta için yalnızca gerekli emek zamanın kullanılmasıyla kalınmaz, farklı gruplarda, toplumsal toplam emek-zamanın yalnızca gerekli olan orantılı miktarı kullanılır. Çünkü, metalar kullanım değerlerini temsil etmek zorunda olmaya devam eder.”
“Metanın kullanım değeri, onun mübadele değerinin ve dolayısıyla değerinin ön şartıdır. Bu noktanın, gerekli emek ile artık emek arasındaki ilişkiyle tek ilgisi, bu oran bozulduğunda, metanın değerinin ve dolayısıyla aynı zamanda onun içinde saklı bulunan artık değerin gerçekleştirilemeyecek olmasıdır. Örneğin, toplam pamuklu kumaş üretiminde yalnızca verili koşullar altında bunun için gerekli olan emek-zamanın gerçekleştirilmiş olmasına karşın, oransal olarak çok fazla pamuklu kumaş üretilmiş olsun. Bu durumda, bu özel dalda genel olarak çok fazla toplumsal emek harcanmıştır; yani ürünün bir kısmı yararsızdır. Bu nedenle, toplam ürün, yalnızca, sanki gerekli oranda üretilmiş gibi satılır. Toplumsal emek-zamanın farklı özel üretim alanlarında kullanılabilecek olan miktarları üzerindeki bu nicel sınır, gerekli emeğin burada başka bir anlam kazanmasına karşın, genel olarak değer yasasının geliştirilmiş bir ifadesinden başka bir şey değildir. Toplumsal gereksinimin karşılanması için bunun yalnızca falanca miktarı gereklidir. Burada bu sınırlamayı kullanım değeri ortaya çıkarır. Toplum, verili üretim koşulları altında, bu özel ürün türü için toplam emek-zamanının yalnızca bu kadarını harcayabilir. Ama artık emeğin ve genel olarak artık değerin öznel ve nesnel koşulları ile kârın ya da rantın belirli biçimi arasında hiçbir ilişki bulunmaz. Bunlar, hangi özel biçimi alırsa alsın, artık değerin kendisi için geçerlidir. Bu nedenle, toprak rantını açıklamazlar.”
3. Toprak mülkiyetinin iktisadi olarak değerlenmesinde, toprak rantının gelişiminde bir özellik ön plana çıkar. Şöyle ki, toprak rantının miktarı, hiçbir şekilde alıcısının hareketleriyle belirlenmez, daha çok alıcının parçası olmadığı bağımsız gelişimiyle belirlenir. “Bu nedenle, meta üretimi temeli üzerinde ve özellikle de bir bütün olarak ele alındığında meta üretimi olan kapitalist üretim temeli üzerinde tüm üretim dalları ve bunların tüm ürünleri için ortak olan bir şey, kolaylıkla, ranta (ve genel olarak tarımsal ürünlere) özgü bir özellik olarak kavranabilmektedir.”
“Toprak rantının miktarı (ve onunla birlikte toprağın değeri), toplumsal gelişmeyle birlikte, toplumsal toplam emeğin sonucu olarak artar. Bundan dolayı, bir yandan toprak ürünlerinin pazarı ve onlara yönelik talep büyür, diğer yandan da, tarım dışı iş alanları da dahil olmak üzere olası tüm iş alanları için rekabet konusu oluşturan bir üretim koşulu olarak toprağın kendisine yönelik talep artar. Ayrıca, sadece gerçek tarımsal ranttan söz edecek olursak, rant ve dolayısıyla toprağın değeri, toprak ürünlerinin pazarıyla birlikte ve dolayısıyla da hem besin maddelerine hem de ham maddelere gereksinim duyan ve bunları talep eden tarım dışı nüfusun büyümesiyle birlikte artar. Tarımsal olmayan nüfusa oranla tarımsal nüfusu durmadan azaltması kapitalist üretim tarzının doğasından kaynaklanır, çünkü, (dar anlamıyla) sanayide değişir sermayeye oranla değişmez sermayenin büyümesi, değişir sermayenin göreli olarak azalmasına karşın mutlak olarak artmasıyla bağlantılıdır; oysa tarımda, belirli bir toprak parçasının kullanılması için gerekli olan değişir sermaye mutlak olarak azalır, yani, yalnızca, yeni toprakların ekime açılması ölçüsünde artabilir; bu sonuncusu da, tarımsal olmayan nüfusun daha da fazla artmasını şart koşar.”
“Aslında, burada, tarıma ve onun ürünlerine özgü bir görüngüyle karşı karşıya değiliz. Aksine, meta üretimi ve onun mutlak biçimi olan kapitalist üretim temeli üzerinde, tüm diğer üretim dalları ve ürünler için aynı şey geçerlidir. Bu ürünler, sadece, başka metaların kendileri için birer eş değer oluşturması, başka ürünlerin karşılarına metalar olarak ve değerler olarak çıkmaları ölçüsünde; yani, üreticileri için, dolaysız geçim araçları olarak değil, sadece mübadele değerine (paraya) dönüştürülmeleri yoluyla, yani elden çıkarılmaları yoluyla kullanım değerleri olan metalar ya da ürünler olarak üretilmeleri ölçüsünde, birer mübadele değerine ve dahası gerçekleştirilebilir, paraya çevrilebilir birer mübadele değerine sahip olan metalardır, yani kullanım değerleridir. Bu metaların pazarı, toplumsal iş bölümü aracılığıyla gelişir; üretken emeklerin ayrılması, bunların ürünlerini karşılıklı olarak metalara, birbirlerinin eş değerlerine çevirir ve karşılıklı olarak pazara hizmet etmelerine yol açar. Bu, hiçbir şekilde, tarım ürünlerine özgü bir şey değildir.”
“Rantın para cinsinden rant şeklinde gelişmesi yalnızca meta üretimine ve özellikle de kapitalist üretime dayalı olarak gerçekleşebilir ve tarımsal üretim meta üretimine hangi ölçüde dönüşürse para cinsinden rant da o ölçüde gelişir; yani, para cinsinden rant, tarımsal olmayan üretimin kendisini tarımsal üretimden bağımsız bir şekilde geliştirmesi ölçüsünde gelişir; çünkü tarım ürünü aynı ölçüde metaya, mübadele değerine ve değere dönüşür. Kapitalist üretimle birlikte meta üretimi ve dolayısıyla da değer üretimi hangi ölçüde gelişirse, artık değer ve artık ürün üretimi de o ölçüde gelişir. Ama bu sonuncuların gelişmesi ölçüsünde, toprak mülkiyetinin, toprak üzerindeki tekeli aracılığıyla söz konusu artık değerin giderek büyüyen bir kısmını ele geçirme, bu nedenle de rantının değerini ve toprağın kendi fiyatını yükseltme gücü artar.” Kapitalist, hâlâ, bu artı-değerin ve artı-ürünün gelişiminde faal biçimde görev yapmaktadır. “Toprak sahibinin yapması gereken tek şey, artık üründeki ve artık değerdeki, onun herhangi bir çabası olmadan büyüyen payını almaktır. Ama bu onun herhangi bir çabası olmadan gerçekleştiğinden, değer kütlesinin, artık değer kütlesinin ve bu artık değerin bir kısmının toprak rantına dönüşmesinin toplumsal üretim sürecine, genel olarak meta üretiminin gelişmesine bağlı olması, ona, özgün bir şey gibi görünür.”
“İster sanayide çalışıyor olsun isterse tarımda, hiçbir üretici, tek başına ele alındığında, değer ya da meta üretmez. Onun ürünü, yalnızca, belirli toplumsal bağlantılar aracılığıyla değer ve meta olur. Birincisi, toplumsal emeği temsil eder görünmesi, yani kendi emek-zamanının genel olarak toplumsal emek-zamanın parçası olarak görünmesi ölçüsünde değer ve ürün olur; ikincisi, emeğinin bu toplumsal karakteri, ürününün parasal karakterinde ve fiyatla belirlenen genel mübadele edilebilirliğinde, ürününe kazınmış bir toplumsal karakter olarak görünür.”
“Dolayısıyla, bir yanda, rantı açıklamak yerine, artık değer ya da daha dar görüşlü bir yaklaşımla genel olarak artık ürün açıklanıyorsa, diğer yanda, metalar ve değerler olarak tüm ürünlerde ortak olan bir özelliği sadece tarım ürünlerine atfetme hatasına düşülür. Değerin genel olarak belirlenmesinden belirli bir meta değerinin gerçekleştirilmesine geri dönülürse sığlaşmanın derecesi artmış olur. Her bir meta, değerini yalnızca dolaşım sürecinde gerçekleştirebilir ve bunu yapıp yapamayacağı ve ne ölçüde yapabileceği ilgili andaki piyasa koşullarına bağlıdır.”
“Demek ki, tarım ürünlerinin değerler haline gelmeleri ve değerler olarak gelişmeleri, yani diğer metaların karşısına metalar olarak çıkmaları ve tarımsal olmayan ürünlerin onların karşısına metalar olarak çıkmaları ya da kendilerini toplumsal emeğin özel ifadeleri olarak geliştirmeleri, toprak rantına özgü bir şey değildir. Toprak rantına özgü olan şey, tarım ürünlerinin değerler (metalar) olarak gelişmelerinin koşullarıyla ve bunların değerlerinin gerçekleştirilmesinin koşullarıyla birlikte, toprak mülkiyetinin, kendi katkısı olmadan yaratılan bu değerlerin büyüyen bir kısmına el koyma gücünün de gelişmesi, artık değerin büyüyen bir kısmının toprak rantına dönüşmesidir.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /36, 26 Temmuz 2026, https://marksist.net/node/8807


