Bölüm 27: Kapitalist Üretimde Kredinin Rolü
Marx’ın kredi sisteminin kapitalist gelişme sürecindeki dönüştürücü etkilerini ele aldığı bu bölüm, onun satırları eşliğinde üzerinde durmayı gerektiren büyük bir öneme sahiptir. Marx, kredi sistemine dair maddeler şeklinde sıraladığı bazı açıklamalarla konuyu incelemeye başlar.
I-Kredi sisteminin, kâr oranlarının eşitlenmesine ya da tüm kapitalist üretimin temelini oluşturan bu eşitlenmenin hareketine aracılık etmek üzere zorunlu oluşumu.
II-Dolaşım maliyetlerinin azaltılması. Başlıca dolaşım maliyetlerinden biri, kendisinin de bir değer olması ölçüsünde, paranın kendisidir. Kredi aracılığıyla bu maliyette üç şekilde tasarruf sağlanır: İşlemlerin büyük bir kısmı için paranın tamamen devre dışı kalmasıyla, dolaşım aracı dolaşımının hızlanmasıyla ve altın paranın yerini kâğıt paranın almasıyla. “Tek tek dolaşım evrelerinin ya da meta başkalaşımlarının, ayrıca sermayenin başkalaşımının kredi aracılığıyla hızlanması ve böylece genel olarak yeniden üretim sürecinin hızlanması. (Diğer yandan, kredi, alım ile satım eylemleri arasındaki sürenin uzatılmasını mümkün kılar ve bu nedenle spekülasyona temel oluşturur.) Rezerv fonlarının, iki açıdan ele alınabilecek olan daralması: bir yandan dolaşımdaki araçların azalması olarak, diğer yandan sermayenin, hep para biçiminde var olmak zorunda olan kısmının daralması olarak.”
III.Anonim şirketlerin kurulması. Böylece:
“1. Üretimin ve girişimlerin ölçeklerinin, geçmişin bireysel sermayeleri için olanaksız olan muazzam genişlemesi. Aynı zamanda, geçmişte devlet girişimleri olan girişimler toplumsal girişimler haline gelir.
2. Aslında toplumsal üretim tarzına dayanan ve üretim araçları ile emek güçlerinin toplumsal bir yoğunlaşmışlığını şart koşan sermaye, burada, doğrudan doğruya, özel sermayeden farklı olarak toplumsal sermaye (doğrudan doğruya birleşmiş bireylerin sermayesi) biçimini alır ve onun girişimleri, özel girişimlerden farklı olarak toplumsal girişimler şeklinde ortaya çıkar. Bu, özel mülkiyet olarak sermayenin, kapitalist üretim tarzının kendi sınırları içinde ortadan kaldırılmasıdır.
3. Gerçekten faal olan kapitalistin sadece bir yönetici, başkalarının sermayesinin idarecisi ve sermaye sahibinin sadece bir sahip, sadece bir para-kapitalisti haline gelmesi.” Aldıkları kâr paylarının, faizi ve girişimci kazancını (toplam kârı) içermesi durumunda bile, söz konusu toplam kâr artık yalnızca faiz biçiminde, yani yalnızca sermaye mülkiyetinin ödülü olarak alınır. İşte böylece sermaye mülkiyeti gerçek yeniden üretim sürecindeki işlevden ve bu işlev de yöneticinin kişiliğinde, sermaye mülkiyetinden tümüyle ayrılır. “Kâr (artık yalnızca kendisini borçlunun kârıyla haklı çıkaran bir parçası, yani faiz değil, tüm kâr), kendisini, sadece, üretim araçlarının sermayeye dönüşümünden kaynaklanan, yani üretim araçlarının gerçek üretici karşısındaki yabancılaşmasından, başkalarının mülkiyeti olarak yöneticiden en son gündelikçi işçiye kadar üretimde gerçekten faal olan tüm bireylerle karşıtlığından kaynaklanan bir başkalarının artık emeğine el koyma olarak gösterir. Anonim şirketlerde işlev sermaye mülkiyetinden ayrılmıştır ve dolayısıyla emek de üretim araçlarının ve artı-emeğin mülkiyetinden tümüyle ayrılmıştır.”
Marx bu noktada son derece önemli bir açıklamada bulunur ve vardığı bu üst noktada, kapitalist gelişmenin aslında toplumsal mülkiyetin nesnel zeminini hazırladığını vurgular. “Kapitalist üretimin en ileri derecedeki gelişmesinin bu sonucu, sermayenin bir kez daha üreticilerin mülkiyeti haline gelmesi yönündeki zorunlu bir geçiş noktasıdır; ama sermaye, bu kez, tek tek üreticilerin özel mülkiyeti değil, birleşik üreticilerin mülkiyeti, dolaysız toplumsal mülkiyet olacaktır. Bu sonuç, diğer yandan, yeniden üretim sürecindeki, şu ana dek hâlâ sermaye mülkiyetiyle bağlantılı olan tüm işlevlerin, sadece birleşik üreticilerin işlevlerine, toplumsal işlevlere dönüşmesi yönündeki bir geçiş noktasıdır.”
Burada Engels’in parantez içinde yaptığı bir ek, kapitalist gelişmenin gidişatını açıklar. “Marx’ın yukarıdakileri yazmasından bu yana, bilindiği üzere, anonim şirketlerin ikinci ve üçüncü nesillerini temsil eden yeni sınaî işletme biçimleri gelişti. Bir yanda bugün bütün büyük sınaî alanlarda üretim genişlemesinin ulaşabileceği hız günden güne artarken, diğer yanda sayıları artan bu ürünlerin pazarlarının genişlemesi durmadan daha da yavaşlıyor. Birinin aylarla ifade edilen bir sürede ürettiğini diğeri birkaç yılda soğurmakta bile zorlanıyor. Buna, her bir sanayi ülkesinin kendisini diğerlerine ve özellikle de İngiltere’ye kapatmasına ve yurt içi üretim kapasitesini yapay olarak daha da yükseltmesine yol açan koruyucu gümrük politikası ekleniyor. Bunların sonuçları, genel kronik aşırı üretim, düşmüş fiyatlar, düşen ve hatta tümüyle ortadan kalkan kârlar; kısacası, uzun süredir yüceltilen rekabet özgürlüğü çaresiz kalmış durumda ve açık, yüz kızartıcı iflasını bizzat duyurmak zorunda kalıyor. Bu da, her ülkede belirli bir dalın büyük sanayicilerinin üretimi düzenlemek için bir araya gelerek kartel oluşturmaları yoluyla gerçekleşiyor. Bir komite, her bir kuruluşun üreteceği miktarı saptıyor ve gelen siparişlerin paylaşımında son sözü söylüyor. Tek tek bazı durumlarda zaman zaman uluslararası kartellerin kurulduğu bile oldu; İngiliz ve Alman demir üretimi karteli böylesi bir örnekti. Ama üretimin bu toplumsallaşma biçimi de yeterli olmadı. Tek tek firmaların çıkar karşıtlığı onları büyük bir sıklıkla parçaladı ve rekabeti geri getirdi. Böylece, üretim ölçeğinin izin verdiği tek tek bazı dallarda söz konusu iş dalının tüm üretiminin tek bir yönetim altında büyük bir anonim şirkette toplanması noktasına varıldı. Amerika’da bu daha şimdiden pek çok kez yapılmış durumda ve Avrupa’da bugüne kadarki en büyük örnek, Britanya’daki tüm alkali üretimini tek bir firmada toplamış olan United Alkali Trust.”
Marx, kapitalizmin gelişiminin daha kapitalizm altında bireysel özel mülkiyet olgusunu nasıl ortadan kaldırmakta olduğunu son derece derinlikli bir bilimsel öngörüyle ortaya koyar. “Bu, kapitalist üretim tarzının, kapitalist üretim tarzının kendisi içinde ortadan kaldırılmasıdır ve bu nedenle, kendi kendisini ortadan kaldıran bir çelişkidir; bu çelişki ilk bakışta kendisini sadece yeni bir üretim biçimi yönündeki bir geçiş noktası olarak ortaya koyar. Ardından, görüntüde de kendisini böylesi bir çelişki olarak ortaya koyar. Belirli alanlarda tekel kurar ve bu nedenle devlet müdahalelerini davet eder. Yeni bir mali aristokrasiyi, proje tasarımcıları, kurucular ve sadece kâğıt üzerindeki müdürler kılığındaki yeni bir asalaklar türünü; şirket kuruluşları, hisse senedi ihraçları ve hisse senedi ticareti ile ilişkili olarak bütün bir dolandırıcılık ve hile sistemini yaratır. Bu, özel mülkiyetin denetimi altında olmayan özel üretimdir.”
IV. Kredi sisteminin mutlak denetimi:“Kapitalist özel sanayinin, kapitalist sistemin kendisine dayalı olarak ortadan kalkması anlamına gelen ve kendisini genişletmesi ve yeni üretim alanları ele geçirmesi ölçüsünde özel sanayiyi yok eden anonim şirketler olgusu bir yana bırakıldığında, kredi, tek tek kapitalistlere ya da kapitalist sayılan kişilere, belirli sınırlar içinde, başkalarının sermayeleri ve başkalarının mülkleri ve dolayısıyla başkalarının emekleri üzerinde mutlak bir denetim kurma olanağını sağlar. Kendi sermayesini değil toplumsal sermayeyi denetlemesi, toplumsal emeği onun denetimi altına sokar. Gerçekten ya da başkalarının düşüncelerinde sahip olunan sermayenin kendisi, artık sadece kredi üstyapısının temeli haline gelir. Bu söylenen, toplumsal ürünün en büyük kısmının hareketine aracılık eden toptan ticaret için özellikle geçerlidir. Burada tüm ölçekler, kapitalist üretim tarzının sınırları içinde hâlâ az çok haklı gösterilebilen tüm mazeretler ortadan kaybolur. Spekülasyon yapan toptancı tüccarın riske attığı şey, kendi mülkiyeti değil toplumsal mülkiyettir. Sermayenin kökeninde tasarrufun bulunduğu ifadesi de aynı ölçüde anlamsızlaşır, çünkü toptancı tüccar, tam da, başkalarının onun için tasarruf etmesini ister. Toptancı tüccarın, kendisi de bir kredi aracı olan lüksü, perhiz hakkındaki diğer ifadeyi açıkça yalanlar. Kapitalist üretimin daha az gelişmiş bir aşamasında hâlâ bir anlamları olan düşünceler burada tümüyle anlamsızlaşır. Burada hem başarı hem de başarısızlık sermayelerin merkezileşmesine ve bu nedenle de en muazzam ölçekte mülksüzleşmeye yol açar. Mülksüzleşme burada dolaysız üreticilerden küçük ve orta büyüklükteki kapitalistlere kadar uzanır. Bu mülksüzleşme kapitalist üretim tarzının başlangıç noktasıdır; onun hayata geçirilmesi ve son aşamada tüm bireylerin üretim araçlarının mülkiyetinden yoksun kalması bu üretim tarzının hedefidir; üretim araçları, toplumsal üretimin gelişmesiyle birlikte, özel üretimin araçları ve özel üretimin ürünleri olmaktan uzaklaşır, ve bundan sonra, sadece, toplumsal ürünleri oldukları birleşik üreticilerin elindeki üretim araçları ve dolayısıyla onların toplumsal mülkiyetleri olabilirler. Ama bu mülksüzleşme, kapitalist sistemin sınırları içinde kendisini çelişkili bir biçimde, toplumsal mülkiyete az sayıda kişi tarafından el koyulması şeklinde ortaya koyar; ve kredi, bu kişilere, katıksız maceracılar olma karakterini giderek daha fazla kazandırır. Mülkiyetin burada hisse senedi biçiminde var olması nedeniyle, onun hareketi ve aktarımı, küçük balıkları köpek balıklarının ve kuzuları borsa kurtlarının yuttuğu borsa oyununun katıksız bir sonucu olur. Daha anonim şirket biçiminde bile, toplumsal üretim araçlarının bireysel mülkiyet olarak göründüğü eski biçimle karşıtlık vardır; ama hisse senedi biçimine dönüşümün kendisi henüz kapitalist sınırların içinde hapsolmuş olarak kalır; bu nedenle, hisse senedi biçimi, servetin toplumsal servet olarak karakteri ile özel servet olarak karakteri arasındaki çelişkiyi aşmak yerine, sadece onu yeni bir şekle büründürür.”
Marx kendi döneminde işçilere ait kooperatif fabrikaların oluşumuna tanıklık etmiştir. Onun bu tür oluşumlar hakkındaki değerlendirmesi de son derece ufuk açıcıdır. Marx, bu fabrikaların mevcut sistemin tüm yetersizliklerini doğal olarak her yerde yeniden üretmelerine ve yeniden üretmek zorunda olmalarına rağmen, eski biçimin içinde açılan ilk gedikler olduğunu vurgular. “Bu fabrikalarda, sermaye ile emek arasındaki karşıtlık, başlangıçta yalnızca birlik halindeki işçilerin kendi kendilerinin kapitalistleri olması, yani üretim araçlarını kendi emeklerini değerlendirmek için kullanmaları biçiminde olsa bile, ortadan kaldırılmıştır. Bunlar, maddi üretici güçler ve onlara karşılık gelen toplumsal üretim biçimleri belirli bir gelişme aşamasına ulaştığında, bir üretim tarzından yeni bir üretim tarzının nasıl doğal olarak çıkıp geliştiğini gösterir. Kooperatif fabrikası, kapitalist üretim tarzından kaynaklanan fabrika sistemi olmadan da, aynı üretim sisteminden kaynaklanan kredi sistemi olmadan da ortaya çıkamazdı. Bu sonuncusu, kapitalist özel girişimlerin giderek kapitalist anonim şirketlere dönüşmesinin temel zeminini oluşturduğu kadar, kooperatif girişimlerinin adım adım az çok ulusal bir ölçeğe ulaşmasının araçlarını sunar. Hisse senetli kapitalist girişimler, tıpkı kooperatif fabrikaları gibi, kapitalist üretim tarzı ile birleşik üretim tarzı arasındaki geçiş biçimleri olarak ele alınmalıdır; tek fark, karşıtlığın, birinde olumsuz ve diğerinde olumlu bir şekilde ortadan kaldırılmasıdır.”
Kredi sistemi, aşırı üretimin ve ticaretteki aşırı spekülasyonun temel kaldıracı olmuştur. “Bunun tek nedeni, doğası gereği esnek olan yeniden üretim sürecinin burada en uç sınırına kadar zorlanmasıdır ve bu zorlamanın nedeni, toplumsal sermayenin büyük bir bölümünün onun sahibi olmayanlarca kullanılması ve bu kişilerin de, bu nedenle, işlerini, kendi başına faaliyet göstermesi ölçüsünde özel sermayesinin sınırlarını endişeyle düşünüp taşınan sermaye sahibinden çok farklı bir şekilde yürütmeleridir. Bunun gösterdiği tek şey, sermayenin, kapitalist üretimin çelişkili karakterine dayanan değerlenmesinin, gerçek, özgür gelişime yalnızca belirli bir noktaya kadar izin verdiği, yani aslında, üretime içkin olan ve kredi sistemi tarafından durmadan kırılan bir zincir ve engel oluşturduğudur. Bu nedenle, kredi sistemi, üretici güçlerin maddi gelişimini ve dünya pazarının oluşumunu hızlandırır. Kapitalist üretim tarzının tarihsel görevi, yeni üretim tarzının bu maddi temellerini belirli bir düzeye kadar yükseltmektir. Kredi, aynı zamanda, bu çelişkinin şiddetli patlamalarını, yani bunalımları, ve böylece eski üretim tarzının çözülmesinin öğelerini hızlandırır.”
Nihayet bölümün sonunda, Marx kredi sisteminin iki yanlı bir karakter içerdiğini belirtir. “Bir yandan, kapitalist üretimin itkisi olan başkalarının emeğini sömürme yoluyla zenginleşmenin en katıksız ve en devasa kumar ve dolandırıcılık sistemi düzeyine yükseltilmesi ve toplumsal serveti sömüren az sayıdaki insanın sayısının giderek daha fazla düşürülmesi; ama diğer yandan yeni bir üretim tarzına geçişin biçiminin oluşturulması; Law’dan Isaak Pereire’e kadar kredinin başlıca müjdecilerine o hoş yarı dolandırıcı yarı peygamber karakterlerini kazandıran şey işte bu iki yanlılıktır.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /25, 1 Eylül 2025, https://marksist.net/node/8588





