Navigation

İspanya’da Seçimler ve Yükselen Milliyetçilik

Derin bir ekonomik krizin etkilerinin sarsıcı biçimde yaşandığı İspanya’da, karşılıklı kışkırtılan İspanyol ve Katalan milliyetçiliklerinin öne çıkmasıyla birlikte, işçi ve emekçilerin temel sorunlarının geri plana itilmesini sağlayan bir siyasal atmosfer oluşmuş durumda. Bir süreden beri İspanya’daki siyasal gelişmeleri bu atmosfer belirliyor.

2017 yılının sonbaharında Katalan burjuvazisinin milliyetçiliği köpürtmesiyle gündeme gelen bağımsızlık referandumu ve buna karşı İspanyol burjuvazisinin yükselttiği şoven milliyetçilik, İspanya emekçilerinin bilinçlerinin çarpılmasına ve bölünmelerine zemin hazırlamıştı.[*] Sol ve sosyalist hareketlerin önde gelen kesimlerinin basiretsiz ve bağımsız sınıf perspektifinden uzak siyasetleri de gerici anlayışların ve örgütlenmelerin bu zeminde serpilmelerine ne yazık ki katkıda bulundu. Oysa ekonomik krizin etkilerinin açık biçimde görüldüğü İspanya’da, işçi sınıfı genel grevlerle, emekçi sınıfın gençleri de büyük eylemlerle burjuvaziye karşı tepkisini ortaya koyuyor, kitlesel olarak sol politikalara yöneliyordu. Her iki tarafın burjuvazisinin emekçi kitlelerin zihinlerine boca ettiği milliyetçilik zehrine karşı, önde gelen sol örgütler etkili bir mücadele ile karşı koyamayınca, ekonomik krizin etkileriyle ülke gündeminde öne çıkmaya başlayan sınıf ve gençlik hareketlerinin gelişimine de şimdilik set çekilmiş oldu.

10 Kasımda yapılan erken genel seçim de bu tabloyla uyumlu sonuçlar ortaya çıkardı. Emekçi kitlelerin çıkışsızlığı, Unidos Podemos’un daha da gerilemesi, Sosyalist Partiye (PSOE) yeniden kısmi bir yönelim ve faşist Vox partisinin hızlı yükselişiyle kendini ortaya koydu. İspanya’da zaten yedi ay kadar önce 28 Nisan 2019’da genel seçimler yapılmış, ancak bu seçimlerde en fazla oyu alan Sosyalist Parti hükümet kuramayınca yeniden seçime gidilmişti. 10 Kasım seçimlerinde de en fazla oyu Sosyalist Parti aldı ama yine tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısına ulaşamadı. Sonuçlar sağ ve sol partilerin milletvekilleri sayılarının toplamlarına bakılarak değerlendirildiğinde aslında durum 28 Nisan seçimlerinden pek de farklı değil. Sol blok diye isimlendirilen kesim toplamda 7 milletvekilliği kaybetti ve 123’ü PSOE, 42’si Unidos Podemos’lu olmak üzere 165 milletvekilinden, 120’si PSOE, 35’i Unidos Podemos, 3’ü Más País’li (Podemos’dan ayrılanların oluşturduğu bir parti) olan 158 milletvekiline düştü.

Ancak sağ blokta önemli bir değişiklik oldu ve bir önceki seçimde parlamentoya ilk kez giren faşist Vox Partisi bu son seçimde milletvekili sayısını iki katından daha fazlasına yükseltti. Oyların yüzde 15’ini alarak milletvekili sayısını 24’ten 52’ye çıkardı ve üçüncü büyük parti konumuna yükseldi. Sağcı Halk Partisi de milletvekili sayısını 66’dan 88’e çıkardı. Bu değişimler büyük ölçüde Yurttaşlar Partisinin (Ciudadanos) milletvekili sayısının 57’den 10’a düşmesinden kaynaklandı. Böylece sağ partilerin milletvekili sayıları toplamı sol partilerin toplamını geçememiş oldu. Ancak şüphesiz bu durum sağ içindeki toplamı değişmeyen aritmetik bir işlemden ibaret olarak değerlendirilemez. Bu değişim bütün düzen partilerinin politikalarını daha da sağa kaydırmalarına yol açan bir işleve sahip.

Merkezi parlamentoda 48 milletvekiliyle temsil edilen Katalonya’nın milletvekilliklerinin ise 23’ü milliyetçi ve bağımsızlık yanlılarının, 12’si Sosyalist Partinin, 7’si Unidos Podemos’un oldu. Bu nedenle Katalonya milliyetçilerinin güvenoyu oylamasındaki tutumu yeni bir hükümetin kurulup kurulamamasında önemli hale geldi.

Bu tablonun İspanya’nın burjuva siyasetinde bir kilitlenmeyi gösterdiği açık. 2015 yılından bu yana 4 yılda 4 kez seçime giden İspanya’da 1970’li yılların sonlarından beri devam eden Halk Partisi ve Sosyalist Parti arasındaki siyasi tahterevalli oyununun da artık sürdürülemez hale geldiği anlaşılıyor. Eğer Sosyalist Parti ve Podemos seçimin hemen ardından açıkladıkları hükümet kurma anlaşmasını tamama erdirebilirlerse, İspanya’da ilk defa bir koalisyon hükümeti kurulacak. Üstelik bu koalisyon aynı zamanda bir azınlık hükümetini sürdürmek sıkıntısıyla karşı karşıya kalacak. Çünkü PSOE ve Unidas Podemos koalisyonu şu ana kadar küçük siyasi partilerin vereceği destekle ancak 170 milletvekiline ulaşabildi ve bu sayı hükümetin kurulması için gerekli olan 176 sayısının gerisinde kalıyor. İspanya’da hükümetin güvenoyu alabilmesi için birinci turda salt çoğunluğu yani 176 sayısını yakalaması, bunu sağlayamazsa ikinci turda lehine oyların aleyhine oylardan fazla olması gerekiyor.

Bu durumda azınlık koalisyon hükümetinin güvenoyu alabilmesi için ayrılıkçı Katalan siyasi partilerin en azından ikinci turda çekimser oy kullanması lazım. Ancak Katalonya Cumhuriyetçi Solunun (ERC) Sözcüsü Marta Vilalta, “Bizim şimdilik duruşumuz bu koalisyon hükümetine hayır oyu kullanmak yönündedir. Katalonya’daki sorunun birlikte yaşam değil, siyasi bir sorun olduğunu kabul edip, bizimle oturup müzakere etmeliler” şeklinde konuşması bu hükümetin kurulmasının bile önünde önemli engellerin olduğunu gösteriyor. Sol koalisyon hükümetiyle ilgili pazarlıklar için ilk aşamada Aralık ayının ortasına kadar süre bulunuyor. Eğer bu sürede güvenoyu alınamazsa ya Halk Partisinin çekimser oyuyla Sosyalist Partinin tek başına bir azınlık hükümeti kurması gündeme gelecek ya da yeni bir seçime gidilmek durumunda kalınacak.

Yeni bir seçim ise Vox hariç tüm partilerin kâbusu. Çünkü seçmenler sandığa gitmekten bıkmış durumda. Son seçimlere katılım oranı bir önceki Nisan seçimlerine göre 5 puan azalarak yüzde 70’e düştü. Genelin düşüncesi yeni bir erken seçim yapılırsa bu oranın daha da düşeceği yönünde. Tek başına bir şey anlatmasa da seçimlere katılım oranlarının düşme eğilimine girmesi, kitlelerin mevcut düzen partilerinden beklentilerini kesme eğilimlerine dair bir işarettir. Kitlelerin mevcut düzen partilerinden umudu kestiği durumlardaysa, eğer emekçilerin önlerinde gerçek bir sosyalist alternatif yoksa zamanla aşırı sağcı partilerin yükselmesi kaçınılmazdır.

Faşist parti Vox yükseliyor!

İspanya’daki son genel seçimlerin en önemli sonuçlarından biri de, şüphesiz, 2013 yılında kurulan Vox Partisinin 28 Nisan seçimlerinde ilk kez merkezi parlamentoya girmeyi başarmasının ardından bu seçimlerde de büyük bir ivme ile yükselerek parlamentodaki üçüncü büyük parti haline gelmesidir. Bu yüksek ivmeli ilerlemenin gerisinde yukarıda işaret ettiğimiz şoven milliyetçi atmosferin ayyuka çıkması ve bununla birlikte düzen partilerinin krizden çıkış umudu verememesinin yarattığı hayal kırıklıkları var.

Vox Partisinin yükselişinde, Katalonya’nın bağımsızlık referandumu kararı sonrası oluşan ortamın gerçekten çok belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Halk Partisini ve Yurttaşlar Partisini destekleyen kesimler arasından şoven propagandada en keskin içeriğe sahip Vox’a yönelimin başlaması, açık ki bu sürecin eseriydi. Vox, başta Katalonya olmak üzere özerk yönetim parlamentolarının feshedilmesini savunuyor, bağımsızlıkçı partilerin yasallığının ellerinden alınması gerektiğini, aksi takdirde bir darbeye neden olacaklarını iddia ediyordu. Bu keskin söylemler şoven dalga yükseltilirken karşılığını bulmakta zorlanmadı. Ekim ayında, 10 Katalan politikacının 9 ilâ 13 yıl arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırılmalarının ardından Katalonya’da bir milyondan fazla kişinin bunu protesto etmek amaçlı sokağa çıkmasıyla birlikte bu protestolara karşı yükseltilen ve daha da körüklenen şoven milliyetçilik rüzgârı da Vox’un iyice istim almasını sağladı. Krizle boğuşan emekçilerin buna yönelik tepkilerinin ve sorgulamalarının yerini yapay bağımsızlık tartışmaları alınca, Vox’a buradan nemalanacağı bir alan doğdu.

Vox Partisinin ilk dikkat çekici yükselişi, 2 Aralık 2018’de yapılan İspanya’nın güneyindeki Endülüs Bölgesi seçimlerinde, parlamentoya güçlü bir şekilde girişi ile olmuştu. Bu durum o zaman şaşkınlıkla karşılanmıştı. Çünkü ülkenin en yoksul ve işsizlik oranı en yüksek bölgelerinden olan Endülüs, yıllardır sol partilerin parlamentoda çoğunluğa sahip olmasından dolayı sosyalistlerin “kalesi” olarak görülüyordu. Ancak “kale”de açılan bu gedik, Vox’un yükselişinde etkili bir başka temelin de açık göstergesiydi.

Endülüs’ün Afrika’ya yakınlığı nedeniyle bölgedeki mülteci nüfusunun artışı, kriz koşullarında artan işsizlikle birleşince, mülteci karşıtlığını körükleyen Vox Partisi kendine burada bir zemin bulmuştu. Sosyalistlerin boş bıraktığı alanlarda, emekçileri aldatmaya yönelik söylemlerle boşlukları doldurdu ve hızla ilerlemeye başladı. Emekçilerin yaşam koşullarının giderek kötüleşmesi karşısında onların ikna olabilecekleri bir alternatif politika geliştirmeyen, onları sürekli olarak aldatan düzen soluna karşı duyulan hayal kırıklığı bir yandan ona olan desteğin sönümlenmesine yol açarken diğer yandan da faşist örgütlerin önünün açılmasını sağlıyordu. Bu tarihte defalarca tekrarlanmış bir durumdu. İspanya’da da bu durum tekerrür etti.

Düzen içi solun en büyük örgütü olan Sosyalist Partinin, burjuvazinin istediği kemer sıkma politikalarını tereddütsüz hayata geçirmesi, emekçiler arasında yoksulluk almış başını giderken askeri harcamalarda milyarlarca euroluk artış vaat etmesi, işsizliğin giderek artmasına, genç işsizliğinin kronik bir sorun haline gelmesine, çalışma koşullarının ağırlaşmasına ve bunların olumsuz yöndeki gidişatına karşı hiçbir şey yapmaması, bu sol anlayışa karşı emekçilerin hayal kırıklığına uğramasına yol açtı. Alternatif bir “sol” anlayış temelinde politika üreteceğini iddia eden Podemos’un “neo-Keynesçi” yaklaşımlarının, işçi sınıfı-burjuvazi karşıtlığının yerine koyduğu alttakiler-üsttekiler ayrımının bir işe yaramayacağı, kapitalizmin yarattığı büyük sorunlar karşısında emekçilerin yaralarına merhem olamayacağı da emekçiler tarafından kısa zamanda sezildi. Arkasındaki destek büyük ölçüde azaldı.

Bu koşullarda burjuvazinin desteğiyle de motive olan faşist Vox Partisinin önü açıldı ve bugünkü siyasal pozisyonuna hızlı biçimde ulaştı. Önümüzdeki dönemde İspanya işçi sınıfı için uğursuz rolünü daha güçlü oynamasını sağlayacak mevziler elde etti.

İspanya’da yaşanan bu süreç, kapitalizmin emekçi kitleleri yüz yüze bıraktığı ağır sorunlar karşısında, milliyetçilik zehrinin de panzehiri olarak, düzeni hedef alan kararlı bir mücadele yürütmenin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Şüphesiz İspanya’da sonlanmış bir süreç yoktur ve İspanya işçi sınıfının mücadele tarihinde biriktirdiği pek çok değerli deneyimi mevcuttur.


[*] Oktay Baran, Katalonya Krizi Büyüyor, marksist.com