Navigation

Sürekli Yaz Saati İnadı

AKP hükümeti, kalıcı yaz saati uygulamasını ağzından düşürmediği “enerji verimliliği”, “enerji tasarrufu” laflarıyla güzelleme yaparak hayata geçirdi. İşçi ve emekçilerin hayrına ne varsa tedavülden kaldıran ve yerine sinekten yağ çıkaran uygulamalarını sokan AKP, sürekli yaz saati uygulamasıyla işçilerin yaşamlarını kötüleştirme yolunda bir adım daha atmış oldu. Böylelikle kapitalist düzenin yarattığı tüm hastalıklardan nasiplerini alan işçi ve emekçiler, kalıcı yaz saatinin yaratacağı zararlardan da nasiplerini alacaklar.

AKP hükümetinin “güneş ışığından daha fazla yararlanma ve enerji tasarrufu” gerekçesiyle kalıcılaştırmak istediği “sürekli yaz saati” uygulaması, geçtiğimiz günlerde çıkan bir torba yasayla yasalaştı. Hükümet, Bakanlar Kurulunun 8 Eylül 2016’da Resmi Gazete’de yayımlanan kararıyla uygulamaya sokulan sürekli yaz saati uygulamasını, diğer adıyla ileri saat uygulamasını, tartışmalara, tepkilere ve Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına rağmen devam ettirmekte ısrarlı. Hükümetin “tasarruf” iddiasıyla sürdürdüğü inadı, kabaran elektrik faturalarını, karanlıkta okula gönderdikleri çocuklarını, gün yüzü göremeden çalışıp durdukları için olumsuz etkilenen sağlıklarını işçi ve emekçilerin akıllarına getirmeden edemiyor ve kafalarda birçok soru işareti uyandırıyor.

Danıştay İdari Daireleri Kurulu, yaz saati uygulamasını sürekli hale getiren Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini “yetki aşımı” nedeniyle 27 Eylülde durdurmuştu. Hükümet ise sürekli yaz saatini kalıcılaştırmaktan vazgeçmediğini Danıştay’ın bu kararını delerek gösterdi. İlk elden düzenlemenin KHK’yla yapılacağını duyuran hükümetin sonraki planı, sürekli yaz saati uygulamasını kalıcı hale getirecek maddeyi torba yasa tasarısına ekleyerek düzenlemeyi yasal hale getirmek olacaktı. Ancak torba yasa da henüz kanunlaşmadığı için Danıştay’ın kararına –aslında zorunlu olarak– uyulduğu görüntüsü verildi. Çünkü usul gereği Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararının bakanlığa tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde uygulanması gerekiyordu. 28 Ekim günü Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu’nun kararına göre 28 Ekim 2018 tarihine kadar sürekli yaz saatinin uygulanacağı, bu tarihten sonra ise bütün yurtta saatlerin bir saat geri alınacağı bildirildi. Hükümetin böyle bir akıl oyununa başvurması uygulamadan vazgeçtiği anlamına gelmiyordu elbette. Nitekim aynı hafta, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bakanlar Kurulu’na yaz saati uygulaması konusunda verilen sınırlı yetkiyi genişletmeye yönelik bir yasa değişikliği torba yasaya eklendi. Torba yasa kanunlaştığı takdirde Danıştay’ın kararının bir hükmü kalmayacaktı. Böylelikle yasadaki süre sınırına uyulduğu görüntüsü verilmekle birlikte kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanan sürekli yaz saatinin kalıcılaştırılması 2018 Ekim’inden sonra kaldırılacakmış gibi bir algı yaratıldı. Nihayetinde de, TBMM Genel Kurulunda görüşülen torba yasanın yaz saatine ilişkin düzenlemenin bulunduğu 6. maddesinin kabul edilmesiyle, Bakanlar Kurulu’na ileri saat uygulaması yapma yetkisi verildi. Danıştay’ın kararı geçersiz, sürekli yaz saati uygulaması ise kalıcı hale getirildi. Böylelikle uygulamaya girdiğinden beri yaşamı olumsuz etkileyen ve tepkilere yol açan sürekli yaz saati uygulaması, işçi ve emekçilerin günlük hayatını olumsuz etkilemeye devam edecek.

Yaz saati uygulaması nedir, ne değildir?

İnsanlık, tarih boyunca ihtiyaçlar temelinde zamanı yönetmeye çalışmış, güneşin ve dünyanın hareketlerine göre zamanı bölerek verimliliği sağlamaya çabalamıştır. Örneğin yaz saati uygulaması Yeni Zelandalı bir böcekbilimci olan George Vernon Hudson tarafından ilk defa 1895 yılında ortaya atılsa da uygulamanın Avrupa’da benimsenmesi ve dünyaya yayılması savaş yıllarına denk gelir. 1916 yılının başında savaş yıllarında gün ışığından, dolayısıyla insan gücünden daha fazla yararlanmak için Almanya’nın yaz saatini uygulamaya koymasının ardından İngiltere de dönemin temel enerji kaynağı olan kömür kaynaklarında yaşadığı sıkıntıyı gidermek için tasarruf sağlama adına yeni yasayı yürürlüğe koyacak ve Greenwich başlangıç meridyenine göre saatler bir saat ileri alınacaktı. Gün ışığından daha çok yararlanmak için saatlerin periyodik olarak, belli bir miktarda –genellikle ilkbaharın başlangıcında bir saat ileri, sonbaharın başlangıcında bir saat geri alınır– değiştirilmesi olarak tanımlanan yaz saati uygulamasına diğer pek çok ülkede de başvurulacaktı.

Türkiye’de yaz saati 1916’dan bu yana aralıklarla, 1985 yılından beri de aralıksız uygulamaya koyulmuştur. AKP hükümetinin uzun yıllardan beri uygulamaya sokmak istediği sürekli yaz saati/ileri saat uygulaması ise geçen yıl hayata geçirilmiş, bu yıl da yasayla birlikte kalıcı hale gelmiştir. Yani yaz aylarında kullanılan saat dilimi yıl boyunca kullanılacak, sonbahar başlangıcında saatler geri alınmayacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ve hükümet çevrelerinin temel iddiaları, sürekli yaz saati uygulamasıyla enerji tasarrufu sağlanacağı yönündeydi. Hükümet iddialarına haklılık kazandırmak için İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) Ekim ayında bakanlığa sunduğu raporu dayanak olarak gösterdi. İTÜ’nün resmî sitesinde bir haber altında belli açılardan yer verilen ve detayları kamuoyuyla paylaşılmayan raporun bilimselliği ise tartışmalıdır. İTÜ’nün raporuna göre, yaz saati uygulamasının yıl boyunca kullanılması ile geçilen SSU (Sabit Saat Uygulaması) hem elektrik tüketiminde tasarruf sağladı hem de enerji sektöründe 2 milyar dolarlık yatırım ihtiyacını zorunlu olmaktan çıkardı. Rapora göre “2010-2016 yılları arasını kapsayan 6 yıllık sürede kış saati uygulaması nedeniyle yaşanan ek elektrik tüketimleri karşılaştırıldığında, kış saati uygulamasının geçerli olduğu aylar bazında yıllık yaklaşık %8,58, toplam elektrik bazında ise %3,62 oranında önemli bir tasarruf yapılacak.”[*] Ancak Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün aylık istatistik raporları ve meslek odalarının açıklamaları, hükümetin iddiasının ve İTÜ’nün verilerinin tersine enerji tasarrufunun değil maliyet artışının olduğunu gösteriyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) raporları, 2016 yılı Ekim ayından itibaren kalıcı hale getirilen yaz saati uygulamasının enerji tüketim verilerine göre tasarruf sağlamadığını göstermektedir. EMO’nun resmi olarak açıklanan enerji tüketim verileri üzerinden bir önceki yılın aynı ayına göre yaptığı hesaplamada; 2016 yılının Kasım ayında yüzde 6,6; Aralık ayında yüzde 5,9 elektrik tüketim artışı kaydedildiği ortaya konulmuştur. Aralık 2016 ve Ocak 2017’de Türkiye’nin elektrik ihtiyacının karşılanamadığı doğalgaz ve elektrik üretim krizi yaşanmıştı. Bu nedenle bu aylardaki tüketim artışları, elektrik verilemediği için baskılanmıştır. Buna rağmen elektrik tüketim artışı Ocak 2017’de de yüzde 5,7 olmuştur. Artış oranı Şubat 2017’de yüzde 6,2, Mart 2017’de ise yüzde 6,4’e ulaşmıştır.

“Toplamda yaz saati uygulamasının kalıcılaştırıldığı kış aylarında (Kasım-Aralık 2016, Ocak-Şubat-Mart 2017) yaklaşık 7 milyar kilovat saatlik fazladan tüketim ortaya çıkmıştır. Mesken kullanıcılarına uygulanan bir kilovat saatlik elektrik bedeli olan 41 kuruş üzerinden hesaplandığında 2,8 milyar liralık bir ekonomik maliyet ortaya çıkmıştır.” Sonuç olarak ortaya çıkan fazla tüketim, elektrik üretim ve dağıtım şirketlerine yaramış, daha fazla kâr elde etmelerini sağlamıştır. Uygulamanın “tasarruf” sağlayacağı söylenmektedir ancak ortada bir aldatmaca olduğu kesindir; işçi ve emekçilere değil patronlara “tasarruf” sağlanmaktadır! Bu uygulamayla birlikte elektrik tüketimi arttığından, bahsi geçen 2,8 milyar lira Bakan Albayrak’ın şirketinin de dâhil olduğu enerji şirketlerinin cebine gitmiştir. Bakanın bu uygulamayı neden bu denli ısrarla savunduğu da böylece daha iyi anlaşılmaktadır.

Paralar patronlara, sağlık çöpe!

Güneş ışığından daha fazla yararlanmak ve enerji tasarrufu sağlamak amacıyla hayat bulan kalıcı yaz saati uygulaması, işçi ve emekçilerin cephesinden bakıldığında ne faturaların kabarmasını engelleyebilmiş ne de işçilerin güneş ışığından faydalanmasını sağlamıştır. Gün doğmadan iş yoluna düşen, akşamın karanlığında evlerine dönen geniş işçi yığınları için hükümetin bu iddiası karşılık bulmamaktadır. Kapitalist düzende ağır ve uzun çalışma koşullarının davetiye çıkardığı hastalıklar, kazalar ve sağlık sorunları, çalışma saatlerinin biyolojik saati olumsuz etkileyecek şekilde düzenlenmesiyle katlanarak artış gösterir. İnsanlar dahil bütün canlıların yaşam fonksiyonları ve faaliyetleri güneşin hareketine göre belirlenir. Vücut saati olarak da bilinen biyolojik saat, canlıların uyku-uyanıklık, yeme-içme gibi alışkanlıklarını, vücut ısısını, metabolizmayı ve hormonal salınım döngülerini kontrol eder. Biyolojik saatin bozulması ise insan sağlığı üzerinde ciddi rahatsızlıklar meydana getirir. Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolunun açıkladığı verilere göre, kış aylarında yaz saatinin uygulanması ve dolayısıyla biyolojik saatin bozulması, toplum sağlığını olumsuz etkiliyor:

“Güneş ışığından daha fazla yararlanarak enerji tasarrufu sağlamak amacıyla uygulanan «yaz saati»nin, kış aylarında da sürdürülmesinin enerji tüketimi açısından hiçbir ekonomik getirisi olmadığı gibi biyolojik saatin bozulması nedeni ile insan sağlığı üzerine ciddi olumsuz etkileri vardır. Toplumda depresyon, dikkat dağınıklığı, metabolik sorunlar başta olmak üzere pek çok hastalığın yanı sıra kazaların artışı, bu sağlık sorunları ile ilgili hastalık, ölüm ve sakatlıkların da artışı anlamına gelir.

“Bugüne kadar yapılan çeşitli bilimsel araştırmalarda gece vardiyalarında çalışma gibi nedenlerle biyolojik saatleri bozulan insanlarda şeker hastalığı (tip II diyabet), metabolik sendrom, kalp ve damar hastalıkları, depresyon, bağışıklık sisteminin zayıflaması ile ilişkili hastalıklar, Alzheimer hastalığı gibi sağlık sorunlarının arttığını göstermiştir. Ayrıca biyolojik saatin bozulması, insanlarda dikkat dağınıklığı, konsantrasyon eksikliği, kronik uykusuzluk veya gündüz uyuklama gibi tablolara da yol açarak işyerlerinde veya ulaşım esnasında kazalara, üretim kayıplarına; öğrencilerde ise algılama ve anlama bozukluklarına neden olmaktadır.”

AKP hükümeti, kalıcı yaz saati uygulamasını ağzından düşürmediği “enerji verimliliği”, “enerji tasarrufu” laflarıyla güzelleme yaparak hayata geçirdi. İşçi ve emekçilerin hayrına ne varsa tedavülden kaldıran ve yerine sinekten yağ çıkaran uygulamalarını sokan AKP, sürekli yaz saati uygulamasıyla işçilerin yaşamlarını kötüleştirme yolunda bir adım daha atmış oldu. Böylelikle kapitalist düzenin yarattığı tüm hastalıklardan nasiplerini alan işçi ve emekçiler, kalıcı yaz saatinin yaratacağı zararlardan da nasiplerini alacaklar. İşçi sınıfının güneş ışığından sonsuz bir şekilde faydalanması ve sağlığına kavuşması ise ancak başka bir düzende mümkün olacak!