Navigation

Mart 2018 tarihli yazılar

Gündüzleri Hitler Gençliği, Geceleri Swing Kids

Faşist rejimlerin tüm kuşatmalarına karşın, hayatı elinde tutmak isteyenler, direnenler hep olmuştur. Yönetmenliğini Thomas Carter’in yaptığı 1993 yapımlı Swing Kids adlı film, Hitler Almanya’sının gençliğindeki bu dönüşümü ortaya koyuyor. Gündüzleri Hitler Gençliği’nin bir üyesi, geceleri Swing Kids (Swing Çocukları) olmak arasında ikili bir yaşam sürmekte olan gençlerin dönüşümünü anlatan bu film, faşizmin insana ve hayata olan düşmanlığına ışık tutuyor.

Kolonyalizmden Emperyalizme

ÖNSÖZ

Anti-emperyalist mücadelenin Marksist içeriği ve ulusal bağımsızlık mücadelesi ile aynı şey olmadığı gerçeği, geçmiş dönemlerde olduğu kadar günümüzde de en çok çarpıtılan konuların başında geliyor. Bu tartışmalı konular bizi kaçınılmazlıkla, emperyalizmin doğru bir biçimde kavranılması ve onun kolon­ya­lizmden farkının ortaya konması noktasına götürmektedir. 20. yüzyılın başlarında Marksistler arasında emperyalizm sorunu çevresinde dönen tartışmaların üzerinden uzun yıllar geçti. Fakat bu tartışmalar içinde ortaya çıkan farklı eğilimlerin ve yanlış görüşlerin izleri günümüze dek uzanıyor. Üstelik, o günden bugüne dünyada nice olaylar ve değişimler yaşandı.

Burjuva Demokrasisi ve Proleter Sınıf Mücadelesi

Tüm dünyada hüküm süren otoriterleşme eğilimine karşı verilecek demokrasi mücadelesini, burjuva demokrasisinin parlak günlerini yeniden canlandırmak sanki mümkünmüş gibi onunla sınırlamak, bu mücadeleyi kapitalist düzenin sınırlarında tutmaya çalışmak, işçi sınıfının mücadelesini de düzene yönelik boş ümitler deryasında boğmak anlamına gelmektedir.

Sermaye, Emeği ve Doğayı Talan Ederek Büyüyor

Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte doğa karşısında tümden aciz olma durumundan kurtulan insanlık, ne yazık ki kapitalizmin işleyişi ve kâr hırsı nedeniyle doğaya akıl almaz zararlar da verdi, vermeye devam ediyor. Kapitalizm öncesi medeniyetlerin hiçbiri doğanın dengesini böylesine bozacak, iklim vb. değişikliğine sebebiyet verecek nitelikte dönüşümler gerçekleştirmemişti.

Gerçek Saadet Zincirini Oluşturmak!

Herkesin belli bir parayla katılmasına ve yanında getirdiği her yeni kişi için ekstradan prim almasına dayanan “saadet zinciri” dümenine milyonlarca işçinin, emekçinin katıldığını biliyoruz. Oysa ezilenler için gerçek saadet zinciri ancak, emekçilerin tüm varlıklarını kapitalist sömürü sistemini ortadan kaldırma davasına adamaları ve yanlarına bir kişiyi daha alarak bu mücadeleye dâhil olmaya karar vermeleriyle mümkün olacaktır.

Newroz’da Barış ve Özgürlük Talepleri Öne Çıktı

Ağır baskı ve engelleme çabalarına rağmen, Newroz çok sayıda kentte kitlesel bir şekilde kutlandı. Kürt halkının tüm haftaya yayarak kutlama doğrultusundaki isteğinin, hükümet tarafından “ancak 21 Mart günü yapılabilir” tutumuyla reddedilmesine rağmen, gerek İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde gerekse başta Diyarbakır olmak üzere birçok Kürt ilinde yüz binlerce insan Newroz alanlarına aktı.

Şekerde Özelleştirme: İşçiler Haklarını, Toplum Sağlığını Kaybedecek!

“Yerli ve milli” olmak üzerine bu kadar laf edip mangalda kül bırakmayan AKP hükümeti, iktidara geldiğinden bu yana birçok devlet işletmesini özelleştirme yoluyla yabancı şirketlere sattı. AKP’nin bu icraatları, “yerli ve milli”lik meselesinin burjuvazi için ne anlama geldiğini açıkça göstermektedir. Şimdi de sıra Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş’nin 14 işletmesine gelmiş durumda.

Paris Komünü ve Kadın Komünarlar /2

İşçi sınıfı her 18 Martta, Komünü ve “göğü fethe çıkan Komünarları” saygı ve sevgi ile yâd etmeye devam ediyor ve onların intikamını Komünün kızıl bayrağını tüm dünyada dalgalandırarak alacağı günlere hazırlanıyor. Selam olsun Paris Komününe! Selam olsun onun yiğit kadın ve erkeklerine! Ve selam olsun onların yolundan gidenlere!

Komün’ün Mücadeleci Kadın İşçileri

Büyük mücadelelerin yaşandığı ülkelerden biri de Fransa’dır. 1871 yılında işçi sınıfı bir devrim gerçekleştirerek 72 gün iktidarda kalmıştır. Patronların yüreklerine korku salan bu devrime de işçi kadınların mücadelesi damgasını vurmuştur. Parisli işçiler bu devrimle birlikte, kendi iktidar araçlarını, yani Paris Komününü kurdular.

Salozların Mavalları

Faşist iktidara muhalif olanlar barbardırlar, vatan hainidirler! Dış mihrakların oyunudur bunlar! Mülkiyeti, aileyi, dini, yani düzeni bozmak için zehirli fikirler yayarlar! Devletin tüm imkânlarını arkasına alsa da, faşizmin bu propagandası hayatın gerçeklerinin gücü karşısında tutunamaz ve yıllar ilerledikçe inandırıcılığını ve etkisini kaybetmeye başlar. Portekiz'deki faşist Salazar diktatörlüğünün akıbeti bunu gösteriyor.

“Yalnızlığa Son! Artık Yalnızlık Bakanlığı Var!”

İngiltere hükümetinin paylaştığı verilere göre 75 yaş üzerindeki İngilizlerin çoğu yalnız yaşıyor. Ayrıca 200 bin yaşlının, uzun bir süredir bir arkadaş ya da bir akrabayla konuşmadığı belirtiliyor. O kadar ki doktorlar bu durumdan dolayı yalnızlıktan şikâyetçi olan günde 1 ilâ 5 hasta muayene ettiklerini söylüyorlar. Bu sorunun acilen “çözümü” için İngiltere hükümeti devreye girdi. Yardıma muhtaç yaşlılar, depresyonla boğuşan gençler ve kendi kabuğunda yaşayan tüm insanların derdine “deva” olmak için “Yalnızlık Bakanlığı” (Minister for Loneliness) kurma çalışmaları başlatıldı.

İspanya’da 8 Mart Kadın Grevi: “Biz Durursak Dünya Durur!”

ABD’de de, İspanya’da da, Türkiye’de de egemenler bilmektedirler ki, bugün basitçe kadın hareketi ya da tepkisi biçimine bürünen hareketler kitleselleşip yaygınlaştıkları takdirde diğer toplumsal muhalefet kesimleri üzerinde de ivmelendirici bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. Hele de sınıfsal öz gerek taleplere, gerek katılıma, gerekse duruşa yansıdıkça, egemenlerin duydukları korku daha da artacaktır.

İtalyan Seçimlerine Aşırı Sağ Damgasını Bastı

Egemenlerin, ihtiyaç duyduklarında işçi sınıfına ve sola karşı kullanacakları faşizm sopasını her zaman yedeklerinde tuttuklarını biliyoruz. Son yıllarda bu sopanın artık çok daha açıktan gösterilir hale geldiğini de görüyoruz. Son olarak İtalya’da da, 4 Martta yapılan parlamento ve senato seçimlerinde, faşist partiler şimdiye dek aldıkları en yüksek oya ulaştılar ve bunların bazıları koalisyon alternatiflerine dâhil olma noktasına geldiler.

Oportünizm ve Reformizm Üzerine

"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.

8 Mart ve Emekçi Kadınlar

Tüm dünyada otoriterleşme yükselişte. Bu rejimler militarizmi, ırkçılığı, milliyetçiliği, göçmen düşmanlığını körükleyerek savaş düzenine geçiyor. Antidemokratik uygulamalar, baskılar alabildiğine artıyor. Topluma boğucu bir hava egemen oluyor. Milyarlarca insanın gündelik yaşamının akışı bu olguların etkisiyle şekilleniyor. Ağır saldırılar altında bunalan, burjuva ideolojik aygıtlar tarafından esir alınan, örgütsüz, yoksul işçi ve emekçiler sıkışmışlık ve çıkışsızlık içinde bulunuyor. Elbette kapitalizm altında çifte ezilmişlik cenderesine sıkıştırılmış emekçi kadının yaşamı da aynı ölçüde zorlaşıyor.

Anadolu’dan Sosyalist Bir Kadın: Naciye Hanım

Türkiye’de resmi ideoloji, kadın haklarını egemenlerin ihsanıymış gibi gösteregelmiştir. Oysaki bu topraklarda da kadınlar hakları için mücadeleye girişmiş ve devleti, kadın hakları konusunda adım atmaya zorlamışlardır. Osmanlı’da da kadınlar açısından pek çok kazanımın önünü açan mücadelelerin içinde yer alan kadınlar olduğu gibi, işçi sınıfının kadınlarını, yalnızca erkek egemenliğine değil kapitalist sömürüye karşı da işçi sınıfının talepleriyle, işçi sınıfının mücadele yöntemleriyle birleştirip mücadeleye sevk etmeye çalışan, hayatını sosyalizm mücadelesine adayan kadınlar vardı. 21 yaşında mücadeleye atılan, kendisi gibi emekçi kadınları sosyalizm mücadelesine kazanmak için çalışan Naciye Hanım da bu kadınlardan biriydi.

Paris Komünü ve Kadın Komünarlar

İşçi sınıfının ilk iktidar deneyimi olarak 72 gün boyunca ayakta kalan Paris Komünü, aynı zamanda proletaryanın hem iç hem de dış düşmana karşı verdiği destansı bir direnişin de adıdır. İşçi sınıfının kadınları proletaryanın mücadele sahnesine çıktığı günden bu yana gerçekleşen tüm devrimlerde ve devrimci hareketlerde, ön saflardaki rolleriyle sınıf kardeşlerine cesaret ve güven aşılarken, düşmanlarına da korku salmışlardır. Emekçi kadınların mücadele tarihinin en parlak sayfalarından birini de Paris Komünü oluşturmaktadır.

Emeğin Bolluğu ve Olmayan Ekmek

“Önce ekmek, / en mühim işi bu olmalı kişinin” derdi. / Hayatında, rüyasında, / hep ekmek vardı kafasında. / Aç kalmış, yokluğun hazımsızlığının sancılarını / çekmiş. / Etrafından uzanmasını beklediği bir el ummuş, / gel gör ki, açlıktan gördüğü hayaller dışında kimse / varmamış yanına. / Gör ki, dünyada yokluktan gayrı bir şey düşmemiş / payına. / Bundandır ekmekteki ısrarı.

8 Mart: Kadınlar Savaşa, OHAL’e ve Cinsiyetçiliğe Karşı Alanlarda!

Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle, 4 Martta, çeşitli kentlerde, 8 Mart Kadın Platformlarının organize ettiği mitingler düzenlendi. Bazı yerlerde OHAL gerekçe gösterilerek eylemlere izin verilmedi ve kadınlar Ankara’da olduğu gibi polis saldırısına uğradılar.

2. Dünya Savaşından Kanlı Bir Sayfa: Babi Yar Katliamı

Bundan 77 yıl önce Hitler faşizmi, tüm Avrupa’da yaptığı toplu kıyımlardan birini de Ukrayna’nın Kiev yakınlarındaki Babi Yar bölgesinde gerçekleştirdi. Babi Yar katliamı, Nazilerin 2. Dünya Savaşında insanlara ne denli büyük acılar yaşattığını gözler önüne seren en büyük katliamlardan biriydi.

Yoksulluk ve Örgütsüzlük İşçileri Yakıyor!

İşsizliğe mahkûm edilmiş ve bir umut arayan insanlar, tahammülleri tükenince çıldırma ve hatta canlarına kıyma noktasına gelebiliyorlar. Nitekim bu tür trajik vakaların sayısının son dönemde hızla artmaya başladığını görüyoruz. Geniş tanımlı, dar tanımlı, tarım içi, tarım dışı, mevsimlik işçi, sanayi işçisi vb. kavramların arasında evirilip çevrilen rakamlar, işsizlik girdabından çıkamayan, yoksulluğa mahkûm edilen işçilerin intihar mektuplarında, bireysel eylem çığlıklarında, umutsuzluğa sürüklenip anti-depresanlara mahkûm edilmiş binlerce genç insanda gerçek karşılığını yukarıdaki örneklerde olduğu gibi dramatik bir şekilde buluyor.

Dedemin İnsanları: Halklar Bin Bir Renk, Bin Bir Çiçek

Yönetmenliğini ve senaristliğini Çağan Irmak’ın yaptığı bir film Dedemin İnsanları. Yıl 1923. Ege’nin iki yakasında yaşayan milyonlarca insan yaşadıkları topraklardan koparılarak mübadele ediliyor. Filmde, Rumların ve Türklerin doğdukları topraklara sonsuz özlemi ve hiçbir yere ait olamama duygusu anlatılıyor.