Paris Komünü 145 Yaşında


Bundan 145 yıl önce Paris Komüncüleri şöyle haykırıyorlardı: Yaşasın toplumsal devrim! 18 Mart 1871’de işçiler ayaklanarak Paris’te siyasal iktidarı ele geçirdiler ve tarihin sayfalarına unutulmayacak bir iz bıraktılar. Sadece 72 gün yaşayabilen Paris Komünü, işçi sınıfının iktidar biçiminin ilk somutlanışıydı.

Şubat 1848 Devrimi ve Haziran 1848 barikatlarında olduğu gibi Paris’te patlak veren devrim ve devrimci kalkışmalarda büyük bedeller ödeyen işçi sınıfı, her seferinde devrim sahnesine kendi talepleriyle çıkmıştı. İşçi sınıfı kendi çıkarları ve kendi istemleriyle ayrı bir sınıf olarak burjuvazinin karşısına çıkma cüretinde bulunduğunda, burjuvazi çılgına döndü ve sınır tanımaz bir yırtıcılıkla öç almaya girişti. Burjuvazinin korkunç kudurganlığına rağmen işçi sınıfı 1871’de yeniden ve bu kez daha güçlü bir şekilde burjuvazinin karşısına dikilmekten geri durmayacaktı.

18 Martta sabaha karşı 10 bin asker, Paris’in tepelerine konuşlandırılmış mitralyözleri ve topları ele geçirmek üzere harekete geçti. Ancak beklenmedik bir direnişle karşılaştılar. Başlangıçta birkaç kadın ve muhafızın direnişi, dalga dalga Paris’e yayıldı ve hemen her yerde barikatlar yükseldi. Saat 11’e doğru burjuva ordusunun başındaki General Lecomte kurşuna diziliyor ve askerler işçilerin safına geçiyordu. Akşama doğru tüm kışlalar, devlet binaları ve Belediye Sarayı ele geçirilecekti. Fakat burjuva hükümet, kesin sonucu beklemeden, öğleden sonra telâşla Paris’ten kaçmıştı bile. Böylece Paris’i fiilen elinde tutan işçi sınıfı onu resmen ele geçirmiş oluyordu: İşçi sınıfı artık iktidardaydı.

Tarihsel açıdan bir işçi devletinin ilk deneyimini oluşturan Paris Komünü neydi? İçeriği bakımından, burjuva demokratik cumhuriyetteki parlamentarizm­den farklı olan, üstün olan yönü neydi? Marx’tan okuyalım:

“Komün, şehrin çeşitli semtlerinden genel oyla seçilmiş, sorumlu ve her an görevden geri alınabilir belediye meclisi üyelerinden oluşuyordu. Komün üyelerinin çoğu doğal olarak işçilerden ya da işçi sınıfının ünlü temsilcilerinden oluşuyordu. Komün parlamenter bir organ değil, ama aynı zamanda hem yürütmeci hem de yasamacı, hareketli bir organ olacaktı.”

Bu biçimiyle Komün, bürokrasisi, ordusu ve polisi olmayan, tüm görevlilerinin seçimle gelip derhal geri çağrılabildiği bir yarı-devletti. Böylece Komün, sadece siyasal iktidarı fetheden işçi sınıfının neler yapması ve yapmaması gerektiğini değil, aynı zamanda geçiş döneminin işçi devletinin nasıl olması gerektiğini de ortaya koydu.

Komün yalnızca işçi devletinin en temel ilkelerinin neler olması gerektiği hususunda değil, bugünün başlıca sorunlarından biri olan savaş karşısında tutum konusunda da proleter bir perspektif sunmaktadır bizlere. Bu perspektifle Komün, Paris’i işgal etmeye gelen Almanya’ya karşı Fransız burjuvazisinin peşinden gitmedi; tersine, Alman işgaline karşı mücadeleyi kapitalizme karşı mücadeleyle birleştirdi. 145 yıl önce hayata geçirilen bu proleter perspektif, Ortadoğu’yu cehenneme çeviren ve giderek yayılan emperyalist savaşa karşı nasıl bir tutum alınması gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Komün, varlığıyla ve hayata geçirdiği kararlarla burjuva demokrasisinden binlerce kat daha demokratikti. Komünde eksik olan şey, meşruiyet ve demokrasi değil, kitlelere önderlik edecek devrimci parti ve hedefe kilitlenmiş devrimci önderlerdi. 1917’nin Rusya’sında güçlü bir merkezi önderlik, her alanda örgütlü, ne yapacağını bilen Bolşevik Parti olduğu için işçi sınıfı muzaffer oldu. 1871’in Paris’inde ise, böyle bir önderlik olmadığı için ve önderlerinin sayısız hatalarından ötürü işçi sınıfı ağır bir yenilgiye uğradı.

Komün barikatlarındaki son kadın direnişçi kurşuna dizilirken, burjuvaziye meydan okurcasına gülüyordu. Çünkü ne kadar zalim olursa olsun burjuvazinin gücünün dünya işçi sınıfını yolundan döndürmeye yetmeyeceğini biliyordu. Ölüme giderken gülümseyen direnişçi kadın, yepyeni bir dünya uğruna öldüğünü de biliyordu. Komün yepyeni bir çağın habercisi, açlık ve sefaletin olmadığı, sınıfların ve sömürünün son bulduğu özgürlük dolu bir dünyanın başlangıcıydı.

Dünya komünist hareketinin ideolojik ve politik şekillenmesinde önemli bir yeri olan, mirasıyla 1917 Ekim Devrimine esin veren Paris Komünü, işçi sınıfına bugün de yol göstermeye devam ediyor. Bu unutulmaz eser için Marx şöyle yazacaktı: “İşçi Paris, Komün ile birlikte, yeni bir toplumun şanlı öncüsü olarak ebediyen yücelecektir. Şehitlerinin anısı, işçi sınıfının soylu yüreğinde yaşayacaktır. Cellâtlarınıysa tarih, daha şimdiden sonsuz bir teşhir direğine çiviledi ve rahiplerinin tüm duaları, onların günahlarını bağışlamaya yetmeyecektir.”