Navigation

İlkay Meriç

Batı’ya Tehdit, İçeriye Sopa!

ABD’yle gerilimin devam etmesi, AB müzakerelerinin askıya alınma noktasına gelmesi, egemen güç pozlarının kesildiği Suriye ve Irak’ta birbiri ardına alınan darbeler ve ekonominin ciddi bir krize girmesi nedeniyle, AKP-Saray artan bir sıkışmışlık yaşıyor. Tüm bunların başkanlık sistemine geçiş için adımların hızlandırıldığı bir süreçte yaşanması doğal olarak hükümetin endişelerini misliyle arttırıyor. Bu yüzden, bir yandan faşist baskılarla toplumsal muhalefet engellenmeye ve milliyetçi-dinci propaganda sağanağıyla destek tabanı diri tutulmaya, öte yandan her türlü tehdit ve demagojik söylemle Batı’ya parmak sallanarak hareket alanı genişletilmeye çalışılıyor.

Ekim Devrimi, Demokrasi, Diktatörlük

Kapitalizm tarihsel bir kriz içinde çırpınırken, varlığını sürdürmek için attığı her adım bu krizi daha da derinleştiriyor ve insanlığı yok oluş girdabına çekiyor. Burjuvazi siyasi açıdan alabildiğine gericileşmişken, çürüyen burjuva demokrasisi yerini otoriter, totaliter rejimlere bırakmaktadır. Ve yüz yıl sonra temel sorun insanlığın karşısına aynı şekilde çıkmaktadır: “Ya yok olmak ya da daha yüksek bir üretim biçimine elden geldiğince hızlı ve köktenci bir biçimde geçmek için, yazgısını en devrimci sınıfın eline vermek. Yok olmak ya da son hızla ileriye doğru atılmak!”

Adım Adım “Demokrasi Devrimi”

Karşımızda, “tek vatan, tek millet, tek dil, tek bayrak” şovenizmini düstur edinen, bunların yanına “tek din, tek mezhep” ve elbette “tek şef”i de ekleyen, tüm çatlak sesleri sopayla bastırmaya kalkan, “artık savunma değil saldırı çizgisi izleyeceğiz” diye ilanlarda bulunan, anti-demokratik yasaları değiştirmek bir yana, yasaların ve anayasanın ayakbağından kurtulmak için bulunmuş ideal yönetim biçimi “OHAL”i uzatmayı planlayan bir hükümet var. Yerli ve milli “demokrasi devrimi” böyle bir şey demek ki! Bu gidişle Türkiye, faşizme “demokrasi devrimi”yle ilerleyen ilk ülke olarak tarihe geçebilir!

Cerablus Harekâtı, Manipülasyonlar, Gerçekler

Türk ordusu, uzun bir süredir eğitip donattığı ve ÖSO adı altında biraraya getirdiği Türkmen ve Arap birlikleri eşliğinde 24 Ağustos sabahı Cerablus’a girdi. Gerekçesi “IŞİD’e karşı mücadelede koalisyon güçlerine destek vermek ve sınır güvenliğini sağlamak” olarak açıklanan bu askeri harekâta “Fırat Kalkanı” adı verildi. Bu adın, harekâtın gerçekte kime karşı yapıldığına işaret eden bir mesaj taşıdığı aşikârdır. Nitekim 14 saat içinde düştüğü açıklanan Cerablus’ta IŞİD hiçbir direniş göstermeden kenti terk ederken, TSK ve yanındaki güçler esasen YPG’yi bölgeden atmaya odaklanmışlardır. Erdoğan’dan başbakana devlet ricalinin tüm açıklamalarındaki temel vurgu da, bölgeden temizlenmek istenen ve düşman olarak görülen esas gücün PYD-YPG olduğudur.

İspanya’da Siyasi Kriz Devam Ediyor

Kendisine çokça umut bağlanan Podemos tipik bir örnek teşkil ediyor. Tutarlı bir sosyalist programa dayanmak yerine nabza göre şerbet vermek üzere kimi zaman “anavatan”dan, “kanun ve düzen”den, kimi zamansa işçi sınıfının geleneklerinden dem vuran, eklektik, inandırıcılıktan uzak bir seçim kampanyası yürüten Podemos, nihayetinde daha “ılımlı sol” seçmen kitlesinden ek oy alamadığı gibi, aksine daha radikal olan bir kesimi de kaybetmiştir. Açık ki, İspanya işçi sınıfının ve emekçilerinin kurtuluşunun yolu, kapitalizmin reforme edilmesi boş uğraşından değil onun yıkılmasından geçiyor.

AKP’nin Bir Yıllık “İstikrar” Bilançosu

AKP “kaos karşısında istikrar” diyerek ve tırmandırdığı milliyetçiliğe ve yarattığı korku atmosferine dayanarak tek başına iktidar olanağına kavuştu. Fakat 2015 Temmuzunda düğmesine bastığı kaos, yerini “istikrar”a bırakmak ne kelime, her alanda daha da şiddetlenerek devam ediyor. Bu bir yılın bilançosuna bakıldığında son derece net bir yıkım tablosu görülüyor.

Sanayi 4.0, Kapitalizm 1.0

Birkaç yıldır burjuva mahfillerde, teknolojik gelişmeler temelinde şekillenen yeni bir sanayi devriminden söz ediliyor ve bu “devrim” Sanayi 4.0 olarak adlandırılıyor. Bu kavram ilk kez 2011’de, Almanya’daki Hannover Fuarında kullanılmış ve ardından büyük tekellerin sözcüleri Alman federal hükümetine sundukları bir raporda, “Sanayi 4.0” için altyapı çalışmalarına hız verilmesi talebinde bulunmuşlardı. Söz konusu kavram o zamandan bu yana yaygın bir şekilde dolaşımda.

Muhammed Ali’yi Sömürerek Şov Yapmak

Irkçılığa ve emperyalist savaşlara karşı dik duruşuyla ezilen dünya halklarının gönlünde taht kurmuş olan Muhammed Ali 3 Haziranda hayata gözlerini yumdu. “Kelebek gibi uçup, arı gibi sokan” bu cesur adamın ölümü, ırkına, diline, dinine bakmaksızın ezilenleri üzdü. Burjuva medya ise, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, inanılmaz bir ikiyüzlülük örneği sergileyerek, bu ölümü “rating” malzemesi olarak değerlendirmeye koyuldu.

Fransa’da Yükselen Mücadelenin İşaret Ettikleri

Fransa’da büyük yanılsamalar yaratarak iktidara gelen fakat foyası kısa sürede ortaya çıkan sözde sosyalist Hollande yönetimi, IŞİD katliamlarının ardından körüklediği korku ve pasifikasyon ortamından da faydalanarak, işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırı paketini gündeme getirdi. Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin adıyla anılan ve işsizliği azaltacağı propagandasıyla kitlelere yedirilmeye çalışılan bu yasa tasarısına, işçi sınıfı ve öğrenci gençliğin tepkisi de büyük oldu.

Erdoğan’ın ABD Gezisi ve Kürt Sorunu

Erdoğan’a ne gözle bakıldığı açıktır, fakat Suriye ve Irak açısından kritik adımların atıldığı bu süreçte Türkiye’yle ipleri koparmak ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin işine gelmemektedir. Bu yüzden de Erdoğan’ın Biden ve Kerry’nin yanı sıra, kıvrandırarak da olsa Obama’yla görüşmesi sağlanmıştır.

Terörist İlan Edip Dokunmak!

İzlediği savaş politikalarıyla ülkeyi yangın yerine çeviren AKP hükümeti, bu politikaların tetiklediği katliamlardan da faydalanmaya çalışıyor. Yaratılan kaos ve korku ortamını elini güçlendirmek için kullanmaktan çekinmeyen hükümet, şimdiye dek sayısız değişiklik yaparak her seferinde daha da faşizan hale getirdiği baskı yasalarında yeni adımlar atmaya hazırlanıyor.

Emekçi Kadınlar ve Faşizm

Kadının “anne olarak” kutsanma görüntüsü altında alabildiğine aşağılandığı, değersizleştirildiği, ayrımcılığın azamisine maruz bırakıldığı, eve hapsedilmeye çalışıldığı, politik yaşama ancak diktatörün şakşakçısı ve emir kulu olarak katılmasına izin verildiği totaliter burjuva rejimlerin en acımasızı ise faşizmdir. Türkiyeli emekçi kadınlar da bugün faşizm tehlikesiyle yakın bir tehdit olarak yüz yüzedirler. Bu nedenle, İtalyan ve Alman faşizmi dönemine bu açıdan bakmak, tehlikenin büyüklüğünü ve bunun önüne geçmek için mücadele etmenin yakıcı önemini kavramak bakımından da faydalı olacaktır.

“Öldürmeyi İyi Bilenler” Emperyalist Çıkarlar Temelinde El Sıkışıyor

Ortadoğu’da çelişkilerin alabildiğine keskinleşip emperyalist eksenlerin çok daha kalın çizgilerle çizilmeye başlandığı bugünlerde, Türkiye ile İsrail arasındaki buzlar da erimeye başladı. Tam da Suudi Arabistan öncülüğündeki Sünni savaş cephesinin (“Teröre Karşı İslam İttifakı”) kuruluşunun ilan edildiği günlerde, Erdoğan ve hükümet temsilcilerinden, peşpeşe, İsrail’le ilişkilere yönelik ılımlı açıklamalar gelir oldu.

Ortadoğu’da Emperyalist Yığınak Artıyor

Türkiye’nin Rus jetini düşürdüğü 24 Kasımdan bu yana, emperyalist paylaşım savaşının Ortadoğu ayağında hızlandırılmış bir sürece girildi. Rusya’nın Esad rejimine desteğini hava bombardımanlarıyla bir üst evreye taşıması zaten bölgedeki savaş rutininin ötesinde bir hareketlilik yaratmıştı. Böylesi bir ortamda uçak düşürülmesi olayı Türkiye ile Rusya arasında büyük bir kriz yaratmakla kalmadı, emperyalist kutupların birbirlerine daha açık bir şekilde diş göstermeye başlamasına da sebep oldu. Batılı emperyalistler bunu Rusya’yla kozlarını paylaşmak için fırsat bilip hazırlıklarını yoğunlaştırırlarken, Rusya da bölgedeki varlığını her türlü siyasi ve askeri manevrayla güçlendiriyor.

AKP’nin İstikrar Kandırmacası

Senaryosu incelikle yazılmış bir korku filmini beş ay boyunca ustalıkla yöneten AKP, 1 Kasımda 4,6 milyonluk bir oy artışıyla yeniden iktidar koltuğuna oturdu. Bu süreçte, Kürt halkına yönelik kirli savaş bilinçli bir şekilde tırmandırıldı; doların fırlaması, piyasalarda belirgin bir durgunluğun yaşanması gibi kötüleşen ekonomik faktörlerin yanı sıra beş ay boyunca bir koalisyon hükümeti kurulamaması çıkışsızlık ve belirsizlik hissini alabildiğine güçlendirdi ve tüm bunların katkısıyla halkta ciddi bir kaos algısı oluşturuldu. Bu algıyla geniş kitleleri felçleştiren AKP, nihayetinde kendisinin bile beklemediği bir oy artışıyla tek başına iktidar oldu. Seçimlerin ardından özellikle AKP medyasının öne çıkardığı “seçmen istikrarı seçti”, “milletimiz istikrarı seçti”, “Türkiye istikrarı seçti” türünden manşetler, aslında yürütülen algı operasyonunun dayandığı temel argümana da işaret ediyordu: İstikrar!

Türkiye’de Neo-liberal Saldırılar

Mali sermaye, kırk yıla yakın bir süredir, daha önceki işçi kuşaklarının uzun mücadelelerle elde ettiği kazanımları gasp etmek üzere işçi sınıfına saldırıyor. Bu saldırıların küresel ölçekte ve eşgüdümlü bir şekilde yürütülebilmesi için ise IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi emperyalist kurumlar aracılığıyla somut reçeteler hazırlanıyor. Özgürlüklere ve toplumsal refaha ulaşma iddiasıyla sermayenin önündeki her türlü engelin kaldırılması gerektiğini savunan bir ideolojik altyapıya dayanan bu saldırı politikaları, neo-liberalizm adı altında teorileştirmiş durumda. İkinci Dünya Savaşını izleyen ekonomik yükseliş döneminin, 1970’lerin başında yerini krize bırakması, burjuvaziyi düşen kâr oranlarını yükseltmek ve bu krizden en az hasarla çıkmak üzere işçi sınıfına dönük kapsamlı saldırılara sevk etmiş ve neo-liberal politikalar da bu bağlamda gündeme sokulmuştu. Ne var ki, işçi hareketinin ve sosyalist hareketin tüm dünyada güçlü olduğu 70’li yıllarda, burjuvazi bu politikaları henüz uygulamaya koyamamıştı. 1980’lerin başından itibarense neo-liberalizm geniş bir etki alanına kavuşacak ve söz konusu politikalar farklı tempolarda da olsa tüm dünyada hayata geçirilmeye başlanacaktı.

AKP “Muhbir Vatandaş”tan Medet Umuyor

Saldırı dalgası faşizan genelgelerle, yönetmeliklerle de destekleniyor. Yayınladığı bir genelgeyle polise “tereddütsüz silah kullan” emri veren hükümet, son olarak polis, ordu, jandarma, başsavcılık ve MİT’e gönderdiği bir genelgede de “her vesile ile devletin otoritesinin pekiştirilmesini, bütün kolluk kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri birliklerinin ihtiyaç duyulan her yerde görevlendirilmesini, herkesin kurallara uymasının sağlanmasını ve önceden belirlenmiş yerler ve güzergâhlar dışında toplantı ve gösterilere kesinlikle izin verilmemesini” buyurdu. İktidarını kaybetmemek uğruna ülkeyi yangın yerine dönüştürmekten çekinmeyen Erdoğan-AKP, faşizan adımlarını “ödüllü muhbirlik” yönetmeliğiyle taçlandırmayı da ihmal etmedi.

Japonya’da Atom Reaktörleri Yeniden İşlemeye Başlıyor

Şinzo Abe başbakanlığındaki hükümet, Japon halkının büyük çoğunluğunun itirazına rağmen, geçtiğimiz yıl nükleer santralleri yeniden devreye sokmaya karar verdi ve bu kararını hayata geçirmeye girişti. Japonya’nın güneybatı sahilinde ve Tokyo’dan bin kilometre uzaklıkta bulunan Sendai nükleer santralinin birinci reaktörü 11 Ağustosta devreye alınırken, ikincisinin de önümüzdeki Ekim ayında faaliyete geçeceği açıklandı. 25 santralin de devreye girmek üzere başvurduğu belirtiliyor.

Yanılsamalar ve Düş Kırıklıkları: Sıra Podemos’ta

İspanya’da etkisi hızla artan ve reformist solun gözbebeği haline gelen Podemos üzerinde durmak istiyoruz. Bu partinin “ideoloji”sinin son yıllarda Türkiye sol hareketinde de (özellikle Gezi hareketinin ve Kürt hareketi bağlamında da Öcalan’ın “teorik açılımları”nın etkisiyle) yaygın bir kabul görmeye başlayan politik yönelimle örtüşmesi, bu yazıyı yazma ihtiyacının temelini oluşturuyor. Bu yönelimin “teorik” altyapısını, sınıfın yerine “çokluk”u, “halk”ı vb. koyan; toplumsal değişim ve dönüşümün ateşleyici gücü olarak sınıf hareketinin yerine muğlak bir “sokak” söylemi eşliğinde “yeni toplumsal hareketler” denilen hareketleri (kadın hareketi, ırk ayrımcılığına karşı yükselen hareketler, öğrenci hareketleri, çevre hareketleri, savaş ve “küreselleşme” karşıtı hareketler, eşcinsel hareketi, yerli hareketleri, gecekondu direnişleri, göçmen isyanları vb.) ikame eden; kapitalizmi devrim yoluyla ortadan kaldırmayı değil bu tür mücadeleler sayesinde demokratik temellerde dönüştürmeyi amaçlayan bir anlayış oluşturuyor.

15-16 Haziran’dan Metal İsyanına

Türkiye işçi sınıfının en kitlesel başkaldırı hareketi olarak tarihe geçen 15-16 Haziran direnişinin 45. yıldönümünü, metal işçilerinin aylardır devam eden mücadelesiyle karşılıyoruz. O gün ayağa kalkan işçilerin başını çeken metal işçilerinin torunları, yükselttikleri mücadeleyle, 15-16 Haziran direnişinin onlarca yıl üzerine ilk kez bu kadar anlamlı bir şekilde yadedilmesine vesile oluyorlar.

Sayfalar

e-brochures

Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.

Fatal error: Call to undefined function file_directory_path() in /home/marksist/public_html/modules/php/php.module(80) : eval()'d code on line 3