Gece Yarısına 2,5 Dakika Kaldı!


Bir grup bilim insanı 70 yıl önce sembolik olarak dünyanın sonunu gösteren bir “Kıyamet Saati” oluşturdu. Oluşturulan saate göre gece yarısı dünyanın sonunu temsil ediyor. Dünyayı yok oluşa sürükleyen tüm gelişmeler ise saatin yelkovanını gece yarısına doğru yaklaştırıyor. Fizikçiler ve çevre alanında çalışmalar yapan bilim insanları tarafından kontrol edilen saatin hareketleri, dünyanın büyük bir felâkete karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu çalışmayı yapan bilim insanları, Trump’ın ABD’de başkan seçilmesiyle saatin yelkovanının gece yarısına yarım dakika daha yaklaştığını açıkladılar. “Kıyamet Saati”ne göre gece yarısına sadece 2,5 dakika kaldı. Dünyamız yok oluşa artık daha yakın!

Kendisiyle birlikte tüm canlıların ve üzerinde yaşam sürdüğü dünyanın yok olacağı düşüncesi, insanlığın bilincinde binlerce yıldır yer etmiştir. Bugün, “bu dünyadaki yaşamın sona ermesi” düşüncesinin kısa bir zaman içinde gerçekleşmesi ihtimali, kitleler nezdinde çok daha yaygın bir inanç halini aldı. Binlerce yıllık tarihsel arka planı üzerinden giderek yaygınlaşan bu inanç, günümüzde ne yazık ki bir o kadar da gerçekçi! Gerçekten de emperyalist aşamaya yükselen kapitalizmin gericileşen dinamikleri, insanlığı bir yıkımın eşiğine getirmiş durumda… Çürüyen kapitalizm, günümüzde ancak “yok edicilik” üzerinden iktidarını sürdürebiliyor. Bu çürümüş sistem egemenliğini sürdürdükçe de dünya üzerindeki tüm canlılığa yok oluşun kapılarını sonuna kadar açacağı aşikâr!

Sermayenin kâr hırsı iklim değişikliklerine, hava kirliliğine ve doğal yaşamın yok olmasına neden oluyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre eskiye nazaran hayvan türleri 100 kat daha hızlı şekilde yok oluyor. Gelinen noktada bütün memeli hayvanların yüzde 26’sının ve hem suda hem karada yaşayabilen canlıların yaklaşık yüzde 41’inin soyu tükenme riskiyle karşı karşıya. Üstelik insanlık soyu tükenecek olan canlılar listesinin başında yer alıyor. İçme suyunun her geçen gün tükenmesi, bugünkü “petrol” savaşlarının yarın “su” savaşlarına evrileceğinin işareti olarak görülüyor. Beraberinde bir yandan kuraklık getiren küresel ısınma, bir yandan da buzulların erimesine neden olarak şehirlerin sular altında kalma ihtimalini büyütüyor. Bu ne yaman çelişkidir!

Emperyalist savaş ateşiyle bugün kentler ve hatta ülkeler yerle bir ediliyor. Giderek harlanan savaş ateşinin yarın tüm dünyayı yakıp kül etme ihtimali hiç de az değil! Bugün emperyalist ve haksız savaşlarda on binler, yüz binler halinde can veren insanlık, yarın milyonlar halinde can verebilir. Tehlike çok büyük! Emperyalistlerin silahlanma yarışının bugün geldiği boyut, dünyayı onlarca kez yok etme gücüne sahip! 65 milyon yıl önce bir asteroitin dünyaya çarpmasıyla meydana gelen olaylar zincirinin sonucunda 150 milyon yıl boyunca varlık gösteren dinozorların yok olduğu iddia edilir. Tartışmalı olan bu iddianın doğruluğu yanlışlığı bir yana bugün kapitalizm, dünyadaki yaşamın sonunu getirebilecek bir asteroitin ta kendisi!

Kapitalizmin insanlığı bir uçuruma sürüklediğini ve yaşam döngüsünü giderek bozarak dünya üzerindeki canlılığı tehdit ettiğini enternasyonalist devrimciler on yıllardır söylüyorlar. Bu gerçekliği felâket tellallığı yapmak için değil, hayati bir misyonu olan işçi sınıfının, kapitalizmi yıkmak üzere harekete geçmesi için vurguluyorlar. Fakat nicedir burjuvazinin temsilcilerinin dilinden de “dünyanın sonunun yaklaştığını” duyar olduk. Burjuva devlet liderlerinden “bilim” insanlarına, din adamlarından dizi-film senaristlerine, medyadan şirket yöneticilerine uzanan geniş bir burjuva kesim “kıyamet” üzerine senaryolar üretiyor. Burjuva cenahta “büyük tehlike”yi işaret etmek adeta bir moda halini aldı.

Amerikan emperyalizminin ideolojik aygıtı olarak çalışan Hollywood tarafından üretilip piyasaya sürülen “kıyamet” senaryolu onlarca belki yüzlerce film var. ABD’li film yapımcıları bu filmlerin çekimlerine milyonlarca dolar sermaye akıtıyor, çok daha fazlasını kâr olarak elde ediyor. Bu doğrultuda uzaylıların dünyayı istila etmesinden bir virüsün dünyaya yayılarak insanlığı yürüyen ölülere dönüştürmesine, dünyaya bir gök taşının çarpmasından küresel ısınmaya kadar pek çok “kıyamet” temalı film üretildi, üretiliyor.

Peki neden? Neden kapitalistler açıkça dünyanın bir sona doğru gittiğini açıklama gereği duyuyorlar? Çünkü bu durum saklayamayacakları denli ortada! Kapitalizm tarihsel bir çıkışsızlık içinde debelenirken, egemenler bu sistemin yıkıcı etkisini ve çelişkilerini gizleyebilme hünerine bugün sahip değil. Fakat bu çelişkileri manipüle etmeyi deniyorlar. Şiddeti, savaşı, ölümü, yıkımı, felâketleri ve yok oluşu örgütsüz kitlelere kanıksatmaya çalışıyorlar. Kitleleri, karanlık bir sona doğru gidildiğine ve çaresizce kadere boyun eğmek gerektiğine ikna etmeye çalışıyorlar. Bu durumu yeri geldiğinde bilimsel, yeri geldiğinde mistik öğelerle beslemeyi de ihmal etmiyorlar. Kitleleri, sistemi hedef almayan bir konumda tutmayı, onları pasifleştirmeyi hedefliyorlar.

Emperyalist savaşın yıkımı, doğanın tahribiyle ortaya çıkan felâketler ve çürümenin bin bir göstergesi, kitlelerin gözünde “kıyamet” olgusunu daha somut bir hale getiriyor. Bu gerçekliğe din adamlarının “kıyamet alametlerini” sıralayan vaazlarını, egemenlerin dünyanın sonunun yaklaştığı yönündeki açıklamalarını ekleyelim. Böylece insanlık, olağanüstü gelişmeler ve yıkımlarla geçen her yeni yılda “beklenen son”un ya da mistik bir temel üzerinden “kıyamet günü”nün daha da yakın olduğunu hissediyor. Öyle ki ABD’de yapılan anketlere göre insanların yüzde 20’den fazlası, kendi yaşam süreleri içinde dünyanın yok olacağına inanıyor. Kuşkusuz çok daha fazlası insanlığın ancak birkaç nesillik ömrü kaldığını düşünüyor. Fakat bu durum karşısında çaresiz olduğunu düşünen milyonlarca emekçi, şimdilik bu yok oluşu sadece seyrediyor.

Burjuvaziyi kıyamet sığınakları kurtarabilir mi?

Çeşitli basın organlarında, dünyanın teknoloji üretiminin merkezi kabul edilen ABD’deki Silikon Vadisi’ndeki milyonerlerin büyük bir kısmının, yaşanabilecek büyük bir felâkete karşı önlemler almaya başladığı yolunda haberler yer alıyor. Söz konusu hazırlıkların Trump’ın ABD’de başkan seçilmesinin ardından hızlandığı belirtiliyor.

Bu haberlere göre dünyanın farklı bölgelerinde adalar satın alan ve buralarda sığınaklar hazırlayan süper zenginler; silah, gıda, ilaç vs. stokluyorlar. Sığınaklar herhangi bir dış desteğe gerek kalmaksızın 5 yıl boyunca yaşanılabilecek şekilde dizayn ediliyor. Satın aldıkları adaları jeneratörler ve güneş pilleriyle donatan teknoloji milyonerlerinin sığınaklarında yüzme havuzu, sinema, spor ve eğitim alanları, ameliyathane, organik gıda üretim merkezi ve benzer birçok tesis bulunuyor. Yeraltında inşa edilmiş lüks yaşam alanları için milyonlarca dolar akıtanlar arasında Facebook, Oracle, Yahoo, Linkedin, Mayfield, Fund, Reddit gibi teknoloji markalarının kurucu ve yöneticileri bulunuyor. Toplam servetleri milyarlarca doları bulan ve dünyanın çivisini çıkaranlar arasında bulunan bu ultra-zenginler kendilerini güvenceye almaya çalıştıklarını ifade ediyorlar. Bunların dışında kimisi lens veya gözlük bulma derdine düşmemek için göz ameliyatı olduğunu, kimisi yanında her daim acil durum çantasını hazır bulundurduğunu, kimisi ise okçuluk dersleri almaya başladığını söylüyor!

Burjuvalar “kıyamet sığınakları” inşa etme gerekçelerini ise şöyle açıklıyorlar: Nükleer savaş olasılığı, biyolojik silahların varlığı, sosyal çöküş, ekonomik kriz sonucunda zenginler ve yoksullar arasında başlayacak bir mücadele! Yeni “dünyalar” aramaktan tutun da “kıyamet sığınakları”na kadar bilinen ve bilinmeyen pek çok önlem alma gayreti içerisinde burjuvalar. Çünkü korkuyorlar! Korkuları en az hırsları ve ihtirasları kadar büyük, egemenliklerini yitirmekten ölesiye korkuyorlar! Fakat her zaman söylenir; korkunun ecele faydası yok!

Tarihte egemenler hep isyan korkusuyla yaşadı. Her devrin kralları ve imparatorları sığınaklar ve ihtişamlı saraylar yaptırdılar. Yüksek ve kalın duvarları olan bu saraylar ve sığınaklar onların hükümdarlığını korumaya yetmedi. Sarayların altını gizli tüneller ve geçitlerle doldurdular. Fakat tüneller ve geçitler onların hükümdarlığını korumaya yetmedi. Ordular kurdular, özel koruma muhafızları yetiştirdiler. Yine de hükümdarlıklarını koruyamadılar. Bugünün egemenleri de aynı ataları gibi hükümdarlıklarını koruyamayacaklar! İşçi sınıfının, kendisini yok oluştan kurtaracak sığınakları yok, fakat dünyanın gidişatına yön verme yeteneği var. Kendinden önceki tüm ezilen sınıflar gibi isyan etme kudreti var, üstelik çok daha gerçekçi! Yeter ki günün görevleri yerine getirilsin.

Çekin ki körükleri ocağa girdi demir. 

Bir ateş külçesi düştü buzların ortasına. 

Alâmetler belirdi, kıyamet alâmetleridir. 

Haberdir, erişmekte kaynayan su galeyan noktasına.

Bu dem kıyamet demidir, 
bu, buhara inkılâbıdır kaynayan suyun...
(Nazım Hikmet)

İnsanlığın doğmamış çocuklarına temiz, aydınlık, sömürüsüz bir dünya bırakmak mı? Mücadele etmeye kesinlikle değer! Peki, bugün yaşayan kuşağın insan soyunun son temsilcisi olabileceği ihtimali? Bu ihtimal, işçi sınıfının kapitalizme karşı topyekûn mücadele etme görevini çok daha acil kılıyor. Bir asır önce Rosa’ların “Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm” sloganı kapitalizmin geldiği aşamayla birlikte bugün “Ya Yok Oluş, Ya Sosyalizm!” sloganına evrilmiş bulunuyor. Elif Çağlı’nın açıkça vurguladığı gibi, “21. yüzyıl, kapitalizmin yarattığı küresel felâketlerle adeta kapitalizmin kıyamet çağına dönüşmüş durumda. Kapitalizm kendi haline bırakılırsa modern insanlığın yeni bir yüzyılı olmayacak. Ya kapitalizm kendisiyle birlikte doğayı ve dünya üzerindeki insanları bir çöküşe sürükleyecek ya da işçi-emekçi kitleler onu yıkıp sınıfsız ve sömürüsüz bir geleceği kendi elleriyle yaratacaklar. Başka seçenek yok, zaman daralıyor!” (Çürüyen Kapitalizm, 29 Kasım 2007)