Navigation

“Tek Ülkede Sosyalizm” İddiası Sosyalizmin İnkârıdır

Elif Çağlı

"Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu."

İlkay Meriç

Yunan İşçi Sınıfı Reformizmin Kıskacında

Yunanistan’ı iflasın eşiğine getiren derin ekonomik kriz şiddetli bir siyasi krizle de birleşerek sistemi sarsmaya başlıyor. Son beş yıldır uygulamaya sokulan birbirinden ağır kesinti paketleri milyonlarca emekçiyi yoksulluk girdabına iterken ve büyük bir öfke içindeki yoksul emekçi kitleler düzen partilerine güvenlerini yitirirken, burjuvazi tam anlamıyla bir yönetememe krizi içinde. Kitlelerin hoşnutsuzluğunun bu ölçüde artmadığı kesitlerde acı ilaçları bir parça şekere bulayıp emekçilere yutturabilen burjuvazi, şimdi o kadarcık şekerden bile yoksun durumda.

AKP: İçeride Savaş, Dışarıda Savaş

AKP hükümeti artan bir ivmeyle hayata geçirdiği saldırgan politikalarla, içeride ve dışarıda giderek bir savaş hükümetine dönüşüyor. ABD’nin başını çektiği emperyalist koalisyonun bir parçası olarak Libya’da gecikerek üstlendiği rolü Suriye’ye yönelik tehditlerle devam ettiren, Irak’ta mevcut hükümetin altını oymaya çalıştığı için son günlerde başbakan Maliki tarafından açıkça uyarılan ve Irak’taki Şii ağırlıklı iktidar üzerinden aslında İran’a da mesaj veren AKP hükümeti, Kürt sorununda izlediği savaşçı politikayı da pekiştiriyor.

Bilim Ne Yana Düşer Hocam, Onur Ne Yana?

Geçtiğimiz günlerde Rize Üniversitesi Senatosu, yönetimini üstlendiği kurumun adının “Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi” olarak değiştirilmesi yönünde bir karar aldı ve bu karar YÖK tarafından onaylandı. Rektör Arif Yılmaz kararın oybirliğiyle alındığını açıklarken, öncesinde başbakandan izin aldıklarını da duyurdu. Rize Üniversitesi, AKP hükümetinin 2006 Martında, bir gün içinde kurdurduğu 15 devlet üniversitesinden biriydi. Kuruluşundan beş yıl sonra alınan bu karar Erdoğan’ın harisliğinin ürünü müdür, senato üyelerinin dalkavuklukta sınır tanımamasının eseri midir bilinmez ama, böylece şimdiye dek ilk kez bir senato, kendi üniversitesinin adını değiştirip mevcut başbakanın adını koyma kararı almış oldu.

Depremin Kabarttığı Rant İştahı

Konut üretimini ve pazarlamasını son derece kârlı bir sektör haline getiren burjuvazi, bankaları, emlak şirketleri, inşaat firmaları ve bizzat devleti aracılığıyla, “herkesin ev sahibi olabileceği yanılsamasını” alabildiğine körüklemektedir. Oysa kapitalist sistemde “herkesin ev sahibi olması”, gerçekleşmesi olanaksız bir düştür. Kapitalizm engeli kaldırıldığında ise barınma sorununun çözümünün önünde herhangi bir maddi engel kalmayacaktır.

Şark Islahat Planı ve TC’nin Asimilasyon Politikaları /2

Kürtlerin sesine kulak vermeyen TC, yüz binden fazla insanı katletme pahasına bildiğini okudu. Ancak Kürt halkı 80 yıl öncenin Kürt halkı değildir.

Şark Islahat Planı ve TC’nin Asimilasyon Politikaları

Baskı, imha, inkâr ve asimilasyon politikaları nedeniyle kangrene dönüşmüş olan Kürt sorunu, üzerinde yaşadığımız topraklarda yaklaşık 150 yıldır varlığını sürdürüyor. Fakat bugün bu sorunun böyle köklü bir tarihi olduğu geniş kitleler tarafından ne yazık ki bilinmiyor. Aksine, tümüyle bilinçli bir devlet politikasının ürünü olarak, mesele, son otuz yılda ortaya çıkmış, dış güçler tarafından yapay olarak yaratılmış, bir avuç “eşkiya” tarafından başlatılmış bir “terör” sorunu olarak algılatılıyor. Yaratılan bu algı nedeniyle, kitleler sorunun gerçek niteliğini, meşruiyetini kavramak ve kabullenmekte zorluk çekmekte, şovenizme teslim olup akıl tutulmasına uğramaktadır. Oysa Kürt sorunu derin tarihsel kökleri olan ve bugün dört ülkeye dağılmış 20 milyondan fazla nüfusa sahip bir halkın bağrında hissettiği yakıcı bir sorundur.

Baas ve Emperyalizm Kıskacında Suriye

Kuzey Afrika’da başlayan isyan dalgasının ciddi ölçüde sarstığı ülkelerden biri olan Suriye’de, rejim karşıtı protestolar kitleselleşerek devam ederken, Esad yönetimi halk isyanını kanla bastırma politikasını terk etmiyor. Suriye’de katliamların yanı sıra, kitlesel tutuklamalarla, gözaltında kayıplarla ve işkencelerle tam bir devlet terörü uygulanıyor. Muhalif kitlelere azgınca saldıran Baas diktatörlüğü, “dış mihrakların oyununa gelen silahlı teröristler” söylemiyle Mart ayından bu yana 2200’den fazla insanı katletti, binlercesini yaraladı.

Kürt Halkının “Demokratik Özerklik” Talebi

Kürt hareketinin temel siyasi taleplerinden biri olarak özellikle son bir yıldır yoğun bir şekilde tartışılan “demokratik özerklik” konusu, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun seçimlerde kazandığı başarının ardından çok daha sıcak bir gündem maddesine dönüşmüştü. Zirve noktası ise, Demokratik Toplum Kongresi’nin 14 Temmuzda yaptığı “demokratik özerklik” ilanı oldu.

12 Eylül Faşizminin Tüm Sorumluları Yargılansın!

12 Eylül faşist darbesinin ve o dönemde işlenen insanlık suçlarının sorumlularını ömür boyu dokunulmaz kılmak üzere 1982 Anayasasına eklenen geçici 15. madde geçtiğimiz yıl halk oylamasıyla kaldırılmıştı. Böylece, sosyalistlerin 30 yıldır yükselttikleri taleplerden birinin, yani başta cuntacı generaller olmak üzere darbecilerin ve işkencecilerin yargılanmasının önündeki en büyük yasal engel de ortadan kalkmış oldu. Bunun sonucunda, halk oylamasının hemen ardından, sosyalistler, demokratlar ve 12 Eylül mağdurları çok sayıda dava açtılar. Bu davaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında birleştirilerek ortak bir soruşturmaya dönüştürülmesini takiben, geçtiğimiz günlerde, dönemin Milli Güvenlik Konseyi’ni, yani faşist cuntasını oluşturan beş generalden hayatta kalan ikisinin, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ifadeleri alındı.

Avrupa Birliği’nde Çelişkiler Derinleşirken

Derinleşen ekonomik krizin üye ülkeler arasındaki çelişkileri alabildiğine keskinleştirdiği Avrupa Birliği’nde çatlaklar giderek büyüyor. Yunanistan ve İrlanda’nın iflas noktasına gelmesiyle birlikte euronun kaderini sorgulamaya başlayan birlik, Kuzey Afrika’dan gelen göç dalgasının ardından şimdi de Schengen’i masaya yatırıyor. Tüm bunların yanı sıra, Libya’ya müdahaleyle yeni bir evreye giren emperyalist savaş süreci de AB üyesi emperyalist güçler arasındaki çelişkileri şiddetlendiriyor. Libya konusunda İngiltere, Fransa ve İtalya öncülüğündeki üye ülkeler emperyalist koalisyon içinde yer alırken, kendi çıkarları doğrultusunda bunlardan farklı bir tutum takınan Almanya, birlik içinde ayrı bir başı çektiğini bir kez daha gösteriyor.

Emperyalist Saldırı ile Kaddafi Kıskacındaki Libya

Şubat ortalarında patlak veren halk isyanının Kaddafi diktatörlüğünü bugüne dek hiç olmadığı kadar sarstığı Libya, isyanın belli bir aşamasından sonra burjuva güçler arasındaki kapışmanın kanlı sahnesine dönüştü. Kısa bir süre sonra emperyalist güçlerin de müdahil olduğu bu kapışma, 19 Marttan itibaren emperyalist Batı ittifakının gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla farklı bir evreye sıçradı.

Nâsır’dan Bugüne Mısır

Tunus’ta başlayıp Mısır’a sıçrayan halk isyanları, günler süren kitlesel gösterilerin ardından Bin Ali ve Mübarek’in iktidardan alaşağı edilmesiyle önemli bir dönemeç noktasına geldiler. Tunuslu emekçiler, ordunun desteklediği ve eski rejimin unsurlarından oluşan bir geçici hükümet eşliğinde seçimlere gitmeyi ve yeni bir anayasanın hazırlanmasını beklemeye itilmiş durumdalar. Mısır’da ise Mübarek rejiminin temel direklerinden olan ordu, kurtarıcı havalarında yönetime el koymuş ve kitlelere kendi kontrolünde bir geçiş sürecini dayatmış bulunuyor.

Burjuva Aydınlanmacılığı ve Marksizm /2

Tek parti diktatörlüğüne dayanan Kemalist cumhuriyeti “Aydınlanma devrimi” olarak kutsamak, bırakalım Marksizmi, genel demokratlık ve ilericilik kriterlerine göre bile, Aydınlanmanın çağrıştırdığı özgürlükçü, demokratik değerleri ayaklar altına almak anlamına gelmektedir. Ancak asıl hazin olan, Marksizm tarafından aşılmasının üzerinden neredeyse iki asır geçtikten sonra, komünistlik iddiasında olanların Aydınlanmayı bayraklaştırmalarıdır. Bırakalım komünizm kisvesine bürünmüş Kemalistler bizzat Kemalizmin paçavraya çevirdiği Aydınlanmaya “elden gitti” diye ağıtlar yakadursunlar, devrimci işçi sınıfını aydınlatan ışık burjuva Aydınlanmanın değil Marksizmin ışığı olmaya devam edecektir.

Burjuva Aydınlanmacılığı ve Marksizm

Cumhuriyetin kuruluş döneminden bu yana Kemalist rejim, tehdit olarak gördüğü kimi muhalif kesimleri ezerken “aydınlanma”, “çağdaşlık”, “ilericilik” gibi kavramları kendisine kalkan edinmeyi adet edinmiştir. Ne yazık ki, sosyalist sol da bu tuzağa sıkça düşerek Kemalizm tarafından kolaylıkla esir alınabilmiştir. Sosyalist çevrelerin önemlice bir bölümünün içinde bulundukları durum, bugün de böylesi bir tuzağa düşüldüğünü gösteriyor. “Dinci gericiliğin” iktidarı olarak değerlendirdikleri AKP karşısında Kemalist damarları kabaran sosyalist kesimlere göre, Kemalist cumhuriyet büyük bir Aydınlanma hamlesidir ve AKP bu cumhuriyeti tasfiye etmektedir. Bu kesimler AKP’nin Türkiye’yi “karanlığa” götürdüğünü iddia ederek, “Aydınlanmaya” ve “cumhuriyetin kazanımları”na sahip çıkmayı günün en yakıcı görevi ilan ediyorlar.

Sermayenin Yeni Popülist Alternatifleri

Önümüzdeki Haziran ayında yapılacak olan seçimlere yedi aydan kısa bir sürenin kaldığı bugünlerde, AKP’nin son sekiz yıldır alternatifsiz bir şekilde iktidarını korumasından ve üçüncü iktidar dönemine de bu şekilde girmesinden fazlasıyla rahatsız hale gelen sermaye kesimlerinin yeni seçenekler yaratma arayışları ve bu doğrultudaki çabaları iyiden iyiye hız kazanmış bulunuyor.

Askerlik Tartışmaları ve Militarizme Karşı Mücadele

Bugün kapitalist ordular dişlerine kadar silahlanırlarken ve kanlı bir emperyalist savaş süreci çoktan başlamışken, militarizme ve emperyalist savaşlara karşı örgütlü mücadele her zamankinden büyük bir önem kazanmış bulunuyor. Bu mücadelenin bireysel tepkilerle ve eylemle zafere ulaşması olanaksızdır. Zafer ancak proletaryanın örgütlü ve bilinçli temelde militan karşı koyuşuyla gelecektir.

Kapitalizmin Derin Krizi Devam Ediyor

Burjuva ideologların krizin artık geride kaldığı yolundaki manipülatif yorumları, ABD ve Japonya’ya ilişkin yeni verilerin açıklanmasıyla birlikte yerini gerçeklerin zorunlu itirafına bırakmış bulunuyor. Zira, uzun bir süredir sürünme modunda ilerleyen büyüme oranlarına, özellikle ABD’de yeniden artışa geçen işsizlik rakamları eşlik ediyor.

“Kâğıt Parçaları” ve Savaş Suçları

Geçtiğimiz haftalarda Wikileaks adlı bir internet sitesinde, 90 binden fazla gizli belge yayınlanarak ABD ve müttefiklerinin Afganistan’da işledikleri bazı savaş suçları deşifre edildi. On binlerce belgeyi daha yayına sokacağını açıklayan site bir anda gündeme otururken, beklendiği üzere Amerikan devletinin ve egemenlerin tüm şimşeklerini de üzerine çekti. Aynı günlerde emekli koramiral Atilla Kıyat’ın bir televizyon programında “faili meçhul”lerin devlet politikası olduğuna dair açıklamalarıysa, TC’nin işlediği savaş suçlarının da gündeme gelmesine yol açtı. Kuşkusuz tüm bunlar gizli belge gerektirmeyen ve yıllardır dile getirilen çıplak gerçeklerdir.

Asker Olunacak, Ol!

Toplumsal hayatın askeri değerler temelinde şekillendirilmesi, bu değerlerin yüceltilmesi ve bütün topluma egemen kılınması olarak tanımlanabilecek olan militarizm, sınıf mücadelesinin yükselişiyle yakından ilişkili olarak tüm burjuva devletlerin başvurduğu ideolojik bir silahtır. Ne var ki militarizm, yaşadığımız topraklarda, ideolojinin çok ötesine geçen ve devletin ve toplumun köklerine damgasını vuran bir olgudur aynı zamanda. Ordunun siyaset üzerindeki hâkimiyeti, savaşın ve askerliğin kutsanması, hak ve özgürlüklerin değil görev ve sorumlulukların öne çıkarılması, “baba devlet” anlayışının yaygınlığı, devlet şiddetinin meşru görülmesi, otoriteye kayıtsız şartsız boyun eğilmesi gibi sosyal ve siyasal özelliklerle kendini gösteren bu olgu, Doğu toplumlarına has bir karakteristik olarak derin tarihsel köklere sahiptir.

Büyüyen Yerli Silah Sanayii ve Sanayinin Militarizasyonu

Yerli silah sanayiinde özellikle son 20 yılda sıçramalı bir gelişme kaydedilirken, bugün gelinen aşamada, dünyanın çeşitli ülkelerine silah ihraç eden, NATO’nun birtakım tedariklerini ve TSK’nın silah alımlarının %45’ini yerli üretimle karşılayan dişe dokunur bir askeri-sınai kompleks yaratıldığını görüyoruz. Kuşkusuz silah sanayisi gelişmiş emperyalist ülkelere göre Türkiye bu alanda henüz oldukça geri durumda bulunmaktadır. Ancak son on yılda bu alanda önemli bir mesafe katedildiği de ortadadır.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.