Navigation

“Tek Ülkede Sosyalizm” İddiası Sosyalizmin İnkârıdır

Elif Çağlı

"Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu."

İlkay Meriç

Yunanistan’da “Tembeller” İsyanda, Burjuvazi Panikte

Kapitalizmi sarsan küresel ekonomik kriz, burjuvazinin sistemi rayına oturtmaya dönük bütün çabalarına rağmen Avrupa’da da tüm dengeleri altüst etmiş bulunuyor. Euronun hızla değer kaybetmesi, bütçe açıklarının burjuva devletleri iflas noktasına sürüklemesi, işsizliğin çığ gibi büyümesi ve sınıf hareketinin militanlaşması, egemenleri kara kara düşündürüyor. Ancak sermayenin temsilcileri, yıllardır uyguladıkları neoliberal ekonomi programlarını daha da ağırlaştırarak hayata geçirmekten başka bir çıkış yolu bulamıyorlar. Bu saldırı programının en acı reçeteler eşliğinde uygulamaya koyulduğu ülkelerden biri de Yunanistan. Ne var ki Yunan işçi sınıfı boynunu bıçağın altına uysal bir koyun gibi uzatmıyor.

Nükleer Silahsızlanma mı?

Emperyalist savaş devam ederken ve her gün onlarca insan korkunç bir şekilde can verirken, emperyalist güçler yarattıkları vahşet tablosunu “barışseverlik” şovlarıyla kamufle etmeye çalışıyorlar. ABD ile Rusya arasında imzalanan Nükleer Silahların İndirimi Anlaşmasının akıl almaz bir burjuva ikiyüzlülükle “barışa atılan önemli bir adım” olarak kutsanması bunun son örneği.

Osmanlı’dan TC’ye Kadın Hareketi ve Kadın Hakları

Kemalist cumhuriyet, kadın sorununun çözümünü esas olarak eğitim düzeyinin yükselmesine indirgemiştir. Böylelikle, bir yandan kadın sorununun sınıfsal yönü karartılırken, öte yandan kapitalist sistemin erkek egemen doğası gözlerden gizlenmiştir. Oysa kadın sorunu hem sınıfsal bir sorundur, hem de erkek egemen sınıflı-sömürülü toplumların bir ürünüdür. İşte tam da bu yüzden, o ancak sömürünün ortadan kaldırıldığı ve işçi emekçi kitlelerin iktidarı kendi ellerine aldıkları proleter devrimlerle çözüm rotasına girebilecek bir sorundur.

Osmanlı’dan TC’ye Kadın Hareketi ve Kadın Hakları

Vitrin süsü yapılmaya pek müsait olan kadın hakları meselesi de Kemalist propaganda aygıtının malzemesi haline getirilmiştir. Resmi ideolojiye ve onun cansiperane savunucusu Kemalistlere göre, TC’den önce toplumsal alanda hiçbir varlığı olmayan, hiçbir hakkı bulunmayan, sessiz ve zavallı kadınlara seçme-seçilme hakkı başta gelmek üzere tüm hakları “bahşeden” Atatürk, onları çağdaş kadın kimliğine kavuşturmuştur. Oysa tarihsel gerçekler, bu baskıcı devletin gerek Osmanlı’da gerekse cumhuriyet rejimi altında hiçbir hakkı toplumsal bir basınç olmaksızın tepeden bahşetmediğini, kadın haklarına yönelik reformlarda da böylesi bir “ihsan”ın söz konusu olmadığını gösteriyor.

Yemen: Emperyalist Savaşın Yeni Hedefi

Arap Yarımadasının güneybatı ucundaki Yemen, Kızıldeniz’in Aden Körfezi aracılığıyla Hint Okyanusuna açıldığı ve petrol sevkıyatı başta olmak üzere deniz ticaretinin kalbinin attığı stratejik bir coğrafyada yer alıyor. İran’ın bölgedeki etkisini giderek daha da arttırması ve Çin’le birlikte Afrika ülkeleriyle yüklü ticari anlaşmalar yapması da ABD ve müttefiklerini fazlasıyla rahatsız ediyor.

Sığ Hayaller, Büyük İdealler ve Mutluluk

Kapitalizm insanları dev bir kafese hapsetmiş durumda. Çıkışsızlık içinde çırpınan emekçiler, bir yandan ayakta kalma mücadelesi verirken, bir yandan da her türlü büyük ideal ve amaçtan uzaklaştırılarak, küçük mülkiyet heveslerinin ve sığ beklentilerin peşine düşmeye mahkûm ediliyor. Ancak çoğunluk bunlara ulaşamadığı gibi, ulaşanlar da umduğu mutluluğu yakalayamıyor.

GDO’lara Nasıl Bakmalı?

Genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) ilişkin hükümetin çıkardığı yeni yönetmelik, GDO’lu ürünler konusundaki tartışmaların hararetli bir şekilde gündeme taşınmasını da beraberinde getirdi. Ancak insan sağlığını yakından ilgilendiren böylesi bir konuda bile akıl almaz bir bilgi kirliliği yaratmaktan geri durmayan burjuva medya, bilimsellikten son derece uzak yayınlarla kitleleri büyük bir kafa karışıklığına sürükledi. Bunun yanı sıra meselenin bir de burjuvazinin iç kapışmasına malzeme edilmeye çalışılması kafa karışıklığını iyice derinleştirdi.

Tekellerin İnsafına Terk Edilen Sağlık

Burjuvazinin sağlık ve genel olarak sosyal güvenlik alanındaki saldırıları sadece Türkiye’yle sınırlı değildir elbette. Bu saldırılar, çeşitli emperyalist kurumların da yönlendiriciliğiyle tüm dünyada organize ve eşgüdümlü bir şekilde yürütülmektedir. Devlete sağlık ve sosyal güvenlik alanlarından el çektirme ve trilyonlarca dolarlık bu alanı ilaç tekellerinin, sigorta şirketlerinin, özel “sağlık” kurumlarının dizginsiz sömürüsüne açma politikası, 1980’lerden bu yana hızlanarak ilerletilen saldırı politikalarının bir uzantısıdır. Emekçilerin primleriyle ve vergileriyle yaratılan kaynaklar, her yıl daha fazla oranda özel hastanelere ve ilaç tekellerine akıtılmakta, tekeller bunun yanı sıra vergi indirimleriyle ve başka bin bir türlü mekanizmayla desteklenip büyütülmektedir. Buna karşılık insanlığın ezici bir çoğunluğu halen en temel sağlık hizmetlerinden bile yoksun durumdadır.

Özel Mülkiyet Ne Ezelidir Ne de Ebedi!

İnsanlığın şimdiye dek tanık olduğu tüm sınıflı-sömürülü toplumlarda, egemen sınıflar, emekçileri mevcut sömürü sisteminin ebedi ve ezeli olduğuna ikna etmek için bu tür safsataları hâkim kılmaya çalıştılar. Burjuvazi de bu konuda kendinden önceki mülk sahibi egemen sınıfların takipçisi oldu. Komünizmi karalamaya, işçileri ve yoksul köylüleri kapitalist sömürü sisteminin devamına ikna etmeye çalışan burjuvazi sıkça şu yalana da başvurmaktadır: “Komünistler özel mülkiyete karşı olduklarından evinizi, mülkünüzü elinizden alacaklar!”

12 Eylül’ün 29. Yılında

12 Eylül 1980’de ordu eliyle gerçekleştirilen faşist darbenin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Türkiye halen bu karabasanın izlerini üzerinden atabilmiş değil. Cuntanın hazırladığı faşist anayasa genel ruhu açısından bugün de yürürlükte.

Statükonun Perde Önündeki Koçbaşı: Yargı

Egemen sınıf içi kapışma, her bir adımda yarılmanın derinleşmesiyle ve şimdiye dek elbirliğiyle örtbas ettikleri pisliklerin görülmedik bir şekilde ortaya dökülüp saçılmasıyla, daha bir kızışarak devam ediyor. Ancak şu da bir gerçek ki, yıllardır yürüyen bu it dalaşında statüko cephesi iyiden iyiye savunma pozisyonuna çekilmiş bulunuyor. Genelkurmay başkanının 36 generali arkasına dizip “belge değil kâğıt parçası” şovuna girişmesi bile düşülen aczin bir göstergesidir.

Patrona Müşfik, İşçiye Kuzgun Devlet

Patronlar sınıfının icraatçısı AKP hükümetiyse saldırılara yasal kılıf hazırlamak için hizmette kusur etmemekte. Patronları son derece memnun eden icraatlardan biri de, “krizin ve işsizliğin çözümü” olarak gösterilen “Teşvik ve İstihdam Paketi”. Sermaye örgütlerinin iltifatına gark olan söz konusu paketi, burjuva medya da övgüde sınır tanımayan cümlelerle manşetlere taşıdı: “Bugün: İşsizliğe Neşter”, “Milliyet: En İddialı Teşvik Paketi”, “Radikal: Yatırıma Büyük Teşvik”, “Star: 'Paket' Değil Yeni Ekonomi”, “Tercüman: Kurtuluş Paketi”, “Türkiye: İş ve Aş Paketi”, “Zaman: Yeni Teşvik Paketi İle Türkiye Yatırım Üssüne Dönecek”!

Koruculuk Sistemi: Kürdü Kürde Kırdırmak

Kürt sorununda çözüm tartışmalarının alevlendiği ve PKK’nin 1 Hazirana kadar eylemsizlik kararı aldığı kritik bir dönemde, Mardin’in Zanqirt köyünde (Bilge köy) 17’si kadın, 6’sı çocuk 44 kişinin makineli tüfeklerle taranarak katledildiği haberi geldi.

Obama’nın Ziyareti ve Emperyalist Planlar

İster Ortadoğu olsun ister Balkanlar, ister Kıbrıs olsun ister Kafkaslar, tarihsel deneyim, emperyalist planların halklara barış ve huzur getiremeyeceğini sayısız kez kanıtlamıştır. Halklar arasındaki kardeşleşmeyi ancak işçi ve emekçi sınıflar iktidarı kendi ellerine alarak gerçekleştirebilirler. Ancak o zaman tüm sınırları yıkıp, dünyanın bütün zenginliklerini insanlığın hizmetine sunabilirler. Hiç kimsenin açlık çekmeyeceği, işsiz kalmayacağı, köle gibi çalışmaya mecbur olmayacağı, kısacası insanın insanım diyebileceği ve insan gibi yaşayacağı barış ve kardeşlik dolu bir dünya için isyan ateşini körükleyelim!

Sefalet ve Çelişkiler Ummanı Hindistan

Hindistan, kapitalizmin bir avuç azınlık için akıl almaz bir zenginlik, yüz milyonlarca insan içinse korkunç bir sefalet ürettiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Uzay teknolojisine sahip bir ülkede bin yıllık kast sistemi halen mevcudiyetini sürdürebiliyorsa, çileciliği ve sefaleti kutsayan ilkel bir din halen güçlü bir şekilde varlığını korumaya devam ediyorsa bunun temel nedeni kapitalizmdir. Bir tarafta dünyanın en karmaşık bilgisayar yazılımları üretilirken, hemen yanı başında 800 bin insan açıktan akan lağımları temizlemek için tuvalet temizleyiciliğiyle geçimini sağlıyorsa bunun nedeni kapitalizmdir.

Emperyalist Savaş Makinesi Körükleniyor

değerlendirenlerin egemenliğinin cisimleştiği kapitalizmden insanlık adına en ufak bir hayır beklenebilir mi? “Hamburger” satmak için bombardıman uçaklarını seferber etmekten çekinmeyen böylesi korkunç bir sömürü sisteminin barışçıl olmasını ummak mümkün müdür? Emperyalizm çağıyla birlikte tarihsel olarak tüm ilerici misyonunu yitirip toplumsal yaşamı çürüten kokuşmuş kapitalizmden, barış, demokrasi, özgürlük ve vicdan bekleyenler, son bir asırda milyarlarca insanın bizzat bu sistemin yarattığı felâketlere kurban edilmelerine göz yuman ikiyüzlülerdir.

Gazze’nin Aynasında Emperyalist Savaş Gerçeği

Katil İsrail devleti, 22 gün boyunca soluk aldırmaksızın havadan ve karadan bombardımana tuttuğu Gazze’den, bozulması pamuk ipliğine bağlı göstermelik bir ateşkesin ardından geri çekildi. Haftalarca devam eden bu akıllara durgunluk verici vahşet esnasında, ABD, AB ve onların dümen suyundaki Arap devletleri, var güçleriyle, “Hamas’ın saldırılarına karşı kendini savunma hakkını kullandığını” iddia ettikleri İsrail’in arkasında yer aldılar.

Huzur Bozan Özürcüler

Bir grup liberal aydının, “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” diyerek, internet üzerinden başlattıkları imza kampanyası, milliyetçi-ırkçı-devletçi kesimde büyük bir öfke kabarmasına yol açtı.

Obama: Siyahla Aklamak

Burjuvazi ne kadar çabalarsa çabalasın, Obama’nın gerçek yüzünün ortaya çıkması çok uzun zaman almayacaktır. Siyah emekçilerin sevinç gözyaşları istismar edilerek, seçilmesi “devrim” olarak sunulan Obama da, tıpkı Bush gibi, krizin faturasını işçi sınıfına yüklemeye devam edecek, emperyalist savaşı derinleştirip yayacak, “terörizmle mücadele” adı altında milliyetçiliği ve ırkçılığı tırmandıracak, ezilenlerin, sömürülenlerin ve ayrımcılığa uğrayanların acılarını katmerlendirecektir. Ve çok geçmeden tarihsel gerçeklik, değişim ateşiyle yanan kitlelere bir kez daha kendini dayatacaktır: Devrimci değişimler ancak devrimlerle mümkündür!

Diller Dağından Emperyalist Paylaşım Alanına

Dünyanın en çeşitli etnik bileşimine sahip coğrafyalarından birisidir Kafkaslar. Farklı dillere, dinlere ve etnik kökenlere sahip çok sayıda halk, bin yıllardır bu coğrafyada iç içe geçmiş bir şekilde yaşamaktadır. Ne var ki, halkların gönüllü birlikteliği temelinde muazzam bir kültürel zenginliğin ifadesi olacak ulusal çeşitlilik, kapitalist-emperyalist sistemde, en azgın çatışmaların, boğazlaşmaların ve düşmanlıkların kanlı yatağına dönüştürülmektedir.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.