1918’in 20 Eylül sabahı… Bugün Türkmenistan sınırları içinde yer alan çöllük bir bölgede göğün karanlık perdesi doğudan sızan ilk ışıkla usulca yarılıyordu. Hazar’ın kuzeyine uzanan demiryolu hattında bir demiryolu işçisi yürüyordu. Rayların tanıdık soğuğunu adımlarında hisseden adam, vardiyasını bitirmiş evine dönüyordu. Fakat o sabah, bir şey rayların olağan ritmini bozdu. Krasnovodsk tarafından yaklaşan bir trenin metalik uğultusu kulaklarına çalındığında, içini açıklanamaz bir huzursuzluk kapladı. Ters giden bir şeyler vardı. Demiryolu işçisi adam biliyordu ki o saatte, o demiryolu hattından bir trenin geçmesi mümkün değildi.
Tren ışıklarını yakmamıştı. Sanki karanlığın içinden süzülen sessiz bir hayalet gibi yaklaştı. Demiryolu işçisi bir istasyon yapısının arkasına gizlendi. Lokomotif yavaşladı, ağır ağır durdu. Vagon kapaklarının büyük gümbürtüyle açılması sessizliği yırtmıştı. Silahlı askerler, vagonlardan indirdikleri esirleri bağırarak sürüklemeye başladılar. Kolları arkadan bağlıydı tüm esirlerin, kan ve çamur içindeydiler. Askerler düşenleri tekmeleyerek kaldırdı, çöle doğru kaçmaya çalışanları da yakalayarak diğerlerinin yanına getirdi. Bütün esirler idam mangasının karşısına dizildi.
Demiryolu işçisi dehşetle tarihe tanıklık ediyordu, esirleri saymak geldi sonra aklına… Tek tek saydı, 26 kişiydiler. Az önce gözlerinin bağlanmasına karşı durmuşlardı, şimdi de sloganlar atarak meydan okuyorlardı ölüme… Kısa süre içinde silahlar patladı. Kimileri anında yere serilip hareketsiz kaldı, kimileri sadece yaralandı. Onlara da son darbeyi başlarına sıkılan bir kurşun ya da tüfek dipçiği indirdi. 26 esirin cansız bedeni bir çukura atıldı. Ardından da toplu mezar, katliamın izlerini silmek isteyen askerler tarafından alelacele kumla örtüldü. O gün orada, o çölde, Kafkas halkları için tarihin gidişatı değişirken, demiryolu işçisi olup bitenleri korku, öfke ve üzüntüyle izledi.
Bir mezara kaç millet sığar? Toplu mezara gömülen 26’lıdan kimisi Ermeniydi, kimisi Azeri… Gürcü ve Rus olanları da vardı. Aralarında “Kafkasların Lenin’i” olarak anılan Stepan Şahumyan da bulunuyordu. Farklı millettendiler belki ama komünisttiler, aynı sınıfın temsilcisiydiler. Rusya’da Çarlık rejiminin yıkılmasına ve işçi iktidarının kurulmasına yol açan Şubat ve Ekim devrimlerinin etkisiyle Bakü Komününün kurulmasına önderlik etmiş, ancak etnik-dini bir savaş cehenneminin ortasında komünü sadece 97 gün yaşatabilmişlerdi. Şimdi de kurdukları komünün kaderini paylaşıyorlardı. Ancak boğazlanan sadece Bakü Komünü ve komünün komiserleri (yöneticileri) değildi, boğazlanan aynı zamanda bölge halklarının sömürüsüz, sınıfsız, savaşsız bir Kafkasya umuduydu.
Ekim Devriminin en önemli şairlerinden Vladimir Mayakovski bir şiirinde Bakü Komiserleri için “Yirmi-altılının kanı hiç soğumadı, hiçbir zaman soğumayacak!” demişti. Birkaç yıl sonra onlarla benzer akıbetleri paylaşan Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının ardından işçi sınıfımızın komünist şairi Nâzım Hikmet’in söylediklerini hatırlayalım; “Yoldaş/Bunların sen/İsimlerini aklında tutma/Fakat/28 Kanunisaniyi unutma!” Biz devrimci Marksistler açısından Mayakovski’nin sözleri Suphiler için nasıl geçerliyse, Nâzım’ın sözleri de Şahumyanlar için geçerlidir. Kafkas halklarının 26 komünist önderi 20 Eylül 1918’de Hazar’ın karşı kıyısındaki çölde katledildi fakat ne fikirleri, büyük eylemleri ve anıları çölün sıcağında kavrulup yok oldu, ne de komünün yenilgisinin geriye bıraktığı dersler…
Bugün Hazar denizinin doğu-batı iki yakasına, iki ılık rüzgâr eser. Esen rüzgârlar, Bakü sokaklarından Türkmen çöllerine hâlâ 26’lının adını ve sesini fısıldar.[1]
Kafkasların petrol kenti Bakü’de bir sınıf doğuyor
Dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri olduğu düşünülen Kafkasya, hem coğrafi hem de stratejik konumu nedeniyle her zaman büyük öneme sahip oldu. Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptı, dolayısıyla üzerinde egemenlik kurmak isteyen çeşitli güçler arasında da mücadele alanı olageldi. Karadeniz ile Hazar denizi arasında uzanan bölgenin, yüksekliği beş bin metreyi aşan azametli Kafkas sıradağlarıyla kaplı olması, coğrafi şartlarını zorlu kılmış, bölge üzerinde yaşayan halkların etkileşimini azaltarak kültürel kimliklerini korumalarına yol açmıştır. Bu nedenle bölge etnik çeşitlilik bakımından dünyanın en zengin yapılarından birine sahiptir. “Adını Arap coğrafyacıların Cebelü’l-Elsine (Diller Dağı) olarak adlandırdıkları Kafkas Dağlarından alan Kafkasya, Gürcüler, Azeriler, Ermeniler, Abhazlar, Çeçenler, Osetler, İnguşlar, Dağıstanlılar, Kazaklar gibi 50’nin üzerinde halkı içinde barındıran bir bölgedir. Bu halklar içinde, aynı dili konuşan birkaç yüz kişilik etnik toplulukların yanı sıra sayıları milyonları bulan daha büyük uluslar da yer almaktadır.”[2]
Bölgenin en önemli şehirlerinden biri olan Bakü ise İran, Osmanlı, Çarlık Rusya’sı arasında tarihsel bir paylaşım alanı oldu. 19. yüzyılda kent yönetimi büyük oranda Çarlığın atadığı yerel bürokratların elindeydi. Sanayi devrimi sonrasında kısa süre içinde makine ve araçlar için petrolün verimli bir kaynak olduğu fark edilince kentin önemi arttı. 19. yüzyılın son çeyreğiyle birlikte petrol sanayiinin gelişimi Bakü’nün doğulu perişanlığını geride bıraktırarak onu modern kapitalist bir kente dönüştürdü. Bölge ABD ile birlikte dünya petrol üretiminin en önemli merkezlerinden biri haline geldi. Petrol adeta şehrin çehresini, karakterini ve kaderini belirlemeye başladı.
Azeri ve Ermenilerin yanı sıra Ruslar, Gürcüler, Malakanlar, Tatarlar, Farslar… Yoğun göç alan şehirde hızlı bir proleterleşme süreci yaşanıyordu. Örneğin 1870’lerin ortalarında Bakü’de 15 bin kişi yaşarken, 1913 nüfus sayımına göre sadece şehrin merkezinde 215 bin kişi, ayrıca petrol sahalarıyla örülü sanayi bölgesinde 120 bin kişi yaşıyordu. Şehrin çeperlerinde ise dağınık biçimde yaşayan ve o dönem Transkafkasya[3] nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Azeri köylüleri bulunuyordu. Bu açıdan Bakü adeta köylü toplumlarıyla çevrilmiş bir proletarya vahasıydı.
“Sosyal Demokrasi ve onun ürünü işçi hareketinin tarihi Bakü’de Rus İmparatorluğunun öteki sanayi merkezlerinden daha geç başladı. 1898’de küçük sosyalist eğitim hücresi olarak başlayan çalışmalar 1903 genel grevine kadar kitle hareketi boyutuna varamadı. Yine de parti etkinliğinin merkezlerinden biri olarak Bakü’nün önemi Saint Petersburg ve Moskova’yla karşılaştırılacak düzeydeydi. Bakü işçilerinin kazanımları, Rusya tarihindeki ilk işçi-işveren sözleşmesi de dâhil olmak üzere, büyük şehirlerdeki ve başka merkezlerdeki yoldaşlarına petrol işçilerini örnek almaları için esin veriyordu.”[4]
Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP), Bakü’de başlarda öncelikle Rus işçiler arasında örgütlenme ağı oluşturmayı başardı. 1902-1903 grevlerine Ermeni ve Azeri işçilerin de katılımıyla, bu iki milletten işçiler de parti çalışmalarına katılır hale geldi. Yerli ve yabancı yaklaşık 200 petrol şirketinin bulunduğu kentte, işçiler korkunç bir sefalet içinde kırılıyordu. Rus, Ermeni, Alman, İngiliz, Azeri, Fransız sermayedarlar ise şehrin lüks mahallelerinde ya da Hazar kıyılarında sefa sürüyordu. İşçilerin zamanla biriktirdiği deneyim RSDİP’in sınıf çelişkilerini ortaya seren çalışmasıyla birleşince Bakü’deki işçi hareketi ivmelenmeye başladı. Mesela kentte 1900 yılında gerçekleştirilen ilk 1 Mayıs gösterisine sadece 12 kişinin katıldığı biliniyor. 1902 1 Mayıs’ında bu sayı 5 bine fırlamış, ertesi yıl ise iki katına çıkmıştı. RSDİP’e bağlı sosyalist gruplar işçi hareketinin kitleselleşmesini sağlıyor, işçi hareketi kitleselleştikçe de bu grupların varlığı güçleniyordu.
Bu gruplar işçiler arasında sadece basit bir örgütlenme çalışması yürütmüyor, onların adeta yaşamlarına dokunuyordu. Mesela Bakü’de küçük bir grubun ajitatörlerinden Vera Broido çalışmalarının sonuçlarını şu cümlelerle özetliyordu: “Örgütümüze katılan bir işçi daha yüksek bir kültürü paylaştığının bilincine varıyordu, ufku genişliyor, anlayışı derinleşiyor ve ahlaki değerleri yükseliyordu. Bu durum dış görünüşüne bile yansıyordu.” Marksistler, okuma yazma öğretmekten tarih, ekonomi ve siyaset tartışmalarına kadar varan çalışmalarıyla Bakü işçilerinin karanlık dünyasına ışık getirmişti.
1905 devrimiyle birlikte Çarlığın etkisi altındaki neredeyse bütün önemli bölgelerde olduğu gibi Bakü’de de işçi ve köylü meclisleri olan sovyetler kuruldu. Sovyetler işçi ve emekçi yığınların özyönetim organları olarak kendiliğinden doğmuştu. Çarlık Rusya’sında 1905 devrimi yenilgisi sonrası yaşanan gericilik yılları ise Bakü’yü görece daha geç bir tarihte, 1908 yılında etkisi altına aldı. Devrimci iradenin adeta sınandığı günlerdi. Bakü’deki Bolşevik lider Şahumyan, sürgündeki bir yoldaşına durumu şöyle izah ediyordu: “İşçilerin durumu, sevgili Mikha, korkunç zorlaştı. Sözlük anlamıyla bizi çarmıha geriyorlar, her yandan bize tükürüyorlar, bizi aşağılıyorlar. Bir yandan da işçiler arasında gericilik (içsel gericilik) güçleniyor. Bazen işçiler arasındaki en iyi yoldaşlarımızdan biri bizi terk ediyor. Ama cesaretimizi yitirmiyoruz.” Beş yıl süren hayli hareketsiz ve sosyalistlerin yalıtılmış olduğu bu dönemden sonra 1913 yılında petrol sanayiinde ekonomik mücadeleler yeniden canlanmaya başladı.
Şahumyan 1914 yılında, Lenin’e gönderdiği mektupta Bakü’deki durumu bu kez şöyle yorumluyordu: “Burada işçiler genel olarak merkantilist bir grup oluşturuyorlar. Petrol sanayicilerinin açgözlülüğü onları da etkilemiş. Yağlı bir parça daha kapabilmek ve primlerini arttırabilmek için yeni bir ekonomik grev yapmayı düşünüyor ve bundan söz ediyorlar. Bunu kolaylıkla yapmaları iyi ama siyasete en ufak ilgileri yok; örgüt yaratmayı, sendikaları güçlendirmeyi falan hiç düşünmüyorlar. Abarttığımı bana gösterebilen olsa memnun olacağım ama şu an izlenimlerim kötü.” Ancak yaşam müthiş bir devinim içindeydi ve zamanın Bolşevik Şahumyan’a sürprizleri vardı. Lenin’e yazdığı bu karamsar mektuptan sadece bir-bir buçuk ay sonra Şahumyan on binin üzerinde Branobel (Nobel Kardeşler)[5]petrol işçisinin siyasal bir gösteri düzenlediğine tanıklık edecekti. Üstelik Bolşeviklerin yayın organı Pravda’nın çağrısı üzerine! Dahası kitleselleşerek devam eden grevler, Stepan Şahumyan’ı Bakü’nün en tanınmış komünistlerinden biri haline getirdi. Kısa süre içinde Şahumyan 1914 grev dalgasına önderlik eden bir pozisyona kavuştu.[6]
Bakü’de İkinci Paris Komünü
Birinci Dünya Savaşının Bakü emekçileri üzerindeki etkisi haliyle korkunçtu. Petrol üretimi savaş nedeniyle hızlandı ama genel ücret seviyesi düştü, yiyecek kıtlığı baş gösterdi. Yıllardır genel grev mücadelesi içinde pişen petrol işçilerinin yüzde 25’i askere alınmış, ekseriyeti cephelerden geriye dönememişti. İmparatorluk müthiş bir girdaba sürüklenmiş, olağanüstü gelişmeler yaşanmaya başlamıştı. Bunların başında da elbette tarihin gidişatına yön verecek o büyük hadise geliyordu: DEVRİM! Savaş devrime gebe bir zemin yaratmıştı. Nitekim Çarlık Rusya’sında 1917 Şubatında patlak veren devrimle birlikte Çarlık rejimi yıkılmış, bir yanda burjuva geçici hükümetin diğer yanda sovyetlerin olduğu, ikili iktidar olarak adlandırılan süreç başlamıştı.
Rusya’nın en büyük dördüncü şehri Bakü’de de benzer bir durum oluştu. Çarlığın yıkılmasıyla birlikte Kafkas cephesinde yaklaşık 70 bin Rus askeri başıboş kaldı. Gerek askerler içinde yapılan devrimci ajitasyon çalışmaları, gerekse de sosyalistlerin işçi hareketi içinde süregelen bağları kısa süre içinde Bakü’de de bir ikili iktidar sürecinin başlamasını sağladı. 6 Mart 1917’de şehirdeki işçi nüfusunun neredeyse yarısını ifade eden yaklaşık 52.000 kişilik bir işçi kitlesi sovyet ilan etti, kendi içinden de 52 temsilci seçti. Bakü’de kurulan Sovyet ilk kongresini yaparken sürgündeki Bolşevik lider Stepan Şahumyan, gıyabında Sovyet sekreteri olarak seçiliyordu.
Her ne kadar Şahumyan 1914 grevlerindeki rolü nedeniyle sekreter olarak seçilse de Bakü’deki sovyetler içinde Bolşeviklerin gücü zayıftı. Kentte siyasi yelpazenin en solundan en sağına pek çok örgüt faaliyet yürütüyordu. Menşevikler, sol ve sağ Sosyalist Devrimciler (SR), Azerilerin sağcı Musavat ve sosyalist Himmet partileri, Ermenilerin sol ve sağ Taşnak partileri siyasi alanda etkindi. SR’ler ve Menşevikler Çarlık Rusya’daki gerici politikalarını Bakü’de de hayata koymaya çalışırken, Lenin’in öğrencisi Şahumyan ile birlikte Bakü Bolşevikleri, öğretmenlerinin Petrograd’dan yükselttiği şiarı bin bir zorlukla yükseltmeye başlamıştı: “Tüm İktidar Sovyetlere!”
Aylar boyunca müthiş bir siyasi gerilime sahne olan Bakü, işçi ve emekçi kitlelerin gerçek iktidarına doğru yavaş adımla da olsa ilerliyordu. Bu süreçte Bolşeviklerin tüm engelleme gayretine karşılık Taşnaklarla Musavat arasında 1918 Martında çıkan, çoğunluğu Azeri olmak üzere binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan çatışmalar toplumu iyice kamplaştırmıştı. Buna rağmen Bolşevikler, kırılgan da olsa ittifak politikalarıyla birlikte sovyetler içindeki etkilerini arttırmaya başladı. Üstelik Bolşevik eğilim neredeyse tüm sağ-sol yapıların engelleme girişimlerine, provokasyonlarına rağmen güçleniyordu.
Bolşevikler Kafkasya hâkimiyeti için Menşevikler, Sosyalist Devrimciler ve diğer grupların Tiflis’te kurduğu Transkafkasya yönetimini tanımadıklarını açıkladılar. 20 Nisan 1918’de Bakü Şehir Meclisi lağvedilirken şehri yönetmeyle ilgili tüm görevler; İşçi, Asker ve Denizci Temsilcileri Sovyetine verildi. İkili iktidar dönemi son bulmuş, 25 Nisan 1918 günü Transkafkasya’daki ilk komün ilan edilmişti.
Bakü’de ikili iktidar Bolşeviklerin önderliğinde sona erip yasama ve yürütme yetkisi Sovyetlere verildiğinde; Sovyetin kararlarını yürütüp, kararnameler çıkaracak teknik bir organ kuruldu: Bakü Halk Komiserleri Konseyi. Şahumyan’ın kaleme aldığı Bakü Halk Komiserleri Konseyi Beyannamesinde geçen şu satırlar, hem komünün görevleri hem de akıbeti konusunda tarihsel bir uyarıya sahipti: “Önümüzdeki dönemde çok büyük ve geniş kapsamlı görevlerle yüzleşeceğiz. Bu kapsamlı planların uygulanması, sadece Bakü Halk Komiserleri Konseyi’nin sorumluluğu değildir. Ancak tüm Bakü proletaryasının en faal ve örgütlü yardımı ile gerekli önlemler alınabilir. Kitlelerin iktidar ve özyönetimdeki yaratıcı çalışması, Sovyet politikasının başarısının ve zaferinin tek garantisidir. Bakü Halk Komiserleri Konseyi, bu çalışmanın başlatıcısı ve lideri olabilir, olmalıdır, ancak o, işçilerin yardımı olmadan hiçbir şey yapamaz.” Enternasyonal marşının “Tanrı, patron, bey, ağa, sultan nasıl bizleri kurtarır? Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır” dizelerine atıfta bulunan beyannamede, “İşçi yoldaşlar, proleter marşının bu sözlerini her daim hatırda tutmalıdırlar” deniyordu.
97 gün hayatta kalan Bakü Komünü, çeşitli devrimci dönüşümleri başlatmış ve bölge için pek çok ilke imza atmıştı. Tüm petrol işletmeleri ve bankalar kamulaştırılmıştı. İşgünü 8 saate düşürülmüştü. Toprak kamulaştırılmış, büyük arazi sahiplerinin sermayesine kırsal nüfusun kullanımı için el konulmuştu. Ailede çalışan kişi sayısına göre tarım arazileri eşit şekilde dağıtılmıştı. Bakü’de ev sahibi olmayan veya zor koşullarda yaşayan birçok işçi ailesi, zenginlerin evlerine yerleştirilmişti. Okulları, kilise ve camilerden ayıran bir kararname çıkarılmış, tüm milletlerden çocuklara anadilde ve parasız eğitim hakkı tanınmıştı. Önceki polis teşkilatı dağıtılmış, yenisi kurulmuştu. Eski yargı mekanizmaları yerini ilçe halk mahkemelerine bırakmıştı. Bölgedeki en büyük donanma filosu olan Hazar filosu Sovyet denetimine alınmıştı.
Bakü Komünü pek çok açıdan Paris Komünüyle benzerlikler taşır. Bakü’deki Sovyet deneyiminin Bakü Komünü olarak anılmasında bu benzerliklerin payı büyüktür. Paris Komünü 72 gün yaşayabilmişti, Bakü Komünü ise 1918 Temmuzuna kadar 97 gün ayakta kalabildi. Tek bir şehirle sınırlı kalan ve hatta şehrin kırsal çeperine dahi genişleyemeyen Bakü Komünü bu yönüyle de Paris Komününün dezavantajlarını taşır. Maalesef yenilgisinde bu benzerliğin payı büyüktür. Köylü toplumuyla çevrili bu proletarya vadisi, maalesef çemberini kıramamıştır. Öte yandan Komünün şehrin karakterinden kaynaklanan eşine az rastlanır özgünlükleri de vardır. Bakü’nün renkli etnik ve dini çeşitliliğe sahip karakteri, Komünün hem en umut verici potansiyeli hem de yumuşak karnıydı. Her ne kadar Komün, şehirde yaşayan tüm kültürleri, kimlikleri, ezilen tabakaları kucaklamaya çalışsa da darbeyi o yumuşak karnından, etnik çeşitliliğinden yedi.
Yoldaşlıktan düşmanlığa; halkların kalbine sokulan kama
Bakü Komünü içeriden ve dışarıdan kuşatılmıştı. Azeri toprak sahiplerinin desteklediği, milliyetçi Musavat ile Ermeni milliyetçilerinin örgütü Sağ Taşnak, onların dışında da Sosyalist Devrimcilerin sağ kanadı ve Menşevikler adeta iç tehdidi oluşturuyordu. Bakü petrollerine gözünü diken Alman İmparatorluğu, Osmanlı ve İngiltere de dış tehditleri… İngilizler Bakü petrollerinin dışında Kafkas ve Güney Rusya’nın geniş topraklarındaki kapıyı aralamak isterken Osmanlı’nın İttihatçı paşaları da bölgeyi sözde Turan’a, yani Orta Asya’ya ulaşmak için bir atlama tahtası yapmak isteyeceklerdi. Bunların yanı sıra Çarlık rejimini geri getirmek isteyen subaylar, onlara çalışan sabotajcılar, Çarlık artıkları… Karşı-devrimci güçler boş durmuyordu. Komünün karşı karşıya kaldığı tehdit büyüktü. Bütün şer odakları ellerine aldıkları kamayı kudurmuşçasına Komünün, yani Kafkas halklarının birlikte yaşama umudunun bağrına saplıyordu.
İngilizler Ermeni Taşnakları kışkırtırken Alman ve Osmanlı egemenleri de Azeri Musavat’ı kışkırttı ve Komün müthiş bir etnik çatışmanın ortasında kaldı. Ermeniler ve Azeriler arasında yürüyen çatışmalar, cinayetler sıradanlaştı. Öte yandan süreci hızlandıran en büyük gelişmelerden biri olarak Osmanlı ordusu, Brest Litovsk antlaşmasıyla çizilen sınırlara riayet etmeyerek Bakü’ye harekât başlattı. Enver Paşa’nın üvey kardeşi Nuri Paşa’nın komutasında, Musavat Partisinin de desteğiyle kurulan Kafkas İslam Ordusu tarafından kent çembere alındı.
Bakü’de Bolşeviklerin dışında kalan partiler İran’da bulunan İngiliz ordusundan yardım istemeyi gündeme getirdi. Bakü Bolşevik yönetimi tarafından Lenin’e durum bildirildiğinde Lenin’den gelen telgraf çok açıktı: “Şehrin Türklere bırakılması bile alternatif olarak düşünülebilir; ama hiçbir şekilde sömürgeci İngilizlerden yardım istenilmeyecektir. Böyle bir tercih asla ve asla gündeme getirilmeyecektir.” İngiliz emperyalizminin bölgedeki varlığının sonuçlarının farkında olan Bolşevik vekiller; sovyetlerde bunu anlatmaya çalışırlar. Bolşeviklerin sözde sosyalist karşı-devrimcilere sözleri açıktır: “Bizler yaşamlarımızı kurtarmak için ihanet etmektense devrimin mevzisinde onurumuzla ölmeyi tercih ederiz.” Ancak bu sözler tesir etmeyecektir. Yapılan oylamada çoktan karşı-devrimin safına geçmiş sağ sosyalist devrimciler, Menşevikler ve Taşnaklar üstün çıkar. Bolşevikler, sol sosyalist devrimciler ve sol Taşnaklar sadece 13 oy farkla kaybeder. İngiliz ordularının Bakü’ye daveti anlamına gelen bu sonucun ardından Bolşevikler Sovyet yönetiminden çekilme kararı alırlar. Şahumyan toplantıdan ayrılırken şu cümleleri kurar: “Sovyet rejimi için ölmeye geldiğimiz Bakü’den artık ayrılma zamanı geldi.”
İngilizler çok daha büyük bir kuvvet olan Kafkas İslam Ordusunun şehre girmesi üzerine geri çekilirler. İngiliz emperyalizminden medet uman karşı-devrimci güçler hüsrana uğrar. Şehri işgal eden Turancılar ise 20 bin Ermeniyi katlederek, sözde Mart 1918’deki Taşnakların Azeri katliamının öcünü alırlar. Ancak Turancılardan medet uman Azeri milliyetçileri de kısa süre içinde hüsrana uğrayacak, Turancı paşalar Kızıl Ordu karşısında kendilerine sırt çevirecektir.
Bolşevik komiserlere gelince; Bakü limanından bir gemiyle ayrılan 26 komünist, Bolşeviklerin elinde olan Astrahan’a doğru yola çıkarlar. Ancak İngilizler tarafından yakalanırlar ve öldürülmek üzere karşı-devrimci çetelere teslim edilirler. Hazar’ın karşı kıyısında, Krasnovodsk’ta ise o meşhur infaz trenine bindirilirler.
***
1920’lerin başında 26 Bakü Komiserinin isimleri bölgedeki çeşitli tren duraklarına, şehir meydanlarına verilmiş; onlar adına heykeller, anıtlar dikilmiştir. Mezarları Bakü’nün en görkemli merkezlerinden birine taşınmıştır. Ancak SSCB’nin yıkılmasının ardından heykeller yıkılmış; tren duraklarındaki, şehir meydanlarındaki isimler değiştirilmiştir. Dahası anıt mezar da yerinden sökülerek ücra bir kırsal alana taşınmıştır. Onların hatıraları gözlerden saklanmak, toplumsal bellek silinmek istenmiştir. Sonuçta Azerbaycan egemenleri için mezarda yatan Ermeni komünistler katil, Azeri komünistler ise haindi; tersi Ermenistan egemenleri için de geçerliydi.
Kafkasya o günlerin ardından kanamaya devam etti. Coğrafyanın halkları on binlerce insanın yaşamına mal olacak şekilde defalarca birbirine kırdırıldı. Bu bölge bugün de yürüyen Üçüncü Dünya Savaşının önemli fay hatlarından birine sahip… Ancak 1914 grevleri öncesinde Şahumyan’ı şaşırtan yaşamın devinim içindeki doğası işlemeye devam ediyor. Belki o günlere kadar bölge halkları bedel ödemeye devam edecektir ama bir gün mutlaka göğsündeki kamayı çıkarıp 26’lının “başka bir dünya, başka bir Kafkasya” düşünü gerçek kılacaktır.
[1] 26 Bakü Komiserinin isimleri: Anatoli Bogdanov, Aram Kostandyan, Armenak Boryan, Arsen Amiryan, Bagdasar Avakyan, Eyzhen Berg, Fyodor Solntsev, Gregoriy Korganov, Grigoriy Petrov, Irakliy Meteksa, Isay Mişne, Ivan Fioletov, Ivan Gabışev, Ivan Malıgin, Ivan Nikolayşvili, Mark Koganov, Meşedi Azizbeyov, Meyer Basin, Mir Hasan Vezirov, Prokofi Caparidze, Solomon Bogdanov, Stepan Şahumyan, Suren Osepyan, Tatevos Amirov, Vladimir Poluhin, Yakov Zevin.
[2] İlkay Meriç, Diller Dağından Emperyalist Paylaşım Alanına, Kasım 2008, https://marksist.net/node/1933
[3] Büyük Kafkasların kuzeyi “Kafkas önü” olarak adlandırılırken, güney bölgesi “Transkafkasya” (Kafkas ardı) olarak adlandırılmakta ve bu bölge Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan topraklarını kapsamaktadır.
[4] Ronald Grigor Suny, Bakü Komünü-Rus Devriminde Milliyet ve Sınıf, Belge Yay., s.41
[5] Bugün adına uluslararası üne sahip “barış ödülleri” dağıtılan Robert Nobel, kardeşiyle birlikte, Bakü’de dönemin en büyük petrol üreticisi şirketinin kurucusuydu.
[6] Burada Şahumyan üzerinde kısaca durmakta fayda var. Tiflis doğumlu, Ermeni tüccar bir ailenin çocuğu olan Şahumyan, 1900 yılında RSDİP üyesi olur. St. Petersburg ve Riga Teknik Üniversitelerinde okurken katıldığı eylemler nedeniyle Kafkaslar’a sürgüne gönderilir. Sürgünden kaçarak Almanya’ya giden Şahumyan; Kautsky, Bebel, Plehanov, Liebnecht, Rosa Luxemburg’la tanışır. 1903’te ise “bütünüyle ona güveniyorum” diyeceği, son nefesine kadar bağlı kalacağı Lenin ile tanışır.
link: Yılmaz Seyhan, Bakü Komünü: Aynı Mezara Gömülen Kafkasya, 22 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8558
Suruç Katliamı ve Yarım Kalmayacak Düşler…
Belediyelerde Yaşananlar Üzerine Birkaç Söz





