Navigation

Kasım 2009 tarihli yazılar

Tekellerin İnsafına Terk Edilen Sağlık

Burjuvazinin sağlık ve genel olarak sosyal güvenlik alanındaki saldırıları sadece Türkiye’yle sınırlı değildir elbette. Bu saldırılar, çeşitli emperyalist kurumların da yönlendiriciliğiyle tüm dünyada organize ve eşgüdümlü bir şekilde yürütülmektedir. Devlete sağlık ve sosyal güvenlik alanlarından el çektirme ve trilyonlarca dolarlık bu alanı ilaç tekellerinin, sigorta şirketlerinin, özel “sağlık” kurumlarının dizginsiz sömürüsüne açma politikası, 1980’lerden bu yana hızlanarak ilerletilen saldırı politikalarının bir uzantısıdır. Emekçilerin primleriyle ve vergileriyle yaratılan kaynaklar, her yıl daha fazla oranda özel hastanelere ve ilaç tekellerine akıtılmakta, tekeller bunun yanı sıra vergi indirimleriyle ve başka bin bir türlü mekanizmayla desteklenip büyütülmektedir. Buna karşılık insanlığın ezici bir çoğunluğu halen en temel sağlık hizmetlerinden bile yoksun durumdadır.

40 Milyon Litre Süt Sokağa Döküldü

Eylül ayında Avrupalı çiftçiler süt fiyatlarının düşmesini gerekçe göstererek milyonlarca litre sütü tarlalara döktüler. Belçika’da üç milyon litre süt, Hollanda-Almanya sınırında ise 500 bin litre süt tarlalara döküldü. Üstelik bunlar Avrupa çapında 40 milyon litrelik süt dökme eyleminin bir parçasıydı sadece. Nitekim süt dökme eylemi Ekim ayında Belçika’da devam etti. AB’nin tarım politikalarını protesto eden çiftçiler yine binlerce litre sütü sokağa döktü.

Kürt Çocuklarına Özgürlük

2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda (TMK) yapılan bir değişiklikle 18 değil, “15 yaşın üzerindeki çocuklar hakkında açılan davalar da ağır ceza mahkemelerinde yargılanır” hükmü getirilmişti. Türk devleti o günden bu yana 3 binden fazla sayıda çocuğu bu yasa vesilesiyle çeşitli cezaevlerinde, çok ağır ve kötü koşullarda hapsetmiş bulunuyor.

Kendini Değil Kapitalizmi Öldür!

ABD’de her yıl 16-54 yaşlarındaki 6 milyon işçi psikolojik sorunlara bağlı olarak işini kaybediyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma, insanların iki dünya savaşı arasında yaşanan Büyük Buhran dönemine göre bile daha mutsuz olduklarını ortaya koyuyor. Raporda bunun sosyal dayanışma ağları gibi eskinin toplumsal alışkanlıklarının çözülmesinden kaynaklandığı belirtiliyor. Günümüzde sayısı her geçen gün daha da artan işsizler, yalnızlığın girdabına sürükleniyorlar ve yaşadıkları karamsarlığı kendi başlarına aşamıyorlar. Asıl neden yine aynı: Örgütsüzlük.

Dersim Katliamı ve Kemalizm

Sonunda Kemalist rejim tarihinin en kanlı, acımasız ve karanlık sayfalarından biri tekrar açılmış ve kravatlı monşer CHP’nin tarihi kimliği bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu. İnsanların uçurumlardan atıldığı, ya da daha acısı, kendilerinin böyle yapmayı yeğ gördüğü, mağaralarda zehirli gazlarla bombalandığı, kadın-çocuk-yaşlı tanımayan ayrımsız bir şiddetin uygulandığı, kundaktaki bebeklerin bile süngülendiği, derelerin cesetlerle dolup taştığı, kanın dereler olup aktığı, idam etmek için yaşlıların yaşlarının küçültüldüğü, çocukların yaşının büyütüldüğü, cesetlerin bile yakılarak yok edildiği, idam edilen Seyit Rıza gibi liderlerin mezar yerlerinin bile saklandığı korkunç bir katliam böylece savunuluyordu. Öymen’in konuşmasına yansıyan bu faşizan tutumu protesto eden Dersimliler, onu Hitler’e benzeten dövizlerle işin özünü mükemmel biçimde ortaya koydular.

Eli Kanlı Burjuva Devlet Bir Devrimciyi Daha Katletti!

19 Kasım günü burjuva devlet bir devrimciyi daha katletti! TKİP üyesi Alaattin Karadağ Esenyurt’un Saadetdere Mahallesinde saat 21 sularında polis tarafından sokak ortasında infaz edildi.

Tuzla’da CHP’ye Siyah Çelenk!

21 Kasımda, Tuzla Demokrasi Platformu bileşenleri, CHP’nin işçi, Alevi ve Kürt düşmanı politikalarını teşhir etmek üzere CHP Tuzla teşkilatı önünde bir protesto gerçekleştirdiler. Cumartesi günü gerçekleştirilen eyleme UİD-DER, Deri-İş, Limter-İş, DTP, ESP, EMEP, CUN-DER, ÇAL-DER, Mayısta Yaşam, KÖZ ve TUGEV katıldı.

Sınıf Temelinde Devrimci Çalışma

Küçük-burjuva devrimciliği işçi sınıfı içinde sabırlı ve planlı bir örgütsel çalışmaya gelemiyor. Dolayısıyla bu tür siyasi çevrelerin sınıf hareketini ilerletici taktikler üretebilmeleri ve sınıf temelinde devrimci bir kitle çalışması yürütebilmeleri mümkün değildir. Siyasi mücadelenin ve kitle çalışmasının genel mantığını ve tarzını son tahlilde küçük-burjuva devrimciliğinin oluşturduğu yapıların, devrimci işçi mücadelesinin gerektirdiği tipten bir parti örgütlenmesini yaratamayacağı açıktır. Bu sorunları doğru ve devrimci tarzda çözebilmek için sınıf temelli samimi bir inanca, buradan kaynaklanan bir mücadele anlayışına ve bakış açısına sahip olunması şart.

Çürüyen Kapitalizm

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra kapitalizmin kendini sorunsuz ve ebedi bir düzen olarak yansıtmaya çalıştığı “cicim ayları” bir daha geri dönmemek üzere geçmişte kaldı. Devrimciler kapitalizmin kaçınılmaz krizlerine dikkat çekip kitleleri uyarmaya çalıştıklarında, onları “dinozor” ilan ederek keyif süren bilumum dönek ve liberal kalemşor tayfasının da süngüleri düştü. Özetle, kapitalizmin hal ve gidişatı son derece kötü. Kapitalist sistemin derinleşen krizi devrimci durumlar gibi olumlu olasılıklara olduğu kadar, faşizm ve emperyalist savaşlar gibi olumsuz olasılıklara da işaret ediyor!

Avrupa’da Seçimler ve Yeni Reformist Tuzaklar

Özde eski reformizmi canlandırma peşindeki yeni siyasi oluşumların kapsamlı reformlar getirmeleri pek mümkün olmasa da, asıl mesele bu değildir. Asıl mesele kitlelerde reformist yanılsama ve umutların yeniden canlandırılarak, onların düzen karşıtı bir yönelime girmelerini engelleyici yeni tuzakların, emniyet supaplarının yaratılmakta oluşudur. Bu konuda dikkatli olmak bir zorunluluktur.

Türkiye’nin Alt-Emperyalist Açılımları

Bugün dünyayı saran kriz ve başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok bölgesine sıçrayan emperyalist savaş alevleri, kapitalist düzende kalıcı barış ve huzurun neden bir aldatmaca olduğu gerçeğini de gözler önüne sermektedir. Ama dünyaya gerçekten de barış ve huzur getirmek, ezilen uluslara özgürlük tanıyarak halkların kardeşliğini sağlamak, tüm ülke sınırlarını ortadan kaldırmak ve sınıfsız sosyalist bir medeniyete giden sürecin önünü açmak olanak dâhilindedir. Bunu da ancak işçi sınıfı ve onun devrimci iktidarı başarabilir. Bölge işçi sınıfının enternasyonalist birliğini sağlamak ise, bu hedefte önemli bir mesafe kaydetmek anlamına geliyor.

IMF-DB Zirvesinin Ardından

Kavrayış küçük-burjuva sosyalizmi temelinde şekillenince, işçi sınıfından kopuk devrimcilik de hâkim tarz haline gelmekte, iş sendikaların sosyalizm savunusu yapmamakla suçlanmasına kadar götürülebilmektedir. Oysa IMF-DB gibi emperyalist kurumları defetmenin ve neo-liberal saldırı politikalarını tavizsiz ve pervasızca uygulayan burjuva hükümete geri adım attırmanın yolu, işçi sınıfını doğru ve devrimci bir siyaset temelinde bilinçlendirmekten ve örgütlü mücadeleye sevk edebilmekten geçiyor.

Faşist “Türk Solu” Çetesi Tahrik Peşinde

Faşist “Türk Solu” çetesi geçen haftalarda Taksim’de bir eylem tertipledi. Eyleme katılanlar, kudurgan bir şovenizmle ellerinde tuttukları dövizlerle, attıkları sloganlarla darbeci zihniyetin dışındaki herkese “idam” isteğini haykırdılar. “Dağa çıkanı da, çıkaranı da, dağdan indireni de asacağız” diyerek bu sloganı derginin kapağına da taşıdılar.

“Kürt Açılımı” ve İşçiler

Bu toprakların en önemli sorunlarından birisi Kürt sorunudur ve bu soruna karşı takınılması gereken tavır sınıf mücadelesi açısından bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir. Bildiğimiz üzere son günlerin en fazla konuşulan ve tartışılan konularının başında “Kürt açılımı” geliyor. Hükümetin giriştiği bu açılım toslanılan duvarlar sonucunda şimdilik “milli birlik projesi” olarak adlandırıldı. Tabii ki bu “açılım”a düzen içinden ve çeşitli sol, sosyalist çevrelerden değişik tipte tepkiler geldi.

Honduras’ta Darbeye Karşı Direniş Sürüyor

Honduras’taki gelişmeler de gösteriyor ki, sertleşen sınıf mücadelesi ikliminde bütün gelişmeler işçi sınıfının önderlik kriziyle karakterize olmaktadır. Burjuva sol önderlikler, değil işçi sınıfının haklarını gerçekten geliştirebilmek için mücadele etmek, kendi iktidarlarını diğer burjuva güçlere karşı savunma konusunda bile acz içindedirler. Bu yüzden gelişen karşı-devrimci darbe tehditleri ve faşizm tehlikesi karşısında bu güçlerden anlamlı bir mücadele beklemek beyhudedir. İşçi sınıfı karşı-devrimci darbe tehditleri ve faşizm tehlikesine karşı sadece özgücüne ve örgütlülüğüne güvenmelidir, burjuva ve küçük-burjuva önderliklere değil.

Yüz Binlerce Alevi Kadıköy’deydi

Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde düzenlenen, sendikaların, siyasal partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin de destek verdiği “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Mitingi”, yüz binlerin katılımıyla İstanbul’da gerçekleşti.

Uludağ Üniversitesi’nde 6 Kasım Eylemleri

12 Eylül faşizminin üniversitelerdeki karanlık izi olan YÖK, kuruluş yıldönümü vesilesiyle, Uludağ Üniversitesi öğrencileri tarafından eylemlerle protesto edildi.

İstanbul’da YÖK’e Karşı Öğrenci Protestoları

İstanbul’da 6 Kasım vesilesiyle YÖK karşıtı eylemler Beyazıt Meydanında gerçekleştirildi. İlk protesto Eğitim-Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi tarafından yapıldı. Eğitim-Sen’in ardından sırasıyla Devrimci Öğrenci Birliği, çeşitli siyasi çevrelerin oluşturduğu YÖK Karşıtı Öğrenciler, Üniversite Öğrencileri, okuldan uzaklaştırılmalarını protesto amacıyla okul önünde demokrasi çadırı kuran öğrenciler ve Genç-Sen protesto eylemlerine katıldılar. Katılımın düşüklüğüne rağmen bütün grupların eylemleri coşkuyla geçti. Beyoğlu Kumpanya grubunun İstanbul Üniversitesi önünde oynadığı “Paranız Batsın” adlı tiyatro oyunu beğeni ile izlendi.

YÖK Kaldırılsın

YÖK’ün kuruluş yıldönümü olan 7 Kasımda, Ankara’da, üniversite öğrencileri ve çeşitli sendikalar bir araya gelerek YÖK’ü protesto ettiler. DİSK’e bağlı Genç-Sen’in düzenlediği ve Renta işçilerinin de destek verenler arasında yer aldığı eylemde yaklaşık 1500 kişi vardı.

Kürt Sorununda Mehter Adımları

Öncesinde, Kürt hareketiyle, onun atacağı adım konusunda bir mutabakat sağlanmış gibi gözükmesine ve hükümetin bu izlenimi açıktan reddetmeyen beyanlarına rağmen, bu adımın atılmasıyla yaşananlar, istisnasız tüm burjuva çevreler gibi AKP’yi de ürkütmüş, yalpalatmış ve sürece geçici bir ara verilmesi noktasına getirmiştir. Ne var ki, gelinen noktada, gerek uluslararası konjonktür ve basınçlar gerekse de Kürt hareketinin ulaştığı düzey ve aşağıdan bindirdiği basınç nedeniyle, Kürt sorununda burjuva devletin artık eski geleneksel politikalarla yola devam etmesi neredeyse imkânsızdır. Kürt sorununda bir yol ağzına gelinmiş durumdadır ve gerek iç gerekse de dış dinamikler nedeniyle bu süreç inişli-çıkışlı ve gelgitli de olsa ilerlemek zorundadır.

Özel Mülkiyet Ne Ezelidir Ne de Ebedi!

İnsanlığın şimdiye dek tanık olduğu tüm sınıflı-sömürülü toplumlarda, egemen sınıflar, emekçileri mevcut sömürü sisteminin ebedi ve ezeli olduğuna ikna etmek için bu tür safsataları hâkim kılmaya çalıştılar. Burjuvazi de bu konuda kendinden önceki mülk sahibi egemen sınıfların takipçisi oldu. Komünizmi karalamaya, işçileri ve yoksul köylüleri kapitalist sömürü sisteminin devamına ikna etmeye çalışan burjuvazi sıkça şu yalana da başvurmaktadır: “Komünistler özel mülkiyete karşı olduklarından evinizi, mülkünüzü elinizden alacaklar!”

Avusturya'da Öğrenci Eylemleri

22 Ekimde patlak veren ve ülkenin bütün üniversite kentlerine yayılan öğrenci protestoları bütün hızıyla devam ediyor. 29 Ekimde Avusturya Öğrenci Konseyi temsilcileri ile bir araya gelip talepleri dinleyen Bilim ve Eğitim Bakanı Johannes Hahn, görüşmeden bir gün sonra üniversiteler için 34 milyon euro ek ödenek ayrılacağını ve bu paranın öncelikle amfi ve dersliklerin bakım-onarım çalışmalarında kullanılacağını bildirdi.