Navigation

Yine Torba Yasa, Yine Hak Gaspları

İşsizlik, yoksulluk, kötü çalışma koşulları, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı… Kapitalist sistemde bu sorunların hiçbiri işçi sınıfı için yeni değil. Ama ekonomik krizle birlikte bu sorunlar daha da büyüdü, daha çok sayıda işçiyi etkilemeye başladı. Koronavirüs salgını ise siyasi iktidara ve patronlara krizin faturasını işçi sınıfına kesmek için bulunmaz bir fırsat verdi. Gün geçmiyor ki yeni bir ekonomi ya da istihdam paketi açıklanmasın ve bu paketin içinde patronlara kıyak, işçilere sopa olmasın. Yine yeni bir saldırıyı hayata geçiren siyasi iktidar bu kapsamda hazırladığı torba yasa teklifini 16 Ekimde TBMM Başkanlığına sundu. “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi.

AKP iktidarı yasa teklifinin gerekçesini “tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs (Covid-19) salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, normalleşme sürecinde hareketlenecek ekonomik aktivitenin istihdamla desteklenmesi” olarak açıklıyor. Bir tarafta tatlı kârlarının azalmasından korkan patronlar, diğer tarafta evine ekmek götüremeyen işçiler varken sanki iki taraf da eşitmiş gibi yükü paylaştırmaktan söz etmek tam bir aldatmaca ve ikiyüzlülüktür. Ama gelin görün ki yasa teklifinin detaylarına baktığımızda bırakalım eşit bir yük paylaşımını, aksine bütün yükün işçi sınıfının sırtına yıkıldığını, krizin patronlar üzerindeki olumsuz etkileri tüm olanaklar seferber edilerek giderilirken, patronlara fırsat kapıları açılırken, işçilerin muazzam bir saldırı bombardımanına tutulduğunu görüyoruz.

Ekonomiyi canlandırma, istihdamı arttırma bahanesiyle sermaye ihya ediliyor

İşsizlik Sigortası Fonu kurulduğundan bu yana patronlara zaten peşkeş çekiliyordu. Ancak özellikle son iki yılda bu konuda görülmemiş bir artış yaşandı. Kısa çalışma ödeneği, nakdi ücret desteği ve doğrudan patronlara yapılan teşvik ve destek ödemeleri toplamı son iki yılda 61,5 milyar lirayı buldu. Bu rakam 18 yılda işçilere işsizlik ödeneği olarak verilen miktarın yaklaşık iki katıdır. Sadece bu yılın Ocak-Ağustos ayları arasında kısa çalışma ödeneğine İşsizlik Sigortası Fonundan aktarılan miktar 19,5 milyar liradır. Kısa çalışmaya başvuran patronların başvurusu hiçbir denetime tabi tutulmadan kabul edilmiş, işçilerin kısa çalışmanın kötüye kullanıldığına ilişkin pek çok şikâyeti olmasına rağmen ne Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ne de İş-Kur herhangi bir denetleme yapmıştır.

Bu durumun pekâlâ farkında olan iktidar, yasa teklifine dair komisyon görüşmeleri sırasında hem Bakanlığın ve İş-Kur’un sorumluluğunu ortadan kaldıracak hem de patronların yaptığı hukuksuzluğun üzerini kapatacak bir madde ekledi. Böylece her zamanki gibi kendisini “sorumsuz” kılarak ortaya çıkan ya da çıkacak olan olumsuzluklardan sıyrılmış oldu. Buna göre “İşsizlik Sigortası Kanununa eklenen geçici maddeyle Kovid-19 salgını nedeniyle işverenlerin yaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışma başvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemler hakkında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumu personeline herhangi bir sorumluluk yüklenemeyecek. Bu kapsamda 2020 Ekim ayı ve öncesi döneme ait işverenlerin hatalı işlemlerinden kaynaklanan fazla ve yersiz ödemelerden bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla tahsil edilmemiş olanlar terkin edilecek. Tahsil edilenler iade veya mahsup edilmeyecek.”

Kanun teklifinin dokuz maddesinde İşsizlik Sigortası Fonunu patronlara peşkeş çekmeye devam etmek için üretilmiş gerekçeler bulunuyor. İstihdamı teşvik bahanesiyle; hâlihazırda uygulanan sigorta prim desteklerinin yanı sıra, ücretsiz izne çıkardığı işçiye yeniden işbaşı yaptıran, kısa çalışmada olan işçiyi tam zamanlı çalışmaya geçiren, işsizlik sigortasından faydalanan işçiyi işe alan, 1 Ocak 2019-17 Nisan 2020 tarihleri arasında işten çıkardığı işçiyi işe geri alan veya sigortasız işçi çalıştırdığını kabul eden, bir önceki yıla göre çalıştırdığı işçi sayısını arttıran patronlara işe aldığı her bir işçi için günlük 44 liralık sigorta prim desteği sağlanıyor. Bu şekilde sağlanan toplam destek tutarının, İşsizlik Sigortası Fonundan mahsup edilmek üzere işverenlerin ödemesi gereken sigorta primlerinden düşüleceği belirtiliyor.

Daha önceki teşvik ve destekler kapsamında yapılan ve halen devam eden vergi ve harç indirimlerinin süresi uzatılıyor, ihracat yapan firmalara kazançlarının yüzde 50’sini gelir beyannamesinden düşme hakkı getiriliyor. Konaklama vergisinin yürürlük tarihi 1 Ocak 2022’ye kadar erteleniyor, Cumhurbaşkanına yüzde 20 olan kurumlar vergisini 5 puana kadar düşürme yetkisi veriliyor. Salgın gerekçesiyle turizm sektöründe 2020 sonuna kadar ertelenmiş bulunan kira, kullanım bedeli, irtifak hakkı vb. ödemelerin bir yıl daha ertelenmesi ve faiz uygulanmaması hükmü getiriliyor. Patronların fırsata çevirdiği kısa çalışma uygulaması da 31 Haziran 2021 tarihine kadar uzatılıyor.

Belirli süreli iş sözleşmesiyle iş güvencesi, kıdem ve ihbar tazminatı hakkı gasp ediliyor

İktidar, 25 yaş altı ile 50 yaş ve üstü işçilerin çalışma hayatındaki dezavantajlı durumunu düzelteceği iddiasıyla iş güvencesini ve kıdem tazminatını ortadan kaldıracak bir yasa getiriyor. Yeni düzenlemeye göre işverenler bu yaş gruplarındaki işçilerle 2 yıl boyunca bir defada veya yenileyerek (bu yenilemenin kaç kere olacağı ayrıca belirtilmeyerek ucu açık bırakılmış), işin niteliğine dair geçerli bir neden gösterme zorunluluğu olmadan belirli süreli iş sözleşmesi yapabilecekler. Böylece patronlar kıdem ve ihbar tazminatı derdinden kurtulacak, buna karşılık işçiler hiçbir hak talep etmeden çalışmak zorunda bırakılacak. Yasada belirtilen iki yıl sınırlandırmasının gerçekte bir karşılığı olmayacaktır. Aynı işverene ait olduğu halde kâğıt üzerinde birden fazla şirketin gösterilmesi oldukça yaygın bir uygulama. Bu sayede patronlar iş kanununu delecek pek çok uygulamayı hayata geçirebiliyorlar. Örneğin bir şirketle sözleşmesi biten işçiye kıdem ve ihbar tazminatını vermeden, başka bir şirket adıyla yeni bir sözleşme imzalatıp çalıştırmaya devam edebiliyorlar. Taşeronluk sisteminde çok yaygın olan bu yöntem sayesinde işçilerin başta kıdem tazminatı olmak üzere hakları fiilen gasp ediliyor. Ancak bir hakkın fiilen gasp edilmesi ile yasal olarak gasp edilmesi arasında çok büyük bir fark var. Örneğin fiili gasp durumunda işçiler, ne kadar işlediğinden bağımsız olarak iş mahkemelerine başvurarak haklarını talep edebilir, patronlardan yasalara uymalarını isteyebilirler. Ama hak gaspı yasalara geçtiği andan itibaren bu seçenek de ortadan kalkar. Hak gasplarının yasalaşması, işçi sınıfının geçmişte çok büyük mücadeleler vererek ve bedeller ödeyerek yasalara geçirdiği hakların geri alınması, yani mevzi kaybı demektir.

Şu ikiyüzlülüğe bakın! Güya bu yaş gruplarının çalışma yaşamındaki dezavantajlı durumunu düzeltmek için bir yasa getiriliyor, ama gerçekte iş güvencesi ve kıdem hakkı gasp ediliyor. İktidarın niyeti gerçekten sorun çözmek olsa bunun için ilk elden akla gelen pek çok düzenlemeyi hızlıca hayata geçirmesi mümkün. En basitinden işyerlerine genç işçi çalıştırma kotası getirilebilir, 50 yaş üstünde olup da EYT’li olan işçilere emeklilik hakları geri verilebilir. Bugün 8 milyon emekli asgari ücretin altında bir gelire sahiptir. 4,3 milyon emekli ya çalışmakta ya da iş aramaktadır. Geçinemediği için çalışmak zorunda kalan emeklilerin emekli maaşları yükseltilerek çalışma yaşamından çekilmeleri teşvik edilebilir. Böylece onların yerini genç işçilerin alması sağlanarak genç istihdamı arttırılabilir. Ama elbette iktidarın derdi işçilerin sorununu çözmek değildir. Görünen o ki, siyasi iktidar şimdilik belirli yaş grupları için hayata geçirdiği bu saldırıyı, önümüzdeki dönemde genelleştirmenin ve kıdem tazminatını işlemez hale getirerek resmen kaldırmanın bir aracı haline getirmenin hesabını yapmaktadır.

Genç işçilere tokat üstüne tokat

Zaten bir iş bulmakta zorlanan, mevcut yasalarla emekli olmaları neredeyse imkânsız hale getirilen gençlere bir tokat daha atıyor iktidar. Patronlar, bir ay içinde 10 günden az çalıştırdıkları 25 yaşın altındaki işçilerin emeklilik primlerini ödemek mecburiyetinden kurtarılıyor. Sadece yüzde 2’lik iş kazası ve meslek hastalığı primi ile GSS priminin yüzde 7,5’lik kısmını ödeme yükümlülüğü getiriliyor. Geri kalan yüzde 5’lik kısmın ise işçinin maaşından kesileceği, işçinin isterse kendi emeklilik primini kendisinin ödeyebileceği belirtiliyor! Ayda sadece 9 gün çalışan bir işçi ancak cep harçlığını çıkarabilecekken emeklilik primini nasıl ödeyecek? Elbette ödeyemeyecek ve 25 yaşına kadar çalıştığı süre emeklilik primlerine yansımayacak. Patronların fırsatları nasıl değerlendirebildiklerini ücretsiz izin örneğinde gördük. Genç işçilerin bu şekilde çalıştırılabileceği işyeri sayısı sınırlandırılmadığına göre bu işçiler aynı anda birkaç işyerinde birden çalıştırılabilecekler. Böylece, aslında bir ayın tamamında çalıştıkları halde hiçbir iş güvenceleri, kıdem hakları olmayacak. Ayrıca ayda sadece 9 gün çalışsalar bile artık işsizlik istatistiklerinde yer almayacaklar. Bu sayede işsizlik oranları da daha düşük gösterilebilecek.

Kısmi süreli çalışmanın teşviki mi olur?

AKP iktidarı öyle bir yasa teklifi hazırlamış ki, “bu nasıl teşvik?” diyor insan. Teklife göre hâlihazırda tam zamanlı çalışan bir işçi 31 Aralık 2020 tarihine kadar kısmi süreli çalışmaya geçerse ve çalışmadığı gün sayısı kadar kısmi süreli çalışacak yeni bir işçi işe alınırsa ve bu işçi en az altı ay çalışırsa, kısa çalışmaya geçen işçi gelir vergisinden muaf olacakmış. Ancak muaf olacağı vergi tutarı brüt asgari ücretin yüzde 10’unu aşmayacakmış. Ayrıca bu uygulama en fazla 12 ay süreyle ve kısmi süreli olarak yeni istihdam edilen işçi çalışmaya devam ettiği sürece geçerli olacakmış. İyi de işçiler tam zamanlı çalıştığı halde geçinemiyor. Fazla mesailerle ayı kapatmaya çalışıyor. Damga vergisi dâhil taş çatlasa 321 liralık bir vergi indirimi için kısa süreli çalışmaya geçip de ne yapsın? Haydi diyelim ki, bu koşullarda çalışmayı hasbelkader kabul eden işçiler oldu. Peki, kısmi süreli çalışmanın bittiği 12 ayın sonunda ne olacak? Kısmi süreli çalışmaya geçen işçiler tekrar tam zamanlı çalışmaya geri dönebilecekler mi? Yeni işe alınan işçi 12 aylık süre dolduğunda işyerinde çalışmaya devam edebilecek mi? Yoksa tazminat vb. hiçbir hakkını almadan kendini kapının önünde mi bulacak? Bu soruların hiçbirinin cevabı yasa teklifinde bulunmuyor. Ama patronlar sınıfının yasalarda ucu açık bırakılan meseleleri kendi çıkarlarına göre yonttuklarını biliyoruz. Ayrıca çalışmadıkları sürelerin primi yatmayacağına göre işçilerin eksik kalan prim günleri ne olacak? Üstelik meselenin kıdem tazminatını ilgilendiren boyutu da bulunuyor. Yasalara göre işten çıkarılan işçinin kıdem tazminatı son aldığı brüt ücret üzerinden hesaplanıyor. Kısmi süreli çalışmaya geçen işçiler işten çıkarılırsa son aldıkları ücret üzerinden hesaplanan kıdem tazminatları da düşecektir. Bu durumda tam zamanlı çalıştıkları yıllar için kazanılmış kıdem hakları ne olacaktır?

Hatırlayalım, iktidar bu yasa teklifini daha Haziran ayında hazırlamış, ama bunu resmileştirmemiş, tepkileri gördükten sonra komisyona getirmemeye karar vermişti. O zaman sadece 50 yaş ve üzerindeki işçiler için kısmi süreli çalışmanın “teşvik edilmesinden” söz ediliyor, üstelik eksik kalacak prim günlerini devletin tamamlayacağı söyleniyordu. Şimdi ise bu çalışma biçimi yaş gözetmeksizin tüm işçiler için getiriliyor ve eksik prim günlerinin lafı bile edilmiyor! Çok açık ki bu, işçilere esnek çalışmayı dayatmak ve kıdem tazminatını gasp etmek için kapitalistlere verilmiş bir yasal imkândır.

Ama hükümetin bu uygulamadan asıl beklentisi bunun çok daha ötesidir. İşsizlik oranlarının tavan yapmasından son derece rahatsız olan hükümet, aynı işi iki işçiye yaptırarak “istihdamı ikiye katlama” ve böylece işsiz sayısını da “yarıya indirme” cinliği yapmış olmaktadır aklınca. Soruna çözüm bulamayınca gelsin kâğıt üstü hileler!

Sigortasız işçi çalıştıran patrona ödül, işçiye ceza

“Böyle şey mi olur?” diye düşünmek, işçi sınıfının örgütsüz olduğu koşullarda sermaye sınıfını ve AKP-MHP iktidarını hafife almak olur. Türkiye’de kayıt dışı istihdam yüzde 34 düzeyinde. Patronlar işçilerin sigorta primlerini ya eksik ödeyerek ya da hiç ödemeyerek hem SGK gelirlerinin önemli bir kısmını iç ediyorlar hem de işçileri sosyal güvenceden mahrum bırakıyorlar. Bu durumdaki işçiler kıdem ve ihbar tazminatlarını ya eksik alıyor ya da hiç alamıyorlar. Siyasi iktidar yıllardır bu sorunu çözeceğini söylüyor ama somutta atılmış doğru düzgün bir adım yok. Salgın bahanesiyle yapılan düzenlemelerden biri kayıt dışı işçi istihdam eden patronlara yönelik. Yasa teklifinin 8. maddesine göre “Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla istihdam edilmeye devam edilmekte olanların … bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 30 gün içerisinde başvuruda bulunmaları” ve işveren tarafından kayıt dışı çalıştırıldıklarının kabul edilmesi ve böylece çalıştırdıklarını o tarihten itibaren kayıt altına alması halinde, işverene her bir işçi için günlük 44 lira sigorta prim desteği verilecek. Ücretsiz izne gönderilen işçiye günde 39 lirayla yaşamayı reva gören iktidar, kayıt dışı işçi çalıştıran işverenleri günde 44 lirayla ödüllendiriyor! Bununla da kalmayarak kayıt dışı çalıştırdıkları süre için işverenlere idari para cezası uygulanmayacağının, teşvik ve desteklerden yararlanmasının önünde bir engel olmayacağının, daha önce aldığı sigorta prim indirimi, teşvik ve destekler için borç çıkarılmayacağının garantisini veriyor.

Hepsi bu kadar değil. “Hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin çalıştırıldığı işveren tarafından kabul edilenler, işveren tarafından bu şekilde çalıştırıldıkları döneme ilişkin olarak ücret ve ücrete bağlı hakları hariç olmak üzere diğer haklarından feragat etmiş sayılır” denilerek kayıt dışı çalıştırılan işçilerin geçmişe yönelik sigorta primlerini talep etmesinin önü kapatılıyor. Kayıt dışı işçi çalıştırmak yasalara göre suçtur. İşçinin şikâyet etmesi ve patronun kayıt dışı işçi çalıştırdığının tespit edilmesi durumunda patron hem para cezası öder hem de işçinin geçmiş sigorta primlerini ödemek zorunda kalır. Ancak bu yasa teklifi meclisten geçtiğinde, mevcut kanunlar hiçe sayılarak sermaye sınıfı resmen ödüllendirilirken, işçiler hiçbir hak iddia edemeyecek duruma getirilerek cezalandırılmış olacaktır.

Hak gaspları sınır tanımıyor, ücretsiz izin uygulaması sermayenin elinde sopaya dönüşüyor!

43 maddelik bir torba yasa teklifinin içinde aralara sıkıştırılmış bu maddeler işçiler açısından ciddi hak kayıpları anlamına geliyor. Siyasi iktidar her zamanki gibi, işçilerin çalışma hayatında yaşadığı sorunları çözüyormuş gibi yapıp yeni ve daha büyük sorunlar yaratacak düzenlemeleri hayata geçiriyor. Üstelik bu işi öyle incelikli yapıyor ki, işçiler her şey olup bittikten çok sonra başlarına nasıl bir çorap örüldüğünü anlıyorlar. İktidar önce gerçekten sorun olan bir meseleyi gündeme getiriyor, “ben bu sorunu çözeceğim” diyerek bir algı yaratıyor. Sonra da çözüm adı altında işçiler için çok daha büyük sorun teşkil edecek bir uygulamayı ya da yasayı işçi sınıfının önüne koyuyor. Mesela koronavirüsle beraber işten atmalar daha da artınca, işten atmalara izin vermeyeceğini söyleyerek sanki işçileri düşünüyormuş gibi bir algı yarattı. Sonra da ücretsiz izinlerin önünü açarak patronlara bulunmaz bir fırsat verdi. Ellerine ücretsiz izin sopasını alan patronlar sınıfı bunu çok yönlü bir saldırı aracına dönüştürmüş bulunuyorlar. Sendikalaşan işçileri ücretsiz izne göndererek sendikal örgütlenmenin önünü kesmeye çalışıyorlar. Kocaeli Dilovası’nda bulunan Systemair HSK bu örneklerden sadece biridir. Burada çalışan işçiler ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyerek ve direnişe geçerek patronlar sınıfının saldırılarına nasıl yanıt vermek gerektiğini de göstermiş oldular. Ücretsiz izin uygulaması, sadece sendikal örgütlenmeyi engellemek için değil, ücretleri düşürmek, çalışma saatlerini uzatmak, sosyal haklarda kesintiye gitmek gibi patronların normal şartlarda kabul ettiremeyeceği pek çok saldırıyı kabul ettirmenin aracı haline gelmiştir.

Bilindiği gibi kıdem tazminatı konusunda da yıllardır benzer bir durum var. Siyasi iktidar, işten çıkarıldığı halde kıdem tazminatı alamayan pek çok işçi olduğu gerçeğinden hareketle “bir gün bile çalışan tazminat alacak” diyerek çözüm diye işçilerin önüne kıdem tazminatının gaspı anlamına gelen bir fon önerisi koydu. İşçi örgütleri ve sendikalardan gelen tepkiler üzerine planı bir süreliğine rafa kaldırdı, ama her seferinde temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmekten de hiç vazgeçmedi. Yine de bugüne kadar bu isteğini bir türlü hayata geçiremedi. Bu yasa teklifiyle esnek ve güvencesiz çalıştırmayı yaygınlaştırarak, kıdem tazminatını resmen gasp edemese de fiilen ortadan kaldırmış oluyor. Bundan sonrasında sıranın kıdem tazminatını yasal olarak ortadan kaldırmaya geleceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Görünen köy kılavuz istemez. Siyasi iktidar gemi azıya almış, salgını bahane ederek işçilerin elinde kalan son hak kırıntılarını da almak için yükleniyor. İşçi sınıfının önünde ise iki seçenek var: Ya bu saldırılara sessiz kalarak elinde kalan son kırıntıları da kaybedecek, ya da susmayacak, örgütlenecek ve mücadele ederek bu gidişata dur diyecek!