Navigation

IŞİD’in Kobanê Saldırısı ve AKP’nin Rojava Düşmanlığı

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

IŞİD’in, Türkiye’nin Suriye sınırında, Urfa’nın Suruç ilçesinin birkaç yüz metre ötesinde, Rojava’da (Suriye Kürdistanı) kurulan kantonların ortasında yer alan Kobanê’yi işgal etmek üzere 15 Eylülde başlattığı son saldırı, tüm şiddetiyle devam ediyor. IŞİD, Kobanê’yi ele geçirdiğinde soykırım yapacağını, diz boyu kan dökeceğini açıkça belirtiyor. IŞİD, ele geçirdiği bölgelerde Sünni olmayan ya da liderlerinin halifeliğini tanımayan tüm erkekleri öldürüyor, kadınları ve çocukları savaş ganimeti olarak köleleştiriyor; kadınlara tecavüz ediyor, satıyor. Kendisine karşı savaşanları sağ ele geçirdiğinde kurşuna diziyor.

IŞİD’in 60’tan fazla tank ve ağır silahlarla üç koldan kuşatıp saldırdığı Kobanê’de Kürtler, ellerindeki sınırlı silah ve olanaklara rağmen PYD önderliğinde büyük bir direniş sürdürdü. Ancak üç tarafı IŞİD ve bir tarafı da Türkiye tarafından kuşatılmış durumdaki Kobanê’ye dışarıdan silah ve gıda yardımı ulaştırılmasının engellendiği koşullarda direnişin sürdürülmesi günden güne zorlaşıyor. Kobanê’nin merkezi dışında her yerini IŞİD ele geçirmiş durumda. Kobanê’nin merkezinin ne kadar daha dayanabileceği bilinmiyor.

ABD’nin başını çektiği koalisyonun IŞİD’e yönelik hava operasyonlarının Kobanê’yi kuşatan IŞİD güçlerine yönelmesi çok zaman aldı. ABD, son ana kadar IŞİD çetelerinin Suriye Kürdistanı’nı işgal saldırısının önünü açık tutuyor. Son bilgilere göre IŞİD Kobanê’ye bağlı yüz kadar köyü ele geçirmiş durumda. PYD, IŞİD’in ele geçirdiği bölgeleri önceden boşaltıp sivil halkı tahliye ettiği için kitlesel bir kıyım gerçekleşmedi. Ancak Kobanê’den gelen haberler hiç de iç açıcı değildir.

AKP’nin IŞİD ile işbirliği ve Rojava’ya karşı canice hesapları

Erdoğan, Davutoğlu ve bilumum iktidar sözcüleri utanmazca yalan söyleseler ve inkâr etseler de, IŞİD ile kirli ilişkiler ve pazarlıklar ayan beyan ortalığa dökülmektedir. Daha geçtiğimiz haftalarda Türkiye’den IŞİD’e sevk edilen ağır silahların görüntüleri ortaya çıktı. IŞİD’in ele geçirdiği sınır kapılarında Türkiye ile ticaretin bir anda birkaç kat arttığını rakamlarla belgeleyen ANF haber ajansının haberi derhal yasaklandı ve internet erişimi engellendi. Bugüne kadar binlerce IŞİD militanı Türkiye üzerinden, herhangi bir engelle karşılaşmadan Suriye’ye geçiş yaptı. Yaralanan yüzlerce IŞİD militanı Türkiye’deki hastanelerde tedavi gördü. Polis korumasıyla devlet hastanelerine getirilen IŞİD militanları tedavi edilirken gazetecilerin görüntü alması polis şiddetiyle engelleniyor. IŞİD ile Türkiye arasındaki mazot kaçakçılığının yol ve yöntemleri uluslararası kuruluşlarca defalarca belgelendi ve raporlandı. IŞİD’in Türkiye sınırında gerçekleştirdiği mazot kaçakçılığından milyonlarca dolar kazandığı söyleniyor. Bir Alman gazetesi, MİT’in hazırladığı iddia edilen 100 sayfalık IŞİD raporundan bölümler yayınlıyor. Sınır görevlilerinin IŞİD militanlarını Suriye sınırından geçirmesinden, IŞİD’in Türkiye içerisinde 7 adet silah deposu olduğuna kadar pek çok bilgi raporda yer alıyor.

AKP’nin yandaş medyasındaki kalemşorlar IŞİD’i meşrulaştıran, onun yönetimi altındaki bölgelerde halkın gayet memnun olduğunu anlatan yazılar döşeniyor. Yandaş medya, hükümetin IŞİD’e desteğini ısrarla inkâr ediyor. Ancak AKP ile iç içe olduğu bilinen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarından Ali Bayramoğlu, 25 Eylüldeki yazısında, AKP’nin IŞİD ile kurduğu ilişkileri utangaç ve özürcü bir dille kabul ederek eleştirdi: “Türkiye şu ya da bu düzeyde, şu ya da bu şekilde IŞİD gibi örgütlerin bu bölgede yerel dinamikler, çatışmalar ve egemenlik kavgaları içerisine girerek kök salmalarına katkıda bulunmuş oldu. (...) Türkiye diğer hatayı, (bu kez doğrudan stratejik bir hata söz konusudur) Rojava politikasında yaptı. Suriye Kürtlerinin o bölgede özerk bir işleyiş kurmalarına karşı çıkarken, bu özerkliği taşıyan örgütü PYD’yi PKK’yla eşdeğer tanımladı ve IŞİD, El Nusra gibi örgütlerle kah göz yumarak, kah destekleyerek PYD ve Kürt yapılanmasını dolaylı olarak yıpratmak ve temizlemek politikası güttü. Rojava’da pek çok katliam bu politikasının gölgesinde yaşandı. Başka bir ifadeyle dün Ezidilerin karşı karşıya kaldığı durum, bugün Kobanê’de yaşananlar bu politikadan bağımsız değil. İnsani ve ahlaki sonuç bu. Hatanın siyasi ve stratejik faturası da kabarık. Türkiye’nin, Kürtlerin gücünün kırılmasına yönelik tutumu bugün 100.000 civarında göçmen ve IŞİD gibi bir komşu olarak Türkiye’ye geri dönüyor.”

IŞİD, 15 Eylülde başlattığı Kobanê saldırısının beşinci gününde, Kobanê’nin merkezine birkaç kilometre mesafeye kadar yaklaşmışken, 101 gün önce Musul’daki Türkiye Konsolosluğu’ndan rehin aldığı 49 kişiyi sınıra getirip Türkiye’ye teslim etti. AKP politikasıyla katliamcı IŞİD çetelerinin ortak hesabı, Rojava’daki Kürt yönetiminin ve kendini yönetme iradesi göstermiş Kürt kitlelerin kanla boğulmasıdır.

AKP Kobanê direnişinin kırılmasını ve IŞİD’in katliamlarını büyük bir fırsata çevirmek istiyor. IŞİD Kürtleri ezecek, katledecek; Türkiye, Suriye Kürdistanı’nı sözde “kurtarıcı” olarak işgal edecek, Kürtlerin kurduğu özerk kanton yönetimleri ve bölgedeki Kürt siyasi iradesi yok edilecek; Suriye içerisinde Kıbrıs büyüklüğünde bir alan Türkiye’nin kontrolüne geçecek; Türkiye, Suriye içerisindeki tampon bölgeye yığacağı askeri güçle emperyalist paylaşım sofrasına daha güçlü oturacak; Suriye’nin kaderinin belirlenmesinde daha fazla söz sahibi olunacak…

AKP’nin bu emperyalist hesaplarını hayata geçirebilmesi için IŞİD’in Kobanê’yi ele geçirmesi gerekiyor. Bu yüzden AKP, Kobanê direnişinin kırılması ve IŞİD’in kazanması için elinden gelen her şeyi yapıyor. IŞİD’den kaçan Kobanê Kürtlerine sınır kapısını açan Türkiye, ailelerini Türkiye tarafına bıraktıktan sonra IŞİD’le savaşmak için Suriye tarafına geri dönmek isteyen Kobanêli gençlere sınırı kapatıyor. Urfa’nın Suruç ilçesinde çıkan çatışmaların sebebi, devletin, kendi topraklarını IŞİD’e karşı savunmak isteyen insanlara sınırı kapatması ve zalimce saldırmasıdır. Türkiye Kürtleri, Kobanê direnişine destek vermek için Suruç sınırına yığılıyor. Yıllardır IŞİD militanlarının sınırdan geçişlerine kolaylık sağlayan devlet, Kürtlerin Kobanê’ye herhangi bir yardım ulaştırmasına izin vermiyor. IŞİD’in üç koldan sürdürdüğü Kobanê kuşatmasını Türkiye devleti dördüncü koldan tamamlıyor.

Daha önce rehineleri bahane ederek IŞİD’e karşı kurulacak koalisyona mesafeli yaklaşan Türkiye, birden bire çark ederek koalisyona katılacağını açıkladı. Bu manevra, bugüne değin IŞİD’le kurduğu ilişkileri ve ortak olduğu insanlık suçlarını örtbas etmek; Suriye içerisinde tampon bölge oluşturmak ve Suriye’nin geleceği ile ilgili söz hakkı elde etmek gibi amaçlar taşıyor. Türkiye’nin IŞİD’e karşı hava operasyonlarına katılmayacağını açıklaması ve tampon bölge oluşturma talebini ileri sürmesi gerçek niyetini açığa çıkarmaktadır. Suriye sınırından 10-15 km içeriye kadar uzanacak bir tampon bölge, Suriye Kürdistanı’nın işgal edilmesinden ve Rojava’daki özerk kantonların yaşamına son verilmesinden, dolayısıyla Suriye Kürdistan’ındaki siyasi iradenin yok edilmesinden başka bir anlama gelmiyor. Tampon bölgeye onay verilmesini koalisyona destek vermenin koşulu olarak öne süren Erdoğan, IŞİD’in Kürt bölgelerini işgal ederek Türkiye sınırına dayanmasının ve yüz binlerce Suriyeli Kürdün mülteci olarak Suriye’den Türkiye sınırına akın etmesinin, Türkiye’nin tampon bölge talebine meşruiyet kazandıracağına inanıyor. Bu yüzden TC, IŞİD’in Suriye Kürtleriyle devam eden savaşı kazanmasını istiyor. TC ordusunun Ergani’deki silah depolarından trenlerle IŞİD’e ağır silah sevkiyatının tam da Kobanê kuşatması devam ederken yoğunlaşmasının sebebi budur. Kürtler kıyıma uğramalı ki Türkiye’nin, “insani yardım”, “terörle mücadele” gibi kisveler altında tampon bölge oluşturarak Suriye Kürdistanı’nı kontrolü altına almasının önü açılsın!

Suriye’de iç savaş başladığında da AKP hükümeti, mülteci akınını ve sınır güvenliğini gerekçe göstererek tampon bölge oluşturma isteğini dile getirmişti. AKP hükümetinin uluslararası güçler müsaade etmediği ve koşullar elvermediği için o dönemde gerçekleştiremediği, Suriye sınırından içeri askerle girme planı, IŞİD sayesinde yeniden güncel hale getirilmiştir. Ancak Erdoğan’ın tampon bölge hayallerinin gerçekleşmesi oldukça zor gözüküyor. ABD, Türkiye-Suriye sınırında, Türkiye’nin inisiyatifi ve askeri varlığıyla oluşturulacak bir tampon bölgeye sıcak bakmıyor. Hele de IŞİD’e onca destek vermiş olan Erdoğan’ın koalisyona katılmak için tampon bölge koşulunu öne sürmesi, hiç de sıcak karşılanmadı. Obama’nın ve bazı BM sözcülerinin, Erdoğan’ın (yolsuzluklardan, otoriterleşmeden, IŞİD’e destek vermeye ve Suriye’de işlediği savaş suçlarına uzanan) kabarık suç dosyasına göndermeler yapmalarının sebebi budur.

TC-PKK arasındaki ateşkes sona mı eriyor?

Türkiye’nin Rojava’ya yönelik düşmanca politikaları, PKK ile TC arasındaki ateşkes sürecini de bitirmekle tehdit ediyor. Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ateşkes ve diyalog süreci müzakereye dönüşmedi. AKP oyalama taktikleriyle süreci sündürmeye çalıştı ve özünde mevcut statükoyu sürdürmekte ayak diredi. Üstelik “çözüm süreci” lafazanlığıyla siyasi rant elde ederken çözüm için adım atmadı. AKP’nin Rojava’ya yönelik düşmanca politikaları uzun süredir hükümetle Kürt hareketi arasında gerilen ipleri kopma noktasına getirdi. Hükümetin IŞİD’in Kobanê saldırısına verdiği destek, Kürt halkının ve siyasi liderlerinin sabrını taşırdı. Kürt hareketi Kobanê’de ve Rojava’nın bütününde halkı katledenlerle, onların işbirlikçi ve destekçileriyle ateşkes sürecinin devam etmesinin mümkün olmadığını, Türkiye sınırları içerisinde ateşkes devam etsin diye Suriye Kürdistanı’nın ve orada yaşayan milyonlarca insanın feda edilmesinin asla söz konusu olamayacağını açıkladı.

AKP’nin oyalama politikaları, askeri amaçlı baraj ve kalekol inşaatları, Kürt halkında ve siyasetçilerinde ateşkes sonrasında atılması beklenen adımların hiçbirinin atılmaması, çözüm süreci konusunda AKP’nin samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. AKP’nin Rojava’ya karşı düşmanca tutumu, cani IŞİD çetelerine verdiği destek ve “tampon bölge” adı altında Rojava’yı işgal hevesi, ateşkese yönelik açık bir sabotajdır ve ateşkesin son bulması halinde kimsenin Kürt hareketini suçlamaya hakkı olamaz.

Katliamcı IŞİD çeteleri ile AKP hükümetinin zalim planları, emperyalist güçlerin teşviki ya da göz yumması ile hayata geçebilir. Rojava’daki fiili özerklik, IŞİD’in kıyımları ve Türkiye’nin “tampon bölge” planlarıyla boğulabilir. Kürt halkı 90 yıl önce olduğu gibi yine emperyalist güçlerin ve bölge ülkelerinin alçakça hesaplarına kurban edilebilir. İşçi sınıfına düşen görev, savaşa ve Kürt halkının ezilmesine karşı mücadele bayrağını yükseltmektir.