Navigation

Hipokrat Yemininden Guinness Rekorlar Kitabına

Meşhur “Guinness Rekorlar Kitabı”, içerisinde çeşitli kategorilerde rekorlar yer alan bir kitaptır. Bu kategorilerden birkaçı sanat ve medya, gezi ve taşıtlar, sporlar ve oyunlar, ilginç özellikler vb. olarak sayılabilir. Sene içerisinde bu tür alanlardan alınan verilerle yazılan kitap 100’den fazla ülkede 23 farklı dilde basılmaktadır. Bu yüzden bu kitapta yer almak tanınmanın, reklam yapmanın en iyi ve en geçerli yollarından biri oluyor. Durum böyle olunca kişiler veya kurumlar akla gelecek her konuda rekor denemeleri yapmaya kalkışıyorlar. Bunlardan birisi de geçtiğimiz günlerde Türkiye medyasında gündem olan “karaciğer nakliyle rekor denemesi” oldu. Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde, Guinness Rekorlar Kitabına girmek için eş zamanlı 5 karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. 13,5 saat süren ameliyatlardan sonra şovmen edasıyla fotoğraf veren hekimler ve hastane yetkilileri, ne kadar önemli işler başardıklarını ballandırarak anlattılar. Peki, sağlıkta rekor olur mu? Hekimler ve hastaneler için önemli olan rekor mu yoksa insan hayatı mı olmalı?

Bu rekor denemesi kapitalizmde insan hayatının reklamın, paranın yanında hiçbir önemi olmadığını bir kez daha gösterdi. Yapılan bu şovla birlikte hayatımızın, hastaneler ve onları ellerinde tutanlar için pazar alanı olduğunu somutunda görmüş olduk. Hastane yetkilileri, ameliyatı yapan hekimleri kastederek “bu ekibimiz bütün rekorları kırdı” deyip yıllardır ilk sırada olduklarını gururla anlattılar. Fakat bu gurur ve rekor denemesi karşısında gerçeklik başka bir şey ifade etmektedir. Hastaneler, Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre yüksek kalite hizmetleri sunan ve hayat kurtarmanın ötesinde yaşam kalitesini yükseltmek için uzun vadeli bir bakış açısı barındıran kurumlar olarak belirtilmektedir. Ne var ki, ne Türkiye’de ne de dünyanın en ileri ülkelerinde tüm hastanelerin buna uygun olduğunu söylemek mümkün. İleri teknoloji ve bilgiye dayalı sağlık hizmeti alabilecek olanaklar mümkünken, emekçilerin kaliteli sağlık hizmetine ulaşımı ve sağlık durumu iyileşmemiş, bu alandaki sınıfsal eşitsizlik derinleşmiştir.

Günümüzde sağlık hizmetlerinden emekçilerin neden yeterince faydalanamadığının üzerinde durmamız gerekiyor. Dünyanın her yerinde “sağlıkta dönüşüm” programları adı altında neoliberal saldırılar giderek artmıştır. Hastalar “müşteri” olarak görülmektedir ve “paran kadar sağlık hizmeti” anlayışı genel bir yaklaşım haline gelmiştir. Böylece para dışında hiçbir şey önemsemeyen kurumlar artmış, buna paralel olarak sağlık güvencesinden yoksunların ve sigorta kapsamı dar olan emekçilerin sayısı artmıştır.

Medyada yer alan birkaç başlık ve açıklama gerçekliği biraz olsun göstermesi açısından yeterli olacaktır. Bunlardan birisi, “parası olmadığı için hastaneye alınmayan kadın bahçede doğum yaptı” haber manşeti idi. İkinci olarak Erdoğan’ın şehir hastaneleri üzerine söylediği sözleri hatırlatabiliriz: “Şimdi bizim tek derdimiz var, kariyer sahibi doktorlarımızın sayısını arttırmak. Biz onları arttırdığımızda inşallah bu hastanelerin müşterisi çok daha fazlasıyla artacaktır.” Bu koşullarda insan hayatı sağlık alanında bir meta olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu alanda aynı şekilde daha çok “müşteri” almaya yönelik rekabete dayalı bir anlayış söz konusudur ve hastaneler ticarethane olarak çalıştırılmaktadır.

Normal koşullarda insan sağlığı rekabete konu olamaz, olmamalı. Fakat kapitalizmde her şeyde olduğu gibi sağlık alanında da aslolan insan sağlığı ve toplumun ihtiyaçları değil, elde edilecek kârdır. Temel gaye kâr olunca koruyucu sağlık hizmeti bir kenara bırakılıp sözüm ona “tedavi edici” sağlık hizmeti yaygınlaştırılmaktadır. Öyle ya ilki sorunun ortaya çıkma koşullarını, yani bataklığı yok etmeye çalışırken; diğeri ise bataklıkta yaşamı uzatabilmek için destek sunar. Tek derdi kâr olanlar için makbul olan bataklığın devam etmesidir. Böylece sürekli artan müşteri sayısı ile çok daha fazla kâr elde edilecektir. Bu durumu değiştirmek ve sağlık kurumlarını insanlığa hizmet edecek noktaya taşımak sadece istemekle mümkün olmaz. Bunun için örgütlülüğümüzü arttırarak “tüm emekçilere parasız ve nitelikli sağlık hizmeti” talebimizi daha gür bir şekilde haykırmalıyız.