Navigation

Aralık 2009 tarihli yazılar

GDO’lara Nasıl Bakmalı?

Genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) ilişkin hükümetin çıkardığı yeni yönetmelik, GDO’lu ürünler konusundaki tartışmaların hararetli bir şekilde gündeme taşınmasını da beraberinde getirdi. Ancak insan sağlığını yakından ilgilendiren böylesi bir konuda bile akıl almaz bir bilgi kirliliği yaratmaktan geri durmayan burjuva medya, bilimsellikten son derece uzak yayınlarla kitleleri büyük bir kafa karışıklığına sürükledi. Bunun yanı sıra meselenin bir de burjuvazinin iç kapışmasına malzeme edilmeye çalışılması kafa karışıklığını iyice derinleştirdi.

Statükocu Kemalistlerin Kan Kokan “Nefes”i

“Nefes: Vatan Sağolsun” filmi, geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi ve beklendiği gibi yüksek bir izleyici kitlesine ulaştı. Apoletli medya, tam da kendisinden beklendiği gibi filmi şişirdikçe şişirdi ve olabildiğince ilgi uyandırmaya çalıştı. İlker Başbuğ’undan Deniz Baykal’ına kadar statükocu-Kemalist cephenin tüm önde gelen şahsiyetleri, “halkın arasına karışarak” filmi izlediler ve ne kadar beğendiklerine dair konuşmalar yaptılar.

“Filistin’e Özgürlük, İsrail’e Boykot”

Çeşitli sendikaların, meslek odalarının ve politik çevrelerin desteğiyle oluşturulan İsrail’e Karşı Boykot Girişimi, Gazze saldırısının birinci yılında, İsrail Konsolosluğu önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Levent Metro istasyonundan konsolosluk önüne kadar yapılan yürüyüş boyunca atılan sloganlarla, İsrail’in saldırgan politikaları ile Türkiye’nin işbirlikçi tutumu protesto edildi.

Maraş Katliamı Lanetlendi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş’ta 31 yıl evvel yaşanan kanlı kıyımı protesto etmek üzere Taksim’de bir basın açıklaması düzenledi. "Maraş Ne İlk Ne de Son Katliamdır" pankartı açan dernek üyeleri, “Maraş’ın Hesabı Sorulacak”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Çözüm Faşizme Karşı Mücadelede” sloganlarını haykırdılar.

Barış ve Adalet İçin 247. Hafta

Kayıp yakınları 19 Aralık Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde 247. kez bir araya geldiler. Ellerinde yakınlarının fotoğraflarını ve fotoğrafların üzerinde birer karanfil taşıyan kayıp yakınları, fotoğrafların bir bölümünü de yere dizerek üzerlerine birer karanfil bıraktılar. Kayıp yakınları, sessiz oturma eyleminin ardından, “Failleri Belli, Sorumluları Yargılansın” pankartı açarak basın açıklaması yaptılar.

Soğumamalı Sımsıcak Yüreklerimiz

Dersim Katliamını Yapan Zihniyetle DTP’yi Kapatan Zihniyet Aynıdır!

Tuzla Demokrasi Platformu 20 Aralıkta Aydınlı Mahallesinde, “Dersim 38’i ve Katliamları Tartışıyoruz” konulu bir halk toplantısı örgütledi. Mutlu düğün salonunda yapılan toplantıya İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel ve Tunceli Dernekleri Federasyonu adına İbrahim Karakaya katıldı.

19 Aralık Katliamı Bayrampaşa Cezaevi Önünde Protesto Edildi

Cezaevlerindeki tecrit ve baskılar gerçekte dışarıdan bağımsız değildir, aksine dışarıda toplum üzerine bindirilen baskıların bir uzantısıdır. Bu anlamda içerisi ve dışarısı birdir. Tam da bu nedenle içerinin kaderi dışarıdaki mücadelelere bağlıdır. Bu saldırıları bertaraf edebilmenin tarihsel olarak kanıtlanmış tek tutarlı yolu düzene karşı devrimci bir mücadele yürütmek ve geniş işçi-emekçi kitleleri bu çizgiye kazanmaktır. Geçmişte Bastille’leri, Peter-Paul’leri fetheden devrimci kitleler elbet bir gün F tipi benzeri tecrit yuvalarını da yerle bir edeceklerdir.

Psikolojik Savaş: Kirli Düzenin Kirli Yöntemleri

Son aylarda generallerden siyasetçilere, ulusalcılardan liberallere kadar herkes muarızlarını “psikolojik savaş yürütmekle” suçluyor. Liberal çevreler askeri bürokrasinin ve ulusalcıların psikolojik savaş uygulamalarını ve planlarını “kısmen” teşhir ediyor. Öte yandan generaller de, TSK’ya karşı “asimetrik yıpratma harekâtı” yani “psikolojik savaş” yürütüldüğünü ilan ederek ortalığa saçılan pisliklerinin kokusunu perdelemeye çalışıyor.

İkiyüzlüler Demokrasisi

Kriz dönemleri yalnızca sömüren burjuva sınıf ile sömürülen işçi sınıfı arasındaki çatışmanın değil, aynı zamanda bizzat burjuvazi içerisindeki rekabet ve çatışmanın da arttığı dönemlerdir. Bugün bu gerçekliği, ekonomik-toplumsal-siyasal yaşamın tümünde görmek mümkündür. Dahası, burjuva siyasal arenada cereyan eden olayları tam da bu açıdan değerlendirmek, işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasal çizgisini savunabilmenin önkoşuludur.

"Tecrit İşkencesine Son! Hasta Mahpuslara Tedavi ve Özgürlük!"

İnsan Hakları Haftası nedeniyle İHD İstanbul şubesi, “tecride son verilmesi” ve “hasta mahpuslara tedavi ve özgürlük” istemiyle bir protesto yürüyüşü düzenledi. İHD üyeleri ve tutsak yakınları beyaz önlük giyerek Taksim’den Galatasaray meydanına yürüdüler. Eylem boyunca cezaevlerindeki uygulamaları sembolize etmek için tutsak yakınları kendilerini zincire vurarak yürüdüler. Ellerinde tuttukları dövizlerle çocuklarının içinde bulunduğu koşulları teşhir ettiler.

Aydın Erdem’in Katledilmesi Mersin Üniversitesi’nde Protesto Edildi

Mersin Üniversitesi’nde “Güneşe Giden Yolda Özgürleştiler” pankartı altında bir araya gelen 700’ü aşkın yurtsever, demokrat ve devrimci öğrenci, Dicle Üniversitesi öğrencisi Aydın Erdem’in polis kurşunu ile öldürülmesini protesto etti.

25 Kasım Grevi ve KESK Üzerine

25 Kasım günü, ana talebi “grev hakkı” olan kamu emekçilerinin grevi ülke çapında yaygın ve geniş bir katılımla gerçekleşti. Burjuva medyanın tüm çarpıtmaları ve yönlendirmelerine rağmen, grev geniş emekçi kitlelerde de olumlu karşılandı. 25 Kasım, kamu emekçi hareketinin ve özelde KESK’in kendi kuruluş ilkelerine sırtını dönercesine girdiği bürokratlaşma ve “sosyal diyalogcu” çizginin kamu emekçileri üzerinde yarattığı ölü toprağının silkelenmesi bakımından da anlamlı bir etkiye sahip oldu.

Sürekli Devrim Üzerine

Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.

Sürekli Devrim Üzerine

Bu Kavgada Yaşamını Yitirmiş Tüm Devrimciler Ölümsüzdür!

Onlar birer karanfildiler! Dünyayı ve hayatı güzelleştirmek, insanın insanı sömürmesini yok etmek için yaşamlarını ortaya koydular. Yürekleri daima bu kavga uğruna çarptı.

Doğum Değil Ölüm Sıraları