Navigation

Kapitalizm Çocukları “Hak”lamaya Devam Ediyor!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Her çocuk onu sevgiyle sarıp sarmalayan insanlar ister yanında. Karnı acıktığında doymak, soğukta sıcak bir kucakta ısınmak ister. Büyüdüğünde aç kalmayacağı, yalnız olmayacağı güvencesiyle yaşamak ister. Çocuk yaşta doyasıya oynamak ister.Ancak dünyada da Türkiye’de de çocukların durumu ortada! Kapitalist düzen yıkılmadığı müddetçe, çocuklarımızı doyasıya gülebilecekleri günler beklemeyecek.

20 Kasım “Dünya Çocuk Hakları Günü”, dünyanın her tarafında olduğu gibi Türkiye’de de, sermaye düzeninin her düzeyde temsilcisinin “çocukların hakları var”; “çocuklar geleceğimizdir”; “çocukların daha iyi haklara sahip olması için daha iyi düzenlemeler yapacağız” yalanları ve sahte vaatleri eşliğinde çeşitli etkinliklerle kutlandı. Çocuklardan, bilmedikleri ve gerçek hayatta karşılaşmadıkları haklarını, şiirler, resimler, kompozisyonlar aracılığıyla anlatmaları istendi. Konferanslarda çocuklara çeşitli hakları olduğu, haklarını öğrenmeleri gerektiği tavsiye edilip, bu gün vesilesiyle çocukların çok düşünüldüğü ifade edilmiş oldu. 20 Kasım 1989’da BM Çocuk Hakları Sözleşmesini kabul eden Türkiye’nin sözleşmeyi onaylamasının üzerinden tam 25 yıl geçti ve halen çocukların “hakkından gelmekle” meşgul olan sermaye düzeninin temsilcileri bu göstermelik günle sözde çocuk haklarının savunucusu kesiliyorlar.

TBMM’de de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca 81 ilden gelen Çocuk Hakları Komiteleri Temsilcileri ile Suriye’den gelen çocukların katılımıyla Ulusal Çocuk Forumu düzenlendi. Yine burada da gerçekleri yansıtmayan konuşmalar yapıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, haklarına sahip çıkan, görüşlerini özgürce ifade eden bir nesil oluştuğunu söylerken; böyle olmaya çalışan bir nesilden duydukları memnuniyeti gaz bombalarıyla, coplarla, gözaltılarla ödüllendirdiklerinden, eylemlere katılan 13 yaşındaki çocukları bile öldürmekten çekinmediklerinden bahsetmedi. Türkiye’nin imzacısı olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesinin hayata geçirildiğinden bahsederken, 891 lira asgari ücretle geçinmeye çalışan işçi ailelerinin çocuklarından, evin geçim derdine ortak olan işçi çocuklardan, yeterli eğitim, sağlık hizmeti alamayan, sağlıklı konutlarda yaşayamayan milyonlarca çocuktan, uyuşturucu kullanmaya itilen yüz binlerce çocuktan bahsetmedi. “Yetişkinler gibi sizlerin de haklarınız var. Aile büyükleriniz, çocuklara hizmetle görevli kişiler, sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmeli. Sizlerin sağlıklı ve topluma yararlı bireyler olmanızı istiyoruz” diyerek çocukların yaşadığı tüm sorunların müsebbibi olarak ebeveynleri işaret etti ve böylece sorumluluğu devletin ve hükümetin üstünden atmaya çalıştı. Onlar bu konuda da sahtekârca konuşmaya devam ederken, temsilcileri oldukları burjuvazi, çocukları ebeveynleriyle beraber sömürmeye devam ediyor.

Çocuk Hakları Günü bu yıl da törenlerle kutlanırken, yaşadığımız sisteme ve emekçi çocuklarının durumuna bir göz atalım: Savaşın alevleri Ortadoğu’yu sarmış, 1,5 milyonu aşkın insan hayatta kalmak için Suriye’den Türkiye’ye sığınmış durumda. Göç yollarında insanlar yaşam savaşı veriyor. İnsanlığın büyük bir kısmı en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz halde. İşsiz, mutsuz, geleceksiz, intiharın eşiğine itilen insan sayısı giderek artıyor. Kapitalizm azgınlaştıkça, neredeyse beşikteki bebeğe kadar işçi sınıfının tüm bireylerinin kanını nasıl emeceğinin hesabını yapıyor. Hayatını sürdürebilmek için ailedeki tüm bireylerin çalışmak zorunda olduğu, buna rağmen sefalet içinde yaşandığı, her türlü haksızlığın pervasızca yapıldığı bir sistemde yaşıyoruz. Burjuvazi kendi yasalarını bile ayakbağı olarak görüyor ve her türlü hukuksuzluğa, düzenbazlığa başvurup işçileri iliklerine kadar sömürmeye çalışıyor. Oyun çağındaki çocukları bile atölyelere sürüyor. Çocukları yalnızca çalıştırmakla kalmıyor, savaşlarda eline silah tutuşturuyor, mayınlarla sakat bırakıyor, göç yollarında açlıktan öldürüyor, sürgün yaşadıkları kentlerde düzene boyun eğmeyen ailelerin elinden almakla tehdit ediyor, aldığında mahpuslarda minicik bedenlerine türlü işkenceler yapıyor.

Dünyada 600 milyonu aşkın çocuk, yani yaklaşık olarak dünyadaki çocukların üçte biri yoksul. Sadece geri ülkelerde değil, ileri ülkelerde de bu oran giderek artıyor. Her yıl milyonlarca çocuk açlıktan ya da önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor. Yoksulluk, daha anne karnındayken çocuğu etkiliyor. İyi beslenemeyen annelerin çocukları daha düşük bir ağırlıkla geliyor dünyaya. Yaşam mücadelesi el kadarken başlıyor. Yetersiz beslenmenin üzerine yoksul evlerin rutubeti, ısınma sorunu eklenince, kronik hastalıklar, gelişim bozuklukları kaçınılmazlaşıyor. Yoksulluk çocuğun yalnızca fiziksel ve ruhsal sağlığını değil, zihinsel gelişimini de olumsuz yönde etkiliyor.

Yoksulluk eğitim düzeyini de belirliyor. “Gelişmekte olan” ülkelerde ilkokul çağındaki 130 milyon çocuk okula gitmiyor. Okul masrafları ailelere yük olduğunda, çocuklar ailenin yüküne omuz vermeye başlıyor. Küçücük yaşlarda başlıyor işçilik. Dünyada 5-14 yaş arasında 250 milyon çocuk işçi var ve bu çocukların arasında 60 milyonu çok tehlikeli işlerde çalışıyor. Türkiye’de de 1 milyon çocuk işçi var. Çoğu haklarını bilmediği için alabildiğine düşük ücretlerle çalıştırılıyor, bu ücreti bile alamadıkları aylar oluyor. İşyerlerinde en ağır işler yaptırılıyor ufacık bedenlere. Güle oynaya gidilen işlerde bazı çocuklar küçücük ellerini veya parmaklarını bırakıp dönüyor evlerine. Bazen de makinelerde paramparça olan cansız bedenler, kayıtlara trafik kazası diye geçiriliyor patronlar tarafından.

Ya sokakları ev bilen çocuklar? Resmi rakamlara göre bile Türkiye’de 40 bin çocuk sokaklarda yaşıyor (resmi olmayan rakam 200 bine yakın). Yalnızca İstanbul’da 625 bin çocuğun sokak çocuğu olma riskiyle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Dünyanın her yerinde, her metropolde, binlerce sokak çocuğu, organ kaçakçılarının, hırsız, dilenci çetelerinin hedefinde yaşam mücadelesi veriyor. Suriye’den Türkiye’ye sığınmış göçmenlerin çocukları her gün gözümüzün önünde dilencilik yaparak ailelerini geçindiriyor.

Türkiye’de devlet Kürt çocuklara acının katmerlisini yaşatıyor. Pozantı’da olanları unutmadık. TC, Kürt çocuklarını tutsak edip cezalandırmakla yetinmiyor; en aşağılık işkencelere, cinsel tacizlere maruz bıraktığında ancak yaptığı işi tamamladığını düşünüyor. Roboski’de katledilenleri unutmadık. Çoğu 18 yaşın altındaydı, çocuktular! Eve ekmek götürme derdiyle yola çıkmışlardı. Birkaç dakika içinde bombalarla paramparça edildi bedenleri ve çocuk sevgisiyle dolup taşan AKP hükümeti ve devlet bir özür dilemeyi bile çok gördü ailelerine.

Dünyada milyonlarca çocuk, gözlerini bombaların patladığı, silah seslerinin kulakları sağır ettiği savaş ortamlarında açıyor. Savaşın her türlü acısını sadece yetişkinler değil, çocuklar da yaşıyor. Ölüm, sakatlık, açlık, salgın hastalık, işkence, tecavüz, öksüz ve yetim kalma, yerinden yurdundan olma… Geçtiğimiz 10 yıl boyunca 2 milyondan fazla çocuk savaşlarda öldü. Savaşta sağ kalan çocuklarsa ömür boyu travmalarla yaşamaya mahkûm oluyor. Her yıl 80 ülkede 100 bin civarında çocuk kara mayınlarından hayatını kaybediyor. Türkiye’de hâlâ sınır bölgelerinde 1 milyon kara mayını, başta çocuklar olmak üzere on binlerce insanı tehdit ediyor. Dünyadaki 50 milyon mültecinin yarısı çocuk. Ruanda’daki 90 gün süren katliamda, 8 yaşından büyük her kız çocuğuna tecavüz edilmişti.

Yaşadığımız kapitalist sistemin çocuklara vaat ettiği dünya bu! Ölüm, sakatlık, mültecilik, açlık, en iyi ihtimalle yoksulluk. Yoksulluk sınırı 4 bin liraya, açlık sınırı 1300 liraya çıkmışken, AKP hükümetinin, çocuklarına bakmakla yükümlü olan analara, babalara reva gördüğü asgari ücret 891 lira! Peki bu durumda çocuklar hangi parayla okusun? Nasıl geçim derdiyle atölyelere çalışmaya gitmesin?

Her çocuk onu sevgiyle sarıp sarmalayan insanlar ister yanında. Karnı acıktığında doymak, soğukta sıcak bir kucakta ısınmak ister. Büyüdüğünde aç kalmayacağı, yalnız olmayacağı güvencesiyle yaşamak ister. Çocuk yaşta doyasıya oynamak ister.Ancak dünyada da Türkiye’de de çocukların durumu ortada! Kapitalist düzen yıkılmadığı müddetçe, çocuklarımızı doyasıya gülebilecekleri günler beklemeyecek. Oysa her çocuğun mutlu olacağı bir dünya yaratmak imkânsız değil! Tüm dünyanın işçileri, ezilenleri, sömürülenleri kendi güçlerine olan inançla sermaye sınıfına karşı örgütlü mücadele ederse, çocuklarımız için de güzel bir dünya yaratabiliriz.