Navigation

Anadile Kilit, Zorla Din Dersi ve İmam-Hatip Taarruzu

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Yeni eğitim yılının başlangıcında, Kürdistan’da anadilde eğitim yasağını ve ırkçı eğitimi protesto etmek için gerçekleştirilen okul boykotu eylemine, halkın Kürtçe eğitim veren üç okulu faaliyete geçirmesi eşlik etti. Kürt sorununun çözümünden dem vuran AKP hükümetinin bu adıma yanıtı ise asimilasyoncu politikalarda ısrar ederek, valilikler eliyle Kürt halkının üzerine polisi salıp bu okulların kapısına kilit vurmak oldu.

AKP, anadilde eğitim yasağının yanı sıra zorunlu din dersi dayatmasını ve imam-hatip taarruzunu da sürdürüyor. Buna karşı gerek Alevilerin gerekse okulları imam-hatiplerce işgal edilen çocukların ve ailelerinin tepkileri başta İstanbul olmak üzere pek çok kentte sokağa taşıyor.

Anadilde eğitim temel bir haktır

Anadilde eğitim uzun yıllardır Kürt halkının en başta gelen demokratik talepleri arasında yer alıyor. Bu talebi kitlesel eylemlerle dile getiren Kürt halkının yarattığı basınç karşısında sıkışan AKP hükümeti şimdiye dek hep bir şeyler yapıyormuş görüntüsü verdi, ancak gerçekte göstermelik adımlarla sorunu geçiştirmeye çalıştı. Mesele sanki Kürtlerin Kürtçe öğrenmek istemeleriymiş gibi, Kürtçe dil kurslarının açılmasına izin verilmesi ve okullara Kürtçe seçmeli dil dersinin koyulması, anadilde eğitim talebinin karşılanması olarak lanse edildi. Geçen yıl “demokrasi paketi” denerek davul zurnayla ilan edilen paketten de yine çıka çıka, bu yıldan itibaren özel liselerde Kürtçe eğitimin verilmesine olanak tanıyan bir düzenleme çıkmıştı. Ama her zaman olduğu gibi AKP’nin alicengiz oyunlarıyla birlikte. Medyada Kürtçe eğitim serbest olacak diye duyurulan şey, aslında yalnızca özel liselerde ve yalnızca matematik ve fen derslerinin Kürtçe okutulmasına izin verilmesiydi. Edebiyat, dil, tarih, felsefe, coğrafya gibi sosyal derslerde Türkçe zorunlu dil olmaya devam ediyordu. Yani AKP açıkça Kürt halkıyla dalga geçiyor ve “Parasını vererek Kürtçe matematik öğrenmekte serbestsin işte, daha ne istiyorsun” diyordu!

AKP hükümeti, ilkokul ve ortaokullarda ise bu kadarına bile izin vermedi. Çünkü TC egemenleri, Kürtçe eğitim devlet okullarında ve ilkokuldan başlayarak hayata geçirilmedikçe, Kürt çocukların anadillerini yazılı bir kültür dili düzeyinde öğrenemeyeceklerini ve daha kolay asimile olacaklarını gayet iyi biliyorlar. Bu nedenle de anadilde eğitimin mümkün olduğunca önüne geçecek politikalar izliyorlar.[*]

Demokratik haklar ve Kürt halkının talepleri söz konusu olduğunda şimdiye kadar “gıdım gıdım” politikasının asla dışına çıkmayan AKP, yaptığı yarım yamalak düzenlemeleri devrimsel adımlar olarak lanse etti, bir yaptıysa bin gösterdi. Hükümetin bugüne dek attığı her adım ancak halkın patlama sinyalleri vermesinin ardından geldi. Sorunları çözmek yerine oyalama stratejisi güden burjuva hükümet yüzünden Kürt sorunundaki kilitlenme vaziyeti devam ediyor. Ne var ki daha fazla beklemeye tahammülü olmayan Kürt halkı, en meşru haklarını hayata geçirmek üzere pek çok alanda filli adımlar atıyor ve hükümeti gerekli yasal düzenlemeleri yapmaya zorluyor. Kendi çabalarıyla kurduğu ilkokullarda Kürtçe eğitimi başlatmaya girişmek de bunun son örneğini oluşturuyor.

Diyarbakır, Cizre ve Yüksekova’da açılan okullar 15 Eylül Pazartesi günü eğitime başladı. Ne var ki TC duruma vaziyet etmekte hiç gecikmedi ve ertesi sabah gün doğarken okullar mühürlenip tabelâları söküldü. Gerekçe, okulların “izinsiz ve ruhsatsız oluşları”ydı. Fakat binlerce Kürt, polis saldırısına rağmen okullarına sahip çıktı ve mühürleri sökerek çocuklarını tekrar sınıflara soktu. Bu arada mühürlemeye tepki olarak bölgede okullar boykot edildi. Hükümetse tüm bunlar karşısında bir “algı operasyonu”na girişti. Hem de Kürtleri “yasa çıktı ama adım atamıyoruz şeklinde bir algı operasyonu yapmak”la suçlayarak!

Anadilde eğitimin önündeki yasal engelleri kaldırmayan AKP, Kürtlerin kendi çabalarıyla Kürtçe eğitimi bilfiil hayata geçirmeye girişmeleri karşısında türlü yalanlara ve manipülasyonlara başvuruyor. Meselâ ortalık karışınca soluğu Diyarbakır’da alan Bekir Bozdağ, “Kürtçe eğitimine imkân veren dersler koyarak çocukların anadillerini okulda öğrenme imkânı bulmasını istediklerini” söyleyerek meseleyi Kürtlere Kürtçe öğretmeye indirgiyor. Oysa Kürtler anadilleri Kürtçe olan çocuklarının, devlet okullarında ve tüm eğitim kademelerinde Kürtçe eğitim almasını istiyorlar. Devletse Kürt çocukların yabancı dil eğitimi niteliğindeki bir Kürtçe dersiyle yetinmelerini istiyor.

Anadilde eğitim konusunda çeşitli düzenlemeler yaptıklarını söyleyen Bozdağ şöyle devam ediyor:

“Son günlerde meydana gelen okul iddiaları, yasanın öngördüğü şekilde izinler alınmak prosedürler yerine getirilmek suretiyle açılmış okullar değil. Yani getiriyor birileri tabelayı çakıyor ve ‘Burası okul’ diyor. Böyle olmaz. Hükümet yasayı çıkarmış, altyapıyı oluşturmuş. Bundan istifade etmek istemiyor birileri. Fiili durum yaratmak suretiyle Türkiye’de böyle bir sorun varmış gibi algı yaratıyorlar. Bu bir kara propagandadır.”

Ardından da, okulların açılmasına ilişkin şartların ve prosedürlerin belli olduğunu, kurallara uyulursa herhangi bir engel olmadığını, okul açmak isteyenlere izin vermeye hazır olduklarını söylüyor. O şartların ve prosedürlerin, ilköğretim kurumlarında Kürtçe eğitim verilmesini yasakladığını, liseler içinse sadece özel olanlarda ve fen ve matematik derslerinde buna izin verildiğini söylemiyor elbette.

AKP’ye göre Türkiye’de böyle bir sorun yok; varmış gibi bir algı yaratılıyor sadece! Geçtiğimiz günlerde Eğitim-Sen Kürtçe eğitim verilen okullar konusunda Milli Eğitim Bakanlığına başvuruda bulunurken, HDP de resmi başvuruda bulunacağını açıkladı. Şimdi Türkiye’de böyle bir sorun olup olmadığını bir kez daha göreceğiz. Hükümetin meydan okumalarına “eğer devlet Kürtçe eğitim vermek için açılan bu okullara kanunsuz açılan okullar diyorsa o zaman kendisi Kürtçe eğitim veren okullar açsın” diyerek yanıt veren Kürt halkı, gerçekleri tüm çıplaklığıyla biliyor ve AKP’ye biat etmek yerine haklarını söke söke alma yoluna gidiyor. AKP’nin yalan ve oyalama hamlelerinden oluşan sığ politikası ise lime lime dökülüyor.

Zorunlu din dersine ve eğitimin dinileştirilmesine hayır!

Anadilde eğitimin önündeki engelleri kaldırmaya yanaşmayan AKP hükümeti, zorunlu din dersi dayatmasını da ısrarla sürdürüyor. Şark kurnazı hükümet, özellikle Alevilerden gelen tepkileri savuşturmak için, geçtiğimiz yıllarda zorunlu din dersinin adını değiştirip, içeriğine Aleviliğe ilişkin kısa bir bölüm ekleyerek meseleyi çözmüş görüntüsü vermeye çalışmıştı. Ne var ki bu numaraya kimse kanmamış ve zorunlu din dersinin kaldırılması için hukuki girişimler sürdürülürken, bu talep kitlesel eylemlerle de sürekli gündemde tutulmuştu. Bu yıl okulların açıldığı günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’de uygulanan zorunlu din dersine karşı açılmış bir davayı karara bağlaması, bu konuyu bir kez daha gündemin sıcak maddelerinden biri haline getirdi.

AİHM, 14 Alevi ailenin 2011 yılında açtığı davayı karara bağlarken, Türkiye’de eğitim sisteminin ebeveynlerin inançlarına saygı konusunda hâlâ Avrupa standartlarında olmadığına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin eğitim hakkıyla ilgili maddesinin ihlâl edildiğine hükmetti. Kararda, Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun öğrencilere din derslerine girmeme veya bu ders yerine başka bir dersi seçme hakkı tanıdığı hatırlatıldı. Türkiye’nin de en kısa sürede, din ve ahlâk kültürü dersini zorunlu olmaktan çıkartıp, öğrencilerin hiçbir gerekçe açıklamaksızın muaf olabilecekleri bir sisteme geçmesi gerektiği belirtildi.

Bu karar karşısında hükümetten bildik sesler yükseldi: Biz bir baskı unsuru görmüyoruz ama AİHM kararını inceleriz, gerekiyorsa içerikte değişiklik yapabiliriz, dersin ismini değiştirebiliriz ama dersi kaldırmayız… Yani AKP bir kez daha, palyatif değişikliklerle göz boyama politikasını sürdüreceğinin sinyallerini verdi.

AİHM kararına ilişkin açıklamalarda bulunan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Batı’da pek çok ülkede zorunlu din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi vardır. AİHM’in gördüğü sorun zannediyorum zorunlu din eğitimiyle din kültürü ve ahlâk bilgisi dersinin zımnen de olsa birbirine karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. İnanıyorum ki eğitimciler bunu çok iyi tefrik ettikleri zaman böyle bir sorun yaşanmayacaktır” diyerek öncelikle Batı’daki gerçek durumu çarpıttı. Görmez, Avrupa ülkelerinin ezici çoğunluğunda devlet okullarında zorunlu din dersi uygulaması olmadığı halde, “Batı’da pek çok ülkede var” diyerek, zorunlu din dersi dayatmasında bir sorun olmadığı izlenimini yaratmaya çalıştı. İçerik konusunda ise, meseleyi eğitimcilerin “zorunlu din eğitimi” ile “din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi”ni birbirinden ayırmalarına indirgedi. Oysa bu dersin koyulma mantığı da, içeriği de ve buradan kaynaklı olarak pratiği de, Diyanet’in çerçevesini çizdiği bir Sünni İslam anlayışını devlet dini olarak kabul edip bunu çocuklara dayatmaya dayanmaktadır. Yine bu anlayışla yetişmiş din öğretmenlerinin söz konusu çerçevenin dışına çıkmaları beklenemeyeceği gibi, bunun da ötesinde AKP hükümetinin bu konudaki zihniyeti de, icraatları da apaçık ortadadır. Zorunlu din dersiyle yetinmeyip, okul müdürleri eliyle sözde seçmeli din derslerini çocuklara dayatarak fiilen zorunlu hale getirmeye ve attığı çeşitli adımlarla eğitimi dinileştirmeye çalışan bir iktidar partisinden, bütün dinlere ve inançlara objektif ve dengeli yaklaşan bir din bilgisi dersi ya da dinler üstü bir ahlâk dersi müfredatı hazırlamasını beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır.

Başbakan Davutoğlu da AİHM kararı karşısında, “dini baskı amacı gibi yansıtma çabalarını kabul etmemiz mümkün değil” diyerek benzer argümanlarla zorunlu din dersini savunuyor. Ancak onun argüman çerçevesi daha geniş!

TC’nin dini ve dinsel eğitimi tekeline alan geleneksel yaklaşımını yineleyen Davutoğlu, “Dini telakki ailede öğrenilir. Ama doğru ve sağlam bir dini bilgi eğitim müesseselerimiz aracılığıyla verilmezse, işte çevremizdeki radikalleşme eğilimlerinin kaynağını teşkil eden düzensiz ve sağlıksız dini bilgiyi denetleme imkânı kalmaz” diyor. Böylece bir kez daha, işlerine geldiğinde Kemalizmi dini devlet tekeline almakla eleştiren AKP’lilerin de gerçekte aynı kafada oldukları görülüyor: Devlete sen hâkimsen dayatmacılıkta ve zorbalıkta bir mahsur yoktur!

“Ben nasıl Marksist değilsem ama Marksizmi bilmek iktisat okurken zaruretse, bir ateistin dahi din kültürü bilgisi sahibi olması zarurettir” diye buyuran ve bir iktisat öğrencisinin üniversitede “Marx’tan haberdar kılınması” ile çocukların 9 yaşından 18 yaşına dek aralıksız zorunlu din dersi dayatmasına maruz bırakılmasını aynı kefeye koyacak kadar izansız olan Davutoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Türkiye’de ve Ortadoğu’da, Balkanlar’da hiçbir sosyal olayı din olgusu dışında anlamak mümkün değil, gelişmeleri görüyorsunuz. Çevremizdeki ülkelerde doğru bir din kültürü, dinleri karşılıklı anlayışa dayanan şekilde öğretilmiş olsaydı bazı olaylar yaşanmazdı.”

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu emperyalist ve kapitalist güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda çıkardıkları savaşları ve yarattıkları karışıklıkları “din olgusu”yla açıklayan “stratejik derinlikli” uluslararası ilişkiler üstadımız, üniversitede gördüğünü iddia ettiği “Marksizm” dersini bir ilahiyatçıdan almış anlaşılan! Ona göre, söz konusu bölgelerde çocuklar doğru bir din kültürüyle yetişmiş olsalardı, savaşlar çıkmaz ve her gün tanık olmaya devam ettiğimiz katliamlar yaşanmazdı. Ortadoğu’da İslamcı örgütler Müslümanları doğramaz, İslam ülkeleri birbirleriyle gırtlak gırtlağa gelmez, mezhep eksenli kutuplaşmalar olmazdı. Yani her şey din öğretiminin yanlışlığından ya da eksikliğinden kaynaklanıyor ve AKP bu eksikliğin doğmaması için didiniyor! Peki bu din ulemasının on iki yıllık iktidarı altında polis ve asker kurşunuyla yüzlerce insanın katledilmesi, İslamcı kapitalistlerin madenlerde, fabrikalarda, inşaatlarda binlerce işçinin canını alması vb. de “doğru dini eğitim” yetersizliğinden veya zındıklıktan mı kaynaklanmaktadır acaba? Eğer öyleyse 34 yıldır verilen zorunlu din dersinin bir işe yaramadığı, dolayısıyla Davutoğlu’nun ileri sürdüğü işlevi yerine getirmediği ortadadır ve her halükârda devamında bir fayda yoktur.

AKP’nin zorunlu ve “seçmeli” din dersi dayatmasıyla, imam-hatiplerin eğitimdeki ağırlığını arttırma çabalarıyla ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı fiilen TÜRGEV, Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi İslamcı kuruluşların eline teslim etme politikasıyla yapmaya çalıştığı şey bellidir: Eğitimi kendi milliyetçi ve Sünni anlayışı doğrultusunda dinileştirme. Tüm müfredatı belirleyen bu ırkçı, mezhepçi anlayış, azınlıkları, ateistleri, Alevileri, kısacası kendinden olmayanları dışlamaya, karalamaya ve kendi dini ideolojisini devlet eliyle dayatmaya dayanmaktadır.

Laikliğe ve demokrasiye her açıdan aykırı olan bu dayatma elbette haklı bir tepkiyle karşılanmaktadır. Alevilerin, sosyalistlerin ve demokratların zorunlu din derslerinin kaldırılması için verdikleri mücadele giderek daha güçlü bir taban bulmaktadır. AKP’nin eğitimi dinileştirmek için yeni imam-hatip okulları açması, var olan okulları imam-hatipe dönüştürmesi ve son olarak da “var olanlar ihtiyacı karşılamaya yetmiyor” gerekçesiyle pek çok okulun içine imam-hatip sınıfları açması da giderek yayılan bir mücadelenin fitilini tutuşturmuştur.

Sosyalistler ve tutarlı demokratlar, bu mücadelenin gerçek bir laikliği hedeflemesi için öncelikle şu temel talepleri yükseltmelidirler: Nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının kapatılması, devlet okullarında zorunlu ya da seçmeli tüm din derslerinin kaldırılması, müfredatın dinsel ve ırkçı içerikten tümüyle arındırılması, imam-hatip okullarının kapatılması ve dini eğitimin tamamen kişi ya da cemaatlerin finansmanında özelleştirilmesi, Sünni camilerin, aynen gayrimüslimlerin ibadethanelerinde ve Şii camilerinde olduğu gibi tümüyle gönüllülerin finanse ettiği ibadet yerlerine dönüştürülmesi. Hem çocuklarının dini eğitim almasını isteyen ailelerin hem de böyle bir eğitime karşı çıkan ailelerin talepleri demokratik ve laik bir temelde ancak bu şekilde karşılanabilir.

Eğitimi ticarileştirme politikalarına, imam-hatipleştirmeye, zorunlu din derslerine, anadilde eğitim yasağına hayır!

Herkese anadilinde, parasız, laik, demokratik ve bilimsel eğitim!



[*] Bkz. Utku Kızılok, AKP ve Anadilde Eğitim, MT, Kasım 2013