Bırak Ne Derlerse Desinler


Şerrin gölgesi gittikçe yayılmakta,
Kara dumanlar, et kokusu, zebani çığlıkları…
Öyle bir şey gerek ki;
Bir ezgi bu kadar mı saplanır yüreğe,
Bir çocuk gözü bu kadar mı kıvrandırır,
Bir gözyaşı süzülmez mi sıcacık? 
Midemiz bulanıyor
Alnımızdaki tomurcuk ter, bunalıyor…
Ey her yerde çınlayan tarih!
Yanardağ olsan patlardın ya!
Bil ki bu çılgın ateş,
Bu deli gömleği dünyaya dar geliyor!
Öyle bir şey gerek ki;
Susmak gibi değil, medet ummak gibi hiç değil
Tek başına bağırmak, parçalanmak da değil
Bu basınca karşı duracak düşünce, sadece bilmek gibi değil
Nerededir bu çare, bu “yeni” dedikleri dönemde?
Boşuna yorulma, bulundu yüzyıllar önce
Sadece iyi düşün ve hatırla
Hurafeler cirit mi atıyor, bırak
Kulak asma, eskimez o kudret.
Onda bunda şunda değil hem de; bizde!
Cellatların “biz”inde dediği biz değil elbet
Altını kalınca çizmek gerek
Biz cihanın inşacılarının bizi
Biz yeryüzü cennetini yaratacakların biziyiz!
Ta kendisiyiz üreten sınıfın ta kendisi!
Bu koca kaos, bu döngü, cılız bir ipte sallanıyor!
Sallandığı yerden kan damlıyor,
Her damlada bir oyun peydahlanıyor.
Bir seçimse oynayıp oynamamak, izleyip izlememek,
Unutma, onurumuz takas edilecek değil.
Bir seçimse boğulup boğulmamak
Hayır! Onların denizinde değil,
Kanlı, buzlu sularda boğulmak da nesi?
Hayır dedik işte o kadar!
Bizim kendi ışıklı deryamız var
Kulaçsa kulaç, gerekirse suların en dibinden varılacak.
Eyy sessizliğin perdesinde mayalanan öfke!
Onlar farkında, sen de var farkına.
Haydi, sen, ben, biz!
Ve yanımıza henüz varamamış bizler!
Hayat boşluk tanımazken bu seçim bizim!
Unutma tek çıkar yol olduğunu
Ve duy tarihin aksettirdiği sesi, ne kadar da net:
Bırak ne derlerse desinler; sen yolunda yürü!