Navigation

Bir, İki, Üç, Dört, Beş...

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Siz bu başlığı okurken bir çocuk daha önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti. Bir canımızı daha yitirdik. Birler artarak oldu onlar, yüzler, binler ve milyonlar... Kimisinin zatürree, kimisinin sıtma ve kimisinin ishal diye yazıldı ölüm nedeni. Tespit yapıldı hepsine; aç oldukları için, temel gıda ürünlerine erişmede ciddi sıkıntılar yaşadıkları için kalamamışlardı şu dünyada. Henüz yaşamlarının ilk evresinde kopartıldılar bizlerden; kırlarda, mavi göğün altında alabildiğine koşma sevincine erişemeden...

Bir rapor yayımlandı. Kaç miniğin, geleceğin umutları olan kaç güzel gözlü çocuğun yittiğini içeren bir rapor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Dünya Bankası raporunda geçen sene 15 yaşın altında 6,3 milyon çocuğun hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bunlardan 5,4 milyonu ise henüz beş yaşını bile dolduramadan hayatlarını kaybeden çocuklar. Düşünebiliyor musunuz, her beş saniyede bir çocuk hayatını kaybetti, hayatta kalması mümkünken şu dünyada. Sahra Çölü’nün altındaki Afrika ülkelerinde ve Güney Asya’da yeni doğan bebeklerin yaşama ihtimallerinin zengin ülkelere nazaran dokuz kat az olduğu belirtiliyor raporda. Bu tablo görece “iyi”. 1990’da önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatını kaybeden 5 yaş ve altındaki çocuk sayısı 12,6 milyon idi.

Günümüz dünyasında üretim araçlarının geldiği düzeyi, üretilen zenginliği göz önünde bulundurduğumuzda normal şartlarda böyle bir trajedinin hiç yaşanmaması gerekir. Milyonlarca bebek sadece temiz suya erişemediği için ölmemeliydi meselâ Ya da sağlık alanında onca ilerlemeye karşın emekçi halkın çocukları temel sağlık hizmetlerine ulaşamadığı için hayatlarını kaybetmemeliydi. Çocukların hayatta kalmaları şans eseri olmamalıydı! Gözlerini açtıkları coğrafya açlık, sefalet ve yoksulluk barındırmamalıydı! Peki ya egemenlerin çıkardığı savaşlarda hayatını kaybeden çocuklarımıza ne demeli? Hayır, böyle olmamalıydı, böyle görmemeliydi çocukların gözleri şu yaşadığımız dünyayı.

Dünyamızın kimi bölgelerinde savaşın yarattığı tahribat ve yıkımı doğrudan görmekteyiz. Yıkmak, yok etmek ve hayatlarımızı daha da katlanılmaz hale getirmek dışında bizlere bir şey sunmayan devletleri ve onun egemenleri… Bir yanda savaş sanayiine yatırdıkları milyar dolarlar, öte yanda sadece temiz suya erişemediği için yitip giden canlarımız. Onların işleyişlerinde, ilişkilerinde temel olan kâr dürtüsüdür. “İnsan ve onun ihtiyacı nedir” diye düşünmezler. “Atılan her bomba uluslararası alanda bizi ne kadar ilerletir?” ya da “yıktığımız, harabeye çevirdiğimiz kentlerin, ilerde bize nasıl getirileri olabilir?” benzeri hesaplar peşindedirler.

Görürüm kimi çocukları, yanaklarından sağlık fışkırıyor, giyimli kuşamlı ve tertemiz. Hangi okullara gideceği, hangi enstrümanları öğreneceği ya da hangi dillerle büyüyeceği konuşulur. Bu esnada bir yerlerde fırsat eşitliğinden bahsedilir. Bu düzenin herkese aynı fırsatları sunduğu iddia edilir. Fakat kimin ne kadar yararlanabileceği ayrı meseledir. Emekçi çocukları, bizleri görürüm, dünyanın dört bir yanında -eğitim meselesine henüz gelmeden- yaşama tutunmak için verdiğimiz zorlu mücadeleleri. Şöyle der Çocuk Hakları Bildirgesi: “Sağlık içinde gelişme ve yetişme hakkı vardır. Bu amaçla kendisine ve annesine özel bakım ve korunma olanakları sağlanır”. “Korunma olanakları sağlanır” yazıyor ama hiçbir şey ifade etmiyor çocuklar ve anneleri için. Bir o kadar da soğuk ve anlamsızdır bu sözcükler.

Hayır, böyle olmamalı, böyle devam etmemeli bu düzen. Çocuklarımız göz göre göre kayıp gitmemeli avuçlarımızın içinden. Daha güzel bir dünya kurmalı onlar ve onlardan sonra gelecek olan umutlara... Yeşertmeli umudu ve daha da büyütmeli yeşertilen umudu, toprağın derinliklerine kök salmalı… Koşullar kötüleştikçe daha da sıkı tutmalı köklerimiz. Daha güzel bir dünyanın kapılarını birlikte aralayacağız. Güney Asya’da ya da Afrika kıtasının herhangi bir ülkesinde doğduğu için tensel ya da dilsel bir farklılık dışında bir farklılığı olmayacak çocuklar arasında. Dünya halkları bir bütün olarak üreten ve paylaşan bir topluluk olacaktır. Ne mutlu o günler için geçmişte nice emek verenlere ve bugün onu taşıyarak ter akıtanlara.