İnsan bir yanıyla güçlü bir canlıdır. Doğayı ve çok sayıda hayvanı kendisine göre dönüştürmüş, alet yaparak hayatta kalmayı öğrenmiş, bilgi ve birikim elde ederek bunu kendisinden sonraki nesillere de aktarmasını bilmiştir. Ama öte yandan, dünyanın neresinde ve hangi şartlarda doğacağını, ailesinin kimler olacağını, hangi dili konuşacağını, köle mi yoksa efendi mi olacağını seçmekten yoksundur. Onun asıl serüveni de bundan sonra başlar. Kimileri ağzında gümüş kaşıkla doğar, kimileri de açlık ve soğuktan dişlerini sıkar. İki tarafın savaşı birbirinden çok farklıdır. Bu aslında çok net bir ayrımdır. Ama kapitalizmin efendileri emekçi kitlelere herkesin doğuştan eşit olduğunu, ortada bir ayrım olmadığını söylerler. Oysa bu büyük bir aldatmacadan ibarettir. Kapitalizm altında yaşanan her şeyin sınıfsal olduğu su götürmez bir gerçektir. Bizler bu gerçeğin etkisini yaşamımızın her alanında iliklerimize kadar hissediyoruz.
Mesela 21-22 Haziran 2025 tarihlerinde Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yapıldı. Bu sınava 2,5 milyonun üstünde kişi katıldı. Resmi verilere göre Türkiye’de 209 üniversite bulunmakta. Bunlardan 131’i devlet üniversitesiyken, 78’i özel-vakıf statüsünde yer alan üniversiteler. Bugün bir işçi ailesinin çocuğunun bu özel üniversitelerde eğitim görme şansı yok. Diyelim ki %50 burs kazandı. Yine mümkün değil. En düşük fiyatlı özel üniversitenin yıllık öğrenim ücreti 500 bin ile 800 bin TL arasında değişiyor. Dönelim devlet üniversitelerine. Orada da yeterli kontenjan yok. Diyelim ki oldu, o zaman da başka bir sorun çıkıyor karşımıza. İnsanlığın ilkel komünal toplumda bile çözüm bulduğu ama 21. yüzyılda bizim hâlâ başımızın belası olan “barınma” sorunu. Devlet yurtlarının sayısının üniversitelerdeki öğrencileri kapsayan yeterlilikte olmadığını biliyoruz. Burada özel yurtlar ya da ev kiralamak zorunluluğu doğuyor. Bu da çok ciddi bir maliyet. Henüz yol masrafı, yemek, eğitim için harcamalar, insani giderler kısmına gelmeden neredeyse vazgeçmek üzereyiz. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de son 5 yıl içinde 2 milyon öğrenci maddi sebeplerden dolayı eğitimini yarım bırakarak okuduğu üniversiteden ayrılmak zorunda kalmış. Bu bir kez daha gösteriyor ki öyle anlatıldığı gibi eğitimde fırsat eşitliği falan yoktur. Evet kapitalist sistemde yaygın eğitim vardır ama bu onun egemenlerin istekleri doğrultusunda sınırlandırıldığı gerçeğini değiştirmez. Kapitalizm altında her şey sınıfsal olduğu gibi eğitim de sınıfsaldır.
Tüm bunları bir şekilde çözdük ve üniversiteyi de bitirdik diyelim. Yine karşımıza ciddi bir sorun olan iş bulma sorunu çıkıyor bu sefer de. Türkiye’de 2 milyon 586 bin genç bugün ne eğitimde ne de istihdamda görünüyor. Bu çok ciddi bir tablodur. Dünya ortalamasının üstünde bir sayıdır bu. Bu yüzden gençlerimiz bunalımın, anksiyetenin, umutsuzluğun pençesinde kıvranıyor. Yaşamının en verimli çağında bir köşede kendini yetersiz ve işe yaramaz hissediyor, sorunun kaynağını kendinde arıyor. Onlarca gencimiz yaşamdan ve hayallerinden vazgeçerek intihara sürükleniyor. Kapitalist sistemin işçi sınıfının gençlerine biçtiği yaşam işte bu tablodaki kadar kötü, soğuk ve karanlıktır.
Önümüzdeki günlerde YKS sınav sonuçları açıklanacak ve milyonlarca gençten aldıkları puan sıralamasına göre tercih yapmaları istenecek. İşçi sınıfının gençlerin yapacağı en önemli tercih, önce hangi safta yer alacaklarını belirlemek olacaktır. İşçi sınıfının gençleri, ancak kendi sınıflarının safında olurlarsa kapitalizmi ve onun yarattığı tüm çelişkileri anlayabilirler. Ancak o zaman sınıflarından aldıkları güçle yalnız olmadıklarını bilir ve ayağa kalkarak mücadele saflarında yerini alabilirler. Ancak o zaman kendi geleceklerini kurmak için yaşamın iplerini kendi ellerine alabilirler. Sınıfımızın gençlerini bekleyen asıl ve en önemli tercih işte budur!
link: Kocaeli’den genç bir işçi, “Bir Tercih Meselesi”, 10 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8551
Türkiye Yangın Yeri, Rejimin Saldırıları Artıyor
Faşist Yükselişi Küçümseme Hafifliği





