Navigation

İlkay Meriç

Sermaye Yeşili Sadece Dolarda Sever

Aşırı soğuk ve sıcaklarla dengesi altüst olan mevsimler, tayfunlar, seller, kuraklık gibi sonuçlarıyla küresel ısınma milyonlarca insanı doğrudan etkiliyor. Birbiri ardına topladıkları iklim zirvelerinde aldıkları göstermelik kararları bile hayata geçirmeyen kapitalist devletler ve şirketlerse, büyük bir ikiyüzlülükle, çevresel duyarlılıktan, kararlılıktan dem vurmayı sürdürüyorlar.

Kuzey Kore Bahanesiyle Pasifik’e ABD Yığınağı

İçinden geçtiğimiz dönem, ABD’ye de, Rusya ve Çin gibi emperyalist rakiplerine de homojen ittifaklar kurma, dört başı mamur planlar yapma ve tıkır tıkır işleyen bu planlarla hedefe ilerleme lüksü tanımamaktadır. Burjuva politika sahnesinde Bushların, Trumpların, Putinlerin, Erdoğanların zuhur etmesi boşuna değildir. Burjuvazi bu gibi dönemlerde, pek çoklarına manyaklık gibi görünse de, uzun erimli ve garantici düşünmekle vakit kaybetmeksizin atak ve cesur davranarak ön almaya çalışan liderlere ihtiyaç duymaktadır. Zira aksi halde kaybedeceği şeylerin çok büyük olduğunu bilmektedir.

Suriye Savaşı: Altı Yılda Gelinen Nokta

Egemenlerin oyunlarını ve sergiledikleri vahşeti durduracak tek güç, Ortadoğu’nun, Afrika’nın, Asya’nın, Avrupa’nın, Amerika’nın işçi ve emekçileridir. Bu savaştan çıkarı olmayan sadece onlardır. Onlar örgütlenerek inisiyatifi ele almadıkları sürece ne yazık ki burjuva güçler başlarına daha çok çorap öreceklerdir!

Ömrünü Baskı ve Zorla Uzatmaya Çalışan Bir İktidar

Erdoğan-AKP her ne kadar emekçi kitlelerin bir bölümünü, “eskiye dönüş”, “terör”, “bölünme”, “dış düşman” gibi korkularla felçleştirerek peşinden gitmeye halen razı edebiliyorsa da, bu desteğin de uzun vadeli olamayacağı açıktır. Sonuçta, uluslararası konjonktür de, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik koşullar da tümüyle değişmiş, AKP’yi iktidara getiren ve ona bu zamana kadar koltukta kalma olanağı veren nesnel zemin ortadan kalkmıştır. Ancak bu durum onun otomatikman tepetaklak olacağı anlamına gelmemektedir.

Trump’la İcraatın İçinden

Mesele dönüp dolaşıp, kitlelerin haklı tepkilerini doğru bir bakış açısıyla gerçek soruna, kapitalizme yöneltecek bir devrimci önderlik sorununda düğümlenmektedir. Son protesto örneklerinde de görüldüğü üzere, düzen güçleri, medyadan akademiye, siyasi partilere, ellerindeki tüm olanakları seferber ederek, kitlelerin tepkisini yanlış yerlere kanalize ederek sönümlendirmeye çalışıyorlar. Bunlar, Trump’ın yerine Clinton’un ya da bir başka düzen aktörünün geçmesiyle sorunun halledileceği yanılsamasını yayıyorlar. Oysa mesele kişiler ya da onların izlediği politikalar değil başlı başına bir sistem sorunudur. Kapitalist sistem, bir burjuva liderin yerine daha “demokrat” bir başkasının getirilmesiyle, kısmi dokunuşlarla, reformlarla, vergi düzenlemeleriyle vb. iyileştirilemez. O köklü bir devrimle temellerinden yıkılmak zorundadır. İşçi ve emekçi kitleler bunu bizzat yaşayarak göreceklerdir; ayağa kalkarak, düşerek, yenilerek, ama sonrasında tazelenmiş bir güçle ve gözü açılmış bir şekilde yeniden kavgaya atılarak... Ve yarım bıraktıkları işi devrimci önderliklerinin yol göstericiliğinde nihayetinde tamamlayacaklardır.

Keynesçilik Yeniden Parlatılırken

Kapitalizm, yeni milenyumun başında esas olarak Arjantin, Rusya, Türkiye gibi ülkeleri sarsan, 2008’de bu kez ABD merkez üslü küresel bir spazmla kendini gösteren ve şimdilerde çok daha şiddetli bir spazma doğru ilerleyen tarihsel bir kriz sarmalı içinde debeleniyor. Olgular, Elif Çağlı’nın, tıkanmışlık ve çıkışsızlıkla bütünleşmiş olan bu krizin kapitalizmin olağan periyodik krizlerinden farklı olarak tarihsel bir sistem krizi olduğu yönündeki tespitini kanıtlamaya devam ediyor.

Batı’ya Tehdit, İçeriye Sopa!

ABD’yle gerilimin devam etmesi, AB müzakerelerinin askıya alınma noktasına gelmesi, egemen güç pozlarının kesildiği Suriye ve Irak’ta birbiri ardına alınan darbeler ve ekonominin ciddi bir krize girmesi nedeniyle, AKP-Saray artan bir sıkışmışlık yaşıyor. Tüm bunların başkanlık sistemine geçiş için adımların hızlandırıldığı bir süreçte yaşanması doğal olarak hükümetin endişelerini misliyle arttırıyor. Bu yüzden, bir yandan faşist baskılarla toplumsal muhalefet engellenmeye ve milliyetçi-dinci propaganda sağanağıyla destek tabanı diri tutulmaya, öte yandan her türlü tehdit ve demagojik söylemle Batı’ya parmak sallanarak hareket alanı genişletilmeye çalışılıyor.

Ekim Devrimi, Demokrasi, Diktatörlük

Kapitalizm tarihsel bir kriz içinde çırpınırken, varlığını sürdürmek için attığı her adım bu krizi daha da derinleştiriyor ve insanlığı yok oluş girdabına çekiyor. Burjuvazi siyasi açıdan alabildiğine gericileşmişken, çürüyen burjuva demokrasisi yerini otoriter, totaliter rejimlere bırakmaktadır. Ve yüz yıl sonra temel sorun insanlığın karşısına aynı şekilde çıkmaktadır: “Ya yok olmak ya da daha yüksek bir üretim biçimine elden geldiğince hızlı ve köktenci bir biçimde geçmek için, yazgısını en devrimci sınıfın eline vermek. Yok olmak ya da son hızla ileriye doğru atılmak!”

Adım Adım “Demokrasi Devrimi”

Karşımızda, “tek vatan, tek millet, tek dil, tek bayrak” şovenizmini düstur edinen, bunların yanına “tek din, tek mezhep” ve elbette “tek şef”i de ekleyen, tüm çatlak sesleri sopayla bastırmaya kalkan, “artık savunma değil saldırı çizgisi izleyeceğiz” diye ilanlarda bulunan, anti-demokratik yasaları değiştirmek bir yana, yasaların ve anayasanın ayakbağından kurtulmak için bulunmuş ideal yönetim biçimi “OHAL”i uzatmayı planlayan bir hükümet var. Yerli ve milli “demokrasi devrimi” böyle bir şey demek ki! Bu gidişle Türkiye, faşizme “demokrasi devrimi”yle ilerleyen ilk ülke olarak tarihe geçebilir!

Cerablus Harekâtı, Manipülasyonlar, Gerçekler

Türk ordusu, uzun bir süredir eğitip donattığı ve ÖSO adı altında biraraya getirdiği Türkmen ve Arap birlikleri eşliğinde 24 Ağustos sabahı Cerablus’a girdi. Gerekçesi “IŞİD’e karşı mücadelede koalisyon güçlerine destek vermek ve sınır güvenliğini sağlamak” olarak açıklanan bu askeri harekâta “Fırat Kalkanı” adı verildi. Bu adın, harekâtın gerçekte kime karşı yapıldığına işaret eden bir mesaj taşıdığı aşikârdır. Nitekim 14 saat içinde düştüğü açıklanan Cerablus’ta IŞİD hiçbir direniş göstermeden kenti terk ederken, TSK ve yanındaki güçler esasen YPG’yi bölgeden atmaya odaklanmışlardır. Erdoğan’dan başbakana devlet ricalinin tüm açıklamalarındaki temel vurgu da, bölgeden temizlenmek istenen ve düşman olarak görülen esas gücün PYD-YPG olduğudur.

İspanya’da Siyasi Kriz Devam Ediyor

Kendisine çokça umut bağlanan Podemos tipik bir örnek teşkil ediyor. Tutarlı bir sosyalist programa dayanmak yerine nabza göre şerbet vermek üzere kimi zaman “anavatan”dan, “kanun ve düzen”den, kimi zamansa işçi sınıfının geleneklerinden dem vuran, eklektik, inandırıcılıktan uzak bir seçim kampanyası yürüten Podemos, nihayetinde daha “ılımlı sol” seçmen kitlesinden ek oy alamadığı gibi, aksine daha radikal olan bir kesimi de kaybetmiştir. Açık ki, İspanya işçi sınıfının ve emekçilerinin kurtuluşunun yolu, kapitalizmin reforme edilmesi boş uğraşından değil onun yıkılmasından geçiyor.

AKP’nin Bir Yıllık “İstikrar” Bilançosu

AKP “kaos karşısında istikrar” diyerek ve tırmandırdığı milliyetçiliğe ve yarattığı korku atmosferine dayanarak tek başına iktidar olanağına kavuştu. Fakat 2015 Temmuzunda düğmesine bastığı kaos, yerini “istikrar”a bırakmak ne kelime, her alanda daha da şiddetlenerek devam ediyor. Bu bir yılın bilançosuna bakıldığında son derece net bir yıkım tablosu görülüyor.

Sanayi 4.0, Kapitalizm 1.0

Birkaç yıldır burjuva mahfillerde, teknolojik gelişmeler temelinde şekillenen yeni bir sanayi devriminden söz ediliyor ve bu “devrim” Sanayi 4.0 olarak adlandırılıyor. Bu kavram ilk kez 2011’de, Almanya’daki Hannover Fuarında kullanılmış ve ardından büyük tekellerin sözcüleri Alman federal hükümetine sundukları bir raporda, “Sanayi 4.0” için altyapı çalışmalarına hız verilmesi talebinde bulunmuşlardı. Söz konusu kavram o zamandan bu yana yaygın bir şekilde dolaşımda.

Muhammed Ali’yi Sömürerek Şov Yapmak

Irkçılığa ve emperyalist savaşlara karşı dik duruşuyla ezilen dünya halklarının gönlünde taht kurmuş olan Muhammed Ali 3 Haziranda hayata gözlerini yumdu. “Kelebek gibi uçup, arı gibi sokan” bu cesur adamın ölümü, ırkına, diline, dinine bakmaksızın ezilenleri üzdü. Burjuva medya ise, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, inanılmaz bir ikiyüzlülük örneği sergileyerek, bu ölümü “rating” malzemesi olarak değerlendirmeye koyuldu.

Fransa’da Yükselen Mücadelenin İşaret Ettikleri

Fransa’da büyük yanılsamalar yaratarak iktidara gelen fakat foyası kısa sürede ortaya çıkan sözde sosyalist Hollande yönetimi, IŞİD katliamlarının ardından körüklediği korku ve pasifikasyon ortamından da faydalanarak, işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırı paketini gündeme getirdi. Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin adıyla anılan ve işsizliği azaltacağı propagandasıyla kitlelere yedirilmeye çalışılan bu yasa tasarısına, işçi sınıfı ve öğrenci gençliğin tepkisi de büyük oldu.

Erdoğan’ın ABD Gezisi ve Kürt Sorunu

Erdoğan’a ne gözle bakıldığı açıktır, fakat Suriye ve Irak açısından kritik adımların atıldığı bu süreçte Türkiye’yle ipleri koparmak ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin işine gelmemektedir. Bu yüzden de Erdoğan’ın Biden ve Kerry’nin yanı sıra, kıvrandırarak da olsa Obama’yla görüşmesi sağlanmıştır.

Terörist İlan Edip Dokunmak!

İzlediği savaş politikalarıyla ülkeyi yangın yerine çeviren AKP hükümeti, bu politikaların tetiklediği katliamlardan da faydalanmaya çalışıyor. Yaratılan kaos ve korku ortamını elini güçlendirmek için kullanmaktan çekinmeyen hükümet, şimdiye dek sayısız değişiklik yaparak her seferinde daha da faşizan hale getirdiği baskı yasalarında yeni adımlar atmaya hazırlanıyor.

Emekçi Kadınlar ve Faşizm

Kadının “anne olarak” kutsanma görüntüsü altında alabildiğine aşağılandığı, değersizleştirildiği, ayrımcılığın azamisine maruz bırakıldığı, eve hapsedilmeye çalışıldığı, politik yaşama ancak diktatörün şakşakçısı ve emir kulu olarak katılmasına izin verildiği totaliter burjuva rejimlerin en acımasızı ise faşizmdir. Türkiyeli emekçi kadınlar da bugün faşizm tehlikesiyle yakın bir tehdit olarak yüz yüzedirler. Bu nedenle, İtalyan ve Alman faşizmi dönemine bu açıdan bakmak, tehlikenin büyüklüğünü ve bunun önüne geçmek için mücadele etmenin yakıcı önemini kavramak bakımından da faydalı olacaktır.

“Öldürmeyi İyi Bilenler” Emperyalist Çıkarlar Temelinde El Sıkışıyor

Ortadoğu’da çelişkilerin alabildiğine keskinleşip emperyalist eksenlerin çok daha kalın çizgilerle çizilmeye başlandığı bugünlerde, Türkiye ile İsrail arasındaki buzlar da erimeye başladı. Tam da Suudi Arabistan öncülüğündeki Sünni savaş cephesinin (“Teröre Karşı İslam İttifakı”) kuruluşunun ilan edildiği günlerde, Erdoğan ve hükümet temsilcilerinden, peşpeşe, İsrail’le ilişkilere yönelik ılımlı açıklamalar gelir oldu.

Ortadoğu’da Emperyalist Yığınak Artıyor

Türkiye’nin Rus jetini düşürdüğü 24 Kasımdan bu yana, emperyalist paylaşım savaşının Ortadoğu ayağında hızlandırılmış bir sürece girildi. Rusya’nın Esad rejimine desteğini hava bombardımanlarıyla bir üst evreye taşıması zaten bölgedeki savaş rutininin ötesinde bir hareketlilik yaratmıştı. Böylesi bir ortamda uçak düşürülmesi olayı Türkiye ile Rusya arasında büyük bir kriz yaratmakla kalmadı, emperyalist kutupların birbirlerine daha açık bir şekilde diş göstermeye başlamasına da sebep oldu. Batılı emperyalistler bunu Rusya’yla kozlarını paylaşmak için fırsat bilip hazırlıklarını yoğunlaştırırlarken, Rusya da bölgedeki varlığını her türlü siyasi ve askeri manevrayla güçlendiriyor.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.