Navigation

1 Mayıs 2018: Tek Çare Mücadele

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
1 Mayıs, farklı farklı odak noktaları olan toplumsal muhalefet dinamiklerinin ve kanallarının güç birliği yapabilmesi, ortak bir zemin bulabilmesi için en büyük ve etkili adresin işçi sınıfının bağrı olduğunu bir kez daha göstermiştir. İşçi sınıfı hareketinin yaratmış olduğu ve en başından beri anti-kapitalist bir öz taşıyan 1 Mayıs platformu her şeye rağmen, kadın sorunundan ulusal soruna, çevre ve kent sorunlarına, gençlik ve eğitim sorunlarına, barış özlemlerine, kültür-sanat alanındaki baskılara dek büyük çeşitlilik gösteren toplumsal sorunlar için bir ifade alanı özelliğini taşımaktadır.

2018 yılının 1 Mayıs kutlamaları tek adam rejiminin baskıları altında yapıldı. Rejimin dayattığı 24 Haziran baskın seçimlerine gidilirken, işçi-emekçi kitleler boyun eğdirme ve sindirme çabalarına karşı seslerini yükseltmekten geri durmadılar. Tüm olumsuz koşullara rağmen Türkiye’nin dört bir yanında yüz binlerce dirençli yürek meydanlara aktı, gidişata HAYIR dedi, taleplerini ortaya koydu.

Rejim, bir taraftan baskıları arttırırken diğer taraftan da sıkışmışlığının bir sonucu olarak 1 Mayıs kutlamalarına izin vermek zorunda kalmıştır. Bu durum Ankara Valiliğinin miting konusundaki tavır değişikliğinde özellikle bariz biçimde kendisini göstermiştir. Önce “1 Mayıs mitingi düzenlemek sendikaların faaliyet alanının dışındadır” gibi gerekçelerle mitingi yaptırmamaya niyetli olduğunu ortaya koyan Valilik, sonrasında geri adım atarak yolu açmak zorunda kalmıştır. Sonuç olarak hem rejimin genel olarak bu mecburiyeti hem de kutlamalarda görülen hava Türkiye’de hâlâ sindirilemeyen geniş bir kitlenin var olduğunu, doğru bir yön gösterilirse rejimin icraatına, planlarına ve zorlamalarına karşı çok daha etkili bir mücadele verilebileceğini bir kez daha göstermiştir. OHAL koşullarına rağmen 1 Mayıs’ın Edirne’den Hakkâri’ye dek onlarca kentte gerçekleştirilmesine ve yükseltilen sloganlara bakıldığında, gerçekten de kitlelerde birikmiş bir tepkinin olduğunu, bunun doğru bir kanal aradığını görmemek mümkün değildir. Yüz binlerce kişinin katılımıyla İstanbul ve on binlerin katıldığı İzmir mitingleri bu açıdan özellikle öne çıkmışlardır.

İstanbul mitingi çoğu zaman olduğu gibi 1 Mayıs Türkiye tablosunun özeti ve ana ekseni konumundaydı. Tümüyle hükümetin kontrolüne girmiş olan Türk-İş ve Hak-İş üst bürokrasisinin birleşik bir kutlamayı bölme ve sabote etme uğraşlarına rağmen İstanbul’da yüz binlerce işçi ve emekçi Maltepe miting alanına aktılar. Türk-İş bürokrasisi sanayi merkezlerine ve dolayısıyla işçi sınıfının ana yataklarına hayli uzak Hatay’da resmi devlet töreni havasında bir “kutlama” yaparken, Hak-İş de Adana’ya kaçmayı tercih etmişti. Bu durum bu konfederasyonlar bünyesindeki işçilerin tepkilerini haykırmak üzere diğer işçi kardeşleriyle birlikte İstanbul’daki 1 Mayıs’a katılmalarını büyük oranda engelledi. Ama buna rağmen Türk-İş bünyesindeki kimi sendikalar ve işçiler mitinge katıldılar.

İşçi-emekçi kitleler hiç kuşkusuz çalışma ve yaşam koşullarının gitgide ağırlaşan durumuna yönelik tepkilerini ifade ederken, 2018 1 Mayıs’ının politik odak noktasını ya da temel politik dinamiğini, rejimin baskıları sonucu uzun süredir biriken öfke ile baskın seçim gündemi oluşturmuştur. İstanbul mitingine baktığımızda da, bireysel katılımlar dışındaki tüm örgütlü ya da grup katılımlarının sergilediği açık tablonun OHAL rejimine, onda özetlenen çok yönlü baskılara karşı bir öfkeyi ortaya koyduğu görülmektedir. Şunun da altını çizmek gerekir ki, CHP’nin 1 Mayıs’a şimdiye kadarki en yüksek katılımını örgütle(yebil)mesinin temel dinamiği de bu olmuştur. Ama bu sadece örgütlü ve grupsal katılımlar için değil, mitinge çok büyük ölçeklerde bireyler olarak katılan kitleler için de geçerlidir. Yürüyüş ve miting boyunca bu doğrultudaki tüm sloganlar, pankartlar, dövizler büyük bir ilgi görmüş ve açık bir destek almıştır. Öte yandan kitleler açık bir bilinçle olmasa da örgütlü duruşun önemini de derinden hissetmekte, kendilerine yol gösterecek örgütlülüklere özlem duyduklarını belli etmektedirler.

Bu yıl DİSK, KESK ve TMMOB’nin, son yıllarda yapılanın aksine, belirsizlik ve moral bozukluğuna zemin hazırlamaktan kaçınmış olmaları ve fiziksel-coğrafi şartları itibariyle de Bakırköy’den daha uygun bir alanı tercih etmeleri sayesinde kitlesel bir miting mümkün olabildi. Verili şartlarda sembol değerler yerine sınıf mücadelesi açısından asıl olana, yani birleşik ve kitlesel bir mitinge odaklanmanın önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Geniş yığınlar güçlerinin kütlesel niteliğini görmeye büyük bir ihtiyaç duymaktadırlar.

İstanbul Maltepe mitingi, ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel planda genel kötüye gidiş karşısında muhalif duygular taşıyan kitleler için tartışmasız biçimde moral verici olmuştur. Kitlelerin tümüyle sandığa odaklandırılarak enerjilerinin bu noktaya hapsedilmemesi gerektiği, beklemeci pasif tutumların yenilgiye ve ezilmeye davetiye çıkardığı, tek adam rejimine son vermek için etkili siyasal bir hareket hattı ve kitlesel birleşik bir mücadele gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Öte yandan bu 1 Mayıs, farklı farklı odak noktaları olan toplumsal muhalefet dinamiklerinin ve kanallarının güç birliği yapabilmesi, ortak bir zemin bulabilmesi için en büyük ve etkili adresin işçi sınıfının bağrı olduğunu bir kez daha göstermiştir. İşçi sınıfı hareketinin yaratmış olduğu ve en başından beri anti-kapitalist bir öz taşıyan 1 Mayıs platformu her şeye rağmen, kadın sorunundan ulusal soruna, çevre ve kent sorunlarına, gençlik ve eğitim sorunlarına, barış özlemlerine, kültür-sanat alanındaki baskılara dek büyük çeşitlilik gösteren toplumsal sorunlar için bir ifade alanı özelliğini taşımaktadır. Odağında işçi sınıfının yer almadığı başka hiçbir platform buna uygun değildir. Bu, işçi sınıfının taşıdığı potansiyelin ne derece bereketli olduğunun, kapitalist toplumun doğurduğu tüm sorunların çözümünde, bu çürümüş toplumsal düzenin insanlığın ayaklarına taktığı prangaların parçalanmasında tek tutarlı ve büyük adresin işçi sınıfı olduğu gerçeğinin ifadesidir.

Rejim güçleri işçi sınıfı ve emekçi kitlelerden yana sıkıntılı olduğunu birçok vesileyle ortaya koymuştur. En son açıklanan, emeklilere ikramiye, öğrencilere af, esnafa vergi afları içeren rüşvet paketi bunun sinsi bir ifadesidir. Hiç şüphesiz Erdoğan seçimleri kazanması halinde rejimini tam anlamıyla oturtacaktır. Yandaş sermayeyi abat etmek üzere devlet olanaklarının görülmemiş ölçüde talan edilmesinin yarattığı dengesizlikleri telafi etmek için, emekçi kitleleri hedef alan acımasız bir saldırı programı yürütecektir. Dolayısıyla seçimlere giden süreçte tüm sınıf kesimlerine bu olguları anlatmaya çalışmak ve 1 Mayıs örneğinin gösterdiği üzere aktif ve sandığa hapsedilmeyen bir mücadele hattı için çaba harcamak gerekiyor.