Ben bir belediye işçisiyim. Bir süredir, Marksist Tutum’da çıkan ve İzmir Büyükşehir Belediyesindeki grev sürecini içeren mektup ve yazıları takip ediyorum. Benim de birkaç sözüm olduğunu düşündüm ve konuyu birkaç açıdan ele almak istedim.
CHP’li belediye başkanlarına açılan soruşturmalara baktığımızda genel olarak suçlamalar “suç örgütü yöneticisi olmak”, “suç örgütüne üye olmak”, “irtikâp”, “rüşvet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmek” ve “ihaleye fesat karıştırmak” gibi içeriklere sahip. Halbuki neredeyse tüm belediye çalışanları bilir ki belediyede bir suç işleniyorsa ilk bakılması gereken yerler ruhsat ve emlak ile ilgili birimlerdir ve belediyelerin asıl akçeli işleri buralarda döner. Ama siyasi iktidar da şunu çok iyi biliyor ki bu birimlere dokunduğu an, arkası sökük gibi gelecek… Eski-yeni AKP belediye başkanlarından meclis üyelerine, yandaş müteahhitlerden Çevre ve Şehircilik Bakanlığındaki irili ufaklı bürokratlara kadar ucu herkese dokunacak. Soruşturmaların siyasi bir karakter taşıdığını buradan bile okumak mümkün. Siyasi iktidar kendisine tehdit olan her şeyi yok etme hırsında.
Konunun diğer tarafına gelecek olursak, CHP’li belediyeler “mağdur” olmanın verdiği güçle olsa gerek, bünyelerinde çalıştırdıkları işçilere “İller Bankası para vermiyor”, “zaten iktidarın zulmü üzerimizde”, “böyle bir dönemde zam istenir mi canım?”, “maaş beğenmiyorlar” gibi söylemlerle saldırmayı kendine hak görmeye başladılar. Üstelik 16 yıldır gerek AKP’li, gerekse de CHP’li belediyelerde çalışmış biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki, para bulma meselesi tamamen belediye yönetimlerinin elindedir. Temel işi belediye gelirini arttırmak ve doğru kullanımını sağlamak olan belediye başkanları ve yönetimlerinin bu işlerini neden yerine getiremediği sorgulanmayıp sorun işçilerin haklı taleplerine ihale ediliyor. Hatta kimi sendika yöneticileriyle işçileri teskin etsin diye görüşmeler yapılıyor ve işçilere, “belediye başkanını da anlayın, çok büyük baskı altında” deniyor. Biz peyderpey işlerimizden keyfi olarak atılırken, yöneticilerin yeğenleri, gelinleri, torunları belediyelerde “liyakatle” çalışmaya devam ediyorlar. Sonra bizlerden “anlayış göstermemiz” bekleniyor, öyle mi?
İzmir’de yaşananları hatırlayalım. Cemil Tugay yaptırdığı bordro hesaplamalarıyla bir işçinin en düşük 80 bin lira maaş aldığı yalanını anlattı ve sosyal medya bir anda ayağa kalktı. CHP Gençlik Kollarıyla beraber çöp toplayıp grev kırıcılık yaptı, sendikacılarla kavga etti, işçiye nankör dedi. Ölüm yardımı, çocuk yardımı, doğum yardımı gibi işçilerin çalışma hayatları boyunca birkaç kez aldığı ödenekleri bordro hesaplarına ekleyip şişirme bir ücreti sosyal medyaya servis etti, halkı belediye işçilerine düşman etti. “Vatanını, milletini sevmemek” ile suçlandı işçiler. Gerçek rakamlar bu rakamların yarısı etmezken hak istemek kimileri tarafından hâlâ “nankörlük” olarak yaftalanıyor. Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi (BES-AR) tarafından yapılan çalışmaya göre açlık sınırının 36, yoksulluk sınırının 86 bin lira olduğu ülkede belediye işçileri olarak ne istesek “nankör” kabul edileceğiz artık! Asgari ücrete kanaat edip, tüm sendikaların altının boşaltılmasını izleyip, patronlar ne verirse yetinirsek mi vatanını, milletini seven işçiler olacağız?
Hayır. Kabul edilebilir şey değil bunlar. Rejime karşı iktidara talip olan ana muhalefet partisi CHP’nin belediyeleri bu açıdan örnek olmayı başaramadı. Hatta iktidardan öğrendiklerinin kötü bir müsveddesi olarak karşımızdalar şu anda… “Ben başaramıyorum, çalışanlara her ay eksik maaş veriyorum, şu an bundan fazla maaş vermem imkânsız, bu sebeple istifa ediyorum” diyen bir Allah’ın kulu çıkmazken, işçiler sadece insanca yaşamak için talepte bulunduklarında nankör ve vatan haini oldular.
İşte bu yüzden işçilerin tek çaresi, örgütlü olarak sendikalarıyla birlikte mücadele etmektir. Tarihe bakıldığında da açıkça görülüyor, tüm kazanımlar ancak örgütlü olunca elde edildi. Beraber ve dayanışma içerisinde hareket etmeliyiz, tüm işkollarından işçiler her grevde yan yana, omuz omuza mücadeleye katkı sunmalıdır. Çünkü örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey!
link: Bursa’dan bir belediye işçisi, Belediyelerde Yaşananlar Üzerine Birkaç Söz, 24 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8560
Bakü Komünü: Aynı Mezara Gömülen Kafkasya
“Çatlaktan Sızan Işık Huzmesi”





