Navigation

Türkiye’de Çocuk İşçilik

Kapitalizmin doğup büyüdüğü Avrupa’da çocuk işçilik önemli ölçüde azalsa da, dünyanın diğer ülkelerinde küçücük bedenler hâlâ önemli bir sermaye birikim aracı olmaya devam etmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından açıklanan verilere göre dünya genelinde 250 milyon çocuk çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Okul çağındaki milyonlarca emekçi çocuğu, çocukluğunu yaşayamadan, ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlayamadan kapitalizmin acımasız iş koşullarında çalışmaya mahkûm ediliyor. Kapitalizm ilk ortaya çıktığı günden bu yana körpecik bedenleri sömürmekten, onların sırtından sermaye birikimi gerçekleştirmekten vazgeçmedi. Günümüzün birçok dev tekeli, 6-7 yaşında çocukları kölelik koşullarında çalıştırarak, onları acımasızca sömürerek bugünkü hallerine gelmiştir.

Çocuk işçiliğin yasaklanması için birtakım yasalar çıkartılmasına, uluslararası anlaşmalar yapılmasına ve birtakım programlar uygulanmasına rağmen çocuk işçilik devam etmektedir. Kapitalizmin doğup büyüdüğü Avrupa’da çocuk işçilik önemli ölçüde azalsa da, dünyanın diğer ülkelerinde küçücük bedenler hâlâ önemli bir sermaye birikim aracı olmaya devam etmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından açıklanan verilere göre dünya genelinde 250 milyon çocuk çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Özellikle Asya, Afrika ve Güney Amerika’da çocuk işçiler insanlık dışı koşullarda yoğun olarak çalıştırılmakta ve her türlü istismara maruz kalmaktadır.

Gözünü dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmeye diken Türkiye’de de sermaye ucuz işgücüne şiddetle ihtiyaç duymakta, 1 milyondan fazla çocuğu çok düşük ücretlerle ve ağır iş koşullarında çalıştırarak sömürmekten geri durmamaktadır. TÜİK verilerine göre, 1999-2006 yılları arasında çalışan çocuk sayısı 2 milyon 270 binden 890 bine düşmüş, ancak 2006-2012 yıllarında tekrar artmaya başlayarak 893 bine yükselmiştir. Çocuk işçilik yalnızca herhangi bir işte ücretli çalışan çocukları kapsamamaktadır. İstihdam içinde değerlendirilmeyen, ev işlerinde ücretsiz çalıştırılan çocukların sayısında da büyük bir artış söz konusudur. Yine DİSK verilerine göre bu kapsamdaki çocukların sayısı 1999 yılında 4 milyon 447 bin iken, 2006 yılında 6 milyon 540 bine çıkmıştır. 2012’de ise yaklaşık 1 milyon artarak 7 milyon 503 bine yükselmiştir. Tüm bunlar birlikte hesaplandığında, 5-17 yaş arası ücretli ya da ev işlerinde ücretsiz çalışan çocukların toplam sayısı yaklaşık 8,5 milyonu bulmaktadır.

Bu da AKP’nin iktidarda olduğu son on yılda çocuk işçiliğin toplamda %50 arttığını göstermektedir. Yaşam koşullarının her geçen gün daha da ağırlaşması, sömürünün derinleşmesi, yoksulluk girdabı içindeki işçi ailelerinin çocuklarını çalışmak zorunda bırakmaktadır. Ücretli olarak çalışan 1 milyondan fazla çocuk işçinin 400 bini tarım, 217 bini ise sanayide çalışmaktadır. 2006-2012 yılları arasında okula devam ederken çalışmak zorunda bırakılan çocuk sayısı yüzde 64 artarak 272 binden 445 bine ulaşmıştır.

Yoksul ailelerini geçindirmek için binlerce küçük beden, iş güvenliğinin olmadığı sağlıksız koşullarda alabildiğine düşük ücretlere çalıştırılıyor. Ağır ve sağlıksız iş koşullarında çalıştırılan çocuklar iş kazalarına da kurban gitmektedir. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, 2013 yılında, alınmayan iş güvenliği önlemleri yüzünden sermayenin kâr hırsına kurban giden 1235 işçinin 59’u, 2014 yılının ilk dokuz ayında yaşamını yitiren 1414 işçinin 42’si çocuktur. Resmi verilere göre tablo böyle, ancak kayıt altına alınmayan ve üstü örtülen cinayetleri de eklediğimizde sayı artmaktadır.

Tıpkı 2013 yılında harçlığını çıkartmak için bir plastik fabrikasına giren ve kafası plastik enjeksiyon makinesinde sıkışarak can veren Ahmet Yıldız gibi. Hastaneye kaldırılan Ahmet Yıldız’ın patronunun verdiği ifade, sermayenin nasıl kanla beslendiğinin de bir göstergesi durumunda. İşyeri sahibi, hastaneye kaldırdığı Ahmet Yıldız için “plakasını alamadığımız bir otomobil çarpıp kaçtı” diye ifade verdi. Ancak savcılığın yaptığı incelemede pres makinesinden alınan numuneler sonucunda işyeri sahibi, Ahmet Yıldız’ın kafasının makineye sıkıştığını itiraf etmek zorunda kaldı.

Her gün meydana gelen yüzlerce iş kazasında, ölen, yaralanan, eli kolu kopan işçiler, özel anlaşmalı hastanelere götürülüyor ve “merdivenden düştü”, “elini kendisi kesti” türünden yalanlarla iş kazalarının üstü kapatılıyor. Hele ki iş kazası geçiren çocuksa, o zaman bu işin üstü daha da fütursuzca örtülüyor.

AKP yasal düzenlemelerle çocuk işçiliği yaygınlaştırıyor

Sermayenin emrindeki AKP hükümeti bu konuda da tam anlamıyla ikiyüzlüce bir tutum içindedir. Çünkü AKP hükümeti çocuk işçiliğinin önlenmesi için altına imza attığı hiçbir programın gereğini yerine getirmemiş, tam tersine yeni yasalarla çocuk işçiliğin yaygınlaşmasının önünü açmıştır.

ILO’nun 1992 yılında dünya çapında başlattığı çocuk işçiliğin sona ermesine yönelik programın öncüsü olan altı ülkeden biri de Türkiye idi. Türkiye’nin de altına imza attığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre, 18 yaşından küçük hiç kimsenin çocuk olduğu için çalışma ortamı içinde bulunmaması gerekiyor. Ama bu sadece lafta kalıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2007 yılında hazırladığı “Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Sona Erdirilmesi İçin Zamana Bağlı Politika ve Program” çerçevesinde, 2014’te çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin sona erdirilmesini amaçlandığını duyurmuştu. Ancak bu konuda hiçbir adımın atılmadığını bizzat devletin kendi kuruluşu olan TÜİK verileri göstermektedir.

Burjuvazinin ikiyüzlülüğü bu noktada da apaçık ortadadır. Bir taraftan çocuk işçiliği bitirmek için programlar başlatılıyor, diğer taraftan çocuk işçiliğin yaygınlaşması için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. AKP hükümeti sermayenin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücünü karşılamak için birtakım projeler başlattı. İlk önce, Tayyip Erdoğan 3 çocuk projesini gündeme getirdi. Erdoğan’a göre artık bu şekilde yola devam edilemezdi. Hemen arkasından 2011 yılının Şubat ayında çıkarılan torba yasa ile stajyer işçilerin ücretleri düşürüldü, çalıştırma koşulu olan 20 işçi sınırı 5 işçiye indirildi. Bu şekilde sermaye çalıştırdığı işçileri işten çıkararak onların yerine 18 yaşının altında olan stajyer öğrencileri neredeyse bedavaya çalıştırarak kârına kâr kattı.

Tayip Erdoğan’ın buyurduğu gibi bu iş böyle gitmezdi; daha fazla ucuz işgücü bulabilmek ve bunu süreklileştirebilmek için daha temel bir projeyi ortaya koymak gerekiyordu. AKP hükümeti daha fazla genç işgücünü sömürmek için eğitim sisteminde 4+4+4 projesini gündeme getirdi ve uygulamaya soktu. Lise kısmında örgün eğitim zorunluluğu kaldırılarak zorunlu eğitim yaşı fiilen 5-13’e düşürüldü. Böylece 13 yaşında ortaokulu bitirmiş milyonlarca çocuğun, ucuz işgücü olarak sermayenin hizmetine koşulabilmesinin yolu açıldı.

Bıraktık çocuk işçiliğin bitirilmesini, AKP hükümeti, çocuk işçilerin ve mesleki eğitim alan çocukların çalışma koşullarında dahi hiçbir iyileştirme yapmamış, tam tersine ağır ve tehlikeli işlerde çalışma yaşını 16’ya çekmiştir. Yapılan yasal düzenlemeyle birlikte, 16 yaşını doldurmuş çocukların, kiremit, tuğla ve ateş tuğlası işleri ile parafin ve plastik imalatı, selüloz üretimi gibi işlerde yani ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmalarının önü açılmıştır.

Keza mesleki ve teknik liselerin sayısını sıçramalı bir şekilde arttıran AKP, bu okullarda okuyan 2,5 milyon öğrenciyi de stajyer adı altında sınırsız bir sömürü nesnesi olarak sermayenin hizmetine sunmaktadır.

Tüm bunlar, çeşitli uluslararası anlaşmalara göz boyamak için imza atan burjuva devletin gerçekte çocuk işçiliğini kaldırmak gibi bir derdinin olmadığını göstermektedir. Emekçi çocuklarını, çocukluklarını alıp götüren bu sömürü çarkının elinden kurtaracak olan, devrimci mücadeleyi yükseltecek işçi sınıfı olabilir ancak.

Ekim Devrimi bu açıdan da yol göstericidir. Ekim Devrimiyle birlikte çocuk emeği yasaklandı ve tüm çocuklara çok yönlü gelişebilmelerine olanak sağlayacak şekilde, üniversite dahil olmak üzere parasız ve nitelikli eğitim hakkı ve olanağı sağlandı. Ekim Devriminin yarattığı etki sonucunda, özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra, Batı burjuvazisi işçi sınıfına eğitimden sağlığa birçok hak tanımak zorunda kalmıştı. Kapitalist Batı’da çocuk işgücünün korunmasına yönelik kapsamlı yasaların çıkarılması da Ekim Devriminin bir sonucuydu. Çocukları ve bütün insanlığı özgürlüğe ve mutluğa kavuşturacak olan yeni Ekimleri yaratmak için mücadeleyi büyütelim.