Navigation

Güdümlü Sendikaların Yaygarası ve İktidarın Koruma Kalkanları

Belediye seçimlerinde AKP’nin başta büyükşehirler olmak üzere çok sayıda belediyeyi kaybetmesinin ardından Hak-İş ve Memur-Sen’i saran telâş, gerek bu sendikaların sözcülerinden gerekse Erdoğan’dan gelen açıklamalarla kendini açığa vuruyor. Muhalefetin eline geçen belediyelerde işçilerin sendika değiştirmeye başladıkları ilk önce Erdoğan’ın sitemkâr açıklamalarıyla öğrenildi. Seçimlerin hemen ardından ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Genel Kurulunda konuşan Erdoğan, “Dava adamı önce davasının ne olduğunu bilecek. … En ufak bir savrulmada merkezi bırakıp başka yerlere kaçmayacak. Şu anda bakıyoruz bazı yerlerde işte seçimlerde de filan falan… Allah selamet versin. Hemen anında sendika değiştirmeler, şunlar bunlar. Herkes bir yere savrulmaya başladı. Bu dava adamı olmak değil. Böyle olur mu?” diyerek tepkisini işçilere yöneltti. Ancak başta İstanbul ve Ankara olmak üzere pek çok kentte seçimleri kaybetmenin öfkesini yansıtan bu ilk tepkilerin yerini kısa sürede CHP ve HDP’li belediyelere yönelik saldırgan ifadeler aldı. Hak-İş, Memur-Sen ve bağlı sendikaların yönetimleri, yeni belediye yönetimlerinin işçilere baskı yaptığı, tehdit ve şantajda bulunduğu iddialarıyla ortalığı velveleye verdiler. Erdoğan ise Memur-Sen’in düzenlediği bir konferansta yaptığı konuşmada, söz konusu sendikalara tam destek mesajı verdi:

“Ben Memur-Sen camiasının bu seçimler sebebiyle ortaya çıkan tabloda bulundukları yerlerde dimdik duracaklarına inanıyorum. Ha ne yapacak sana? Seni makamından mı alacak? Alsın. Seni memurluktan atabilir mi? Atamaz. Çünkü 657 denilen bu yasa bir defa sizi güçlü bir şekilde koruma altına almıştır. Kaldı ki bu yollara tevessül edenlerin karşısında kapı gibi Memur-Sen camiası var. Ve yine şunu bilmeniz lazım ki bu ülkede bir hükümet var. Biz hiçbir zaman yapılacak bu zulümlere tribünden seyirci olmayız. Yapılması gereken neyse bunu da yaparız. Asla rahatsızlık duymayınız. ”

Kamu çalışanlarının kazanılmış haklarını başta iş güvencesi olmak üzere tümüyle ortadan kaldırmak ve istemediği unsurları kolayca işten atmak için 657’yi uzun süredir hedef tahtasına oturtan Erdoğan’ın, şimdi işine geldiği için bu yasaya sarıldığı görülüyor. Daha 2017 Kasımında “657 var olduğu sürece, bürokraside arzu edilen türden köklü düzenlemeler yapamazsınız. Sadece birini bir yerden alır başka bir yere koyabilirsiniz. O da köklü bir düzenleme anlamına gelmez” diyerek 657’nin değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, bugün aynı argümanı tam tersi amaçla kullanıp, “sizi atamaz, olsa olsa yerinizi değiştirir, arkanızda kapı gibi 657 var” diyerek belediyelere yerleştirdiği militanlarına güvence veriyor. 657’ye rağmen tam bir hukuksuzluk ve mutlak hak gaspıyla 140 bin kamu çalışanını KHK’larla işten atan, bu da yetmezmiş gibi her türlü hak arayışının önünü kapayarak bu insanları işsizliğe ve açlığa mahkûm eden Erdoğan ve adamları, sendika adı altındaki korporatif örgütlerde işçilerin karşısına hak hukuk savunucusu olarak çıkıyor!

15 Temmuz’u takip eden dönemde HDP’li belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyum atayan siyasi iktidar, o süreçte çok sayıda işçiyi de baskı ve tehditle Tüm-Bel-Sen’den istifa ettirerek bu belediyelerde Memur-Sen’e bağlı Bem-Bir-Sen’in örgütlenmesini sağlamış ve hemen ardından da işçilerin eski toplu sözleşmelerden kaynaklanan pek çok hakkı gasp edilmişti. Bugün bu basıncın kalktığını düşünen işçilerin yeniden Tüm-Bel-Sen’e dönmeleri karşısında Memur-Sen bürokratları paniğe kapılıyorlar. Memur-Sen genel başkanı Ali Yalçın, iktidardan aldığı güçle, “eğer bu tip tavırlar devam ederse Memur-Sen olarak örgütlü gücümüzü sahaya çekerek bu konuda asla sessiz kalmayacağımızı gösteririz” diyerek işçileri ve diğer sendikaları açıktan tehdit ediyor.

Taşımacılık (hava, kara ve demiryolu) işkolunda faaliyet göstermek üzere 2013’te kurulan ve belediyelerin ilgili birimlerinde de örgütlü olan Öz Taşıma-İş de son beş yılda üye sayısını 8 binlerden 21 binlere çıkararak işkolunun en çok üyeye sahip sendikası haline getirilmişti. Şimdilerde Hak-İş’e bağlı bu sendika da, belediyelerin el değiştirmesinin ardından işçilerin istifa ederek sendika değiştirmeye başlamalarıyla gündemdedir ve bu nedenle Hak-İş yönetimi de yaygara koparmaktadır.

“Sendikacılığı ideolojik aygıta dönüştürmek”ten, “işçilerin baskı ve tehditle Memur-Sen ve Hak-İş sendikalarından istifa ettirilmeye çalışıldığından” söz edip “sendikal özgürlükler”den dem vuranların ikiyüzlülükte sınır tanımadıkları görülüyor. Gerçek şu ki, AKP iktidarının ilk dönemlerinden itibaren KESK ve DİSK üyelerine açıktan yapılan baskı ve tehditlerle bu iki konfederasyon kamudan tasfiye edilmeye çalışılırken, bunlardan doğan boşluk Hak-İş ve Memur-Sen’le doldurulmuştur. Keza yeni işe alınan yüz binlerce kamu çalışanının büyük bir bölümü de otomatik olarak bu sendikalara üye yapılmıştır.

Erdoğan’ın demokrasi kahramanı olarak gösterdiği Hak-İş ve Memur-Sen, gerçekte işçi sınıfını rejimin payandası haline getirmek ve zapturapt altında tutmak için kullanılan korporatif aygıtlardır.[*] AKP’nin iktidara gelmesinin ardından yaşanan burjuvazi içi kavgada ve 15 Temmuz’u takiben rejimin inşa sürecinde bu aygıtlar önemli roller üstlenmişlerdir. İşçi sınıfına yönelik saldırı yasalarına tabandan ciddi bir muhalefetin gelmemesinde, bunların meşrulaştırılması ya da çeşitli yapay gündemlerle üstünün örtülmesinde, bu iki konfederasyonun ve elbette AKP’nin yönetiminde giderek etkin hale geldiği Türk-İş’in büyük bir payı bulunmaktadır.

Türk-İş’in bir devlet sendikası olarak kurulup bugüne dek genel çizgisi itibariyle o misyonla hareket ettiği bilinmektedir. Bununla birlikte Hak-İş ve Memur-Sen ile AKP arasında kökleri Milli Görüş geleneğine uzanan ideolojik bir ortaklık söz konusudur. Harcı İslamcılık ve milliyetçilikle karılan bu ideolojik ortaklık bu iki aygıtın iktidarla ilişkilerinde özel bir durum yaratmış ve AKP’nin iktidara gelişi bunlar açısından da bir milat oluşturmuştur. AKP’nin ideolojisinin ve izlediği politikaların sancaktarlığını yaparken, zihinlerini bu temelde felç ettikleri işçileri rejimin payandası haline getirme misyonuyla hareket eden bu aygıtlar, iktidarın önlerini açmasıyla sıçramalı bir şekilde güç kazanmışlardır.

Bu noktada Memur-Sen’in yükselişi özellikle çarpıcıdır. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2010 yılına kadar, KESK toplamda 40 bin civarında üye kaybedip Kamu-Sen o civarda bir üye kazanırken, Memur-Sen her yıl ortalama 50 bine yakın üye “kazanıp” üye sayısını 41 binden 370 bine çıkarmıştır. Ama asıl sıçramalı büyüme kimi yıllarda 150 bine varan üye artışlarıyla 2010 sonrasında yaşanmış ve bugün gelinen noktada 1 milyonu aşkın üyeyle Memur-Sen en büyük konfederasyon ol(durul)muştur! Üstelik bu durum kamu çalışanlarının hükümetle yürüttüğü toplu sözleşme görüşmelerinde, “hükümetle çatışmacı değil uzlaşmacı bir tutum sergilemekle” övünen Memur-Sen’in tek yetkili konfederasyon olmasını da beraberinde getirmiştir. Bunun anlamı, hükümetin istediği çalışma koşullarının ve başta eğitim alanı olmak üzere ideolojik adımların sorgusuz sualsiz kabul edilip kamu çalışanlarına dayatılmasıdır. Keza hükümet, yasaklanan grevlerin, KHK’yla işten atılan on binlerce kamu çalışanının ve daha pek çok hukuksuzluğun uluslararası toplantılarda gündeme gelmemesi için geçtiğimiz yıl ILO toplantısına “en büyük işçi konfederasyonu” olduğu gerekçesiyle Memur-Sen’in başkanını göndermiştir. Normalde böyle bir görevlendirme diğer konfederasyonların onayı alınmaksızın yapılamayacak olmasına ve itirazlarla ve bizzat ILO’ya şikayetlerle karşı karşıya kalmasına rağmen, iktidar bunları hiç takmayarak bildiğini okumuştur.

Şu anda sayıları 4 milyon 200 bine yaklaşan kamu çalışanlarının %67’si sendikalıdır ve bunların da %60’ı Memur-Sen’de örgütlüdür. Kamuda sendikalılık oranlarını %40’lardan buralara getirdiklerini söyleyen Erdoğan, bu oranlara tüm kamu çalışanlarının baskı ve tehditle Memur-Sen üyesi haline getirilmeye çalışılması sonucu ulaşıldığından hiç söz etmemektedir elbette.

Hak-İş’in kamudaki ağırlığının çok hızlı bir şekilde artması da buna paralel bir gelişme olup, rejimin otoriterleşmede faz atlamaya başladığı 2015 yılı bu açıdan bir dönemeç noktası oluşturmuştur. Kısa bir süre sonra KHK’larla kamudan 140 bin insanın atıldığı ve yenilerinin işe alındığı bu süreçte tüm sendikal dengeler de değişmiştir. Türk-İş ve DİSK’te 2015’ten bu yana %20 civarında bir üye artışı yaşanırken, aynı dönemde Hak-İş’in üye artışı %128 olmuştur. Üye sayısının neredeyse 2,5 katına çıkması anlamına gelen bu artış, sendikalaşma mücadelesi veren tüm işçilerin istisnasız işten atılma saldırısıyla yüz yüze kaldıkları bir ülkede tam bir “mucize”dir. Ama bu “mucize” doğaüstü güçlerin değil bizzat bu olağanüstü rejimin eseridir.

Rejim güçleri ve onların korporatif aygıtları, AKP’nin kaybettiği belediyelerde işçilerin sendika değiştirmeye başlamasını utanmadan “baskı” ve “tehdit”le açıklayadursunlar, Hak-İş ve Memur-Sen’e bağlı sendikaların sadece bu alandaki üye artışlarındaki anormallik bile gerçek baskı ve tehdidi kimin uyguladığını ve iktidar gücünden nasıl faydalandığını ortaya koymaya yetmektedir. Aşağıdaki tablolar belediyelerde örgütlü ana sendikaların üye sayılarının yıllara göre değişimini gösteriyor.

Yıl

Tüm-Bel-Sen

Bem-Bir-Sen

2002

13.581

7.256

2004

32.611

15.128

2006

26.070

26.130

2009

25.406

32.022

2014

28.824

61.097

2016

26.588

65.893

2017

22.356

67.553

2018

18.794

69.633

İlk tablodan görüldüğü üzere, Memur-Sen’e bağlı Bem-Bir-Sen 2002’de kurulduğunda 7 bin üyeye sahipken bugün üye sayısı 70 bine çıkmıştır. Oysa 2004 yılında 33 bine yakın üyeye sahip olan Tüm-Bel-Sen’in üye sayısı aynı dönemde neredeyse yarı yarıya düşmüştür. Bunu belediyelerdeki kamu çalışanlarının özgür iradeleriyle yaptıkları bir seçimin sonucu olarak değerlendirmek için aptal olmak gerekir.

Yıl

Belediye-İş

Hizmet-İş

Genel-İş

2004

185.105

92.800

69.058

2007

194.106

116.003

77.404

2009

205.244

126.107

81.394

2014

45.775

83.076

45.810

2015

52.692

139.553

63.154

2016

53.716

162.150

65.747

2017

53.172

186.757

63.445

2018

74.904

286.356

76.925

2019

79.846

315.199

87.551

Aynı şey, ikinci tablodan da görüldüğü üzere Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş için de geçerlidir. 2004’te sektörün ikinci büyük sendikası olan bu Hizmet-İş, özellikle 2015 sonrasında sıçramalı bir artış yaşamıştır. 2009’dan itibaren taşeronlaşmanın doruğa çıkmasıyla ve siyasal baskılarla sendikasızlaştırmanın korkunç boyutlara ulaşması sonucunda Belediye-İş ve Genel-İş muazzam bir üye kaybına uğrarken, Hizmet-İş’e adeta “yürü ya kulum” denmiştir. Kamuda çalışan taşeron işçilerin geçtiğimiz yıl kadroya alınmalarının ardından iktidar baskısıyla Hak-İş’e yönlendirilmeleri sonucunda Hizmet-İş sadece bir yılda 100 bin yeni üye kaydetmiştir. 2004’te 93 bin üyesi olan bu sendika, bugün 315 bin üyeyle belediyelerdeki en büyük işçi sendikası durumuna gelmiştir.

Derinleşen krize ve içinde bulunduğu sıkışıklığa paralel olarak rejimin ekonomik, sosyal ve siyasal saldırılarını daha da arttıracağı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Son belediye seçimlerinin de gösterdiği üzere, oy tabanındaki rahatsızlık belirgin bir şekilde artan iktidar, onun önemli bir bölümünü oluşturan işçi sınıfının tepkisinin daha da şiddetlenmesinin ve bunu çeşitli biçimlerde dışa vurmasının önüne geçmek için, bu korporatif aygıtlara çok daha fazla ihtiyaç duyacaktır. O yüzden bunların kan kaybetmesini ve muhalif sendikaların güçlenmesini engellemek, rejim için yakıcı bir önem taşımaktadır. Öte yandan 25 yıldır elinde tuttuğu ve her türlü dümeni çevirdiği İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin muhalefetin ve muhalif sendikaların eline geçmesi, bu dümenlerin teşhir edilmesine ve her türlü rant olanağının büyük bir bariyerle karşılaşmasına yol açma potansiyeli de taşıdığı için, Hak-İş ve Memur-Sen’in buralardan tasfiyesini engellemek bu açıdan da önem arz etmektedir. Gerek rejimin gerekse bu korporatif aygıtların tepesindeki isimlerin son haftalarda bu konuda yaygara koparmalarının temel nedenleri bunlardır.


[*] Bkz. Utku Kızılok, AKP’nin Korporatist Hamleleri ve Sendikal Hareket (Kasım 2015), marksist.com