Navigation

Sermayenin Kömür Sevdası Hayatımızı Karartıyor!

Rus savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesinin ardından bir dizi gelişme oldu. Rusya Türkiye’den ithal ettiği birçok ürünü geri gönderdi, birçok anlaşmayı iptal etti. Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmı Rusya’dan ithal edilerek karşılanıyordu. Rusya, Türkiye’ye doğalgaz akışını fiilen azaltmaya başladı. AKP’nin kitlelerin gözünü boyamak için çizdiği “güçlü, büyük, kendine yeten Türkiye” yalanının yaldızları da dökülmeye başladı. Kapitalist dünyada ülkeler birbiriyle çeşitli düzeylerde karşılıklı bağımlılık ilişkisi içindedir. Bununla birlikte, burjuva devletler arasındaki rekabet ve çeşitli türden sürtüşmeler bu ilişkilerin kolaylıkla bozulmasına da yol açabilir. İşte Türkiye ile Rusya arasında da bu olmuş ve Türkiye için hayati önem taşıyan doğalgazın akışını tehlikeye sokmuştur. AKP iktidarı da bu durumu “doğalgazda dışa bağımlılığı azaltma” gerekçesiyle, kömürle çalışan termik santrallerin enerji üretimindeki payını arttırmaya dair yeni kararların zemini haline getirmiştir.

Zaten AKP hükümeti yıllardır insan hayatını hiçe sayarak özellikle kendine yakın olan açgözlü sermaye sahiplerini teşviklerle palazlandırmaktaydı. Pek çok bölgede yeni termik santraller kurulmasının önündeki yasal engeller ortadan kaldırıldı. Santrallerin kurulacağı bölgelerde yaşayan binlerce insanın mücadelesi şiddetle bastırıldı. Çevrecilerin, mücadeleci, duyarlı kitlelerin, meslek örgütlerinin mücadelesi karalandı. Böylece Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde termik santrallerin sayıları arttı ve yenilerinin kurulumları da hızlandı. Halihazırda Türkiye’nin birçok ilinde faaliyette olan termik santrallerin yarattığı hava kirliliğinin insan sağlığını tehdit edecek boyuta gelmiş olması muktedirlerin umurunda değildir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2014’teki bütçe sunumunda dillendirdiği kömür sevdasının nelere mal olduğunu bilenler, çiçeği burnunda bakan Berat Albayrak’ın 2016 bütçe sunumunu açıklarken dile getirdiği “yerli kömürlere dayalı elektrik üretim tesisi yatırımlarına teşvik uygulamasının izlenerek ihtiyaçlara göre güncellenmesi yönünde çalışmalar yapılacak” sözlerinin ne anlama geldiğini daha iyi anlayacaktır. Kömürden elektrik elde eden termik santrallerin, sanayi kaynaklı hava kirliliğinin %40’ını oluşturduğu unutulmamalıdır. Özellikle bu santrallerden yerleşim yerlerinin üzerine yağan asit ve ağır metal yağmurları nedeniyle çeşitli türden ölümcül hastalıkların oranı da artmış durumdadır.

Yapılan araştırmalarla, Türkiye’de aktif olarak faaliyeti devam eden 19 termik santralden kaynaklanan hava kirliliğinin yılda 2879 erken ölüme yol açtığı tespit edilmiştir. Bu santrallerin bacasından binlerce ton partikül havaya yayılıyor. İçinde kurşun, kadmiyum, civa gibi ağır metaller bulunduran bu atıklar, santrallerin kurulduğu bölgelerde yaşayan emekçileri solunum yolları ve akciğer hastalıklarıyla, kanserle ve daha pek çok hastalıkla tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre Türkiye’nin 12 şehrindeki zehirli parçacıklı madde (PM 2.5) seviyesi bu sağlık örgütünün normal kabul ettiği sınırların en az üç katına çıkmış durumda.

Çanakkale, Zonguldak, İskenderun, Bursa başta olmak üzere birçok şehirde kurulmuş olan termik santraller doğayı katletmeye ve insan sağlığını tehdit etmeye devam ederken, yeni santral inşaatları sürüyor ve yeni projeler ÇED raporları almayı başarıyor. Örneğin Çanakkale’nin doğal güzellikleri talan ediliyor. Halen 4 termik santralin aktif, bir tanesinin ise bitmek üzere olduğu bu kentte, 19 santralin daha kurulması planlanıyor. Aynı durum Zonguldak ile Bartın arasında planlanan 14 termik santral için de geçerli. Çatalağzı’nda kurulan termik santrallerin verdiği zararlar arttıkça bölge insanı göç etmeye başlamış. Termik santral kurulmadan önce Çatalağzı’nda nüfus 10.500 iken bir süre sonra 7000’e kadar gerilemiş. Soğutma suyu olarak kullanılan milyonlarca metreküp deniz suyu zehirleniyor, devasa kül havuzları yemyeşil bir coğrafyayı kül ve çamur dolu bir bataklığa dönüştürüyor. Termik santrallerin kurulduğu bölgelerde yaşayan insanların üzerine kül yağıyor. Kapı ve pencereler kapalı tutulmak zorunda, çünkü insanlar santrallerin bacalarından havaya karışan zehirli atıklardan soluk alamaz hale geliyorlar. Hava kirliliği bir sis bulutu halinde çöküyor. İskenderun’da kurulu termik santrallerden birine yakın olan bir bekçi, evlerine günde 30 kilo toz geldiğini anlatıyor ve pek çok köylünün köyden göç ettiğini belirtiyor biraz da öfkeyle: “Topraklarını kömür depolama tesislerine satıp bu havayı solumamak için başka şehirlere kaçtılar. Biz burada kaldık. İmkânım olsa bir dakika burada durmam.” (bianet.org)

Termik santralleri kuran şirketleri ihya edenler bu bölgelerde oturmuyorlar. Onlar bölge insanının tepkisini engellemek için, işsizlik ve yoksullukla boğuşan binlerce emekçiyi işe alma vaadiyle, cami imamlarını camilere bağış yaparak, belde veya belediye yöneticilerini çoğu yerde rüşvet vb. yöntemlerle kandırmaya çalışıyorlar. Bu şirketlerin bazıları daha baştan çevre mevzuatlarından muaf tutulurken, bazılarıysa kolayca ÇED raporlarını alabilmekteler.

Bacalarından zehir saçan termik santrallerin faaliyetlerinin durdurulması ya da kurulmaya başlanan yenilerinin engellenmesi için alınan mahkeme kararlarının bu şirketler tarafından umursanmadığını ve faaliyetlerine devam ettiklerini görüyoruz. Bu da burjuva hukukun asıl işlevinin sermayenin çıkarlarını korumak olduğunu gösteriyor.

Hava kirliliği sorunu sadece termik santrallerin kurulduğu bölgelerde yaşanan bir sorun değil. Bu santrallerin kurulduğu şehirlerde doğa ve insan sağlığı daha büyük bir tehditle karşı karşıya iken, diğer taraftan da başta İstanbul gibi büyük kentler olmak üzere soluk aldığımız atmosferi kirletmeye devam eden fosil yakıt atıkları geleceğimizi karartıyor. Milyonlarca insan, artan doğalgaz fiyatları nedeniyle ısınmak için kömür kullanmak zorunda kalıyor. Bu nedenle de pek çok kent nefes alınamaz duruma geldi.

Artık NASA’nın uzaydan görüntüler alarak hazırladığı raporlarda bile son on yılda İstanbul’un hava kirliliği oranları tehlikeli bir şekilde artmış görünüyor. Atmosferdeki azot dioksit oranı %50 artmış durumda. Türkiye enerji ihtiyacının %70’inden fazlasını ithal kaynaklarla karşılamaktaydı. Rusya’nın doğalgaz musluklarını kısma tehditleriyle birlikte “yerli, milli” kaynakların fazlalığını birdenbire keşfeden AKP iktidarı, bir yandan giderek daha fazla yoksullaşan milyonlarca insanın kışın ortasında ısınma sorununa çözüm olarak kömürü adres gösterirken, bir yandan da belediyeleri aracılığıyla oy devşirmek üzere rüşvet olarak dağıttığı, sınır değerlerin üzerinde hava kirliliği yaratan kalitesiz kömürlerin dağıtımına da hız verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kameraların önünde sigara bıraktırma şovlarını hatırlayalım. Bu konuda şov yapmaktan hoşlanan devlet ricalinin aslında ne kadar ikiyüzlü bir siyaset izlediklerini, termik santrallerin daha da fazla kurulması için verdikleri teşviklerden görüyoruz. Toprağımızı, havamızı, suyumuzu zehirleyenlere karşı mücadeleye girişildiğinde ise şimdilerde Artvin-Cerattepe’de direnmekte olanlara, altın madenine karşı mücadele edenlere yaptıklarını yapıyorlar. “Yavru Gezici”, “darbeci”, “Alman ajanı”, “ülkemizin kalkınmasını istemeyenler” diyerek, yükselen haklı mücadeleleri karalamaya çalışıyorlar.

Kapitalist sistem kâra dayalı bir üretim sistemidir. Sermaye, kârlı olduğu sürece petrol türevi yakıtlardan, kömürden vazgeçmeyecektir. İnsan sağlığına ve doğaya zarar vermeyen enerji kaynaklarına yönelmek, sermaye açısından yeterince kârlı görünmemektedir. Yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarından olan rüzgâr ve güneş enerjisinin kullanımı için yatırımı maliyet gören bu anlayışa karşı mücadele etmek zorundayız. Bugün teşviklerle termik santral kurmaya sevdalı kapitalistlerin kâr hırsının, Soma, Ermenek, Zonguldak ve daha nice madende yaşanan acılara yenilerini ekleyeceğini de unutmamalı ve onları tarihin çöp sepetine gönderinceye kadar kavgayı büyütmeye devam etmeliyiz.