Hayallerim, Doktor Muzaffer ve Rıza Amca


Hayallerim ah hayallerim!
İşim gücüm…
Aklım fikrim…
Seni hayallerim.
Kim var
Bana senden daha yakın?
Gönlümün içindekini
Gözümün ucundakini bilen kim var?
Kim duydu
İlk düştüğümü aşka¬?
Benden on altı yaş büyük Zarife’ye,
Nasıl baktığımı kim gördü
Senden başka?
Ve fakat;
On bir yaşımın basamaklarına tırmanırken henüz
Henüz,
Mavinin derinliği aklıma kazınmadan…
Sarı keven saçlı,
Ön dişlerinden biri eksik komşu kızının,
Deniz mavisi gözleri kalbime yazılmadan…
Ve ekmekten aştan kesilip,
İğne iplik gibi süzülmeden önce…
Bilmezdim
Bu kadar aklımın içinde,
Dilimin ucunda olduğunu. 
Ve ikisinde ortanın
Aksaraylı Selma’nın 
Kirpiklerinin çengelinde asılı kalan hayallerim
Sarı saçlı baygın bakışlı
Beden eğitimi öğretmeni Afrodit Semra’nın
Dudaklarının kıvrımından düşünce aşağı
Haddini bildirip
Kendine getirdi aptal aşığı.
Ve üçündeyken ortanın
Henüz yirmi ikisindeki
Uzun boylu
İri çekik gözlü
Yay gibi kaşları olan
Yakışıklı Matematikçi Zeki’nin üstündeydi
Bütün kızların
Önce yerlerde sürünen,
Ve sonra
Koyu mavi kravatından,
İri gözlerine süzülen utangaç bakışları.
Meğerse,
Matematikten ikmale kalıp
Din hocasından tekmeyi yiyinceye kadarmış,
Beyaz önlük giymiş öğretmen hayallerim.
Babam güzel kaval çalardı,
Benimse
Duvarda asılı kaldı,
Perdelerin üzerinde gezinen
Bağlama hayallerim.
Yedisinden on dördüne kadar
Ne zaman biraz koşup
Soğuk bir yudum su içsem
Daracık yuvasından
Gövdesini yırtarak çıkan serçe kuşu gibi
Yırtarak çıkardı
Boğazımdan nefesim.
Ben ateşlere düşerdim sabaha kadar
Anamsa
Başucumda derde.
Duyduk ki bir zaman sonra
-adını hâlâ unutmam-
Muzaffer adında bir doktor varmış şehirde.
Parmakları kime dokunsa
Ölü bile olsa
Ayağa kaldırırmış.
Anam
Alır almaz
Kanı-canı pahasına kazandığı
Bir aylık maaşını
Doktor Muzaffer’in karşısına dikti beni
Bir güzel yokladıktan sonra Doktor Muzaffer
“İlerlemiş hastalık” diye kekeledi.
“Ve fakat, iyileştireceğiz Allah’ın izniyle
Hastalıktan değil, çoğu zaman
Yoksulluktan ölür insan” diye ekledi.
Ve anam
Doktora ayırdığı bir aylık maaşıyla o ay
Ev kirasını ödedi
Ve on dördünden beridir
Hastalıktan yatmam
Ve 
“Hastalıktan değil, çoğu zaman
Yoksulluktan ölür insan” diyen
Doktor Muzaffer’i asla unutmam.
On dokuzundaydı 
Tütün işçisi Selim’le sözlendiğinde ablam
Sıcak mutlu bir yuvası olsun diye
Sabah sekiz akşam sekiz çalışırdı.
Tütün işçisi Selim (kıvırcık);
O da bir tütün işçisinin oğluydu
Yetmeyince beş evladına
Dedesinden miras kalan toprak
Neleri var neleri yoksa 
Babası bir sabah toplayarak
Atıp bir kamyonun kasasına
Şehre gelip 
Düşmüş ev geçindirmenin tasasına.
Ve fakat öğrenmiş ki
Mümkün olmazmış insan gibi yaşamak
Boyun eğerek
Patronların yasasına.
Çıkıp işçi kardeşlerinin karşısına;
“bre gardaşlar
neyimiz eksik bizim onlardan?
Harmanı süren biz.
Ekini deren biz.
Asfaltı döken,
Madeni çıkaran,
Kumaşı dokuyan biz.
Şu dünyayı kuran aha şu bizim nasırlı ellerimiz.”
Diyerek
Bi tamam çıkarmış işçileri greve
Ve almışlar haklarını.
Enişte Selim
Anlattıkça babasının hikâyesini gözleri dolardı
Bir de ablamı hatırladıkça içi yanardı
Ablam Fidan
Eğer kurtulsaydı yakalandığı hastalıktan
Eğer paramız olsa da kurtulsaydı
İşçi önderi Rıza amcanın oğlu Selim’le evlenecekti
Belki de güzel günler görecekti.
Doktor Muzaffer’in	
“Hastalıktan değil çoğu zaman
Yoksulluktan ölür insan”
Dediği üzere yoksulluktan ölünce ablam
Onunla birlikte toprağa gömüldü
Yoksul ve parasız çocukları kurtaracak 
Doktor hayallerim
Ve on altısından beridir
Kaldırımsız ve asfaltsız mahallelerin
Yoksulluğunu ve çaresizliğini tanıya tanıya öğrendim
Küçük insanların
“Büyük bireysel hayaller” kurduğunu.
Ve on altısından beridir;
Hiç kimsenin kimseyi ezmediği
Ve dünyanın hiçbir yerinde
Hiçbir sokağında
Hiç kimsenin aç ve çaresiz gezmediği
Bir dünya hayallerim
Ve öğrendim ki
On altısından beridir 
Dünyayı dünya yapan işçilerin nasırlı elleridir.
Ve öğrendim ki
On altısından beridir
En gerçek ve onurlu olanı
Zulmün, sömürünün ve açlığın olmadığı
Bir dünya kurma hayalleridir.


</