Navigation

ILO Toplantısına Büyük Boykot

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 10. Avrupa Bölge Toplantısı 2-5 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı. Avrupalı işçi sendikalarının büyük bir bölümü tarafından boykot edilen toplantıya 51 ülkeden sadece 4 ülkenin (Rusya, Azerbaycan, Makedonya, Kosova) temsilcileri katıldı. Toplantıdan yaklaşık bir ay önce Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), Türkiye’deki anti-demokratik uygulamalar, ifade özgürlüğünün gaspı, kötü işçi hakları karnesi nedeniyle ILO’ya toplantıyı başka ülkede gerçekleştirme çağrısında bulunmuş, girişimler sonuç vermeyince boykot kararı almışlardı. OHAL uygulamalarına ve hak gasplarına tepki gösteren DİSK ve KESK de toplantıyı boykot edeceğini açıklamıştı.

İşçi örgütlerinin boykot ettiği toplantıya patron örgütleri ve hükümet temsilcileri eksiksiz katıldı. Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen ve Memur-Sen yöneticileri de beklendiği üzere onları yalnız bırakmadılar ve toplantı sırasında Türkiye için güllük gülistanlık bir ülke manzarası çizip, hükümeti savunmaktan geri durmadılar.

Boykotun gölgesinde başlayan toplantıda açılış konuşmasını yapan ILO Genel Direktörü Guy Ryder, boykotun Türkiye’deki OHAL uygulamaları nedeniyle gerçekleştirildiğini ifade etti ve “15 Temmuz sonrası demokratik hakların korunması ve sürdürülmesi için alınmış tüm tedbirler, Türkiye’nin de onayladığı ILO’nun çalışma hayatına ilişkin sözleşmeleriyle uyumlu ve tutarlı olmalıdır” dedi.

Başbakan Yıldırım’dan “sendikalaşın” çağrısı!

İşçi sendikaları tarafından boykot edilen bu toplantıya katılıp konuşma yapan Binali Yıldırım, OHAL’den istifade ederek grevleri yasaklayan, jandarmayı grevdeki işçilerin üzerine salan, sendikalaşmak isteyen işçilere yönelik baskılara göz yuman, patronlardan yana tutum alan kendi hükümetleri değilmiş gibi “sendikalaşmaktan ve örgütlenmekten korkmayın” diye konuştu. Türkiye’de yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleri nedeniyle gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteci ve aydınları yok sayarak, ifade özgürlüğünün “demokrasinin olmazsa olmaz şartı” olduğunu bile söyleyebildi. Her fırsatta hükümet temsilcileri, tutuklananların gazeteci olmadığını iddia edebiliyor. Baskıların, tutuklamaların, en temel hakların bile gasp edildiği koşulların yaratıcısı olanlar, utanmadan demokrasiden ve örgütlenme özgürlüğünden bahsediyor.

Binali Yıldırım, gelir dağılımındaki eşitsizliği her yıl biraz daha arttırma başarısı gösteren bir hükümetin başbakanı olarak, bolca, ekonomik büyümenin adil paylaşımından, insanları mutlu etmekten ve sendikal haklardan dem vurdu: “Türkiye ekonomik büyümenin nimetlerini adil bir şekilde paylaştırmayı önemsemiştir. Bizim politikalarımızın esası insanlarımızı mutlu etmek, hayatlarını kolaylaştırmak, mutlu bir vatandaş haline getirmek. Gelir dağılımındaki yakınlığı, iş güvenliğini, iş güvencesini, örgütlenme hakkını önemsiyoruz. Sendikalaşmaktan korkmayalım. Hiçbir zararı yok. Yeter ki olaylara bakış ortak olsun… Sendikacılık ideolojik ayrışma anlamına gelmemeli. Sendikacılık temsil ettiğiniz işçilerin hakkını, hukukunu her ortamda, her şart altında savunmak, ülkenin gerçeklerini göz ardı etmemek, işveren-işçi-işyeri gerçeğini, o altın üçgeni asla bir yerinden koparmamak. Bunu başardığımızda her sorunun üstesinden geliriz.”

Yalanlar eşliğinde iktidarın sendikacılık anlayışını da ayan beyan ortaya koyan Yıldırım, ücret sendikacılığının eskilerde kaldığını, sendikaların işin devamını sağlamakla sorumlu olduklarını söylemekten de geri durmadı.

Toplantıda, ILO Genel Direktörü Guy Rider, “Avrupa ve Orta Asya’da İnsana Yakışır İşin Geleceği: Fırsatlar ve Zorluklar” başlıklı raporunu sundu. AKP’nin politikaları doğrultusunda hareket eden sendikaların yöneticileri ise, yaptıkları konuşmalarda, ülkede sendikal hakların kısıtlandığına, örgütlenmek isteyen işçilerin baskılarla ve işten atmalarla karşılaştığına, sendikacıların TÜMTİS örneğinde olduğu gibi sendikal faaliyetleri nedeniyle tutuklandığına hiç değinmediler. Neredeyse utanmasalar, Türkiye’nin demokrasi cenneti olduğunu bile söyleyeceklerdi!

AKP’nin medyası da üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirdi ve toplantı haberlerinde boykottan hiç söz etmedi. Haberler toplantı tam katılımla gerçekleşmiş gibi sunuldu, Avrupalı sendikaların Türkiye’deki hak ihlallerine dair eleştirilerine hiç yer verilmedi.

Direnişçi işçiler Başbakanın açıklamalarına tepki gösterdi

Başbakan Yıldırım’ın gerçekleri ters yüz eden konuşmasına, sendikalaşma haklarını kullandıkları için işten atılan ve direnişe geçen işçiler tepki gösterdi. Türk-İş’e bağlı Petrol-İş’te örgütlenmek isteyen işçiler işten çıkarıldıktan sonra direnişe geçmişlerdi. Direnişlerinde 2 ayı geride bırakan AKKİM işçileri, sendikalaşma çağrısı yapan Başbakan’a, sendikalaştıkları için işçileri işten atan patronları neden cezalandırmadığını sordular. Sendikalaşma hakkı anayasada olduğu halde, örgütlenmenin önünü kesmek için de anayasada çok sayıda boşluk olduğunu, patronların bu boşlukları kullanarak işçilere engel olduğunu dile getirdiler. Düşük sendikalaşma oranına dikkat çeken sendika yöneticileri de sendikasızlaştırmaya neden olan mevzuatların kaldırılması ve ILO normlarına uygun bir şekilde sendikalar kanununun yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade ettiler.

DİSK başkanı Kani Beko da, Yıldırım’ın sözlerine tepki göstererek şunları dile getirdi: “Başbakan ‘ücret sendikacılığı bitmiştir’ derken, ‘az ücret isteyin, parasal haklarla uğraşmayın’ demeye getiriyor. Sendikalar hem ücret talebinde bulunacaktır hem de işçilerin, çalışanların, toplumun sorunları için mücadele edecektir. Sendikalaştığı için işten atılan binlerce üyemiz varken, atanan kayyumlar tarafından sırf DİSK’li oldukları için iş akitleri feshedilen üyelerimiz varken, grevlerimiz birbiri ardına yasaklanırken, iş cinayetleri katliam boyutuna varmışken, ‘sendikalaşmaktan korkmayalım’ demek aklımızla alay etmektir.”

Avrupa’daki ve Türkiye’deki işçiler için İstanbul toplantısının hiçbir olumlu karşılığı olmayacak. Olguları olduğundan farklı gösterme çabasında olan AKP hükümeti, ülkedeki işçilerin çalışma koşullarının düzeltilmesi, işçi ölümlerinin engellenmesi, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması konusunda adım atmaya niyeti olmadığını bir kez daha gösterdi. 15 Temmuz’u bir “lütuf” olarak nitelendiren, OHAL’i patronlara bir fırsat olarak sunduğunu açıkça ifade edebilen, işçilerin iş cinayetlerinde ölümlerini ise “fıtrat” olarak gören AKP hükümeti, işçilerin haklarını gasp etmeye, dayattığı yeni vergilerle onların suyunu sıkmaya devam ediyor. Kuşkusuz bu yapılanlar, aklıyla alay edilen işçilerin hafızasına kazınmaktadır ve işçi sınıfı eninde sonunda hesabını soracaktır.