Bölüm 28: Dolaşım Aracı ve Sermaye. Tooke’un ve Fullarton’ın Görüşleri
Dolaşım araçları gelir harcamalarına, yani bireysel tüketiciler ile perakendeci tüccarlar arasındaki işlemlere aracılık ettiği kadarıyla para şeklinde dolaşır. Bir ülkedeki paranın belirli bir bölümü sürekli olarak bu işleve ayrılır. Üretim yapan üretken tüketicilerden farklı olarak, bireysel tüketicilere satış yapan tüm tüccarlar perakendeci tüccar kategorisine girer. Gelir harcamalarına aracılık etmesi dışında, para, satın alma aracı ya da ödeme aracı olarak sermaye aktarımına aracılık ediyorsa sermayedir. Görülüyor ki, bu para-sermayeyi diğerinden ayıran şey ne satın alma aracı olarak işlevi ne de ödeme aracı olarak işlevidir. Aradaki fark, para-sermayenin satıcı için sermayeyi yerine koyması ve alıcı tarafından da sermaye olarak harcanmasıdır. “Demek ki, fark, gerçekte, dolaşım aracı ile sermaye arasındaki fark değil, gelirin para biçimi ile sermayenin para biçimi arasındaki farktır.” İngiliz iktisatçı Tooke’un (1774-1858) kavrayışı ise işin içine farklı türlerde karışıklıklar sokar:
1. İşlevsel özelliklerin karıştırılması yoluyla.
2. Her iki işlevle dolaşan paranın toplam miktarı sorununun işin içine karıştırılması yoluyla.
3. Her iki işlevle dolaşan dolaşım araçlarının miktarlarının nispi oranları sorununun işin içine karıştırılması yoluyla.
Marx bu hususlar üzerinde ayrı ayrı durur. Birinci husus üzerine: Marx burada Tooke’un gözden kaçırdığı önemli bir noktaya değinir. Şöyle ki, aslında sermaye değeri yalnızca yeniden üretim sürecinin başında katıksız sermaye değeri olarak var olur. Çünkü üretim sürecinin sonunda, üretilen metalarda yalnızca sermaye değil artı-değer de saklıdır ve işte bu gelir kaynağını da içinde barındıran sermayedir. Dolayısıyla perakendeci tüccarın ona ödenen para karşılığında verdiği meta, onun için sermaye+kâr, yani sermaye+gelirdir. Kısacası, dolaşan para perakendeci tüccara geri dönerek, onun sermayesini bir kez daha para biçimine sokar. O halde, Tooke’un hatalı yaklaşımında olduğu gibi, “gelir dolaşımı olarak dolaşım ile sermaye dolaşımı olarak dolaşım arasındaki farkı dolaşım ile sermaye arasındaki bir farka dönüştürmek tümüyle yanlıştır”.
Para, gelirin para biçimi olarak ortaya çıktığında, alım ve satımların parçalanması nedeniyle ve gelir harcayanların çoğunluğunu krediyle görece daha az alım yapabilen işçiler oluşturduğundan, madeni ya da kâğıt para şeklindeki gerçek dolaşım aracı biçimini daha çok alır. Dolaşım aracının sermayenin para biçimi olduğu ticaret dünyasındaki işlemlerde ise, kısmen yoğunlaşma kısmen de kredi sisteminin ağır basması nedeniyle, para daha çok ödeme aracı olarak iş görür. Fakat ödeme aracı olarak paranın, satın alma aracı olarak paradan farkı paranın kendisiyle ilgili bir farktır; para ile sermaye arasındaki bir fark değildir.
İkinci husus üzerine: Hatalı yaklaşımın diğer bir yönü, her iki işlevle dolaşan paranın toplam miktarı sorununun işin içine karıştırılmasıdır. Para, satın alma aracı olarak ya da ödeme aracı olarak dolaştığı sürece, onun dolaşımdaki miktarı için basit meta dolaşımı incelenirken geliştirilmiş olan yasalar geçerlidir. “Her iki durumda da, dolaşımdaki paranın miktarını, dolaşım hızının derecesi, yani aynı para parçalarının verili bir süre içinde aynı satın alma aracı ve ödeme aracı olma işlevlerini yineleme sayısı, eş zamanlı alım ve satımların ya da ödemelerin miktarı, dolaşımdaki metaların fiyatlarının toplamı ve son olarak aynı dönemde kapatılması gereken ödeme bakiyeleri belirler.” Bu bağlamda, paranın ödeyici ya da alıcı için sermayeyi mi yoksa geliri mi temsil ettiği önemsizdir ve tartışılan konu üzerinde hiçbir değişikliğe yol açmaz.
Üçüncü husus üzerine: Her iki işlevi yerine getiren ve dolayısıyla yeniden üretim sürecinin her iki alanındaki dolaşım araçlarının miktarlarının nispi oranları sorunu. “İki dolaşım alanı arasında bir iç bağlantı vardır, çünkü bir yandan, harcanacak olan gelirlerin kütlesi, tüketim hacmini, diğer yandan, üretimde ve ticarette dolaşan sermaye kütlelerinin büyüklüğü, yeniden üretim sürecinin hacmini ve hızını ifade eder.” Bu koşullar, her iki işlevle dolaşan para kütlelerinin miktarları üzerinde farklı ve hatta karşıt yönlü etkilerde bulunur. Marx, bunun Tooke’un dolaşım ile sermaye arasında yaptığı saçma ayrıma bir gerekçe sunduğunu belirtir.
“Yeniden üretim sürecinin gönenç, büyük genişleme, hızlanma ve canlılık dönemlerinde, işçiler tam olarak istihdam edilir. Çoğu zaman ücretlerde bir yükseliş de gerçekleşir ve bu yükseliş ticari çevrimin diğer dönemlerinde görülen ortalama düzeyin altına düşüşleri bir ölçüde dengeler. Aynı zamanda, kapitalistlerin gelirleri kayda değer şekilde yükselir. Tüketim genel olarak artar. Meta fiyatları da, en azından kritik önem taşıyan çeşitli iş dallarında düzenli olarak yükselir. Sonuç olarak, dolaşımdaki paranın niceliği en azından belirli sınırlar içinde artar, çünkü dolaşımın artan hızı da, dolaşım aracı miktarının büyümesinin önüne kendi engellerini koyar.” Toplumsal gelirin ücretlerden oluşan kısmı gönenç dönemlerinde dolaşımda daha fazla para gerektirir. Fakat işçilere ücret şeklinde ödenen para perakende ticarette harcanır ve böylece neredeyse haftada bir perakendeci tüccarın mevduatı olarak bankaya geri döner. Gönenç zamanlarında sanayici kapitalistler için paranın geri dönüşü düzgün bir şekilde gerçekleşir ve dolayısıyla daha fazla ücret ödemek için para bulma sıkıntısı yaratmaz. “Toplam sonuç, gönenç dönemlerinde, gelir harcamalarına hizmet eden dolaşım aracı kütlesinin kararlı bir şekilde büyümesidir.”
“Kapitalistlerin kendi aralarında gerekli olan dolaşıma gelince, işlerin canlı olduğu zaman aynı zamanda en esnek ve en kolay kredi dönemidir. Kapitalist ile kapitalist arasındaki dolaşımın hızını doğrudan doğruya kredi düzenler ve bu nedenle ödemelerin denkleştirilmesi ve hatta nakit parayla yapılan alımlar için gerekli olan dolaşım aracı kütlesi göreli olarak azalır. Bu kütle mutlak olarak büyüyebilir, ama yeniden üretim sürecinin genişlemesiyle karşılaştırıldığında, her durumda göreli olarak küçülür. Bir yandan, büyük toplu ödemeler araya para girmeden gerçekleştirilir; diğer yandan, süreç fazlasıyla canlıyken, aynı para miktarı hem satın alma hem de ödeme aracı olarak daha hızlı hareket eder. Aynı para kütlesi daha çok sayıda ayrı sermayenin geri dönüşüne aracılık eder.”
Kredi mekanizması hem sanayici kapitalist hem de tüccar için para biçimindeki dönüşü, gerçek geri dönüş anından bağımsızlaştırır. Her ikisi de kredi ile satış yapar ve metaları para biçiminde geri dönmelerinden önce ellerinden çıkarmış olurlar. Diğer yandan kredi ile alım yaparlar ve böylece metalarının değerleri, bu değerlerin gerçekten paraya çevrilmesinden önce onlar için üretken sermayeye yeniden çevrilmiş olur. Gönenç zamanlarında geri dönüş kolayca ve düzgün bir şekilde gerçekleşir. Perakendeci tüccar toptancı tüccara, toptancı tüccar fabrikatöre, fabrikatör de hammadde ithalatçısına güvenle ödeme yapar. Kredi bir kez devreye girdiğinde, kredi ile gerçekleşen geri dönüşlerin hızlı ve güvenli olduğu algısı yerleşir. Önemli olan şu ki, gönenç dönemi sona erip bunun gerçekliği ortadan kalktığında bile bu algı devam eder. Ne var ki, müşterileri paradan çok poliçe yatırmaya başlar başlamaz bankalar tehlikenin kokusunu alırlar.
Marx daha önce belirttiği bir noktayı hatırlatır. “Kredinin ağır bastığı dönemlerde, para dolaşımının hızı metaların fiyatlarından daha çabuk artar; kredinin azaldığı dönemlerdeyse, metaların fiyatları dolaşım hızından daha yavaş azalır.” Bunalım döneminde ise tersi olur. Ekonomide her şey yolunda görünürken, ücretler yüksekken, fiyatlar yükselirken ve fabrikalar meşgulken, artan işlevleri yerine getirmek için ek bir dolaşım araçları arzı gerekli hale gelir ve bankalar bunu sağlar. Buna karşın, ticari çevrimde zorluklar kendilerini göstermeye başladığında, piyasalar satılamayan metalarla dolup taştığında ve geri dönüşler geciktiğinde faiz yükselir, bankalar sermaye taleplerini karşılamakta zorlanır.
Duraklama dönemini gönenç döneminden ayıran şey, kesinlikle, Fullarton’ın söylediği gibi güçlü borçlanma talebi değildir. Ayırt edici unsur, bu talebi karşılamanın gönenç zamanlarındaki kolaylığı ve duraklama dönemlerindeki zorluğudur. “Ne de olsa, duraklama dönemindeki kredi darlığına, tam da, kredi sisteminin gönenç dönemindeki muazzam gelişimi, yani aynı zamanda ödünç sermaye talebinin muazzam artışı ve bu tür dönemlerde arzın bu talebi karşılamak konusundaki istekliliği yol açar. Dolayısıyla, iki dönemi karakterize eden şey, borçlanma talebinin büyüklüğündeki fark değildir.” “İki dönem arasındaki fark, her şeyden önce, gönenç döneminde tüketiciler ile tüccarlar arasındaki dolaşım araçları talebinin, gerileme döneminde ise kapitalistler arasındaki dolaşım araçları talebinin ağır basmasıdır. İşlerin durakladığı bir dönemde birincisi azalır, ikincisi artar.”
Marx, borç para talebi ile ilgili bazı sıkıntılı durumları gözden geçirir. “Şayet sıkıntı ulusal ödemeler bilançosundaki bir olumsuzluktan kaynaklanıyor ve bu nedenle bir altın çıkışına aracılık ediyorsa, sorun çok basittir. Poliçeler iskonto yoluyla banknotlara çevrilir.” Banknotlar, bankanın ihraç departmanında altınla mübadele edilir. Bu altına yönelik talep aslında tüccar ya da sanayicinin sermaye talebi değildir, para-sermayenin mutlak biçimine yönelik bir taleptir. “Bu talep, tam da, dış pazarların satılamaz İngiliz meta-sermayesiyle dolup taştığı anda doğar. Dolayısıyla, istenen şey, sermaye olarak sermaye değil, para olarak sermayedir ve bu biçimin içinde, para, evrensel dünya pazarı metasıdır; bu, paranın başlangıçtaki değerli metal biçimidir.” Marx bu noktada Fullarton ve Tooke vb.’nin söylediklerinin yanlışlığını hatırlatır ve altın çıkışlarının onların dediği gibi bir sermaye sorunu olmadığını, aksine bir para sorunu olduğunu vurgular. Önemle belirtmek gerekir ki, buradaki biçimiyle para bir uluslararası ödeme aracıdır. Bu durumda sermaye değerli metal biçiminde aktarılmış olur. Modern bankacılık sisteminin altın çıkışı korkusu, değerli metalleri tek gerçek servet olarak gören para sisteminin ürünüdür. “Tooke’un, Fullarton tarafından vurgulanan keşfi, söz konusu altın çıkışlarının çoğu zaman bir telaş ve spekülasyon döneminin ardından ortaya çıktığını kanıtlar.” Marx, İngiltere Bankası’nın gönenç dönemlerinde genellikle güçlü bir altın rezervine sahip olduğunu ve bu gömünün her zaman fırtınanın ardından gelen hevessiz ve durgun dönemde oluştuğunu vurgular.
Altın çıkışlarıyla ilgili olarak Marx bazı hususları sıralar. “Uluslararası dolaşım ve ödeme araçları talebi, iç dolaşım ve ödeme araçları talebinden farklıdır ve bir altın çıkışının varlığı, dolaşım araçları iç talebinde herhangi bir azalmanın gerçekleştiği anlamına gelmek zorunda değildir ve değerli metallerin ülkeden dışarıya gönderilmesi, bunların uluslararası dolaşıma sokulması, iç dolaşıma banknot ya da sikke sokulmasıyla özdeş değildir. Bunun dışında, uluslararası ödemeler için bir rezerv fonu olarak toplanmış olan gömünün hareketinin, özünde, paranın dolaşım aracı olarak hareketiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını daha önce göstermiştim.” Marx ayrıca, kredi sisteminin ve kredi parasının gelişmiş olduğu ülkelerde, banknotların değişimi için altının bir güvence fonu olma işlevinin işleri daha da karmaşıklaştırdığını hatırlatır.
Marx’ın üzerinde durduğu bir başka husus, banknot ihraç eden bir merkez bankasının ihraç ettiği banknot miktarını arttırmadan, sağladığı borç para miktarını nasıl arttırabileceğidir. “Banka, kâğıt banknot yerine, A için bir kredi hesabı açabilir ve böylece bankanın borçlusu olan A, hayali bir mevduat sahibi haline gelir. A, alacaklısına bankanın çekiyle ödeme yapar, bu çeki alan kişi onu kendi bankerine aktarır ve o da bu çeki clearing house’da [takas odasında] müşterisinin ödemesi gereken çeklerle mübadele eder. Bu durumda banknotlar hiçbir şekilde araya girmez ve tüm işlem, bankanın vereceği bir borcun bir banka çekiyle ödenmesinden ibaret olur ve bu işlemin gerçek karşılığı bankanın A’dan alacağı olur.”
Burada üzerine durulan borç para talebi, sermaye talebi olması ölçüsünde sadece para-sermaye talebidir; özel banka açısından bakıldığında ise sermayesini temsil eden banknotlarına yönelik taleptir. Para ya da banknot elde etmek için satılmak zorunda olan faiz getiren değerli kâğıtlar, ülkede bulunan sermayenin ve hatta para-sermayenin kütlesini hiçbir şekilde değiştirmez. “Sermaye burada yalnızca para-sermaye olarak ve gerçek para biçimiyle elde bulunmuyorsa sadece sermaye senedi olarak görünür. Bu çok önemlidir, çünkü banka sermayesinin kıtlığı ve ona yönelik acil talep gerçek sermayedeki bir azalmayla karıştırılır; oysa bu tür durumlarda, tam tersine, üretim araçları ve ürünler biçiminde bol miktarda gerçek sermaye elde bulunur ve piyasalar üzerinde ezici bir baskı oluşturur.”
“Dolayısıyla, dolaşım araçlarının toplam kütlesi aynı kalır ya da azalırken, bankanın güvence olarak tuttuğu değerli kâğıtların kütlesinin nasıl büyüyebileceğini, yani artan borç para talebinin banka tarafından nasıl karşılanabileceğini açıklamak çok kolaydır.” Söz konusu para darlığı dönemlerinde dolaşım araçlarının toplam kütlesi iki şekilde denetim altında tutulur. Birincisi, altın çıkışı yoluyla. İkincisi, ihraç edilen banknotların hemen geri döndüğü ya da işlemlerin kredi hesaplarıyla yani hiçbir para harcaması olmadan gerçekleştiği durumlarda. Bu gibi durumlarda para sadece bir ödeme aracı olarak talep edilir, sadece ödemelerin denkleştirilmesi için iş görür. Bunalım zamanlarında satın almak için değil ödemek için, yeni işleri başlatmak için değil geçmiş işleri tamamlamak için borç para alınır. Ayrıca, banknotların satın alma araçları olarak dolaşımı, yüksek borç para miktarının gerekli olduğu duraklama dönemlerinde azalır ve bunların dolaşım araçları olarak dolaşımı artabilir. Fakat buna rağmen, dolaşımın toplam tutarı, yani satın alma araçları olarak ve ödeme araçları olarak iş gören banknotların toplamı aynı düzeyde kalabilir ve hatta azalabilir. Ne var ki, ihraççı bankaya hemen geri dönen banknotların ödeme araçları olarak dolaşımı, Tooke ve Fullarton’a göre dolaşım değildir.
“Ödeme araçları olarak dolaşım, satın alma araçları olarak dolaşımdaki azalmaya oranla daha yüksek bir derecede artsaydı, satın alma aracı olarak iş gören paranın nicelik bakımından ciddi şekilde azalmasına karşın toplam dolaşım büyürdü. Ve bu bunalımın belirli anlarında, özellikle de, kredi sistemi tümüyle çöktüğünde gerçekten ortaya çıkar; bu tür durumlarda, metalar ile değerli kâğıtların satılamaz hale gelmesinin ötesinde, poliçeler iskonto edilemez olur ve nakit ödemeden, tüccarın deyişiyle kasadan başka hiçbir şeyin hükmü kalmaz. Fullarton ve başkaları, banknotların ödeme araçları olarak dolaşımının bu tür para kıtlığı dönemlerinin karakteristik özelliği olduğunu anlamadıklarından, bu görüngüyü rastlantı sayarlar.”
Ödemeler zincirinde şiddetli bir kesinti, kredi sistemindeki sarsıntı ve aynı zamanda pazarların dolup taşması, metaların değer yitirmesi, üretimin kesintiye uğraması vb. gelişmelerin kısmen sonucu kısmen nedenidir. “Şu da sorulabilir: Bu tür sıkışıklık dönemlerinde eksikliği duyulan şey, sermaye midir yoksa ödeme aracı olma işleviyle para mı? Ve bilindiği üzere bu bir tartışma konusudur.” Ödeme aracı olarak para talebi ile sermaye talebi arasındaki esas karşıtlık, para biçimindeki sermaye ile meta biçimindeki sermaye arasındadır. Söz konusu durumda sermayenin para biçimi talep edilir ve sadece bu biçimi iş görebilir. Genel olarak bunalım dönemlerinde bir borç para talebinin ortaya çıkmasından hareketle, herhangi bir şekilde meta-sermaye kıtlığının çekildiği söylenemez. “Tam tersine. Pazarlar dolup taşmış, meta-sermayeye boğulmuştur. Dolayısıyla, sıkışıklığa yol açan şey, hiçbir durumda, meta-sermaye kıtlığı değildir.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /26, 1 Ekim 2025, https://marksist.net/node/8607





