Navigation

Kriz Devam Ediyor

TÜİK ekonomiyle ilgili yeni verilerini geçtiğimiz ayın başında açıkladı. 2009 yılının ilk üç ayına ait olan istatistikler, ekonominin %13,8 oranında küçüldüğünü gösteriyor. 2008’in son çeyreğinde ise ekonomi %6,2 küçülmüştü. Krizin etkilerinin henüz yeni gün ışığına çıkmaya başladığı geçen yıldan sonra, bu senenin ilk aylarındaki daralma krizin devam ettiğinin açık kanıtıdır. İlk çeyrekteki %14’lük küçülme, Türkiye ekonomisinin İkinci Paylaşım Savaşından beri gördüğü en büyük ekonomik küçülme olarak kayıtlara geçti. 2001 krizinde ekonomik daralma %10’un altında kalmıştı.

Rakamlar açıkça ekonominin darboğazda olduğunu göstermesine karşın, rakamlara bile yalan söylettirmekte ustalaşan burjuva ekonomistlere göre ise krizden çıkılıyor artık. Nasıl mı? Örneğin yine Temmuz ayında açıklanan Mayıs ayı üretim endeksine göre sanayi üretimi geçen yıla oranla %17,4 azaldı. Ama karamsarlık yaratmak istemeyen burjuva ekonomistler karşılaştırmayı geçen yıla göre değil, önceki aya göre yapmayı uygun görüyorlar. Böylece ustaca bir hokkabazlıkla yıllık %17’lik küçülme yerine şapkalarından %5 aylık büyüme çıkarıyorlar.

Ekonominin gidişatının “iyi” olarak gösterilmesinin düzenin bekasını sağlamaya yönelik iki temel nedeni bulunuyor. Birincisi kriz dönemlerinde burjuvaziyi saran tedirginliğin berhava edilmek istenmesidir. Elif Çağlı kriz dönemini şöyle anlatır: “Krizin sonuçlarının realize olmasıyla birlikte toplam toplumsal sermayenin değeri düşer, borsa dibe vurur, faiz oranları aşağıya çekilir ve piyasaya kötümser bir ruh hali egemen olur. Böylece, kriz döneminde dibe vuran ekonominin bir çırpıda içinden çıkamadığı bir durgunluk dönemi yaşanır. Durgunluk dönemi boyunca faiz oranlarının dipte seyretmesine rağmen, yaşanan krizin etkileri henüz geçmemiş, stoklar eritilmemiş ve iflâs korkusu atlatılmamış olduğundan yeni yatırımlara girişme konusunda büyük bir çekingenlik söz konusudur.” (Elif Çağlı, Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum, Tarih Bilinci Yay., s.22)

Yukarıdaki satırlarda sözü edilen kötümser ruh halinin yok edilmesi, iflâs korkusunun aşılması ve yeni yatırımlar konusunda çekingenliğin engellenmesi için devreye burjuva ekonomistleri girer. Gerçekler çarpıtılır, yalan söylenir, kitleler aldatılır. Çünkü iktisat bir bilim dalı değildir, burjuvazinin ideolojik manipülasyon aracıdır.

Madalyonun diğer tarafında ise krizin sorumlusu olmayan, tersine mağduru olan işçi ve emekçiler bulunuyor. Sadece çekingen burjuvaların teşvik edilmesi değil, aynı zamanda işçilerin öfkesinin dindirilmesi ya da büyümeye devam eden öfkenin kapitalist düzene değil başka mecralara yönlendirilmesi gerekiyor. Krizin derinleşmesi ile birlikte işsizlik dünya çapında rekor kırarken, yoksulluk ve sefalet emekçilerin yaşamını katlanılmaz hale getirdi. “Tarihin sonu” miti yıkıldı. İnsanlık için en iyi sistem addedilen kapitalizm yeniden sorgulanmaya başlandı. Amma velâkin kriz örgütsüz kitleleri derin bir umutsuzluğa ve çıkışsızlığa sürükledi. İşte böyle bir ortamda umutsuz ve öfkeli işçileri kontrol altında tutabilmek için burjuvazinin ideologları “her şey güzel olacak” mavalını okumaya başladılar.

Ancak mızrak çuvala sığmıyor. Düzen kurumlarının rakamları bile krizin boyutları hakkında yeterince ipucu veriyor. Kaldı ki yoksul kitlelerin yaşam koşullarının ne kadar kötüleştiğini anlamak için istatistiklere bakmak şart da değil. Çevremizdeki ortalama her dört kişiden biri işsiz! Ama TÜİK işsizlik oranını düşürmek için türlü dalaverelere başvuruyor. 70 milyonluk bir ülkede çalışabilir durumdaki insan sayısının sadece 24 milyon olduğu söyleniyor. TÜİK ev kadınlarını, askerleri, iş bulmaktan umudunu kesenleri, mevsimlik işçileri vb. işgücünün bir parçası olarak saymıyor. Hâlbuki bu kesimler de düzenin mevcut politikaları yüzünden işsiz bırakılmışlardır. Dolayısıyla gerçekte çalışabilir durumda olan fakat işgücüne dâhil edilmeyen yaklaşık 15 milyon kişiyi de hesaba kattığımızda gerçek işsiz sayısının 19 milyona ulaştığını görürüz! Veciz bir söz der ki, üç türlü yalan vardır: yalan, kuyruklu yalan, istatistik!

 

 

TÜİK Mart 2009 İşsizlik Verileri

TÜRKİYE

KENT

KIR

2008(*)

2009

2008(*)

2009

2008(*)

2009

Kurumsal olmayan nüfus (000)

69 479

70 299

48 228

48 628

21 251

21 670

15 ve daha yukarı yaştaki nüfus (000)

50 564

51 426

35 633

36 066

14 931

15 359

İşgücü (000)

22 921

23 924

15 618

16 324

7 302

7 601

İstihdam (000)

20 389

20 148

13 632

13 383

6 757

6 765

İşsiz (000)

2 532

3 776

1 986

2 941

545

835

İşgücüne katılma oranı (%)

45,3

46,5

43,8

45,3

48,9

49,5

İstihdam oranı (%)

40,3

39,2

38,3

37,1

45,3

44,0

İşsizlik oranı (%)

11,0

15,8

12,7

18,0

7,5

11,0

Tarım dışı işsizlik oranı (%)

13,4

18,9

13,0

18,3

15,7

21,8

Genç nüfusta işsizlik oranı(1) (%)

19,8

27,5

21,6

29,8

15,0

21,8

İşgücüne dahil olmayanlar (000)

27 643

27 501

20 015

19 742

7 628

7 759

(1) 15-24 yaş grubundaki nüfus

(*) 2008 Mart dönemi sonuçları yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiştir.

Diğer ülkelerde açıklanan rakamlar da küresel krizin devam etmekte olduğunu gösteriyor. 2009 yılının ilk üç ayında emperyalist piramidin tepesindeki ülkelerin ekonomik daralmaları şöyle: Almanya %6,9, Japonya %9,1, Britanya %4,1 ve ABD %2,6. ABD ve AB ülkelerinde işsizlik oranlarındaki sıçramalı yükseliş de devam ediyor ve üst üste tarihi rekorlar kırılıyor. TÜİK’in uyguladığı istatistik kurallarının AB menşeli olduğunu da hatırlatalım. Bu kara tablo tüm dünya burjuvazisinin eteklerini tutuşturmuş durumda. Burjuvazi işsizliği çözülmesi gereken sosyal bir sorun olarak değil, “sosyal patlama” tehlikesi, “belâ” olarak değerlendiriyor. Kapitalizm yedek sanayi ordusuna her zaman ihtiyaç duyuyor, ancak bu sayının eşik değerinin üstüne çıkması düzen için büyük bir tehlike oluşturuyor.

En gelişkin kapitalist ülkelerde ekonominin durumu bu kadar vahim olunca, AKP hükümeti ekonomik durumun pek de kötü olmadığı tezini hâlâ savunabiliyor. Diğer yandan da mevcut durumu işçi sınıfının kazanılmış haklarına bir saldırı aracı olarak kullanıyor. İşsizlik arttıkça çalışan işçilere binen yük artıyor. Çalışma koşulları kötüleşiyor, ücretler ise düşüyor. İşsizlik Sigortası Fonu işsiz işçilere ödenmiyor, patronlara peşkeş çekiliyor. Kıdem tazminatına göz dikilmiş durumda. Özel istihdam büroları ile sendikalaşmanın ve saldırılara karşı mücadelenin önüne geçilmek isteniyor. “Teşvik ve İstihdam Paketi” adı altında krize çözüm olarak gösterilen yeni yasayla, tüm bu saldırılar yasal güvence altına alınmak isteniyor. Ekonominin patronu Babacan, yasayı eleştirenlere, “İşsizliğin ne demek olduğunu işsiz kalan anlar. Keşke işsizlerin de bir sendikası olsaydı da onları da dinleseydik” diyecek kadar pervasızlaşıyor. Her ne kadar yasa cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş olsa da tehlike geçmiş değildir. Bu saldırılar ancak işçi sınıfının örgütlü ve kararlı mücadelesi ile geri püskürtülebilir. Ancak ne yazık ki hiçbir sendika konfederasyonu bu konuda bir adım atmamaktadır.

Gerek ekonomik göstergeler, gerekse de işsizlik rakamları kapitalizmin derin krizinin devam ettiğini gösteriyor. “Krizi fırsata çevirmek”ten bahseden zengin burjuvalar pek hissetmese de, işçi ve emekçiler krizin etkisini canlı ve kanlı bir biçimde hissediyorlar. Dünyanın her yerinde bir taraftan işsizlik ve yoksulluk artarken, birçok yerinde emperyalistlerin krizden çıkmak için başlattıkları savaşlarda, çatışmalarda milyonlarca insan ya katlediliyor, ya sakatlanıyor ya da yurtlarını terk etmek zorunda kalıyor. Burjuvazi dizginsiz bir şekilde işçi haklarına saldırmaya devam ediyor. Krizin faturasını ödemek istemiyorsak, kazanılmış haklarımıza yapılan saldırıları engellemek istiyorsak örgütlü ve militan bir mücadele yükseltmek zorundayız.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:53, Ağustos 2009