Navigation

10 Ekim Katliamı: Unutmadık, Affetmeyeceğiz!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Bugün ellerindeki güçle 10 Ekim katliamının protesto edilmesini ve gerçek sorumluların açığa çıkartılıp hesap vermesini engelleyebilirler, ama gün gelir devran döner. Elbet bir gün egemenlerin, kapitalist sömürücülerin, savaş çığırtkanları ve savaş tacirlerinin, emperyalist güç olma heveslilerinin, cihatçı çetelere ve gerici çevrelere her istediklerini verenlerin iktidarı, yoksul emekçiler tarafından yıkılacak, tüm gerçekler ortaya çıkacak ve bu katliamın, yaşanan bu haksız savaşın sorumluları hesap vereceklerdir. İşte o zaman kalıcı barışın da, kapsamlı demokratik hak ve özgürlüklerin de önü açılacaktır.

10 Ekim 2015, “Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi” şiarıyla alanlarını dolduran işçilere, emekçilere, yoksul Kürt halkına ve sosyalistlere karşı, TC tarihinin en vahşi kitle katliamlarından birinin yaşandığı tarihe işaret ediyordu. O gün Ankara Garının önünde bulunan 101 barış savaşçısı, dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun vaktiyle “öfkeli gençler” olarak adlandırdığı IŞİD canilerinin patlattığı bombalarla can verdi. Katliamın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, beklendiği gibi, ne gerçek sorumlular ne de onların egemenler katındaki işbirlikçileri, destekçileri, azmettiricileri açığa çıkarıldı, hesap soruldu.

10 Ekim katliamı son dönemde yaşanan ne ilk ne de son katliamdı. Siyaseten gerileyen, toplumsal desteği aşınmaya başlayan AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinden önceki süreçte körüklediği gerginlik ilk sonuçlarını, seçim mitinglerinde göstermişti. Diyarbakır’daki HDP mitingine bomba atılması, HDP binalarının kundaklanması, seçim araçlarının ve görevlilerinin saldırıya uğraması, linç edilmesi vb. içine girilen sürecin niteliğini zaten ortaya koyuyordu. Ancak seçim meydanlarındaki “ya 400 milletvekili ya kaos” şantajı tutmamış, AKP egemenleri, 7 Haziran seçimlerinden ummadıkları kadar kötü bir sonuçla çıkmış ve hükümet bile kuramaz hale gelmişlerdi. Tüm provokasyonları boşa çıkan egemenler, bu kez seçimleri fiilen geçersiz kılan hamlelerle hem provokasyonların boyut ve dozajını arttırdılar hem de şantajın ikinci tercihi olan kaosu hayata geçirmek için adımlar attılar. İşte bu süreçte Suruç’ta barış ve Kürt halkına dostluk elini uzatmak için bir araya gelen sosyalist gençler hunharca katledildi. Ardından bugün halen kim tarafından yapıldığı belli olmayan kimi saldırılar bahane gösterilerek Kürt halkına karşı tekrar savaş başlatıldı. Kürt illerinde TC tarihinde görülmedik bir yıkım ve insanlık dramı yaşandı, sayısız kentler tank ve top ateşleriyle neredeyse haritadan silindi, binlerce insan yaşamını yitirdi, on binlercesi yaralandı, 300 binden fazla yoksul Kürt yaşadıkları kentleri terk etmek zorunda kaldı.

Tüm bu süreçte egemenler tarafından körüklenen haksız savaşa karşı emekçi kesimlerde ciddi bir öfke birikmeye başlamıştı. Öyle ki, TC tarihi boyunca ilk kez, hayatını kaybeden asker ve polislerin aileleri de hükümete ve onun yürüttüğü politikalara karşı seslerini yükseltmeye, savaş politikalarını reddetmeye başladılar. Yoksul aileler, evlatlarını bir avuç zenginin çıkarı için, egemenlerin siyasi kavgaları için feda etmeye razı gelmemeye başlıyordu. Tüm toplum 1 Kasımda yeni bir seçime zorla sürüklenmişken, artan bu barış çığlıkları 10 Ekimde patlatılan bombalarla kısılmak istendi. Yaşanan katliam o denli büyüktü ve tehdit o denli gerçekti ki, AKP hariç neredeyse hiçbir siyasi parti, seçim mitingi bile yapamaz hale gelmişti. Kaos gerçekten de yaratılmıştı. AKP seçimden hükümet kuracak çoğunlukla çıkmasına rağmen ne kaosun sonu geldi ne de katliamların. Tersine savaş daha da kızıştırıldığı gibi, TC egemenleri, Ortadoğu’daki savaşın içine de daldılar.

Bugün, gerçek sorumluların açığa çıkartılması için kılını kıpırdatmayan AKP hükümeti, katliamda hayatını kaybeden insanlarımızın ailelerinin ve dava arkadaşlarının, katliamı protesto etmek ve yitirdiklerimizi anmak için alanlara çıkmasını bile yasaklıyor. Suçluları açığa çıkarmayanlar, mağdurları gaza boğuyor, copluyor, tazyikli suya maruz bırakıyor, yerlerde sürükleyerek kelepçeliyor, gözaltına alıyor. 8 Ekimden bu yana çeşitli kentlerde yaşanan protesto eylemlerinin maruz kaldığı şey, devlet teröründen başka bir şey değildir. 15 Temmuz bahanesiyle ilan ettiği OHAL’i gerekçe gösteren hükümet, emekçilerin tepkisini tamamen boğmayı, onları tümüyle nefessiz bırakmayı hedefliyor. Hızla tek adam rejimine doğru ilerleyen, Meclisi işlemez hale getiren, Kürt illerinde yoğun bir savaşı yürüten ve tüm bunlar yetmezmiş gibi gerek Ortadoğu’daki emperyalist paylaşım kavgasından pay kapmak gerekse de Kürt halkının Suriye’de kazandığı mevzileri ortadan kaldırmak için Suriye’ye giren egemenler, içerde tek bir çatlak sesin bile çıkmadığı bir süt liman durumu istiyorlar. Bunca baskı ve devlet terörü, korkularındandır.

Bugün ellerindeki güçle 10 Ekim katliamının protesto edilmesini ve gerçek sorumluların açığa çıkartılıp hesap vermesini engelleyebilirler, ama gün gelir devran döner. Elbet bir gün egemenlerin, kapitalist sömürücülerin, savaş çığırtkanları ve savaş tacirlerinin, emperyalist güç olma heveslilerinin, cihatçı çetelere ve gerici çevrelere her istediklerini verenlerin iktidarı, yoksul emekçiler tarafından yıkılacak, tüm gerçekler ortaya çıkacak ve bu katliamın, yaşanan bu haksız savaşın sorumluları hesap vereceklerdir. İşte o zaman kalıcı barışın da, kapsamlı demokratik hak ve özgürlüklerin de önü açılacaktır.