Navigation

Demet Yalçın

Kapitalizm Güzellemeleri ve Gerçekler

Kapitalizmin sağladığı ilerlemelere bakarak insanlığı ve dünyayı tehdit eder duruma gelmesini görmezden gelen ya da sorunları önemsizleştiren ve kapitalizme güzellemeler düzen burjuva ideologlar, yazarlar, gazeteciler, televizyon kanalları, gazeteler hiç eksik olmuyor. Sözde farklı ama özünde aynı mahfillerden gelen bu güzellemelerin ortak özelliği “küçük” kusurlarına rağmen kapitalist sistemin olabilecek en iyi sistem olduğunu vaaz etmeleridir.

Kapitalizmin Tarihsel Kriz Sahnesinde Büyüyen Göç Dalgası

Umut yolculuğu denizlerin karanlık sularında son bulan binler; savaştan, ölümden, açlıktan, işsizlikten kaçarak iyi bir yaşam hayaliyle yollara düşen, sınır kapılarında bekletilen, şiddete maruz kalan, hastalık ve açlıkla boğuşmak zorunda kalan, insanlık dışı kamplarda tutulan milyonlar; tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar… Tarihsel krizin içinde debelenen kapitalizmin insanlığa yaşattığı cehennemin sadece bir kesiti bu.

AKP’nin Kadın Politikasında Yalanlar ve Gerçekler

AKP iktidarı, uyguladığı kadın politikası bütün olumsuz sonuçlarıyla ortadayken bir kez daha emekçi kadınlardan kendisine oy vermesini yani tek adam rejimini kabul etmesini istiyor. Oysa hatırlayacağımız gibi 16 Nisan referandumunda, çalışan kadınların yarıdan fazlası tek adam rejimine hayır demişti.

Devrimin ve İşçi Sınıfının Şairi: Nazım Hikmet

Tepeden tırnağa insan, tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret bir devrim ozanıydı Nazım Hikmet. O sınıfsız bir dünya özlemiyle kavgaya atılmış, bu uğurda ömrünün en güzel, en verimli yıllarını hapishanelerde geçirmiş bir komünist şairdi.

Emeklilik Sistemine Yönelik Saldırılar Artıyor

Bizzat kapitalist kurumların yayınladığı raporlar işçi sınıfının kapitalist sistemde parlak bir geleceğinin olamayacağını ortaya koyuyor. OECD 2017’de yayınladığı raporda “Gelecekteki yaşlılar daha uzun bir ömür sürüyor olacak ancak kendinden önceki nesillere kıyasla daha eşitsiz koşullarda yaşayacaklar. Daha uzun yaşam, hayatın bir noktasında işsiz kalma ve daha düşük gelir anlamına geliyor” tespitini yaparak emeklilik yaşının yükseltilmesinin bu sorunu olumsuz yönde etkileyeceğini itiraf etmişti.

Varşova Gettosu Ayaklanması

Varşova Gettosu ayaklanması, ölüm kamplarında katledilmektense onurlarıyla direnerek ve savaşarak ölmeyi tercih eden en genci 13, en yaşlısı 40 yaşında olan direnişçilerin, sosyalistlerin, kendilerinden sonraki kuşaklara bıraktığı muazzam bir direniş destanıdır. Böylesi bir direnişin yaşanabilmesi korkunun felçleştirdiği bir toplumun varlığına rağmen örgütlülüğünü koruyan ve asla pes etmeyen sosyalistler sayesinde mümkün olabilmiştir. Varşova Gettosu ayaklanması neredeyse bir şehrin yok olmasıyla, binlerce insanın katledilmesiyle sonuçlansa da direnişçiler açısından bir yenilgi anlamına gelmiyor. Nitekim bu isyan Polonya’daki direniş hareketini etkilediği gibi, başka gettolardaki ve hatta ölüm kamplarındaki ayaklanmaları tetiklemiştir.

Kamu Hizmetini Kapitalist İşletmelere Dönüştüren Şehir Hastaneleri

AKP iktidarı her zamanki gibi tüccar zihniyetiyle hareket ederek milyonlarca emekçiyi mağdur edecek bir projeyi hayata geçiriyor. Şehir hastaneleri projesi zaten çürümüş olan sağlık sistemini daha da çekilmez hale getirecek. 25 yıl gibi bir insan yaşamında hiç de kısa olmayan bir süre için sözleşme imzalayan AKP iktidarı işçilerin çocuklarının ve hatta torunlarının sağlık hakkını gasp etmekle kalmıyor, onları şimdiden sermayenin büyümesi uğruna ağır bir borç yükünün altına sokuyor. Sağlık hizmetini ticarileştirmenin sonucu koruyucu sağlık hizmetinden vazgeçerek toplumu daha da hasta etmektir.

Totaliter Rejimin Payandası Tarikat ve Cemaatler İhya Ediliyor

İktidarın Gülen cemaatini her alanda tasfiye etmeye girişmesinin ardından boşalan yerlere hızla iktidara yakın diğer cemaatler doluşmaya başladı. Süleymancılar tarikatı, Menzil tarikatı, İsmailağa cemaati öne çıkan gruplar. Bu cemaat ve tarikatların kurduğu vakıf ve dernekler son yıllarda her anlamda ihya ediliyorlar. Özellikle Erdoğan-AKP iktidarının totaliter rejimin temellerini attığı zamandan bu yana belediyelerin yaptığı kaynak aktarımlarında, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının bu vakıflarla yaptığı protokollerin sayısında çok büyük bir artış yaşandı.

Arakan Sorunu ve Egemenlerin İkiyüzlülüğü

Arakan sorununu Türkiye dâhil her birinin sicili diğerinden bozuk burjuva devletlerin kınamaları, insani yardım çağrıları çözemez, zaten böyle bir niyetleri de yoktur. Kerem Dağlı’nın da dediği gibi “bu yüzden, açıkça söylemek gerekir ki, emperyalist-kapitalist sistem son bulmadıkça ve emekçi sınıfları, halkları ezen, sömüren egemenler ortadan kaldırılmadıkça, ne ezilen halkların acısı ne de emekçi sınıfların çilesi son bulacaktır.”

Türkiye’nin “Gönlü Zengin” Kapitalistleri

Kendini nasıl tanıtırsa tanıtsın, ne kadar hayırsever görünürse görünsün sınıfsal konumu gereği kapitalist kapitalisttir. Emekçileri en ağır ve kötü koşullarda çalışmaya mahkûm ederek, en temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak duruma getirip sonra da bu ihtiyaçların karşılanması için bağış yapıyor görünmek, bunu da bir reklâm ve kâr aracına dönüştürmek kapitalistlerin tıynetinde var. Gölgesini satamadığı ağacı bile kesen kapitalistlerin karşılıksız, çıkar gözetmeksizin bağış ve yardım kampanyaları düzenlemesini beklemek, onlardan hayırseverlik ummak saflıktır.

Filistin Davası ve Riyakârlık

AKP iktidarının ikiyüzlü siyasetinin çok net ortaya çıktığı konulardan biridir Filistin sorunu. Diğer taraftan ise burjuva medya marifetiyle görünmez kılınan bir ikiyüzlülüktür bu. İslam âleminin hamisi pozları kesen AKP iktidarı bir yandan Filistin’deki Müslüman kardeşleri için “gözyaşı dökerken”, diğer taraftan söz konusu ekonomik çıkarlar olunca İsrail’le iş tutmaktan geri durmuyor.

Medeniyetin ve Toplumun Çöküşü Değil, Kapitalizmin Çöküşü!

Geçtiğimiz günlerde BBC’nin Türkçe internet sitesinde Rachel Nuwer’in bu kapsama giren bir yazısı yayınlandı. Nuwer “Batı Medeniyetini Çöküşe Götüren Ne Olacak?” başlığını verdiği yazısında pek çok isimden alıntılar yaparak bugün yaşanan sorunlar üzerinden kapitalizmin içine düştüğü açmazı anlatıyor. Ancak tam da beklendiği gibi doğru çözüm yolunu ortaya koyamıyor.

Paraguay’ın Başkanlıkla İmtihanı

Başkanlık sistemiyle yönetilen Paraguay’da devlet başkanı Horacio Cartes’in ikinci kez aday olmasının önünü açacak anayasal değişikliğin senatoda yapılan gizli bir oturumla onaylanmasının ardından başkent Asuncion’da 31 Martta başlayan protesto gösterileri Nisanın ilk haftası boyunca devam etti. Protestolarda yüzlerce kişi gözaltına alındı, bir genç öldürüldü, onlarca gösterici yaralandı. Meclis binasının göstericiler tarafından ateşe verildiği protestoların şiddetlenerek devam etmesi üzerine anayasal değişiklik şimdilik askıya alınmış bulunuyor.

Sendikal Baskı ve Yasaklar Artıyor

Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak bütün dünyada otoriterleşme artarken, işçi sınıfının haklarına ve örgütlülüğüne yönelik saldırılar da tırmanıyor. Türkiye’de ise genel otoriterleşmenin ötesine geçildiğini ve faşizmin kurumsallaşıp yerleşmeye çalıştığını görmekteyiz. Şüphesiz her burjuva iktidar gibi AKP de daha en baştan işçi düşmanı tavrını göstermişti ve bugüne kadar attığı adımlar ortadadır.

Tarihsel Kriz Siyaset Sahnesinde de Kaymalara Yol Açıyor

Uzun yıllardır dünyada hâkim olan siyasal eğilim ve dengeler bozulmuş durumdadır. Genel olarak denge durumunu yansıtan siyasi istikrar artık sürdürülemiyor. Eskiden ekonomik istikrara paralel olarak merkez sağ ve solda duran partiler arasında salınan bir burjuva siyaset sarkacının bulunduğunu söyleyebiliriz. Kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, toplumun belli bir kesimine yönelik nefret dilini içeren bir siyaset yerine daha yumuşak söylemli, liberal bir siyaset yürütülüyordu. Aşırı sağcı, faşist partiler bugünkü gibi ön plana çıkmamışlardı. “Aşırı sol” denen akımlar ise küçük gruplar olarak varlığını sürdürmekteydiler. Farklı ülkelerdeki benzer gelişmeler ve sonuçlar krizden bunalan kitlelerin bir taraftan özlem duyduğu yaşam için arayış içinde olduğunu, diğer taraftan derin hayal kırıklıklarının yarattığı öfke ile aşırı sağa kaydığını gösteriyor.

OHAL’de Cezaevleri ve İnsan Hakları İhlalleri

Faşizmin tırmanış sürecinde bugüne kadar yaşananlar önümüzde uzanan sürece de ayna tutmaktadır. Ancak her tırmanışın bir inişi, her karanlığın bir sonu vardır. Tarih bize emekçilere, ezilen halklara acı çektiren, onları cezaevlerine dolduran zihniyetlerin günü geldiğinde halkın mahkemelerinde yargılanmaktan kurtulamadığını da, cezaevlerinin bizzat emekçiler tarafından boşaltılarak siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşturulduğu dönemler olduğunu da gösteriyor.

OHAL Gölgesinde Cerattepe Davası

Cerattepe davasının OHAL süreci fırsat bilinerek sonuçlandırılma ihtimali çok yüksek. Böylece hem gelecek olan tepkiler OHAL yasaları ve yasaklarıyla, polis gücüyle bertaraf edilebilecek, hem de “Yenikapı ruhu” medya ve paramiliter faşist çeteler aracılığıyla canlı tutularak kitleler bu doğa talanını destekler konuma getirilecek. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sadece Cerattepe’ye değil, bütün demokratik hak ve özgürlüklere, sendikal haklara, hatta her türlü burjuva muhalefete karşı faşizan ve baskıcı tutumlar alan, parlamentoyu ve mevcut yasaları dahi hiçe sayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Cerattepe’nin de, yağma ve talana açılan tüm alanların da kaderi bu faşist tırmanışa karşı verilecek mücadeleye bağlıdır.

Burjuva Kadınlar Dünyaya Barış Getiremez

Theresa May’in başbakan olması burjuva medyada “feministlerin zaferi” olarak verildi. İngiltere’de başbakanlık koltuğundaki isim değişirken, ABD’de de başkanlık yarışı devam ediyor. Kasım ayında yapılacak seçimlerde Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ın kazanma olasılığı yüksek görünüyor. Almanya’da ise 2005 yılından bu yana Angela Merkel başbakanlık koltuğunda oturuyor. Clinton’ın da seçimleri kazanması durumunda dünyanın en büyük emperyalist güçlerinden üçünü kadınlar yönetiyor olacak. İşte bu tablo özellikle Avrupa’nın burjuva medyasında “kadınlar dünyayı yönetecek” haberleri yapılarak anlatılıyor ve kadınların dünyayı yönetmesiyle birlikte daha barışçıl, daha insani bir sürece doğru gideceğimiz beklentileri oluşturulmaya çalışılıyor. Öyle ya, kadınlar daha duyarlıdırlar, duygusaldırlar, şefkatlidirler vs… Peki, gerçeklik bu mu?

Yeni EMASYA: “Tek Adam” Rejiminde Bir Adım Daha

AKP iktidarı askeri vesayete karşı iktidarını koruma mücadelesi verdiği yıllarda zorunlu olarak birtakım demokratik adımlar atmış, bazı yasal değişiklikler yapmıştı. Özellikle 2007 yılında kendisine yönelik darbe planlarının açığa çıkmasıyla beraber bu adımları hızlandırmıştı. “Demokratikleşme ve sivilleşme” adı altında yapılan yasal değişikliklerin temel güdüsünün gerçekte rejimin demokratikleştirilmesi olmadığı malûmdu. Nitekim köprüyü geçtikten sonra rahat nefes alan AKP’nin, Erdoğan’ın “tek adam rejimi” hayallerinin de bir parçası olarak, yapılan görece demokratik değişiklikleri tek tek geri alması, hatta eskisinden daha da geri bir zemine düşürmesi bu gerçeği göstermektedir.

Brezilya’da Neler Oluyor?

Brezilya’da bir süredir devam eden kitle gösterilerinden sonra geçtiğimiz ay mecliste devlet başkanı Dilma Rousseff’in görevden alınması süreci başlatıldı. Senato komisyonu, 5 Mayısta, Rousseff’in yargılanmasının önünü açan gensoru önergesini kabul etti ve bir hafta sonra Senatoda yapılan oylamayla Rousseff’in  yargılama sürecinin önü açıldı. Rousseff, 22’ye karşı 55 oyla, 180 gün süreyle görevden uzaklaştırılırken, yerine başkan yardımcısı Michel Temer geçirildi.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.