Faşist rejimin iktidara geldiği günden bugüne, toplumun sorunları daha da derinleşiyor ve her gün aralarına yenileri ekleniyor. Belli ki rejimin karanlık odalarında, karanlık güçler var gücüyle çalışıyor. Toplumu çok boyutlu saldırı altına alıyor. Tıpkı bir tipiye tutulmuş gibi, toplumun büyük çoğunluğu önünü göremiyor. El yordamıyla hareket ediyor. İşte bu şartlar altında faşist rejim, ekonomik ve toplumsal yıkım makinesini harıl harıl çalıştırıyor.
Engel olarak gördüğü her ne varsa onu ortadan kaldırmak için her yolu mubah sayıyor. Sosyalistlere, demokratlara yönelik kesintisiz saldırılara son süreçte CHP’nin cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’na ve CHP’li belediyelere yönelik saldırılar da eklenmiştir. Rejimin gemi azıya almasının nedeni, iktidarının baki kalamayacağını bilmesidir.
Rejimin saldırılarının ve ekonomik krizin faturası emekçilerin belini büküyor. Neredeyse ek iş peşinde koşturmayan işçi kalmamış durumunda. İşçi sınıfı en kalitesiz gıdalarla günü geçiştiredursun, tepeden atılan nutuklar çoktandır insanlarla alay etme noktasına vardı. Rejim sözcüleri her fırsatta dünyanın bizi kıskandığı, milli gelirin arttığı ve refahın geldiği, mağazaların dolup taştığı zırvalarına her gün bir yenisini eklemektedir.
Gizlenemez gerçeklik çok farklıdır. İşçiler artık önünü göremez, gelecekle ilgili hayaller kuramaz durumdadır. Rejime olan güven günden güne azalırken dip dalga ivme kazanmaya devam ediyor. Rejimde yaşanan çürüme, görgüsüzlük, olağanüstü şatafat, lüks yaşam gün geçtikçe daha fazla emekçide iğrenmeye yol açıyor. Yaşanan bu sürecin bilincinde olan rejim sözcüleri, her fırsatta cambaza bak cambaza demektedir, fakat o da bir yere kadar! Artan işsizlik, çocuk emeği sömürüsü, iş kazalarında ve işçi katliamlarındaki artış faşist rejimin direkt ürünüdür. Uyuşturucu kullanımı günden güne artmaktadır, uyuşturucuya ulaşmak daha da kolaylaşmaktadır. Eğitimden ulaşıma, barınmadan beslenmeye kadar en temel ihtiyaçlara kadar her şey günden güne daha da ulaşılamaz hale gelmektedir. İşçi mahallelerinde, ev kiraları asgari ücreti geride bırakmıştır.
Faşizmin topluma faturası çok ağır olmuştur ve olmaya da devam ediyor. Faşizm örgütsüz dirilerin ölülerden önce çürüdüğü bir dönem haline gelmiştir. En büyük olaylardan birisi de çürümedir. Toplumda yaşanan örgütsüzlüğün en büyük yansıması çürüme... Yaşananlara karşı bir kesimde yaşanan kayıtsızlık, vurdumduymazlık… Ayrıca toplumda yaşanan derin ruhsal travmalar… Her ne kadar zor olsa dahi, bunca altüstlüğün üstesinden gelecek olan işçi sınıfının devrimci mücadelesi olacaktır.
Faşist rejim, sermayenin istekleri temelinde, önünde ne varsa silip süpürme gayreti içindedir. Eskiye nazaran bunu daha bir arsızlıkla, daha bir fütursuzlukla yapmaktadır. Bir avuç asalağın sermayesi daha çok artsın, kendi iktidarları daha sağlamlaşsın diye, işçi sınıfını günden güne daha derin bir yoksulluğun kucağına itiyorlar. Aynı utanmazlık, doğa katliamları için de geçerlidir. Toplumun ortak malı, can damarı olan doğa, maden şirketleri aracılığı ile adeta talan ediliyor.
Özellikle son süreçte, 2025 yazı boyunca ormanlar adeta cayır cayır yandı, orman vasfından çıkarıldı. Maden şirketlerinin ağzını sulandıran ormanlarımız ve içinde yaşayan canlılar da diri diri yakılmaktadır. Artan kuraklık, suyumuzun kirletilmesi, siyanür göletlerinin artması, denizlerin tamamen öldürülmesi azgın kapitalizmin ve faşizmin bir ürünü değil de nedir? Çetelerin, mafya bozuntularının, her türlü adam kayırmacılığın, şantaj ilişkilerinin kol gezdiği bir düzenin adı faşizmden başka ne olabilir? Cem Karaca bir parçasında şöyle diyordu: “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.” Yaşanan budur.
Özellikle SSCB’nin çöküşünden sonra, kapitalist sisteminin efendileri şöyle haykırıyordu: “Artık sosyalizm bitmiştir. İnsanlığı özgürlük, demokrasi ve refah dolu günler bekliyor.” Oysa bunun ne kadar büyük bir yalan olduğu ayan beyan ortadır. Kapitalizm insanlık açısından tam bir felâkettir ve bugün dünya halkları emperyalist savaş kuşatmaları altında yerlerinden, yurtlarından, sevdiklerinden olmaktadır. Şüphesiz ki, işçi sınıfının tarihsel deneyimleri ve örgütlü mücadele birikimi bir gerçeği ortaya koyar. Elif Çağlı gerçeklerin direngen olduğunu vurgular her fırsatta. En büyük gerçek, kapitalist sistemin ebedi bir sistem olmadığı ve olamayacağıdır. Devrimci önderliğine sarılan ve mücadele saflarında örgütlenen işçi sınıfı eninde sonunda burjuvaziyi nakavt edecektir. Bugün dünyanın dört bir köşesinde ayağa kalkan, her yenilgiden dersler çıkaran işçi sınıfı, eninde sonunda dünya işçi sınıfının enternasyonal bayrağı altında buluşacaktır.
Gelecek
Sıra bize de gelecek
İşte o zaman sorulacak tüm bunların hesabı
Daha dur
Sabırsızlık yenilgidir
Bastığın toprağı, kavradığın taşı tanı
Bir usta, bir el, bir demir
Bir taşa şekil veriyor sabırla inatla inançla
Daha dur
İşte o zaman bu düzenin efendileri, “keser döner, sap döner. Gün gelir, hesap döner” diyen işçi sınıfının adaleti ile baş başa kalacaktır. İşte o zaman dünya işçi sınıfı, insanların insan gibi yaşayacağı, savaşsız, sömürüsüz bir dünyayı, sosyalist bir dünyayı kendi elleriyle inşa edecektir.
Anamız amele sınıfıdır
Yurdumuz bütün cihandır bizim
Hazırlandık son kanlı kavgaya
Başta bayrağımız sosyalizm
Bayrağını yükselt, daha daha yükselt!
Yükselt bayrağı yukarı
Bugüne vuralım yarını kuralım
Kaldıralım sınıfları
link: İstanbul’dan MT okuru bir işçi, Kayıkçı Kavgasından Sınıfımızın Payına Düşenler, 28 Eylül 2025, https://marksist.net/node/8605
Teknofest ve Emperyalist Arzular
Zorunlu İç Göç Tüm Zamanların En Yüksek Düzeyinde





