Navigation

Engels Dünde Değil, Bugünde Yaşıyor!

Engels’in doğumunun 200. yıldönümü vesilesiyle sitemizde bir yazı dizisi yayımlanıyor. “Engels: Komünizmin Ölümsüz Savaşçısı” başlıklı yazı dizisiyle, Engels’in yaşamı ve mücadelesine dair tarihsel bir yolculuğa çıkıyoruz. Bizler de genç işçi ve öğrenciler olarak bir araya geldik ve bu yazı dizisi üzerine sohbet ettik. Sohbetimizden bazı kesitleri sizlerle de paylaşmak istedik.

Engels’in yaşamını daha yakından tanıyınca, mücadelemizin haklılığına duyduğumuz inancımız pekişti, gururlandık. Terzi Lessner’in Marx’ı tanıyınca söylediği gibi “işçi sınıfının böylesi önderleri olduktan sonra sırtı asla yere gelmeyecektir”. Evet, bizlerin Marx’ları, Engels’leri, Lenin’leri, Çağlı’ları olduktan sonra sırtımız asla yere gelmeyecek. Yeter ki onların inşa ettiği yolda durmaksızın ilerlemeye devam edelim.

Aslında Engels’in gördükleriyle bizlerin yaşadıkları arasında pek bir fark yok. Hayatımız tepeden tırnağa haksızlıklarla ve çelişkilerle dolu. 200 yıl önce olduğu gibi, kapitalizm bizi en kötü şartlarda yaşamaya mahkûm ediyor. Asıl mesele bunca haksızlık karşısında nasıl bir tutum sergilediğimiz. Engels’in haksızlıklar karşısında hareketsiz duramayan coşkulu bir yüreği vardı. Kapitalist sistemin akıldışı çelişkileri karşısında sınırsız bir öfkeydi taşıdığı. Hem de öyle yanardağ kükremesi gibi anlık ve geçici bir öfke değil. Onun öfkesi yerin altındaki magma misali durmaksızın kaynayan bir alev topuna benziyordu. İşte bu öfke onu harekete geçirdi. Hakikati daima hayatın içinde aradı. Düzenin yarattığı çelişkiler karşısında yapabileceklerini sonuna kadar yaptı. Nihayetinde yoldaşı Marx ile birlikte, işçi sınıfını kurtuluşa erdirecek bilimsel yolu inşa etti.

Onlar işçi sınıfına bakınca sefalet içinde acı çeken yığınları değil; kapitalizmi alaşağı edecek iradeyi ve gücü gördü. Umudu ve bilimsel inancı kuşanıp işe giriştiler. Tıkandıkları yerde yeniden ve yeniden başlama cüretini asla yitirmediler. Marksizmin yöntemini an be an kendi yaşamlarına uygulayarak var ettiler. Dertleri işçi sınıfına layık olabilmekti. Bunu başka türlüsü mümkün olamayacak şekilde başardılar. Hedefleri dünya işçilerinin birliğiydi. Tüm yaşamları boyunca bir an olsun bu hedeften şaşmadılar. Hayat onlar için örgütlü mücadele demekti. Lenin’in de belirttiği üzere “yüce duyguların yerine işçilerin somut gerçek mücadelesini koyarak yola çıktılar”. Ömürlerini mücadeleye adadılar ve bu uğurda ölümsüzleştiler.

Marx, bir Romalı yazarın “insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değil” sözünü tekrarlardı. Bu söz Engels için de fazlasıyla doğrudur. Onlar mücadeleye olduğu gibi hayata, insana ve doğaya aşk ile bağlıydı. Hayatın bütün pınarlarından içen Engels, ömrünün sonuna dek araştırmaya ve üretmeye devam etti. 70 yaşında yeni bir dil öğrenmek için kolları sıvaması, onun yaşamla kurduğu bağın ne kadar canlı olduğunu gösteriyor.

Engels’in yaşamı biz mücadeleci gençler için bir rehberdir. O bir kutup yıldızı olarak daima yüreklerimizde ve zihinlerimizde ışıldamaya devam edecektir. Bizim için Engels geçmişte değil bugünde yaşıyor. Bizlerin şimdi şu anda mücadelemizi ilerletmek hedefiyle gösterdiğimiz çabada, onun ruhu yeniden can buluyor. Ne mutlu bize ki onun ruhunu her daim diri tutan bir geleneğin parçasıyız. Geleneğimiz bize yolu gösterdi. Bize düşen Marksist Tutum’un genç yüreklerine yaraşır şekilde, bu yolda cesaretle yürümektir.