Navigation

Elif Çağlı ve Marx’ın Kapital’ini Okumak

Bilimsel bilgi üretimi için hep söylenir: Yeni teorinin oluşabilmesi, öncelikle o güne kadar gelen, eldeki hazır zihinsel birikim üzerinde yükselebilmesine bağlıdır. Ya da o güne uzanan hazır zihinsel birikime bağlanabilmesiyle olanaklıdır. Böylece eski birikim üzerinde yükselen yeni, kökleri maddi olguların derinliklerinde yatanı yakaladığı, olgulara konsantre olduğu sürece, üzerinden bağlanarak yükseldiği birikimden kopuşunu yaşayarak ilerler.

Marksist Tutum’da Elif Çağlı, “Marx’ın Kapitalini Okumak” adlı yazı dizisini on altı bölümdür sürdürüyor. Bunda ısrarın haklı sebeplerini, kendi yaşantım içinde yılların süzgecinden damıtarak test etmiş bir işçi olarak, öncelikle şu tespiti yapmalıyım: Tutum alınmış, mühür vurulmuştur. Yani gelenek devam ediyor. Geleneğe bu bağlanma, Çağlı ve onu takip edenleri kapitalizme karşı mücadelede ödün vermez bir hatta tutarken, sınıf mücadelesinde ısrarda da önünü açıyor. Pusulasını kaybetmiş onca şaşkın ve bezgin “teorisyeni” ve takipçilerini görünce, bu emek verilmiş ısrarcı çabanın ne denli önemli olduğu anlaşılır. Hele ortalıkta dolaşan ve işçi sınıfı adına konuştuğunu söyleyen akademik Marksistleri ve onların ürettiklerini görünce, Çağlı’nın bu çabasının biz işçiler için ne denli önemli olduğu ortaya çıkar. Çağlı bizlere anti-kapitalist mücadelenin tatil edilmemesi gerektiğinin altını çizerek yeniden rehberlik ediyor. Bu tutum almaktır. Bu bir mühürdür.

Neden?

Biz işçiyiz. Yani ücretli köleler. Kapital’in yazılışından yıllar sonra hâlâ güncelliğini koruması, kendinden önce o güne uzanan bilimsel bilgi birikimi üzerinden yükselip, maddi olgularla karşılaştırmasından kaynaklanır. Kapital hâlâ günceldir. Kapitalizm de hâlâ içinde yaşadığımız, insanlığı yıkıma götüren bir sistemdir. Kapital’de anlatılan kapitalizmin çok eskilerde kaldığını iddia eden çeşitli soyut tahlil ve söylemlere rağmen, kapitalist üretim hâlâ kendi yasalarıyla devam ediyor. Sermaye, işçi sınıfının gasp edilen emeğidir. Bugün uluslararası kapitalizm, kâr için muazzam bir üretim gerçekleştiriyor. Bu arada kendi krizlerini de üretiyor... Bu kaçınılmaz. Zira emeğimiz sömürülüyor. Özel mülkiyet üzerinde yükselen kapitalist sistemde biz işçilere ancak zar zor geçinebilecek bir pay kalıyor. Neticede bizim işgücümüz de bir metadır ve bir fiyatı vardır. O da pazara çıktığında ücret elbisesini giyiyor. Bunu da etkileyen pazarın kurallarıdır. Kendi değerinin üzerinde veya altında olabilir. Bu da bizleri işçi mücadeleleri alanına götürür. İşçi sınıfının örgütlü olduğu işkollarında patronların işçi sınıfına ödediği ücret, işçi sınıfının mücadeleyle elde ettiği kazanımlarından dolayı yüksektir. Örgütsüz ve mücadelenin düşük olduğu durumlarda ise işçileri hayatta tutmaya yetecek sınıra çekilmiş bir sefalet ücretidir.

Kapitalizm emek sömürüsüdür. Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Her sınıf kendi çıkarları üzerinden yürüyor. Bu anlamda, kendi sınıf çıkarlarını düşünen patronlar, işçileri sefalet ücretlerine, işsizliğe, kötü yaşam koşullarına, sağlıkta eşitsiz bir erişim durumuna mahkûm ediyor. (Sağlıkta eşit erişim sadece hastane sayıları, bu hastanelere kolay ve ayrımsız ulaşma, önceden bilinmeyen veya doğabilecek salgın hastalıklara karşı önleyici araştırma ve bütçelerin ayrılması değildir. Aynı zamanda ve daha önemlisi, vücut direncinin arttırılması için dengeli ve sağlıklı beslenebilmektir. Sefalet ücretlerine mahkûm edilen işçi sınıfının bütün bunlara ulaşabilmesi ancak ve ancak mücadeleyle mümkün olabilir.) Kısaca kapitalizm budur ve Kapital’de anlatılan doğrudan bizim hikâyemizdir.

Mücadelelerinin merkezine kapitalizme karşı duruşu koymayanlar, çeşitli “yeni teori”lerle bu mücadeleden vazgeçenler, eninde sonunda patronların dümen suyuna giriyorlar. Bu, yaşamın biz işçilere defalarca ispatladığı bir gerçektir. Kapitalizme karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu ne ertelenebilir ne de “yeni teori”lerle gölgelenebilir bir olgudur. Elif Çağlı’nın bu çalışması bizlere, “sınıf mücadelesinde temel kaynaklara dönün, onlar yirmi birinci yüzyılda da işçi mücadelelerine ışık tutuyor” diyor.

Elif Çağlı, 2008 yılında “Kapitalizmin Hal ve Gidişatı” adlı yazısında biz işçilere şöyle sesleniyordu: “Kapitalist sistemin derinleşen krizi devrimci durumlar gibi olumlu olasılıklara olduğu kadar, faşizm ve emperyalist savaşlar gibi olumsuz olasılıklara da işaret ediyor.” Bugün maalesef örgütlü bir seferberlikle olumlu olanı elde etmiş değiliz şimdilik. Bu bize, daha çok mücadele etmemiz, tarihsel görevi tamamlamamızı emrediyor. Lakin tersinden olumsuz örnekler dünyamızı kasıp kavuruyor; faşizm ve emperyalist savaşlar.

Bu konuda başka bir örnek: “Uzun süredir, neredeyse tüm yazılarımızda kapitalizmin içinden çıkamadığı sistem krizine, büyüyen işsizlik, derinleşen yoksulluk ve siyasal istikrarsızlık koşullarına dikkat çekiyoruz. Bu koşullar dünya genelinde burjuvaziyi işçi-emekçi kitleler üzerindeki baskıları arttırmaya ve nüfuz bölgelerinin yeniden paylaşımı için kanlı emperyalist savaşları yaygınlaştırmaya sevk ediyor. İçinden geçtiğimiz tarihsel dönemin bu özellikleri, dünya işçi sınıfının önüne, burjuvazinin saldırganlığına karşı mücadeleyi alabildiğine yükseltme ve kapitalist düzene bir an önce son verme görevini koymuş bulunuyor.” (Elif Çağlı, Doğrular ve Yanlışlar, Mayıs 2015)

Kapitalizme karşı mücadeleyi “yeni” teorilerle tatil edenlere bir diğer yanıt da Elif Çağlı’nın “Büyüyen İşçi Sınıfı” adlı çalışmasıdır. İşçi sınıfının, üretim süreçlerinin geldiği noktada giderek yok olduğunu söyleyenlere, işçi sınıfına veda edenlere bir yanıttır.

Tüm bu çalışmalar, sağlıklı analizler üzerinde yükselebildiği için kıymetlidir. Biz işçiler için ön açıcı, yol göstericidir.

Elif Çağlı, “Kolonyalizmden Emperyalizme” adlı çalışmasında ise mücadeleci işçilere emperyalizme karşı mücadelenin anti-kapitalist mücadeleden ayrılmaması gerektiğini belirtir. Kapitalizmden azade soyut bir emperyalizme karşı mücadele yürüttükleri iddiasında olanların, emperyalizmi kapitalizm üzerinden değil de, sömürgecilikle özleştirerek ulusal bağımsızlık hattına nasıl koştuklarını, işçi sınıfı temelli bir mücadeleden nasıl uzaklaştıklarını gösterir biz işçilere.

Yıllar önce ne denmişti: “Dünya çapında büyük bir toplumsal bunalım mayalanıyor. Genel bunalımın işaretlerini hemen her alanda görmek mümkün. Zenginlik giderek daha az sayıda elde yoğunlaşırken diğer kutupta sefaletin safları görülmemiş ölçüde kalabalıklaşıyor. Bir yanda refah diğer yanda mahrumiyet artıyor. İşçi sınıfı ve diğer emekçi sınıflar üzerindeki ekonomik, sosyal ve siyasal baskı şiddetleniyor. İşsizlik artıyor, çalışma koşulları ağırlaşıyor, geleceğe yönelik güvensizlik hissi kahredici biçimde büyüyor. İşçi sınıfının uzun mücadeleler ve ağır bedeller sonucu elde ederek insanlığa mal ettiği ekonomik, sosyal ve demokratik kazanımlar yavaş yavaş ortadan kaldırılıyor.”

“Bu tablonun temel bir bileşeni olarak, yaklaşık çeyrek yüzyıldır dünya kapitalist sınıfı hücumda ve dünya işçi sınıfı ile sosyalist hareket de ricat halinde. Kısmi ya da geçici çıkışlar bir yana bırakılırsa genel tablo budur. Uzun süredir mayalanmakta olan bunalım, yüzyıl önce ortaya konmuş ikilemi daha yüksek bir düzeyde yeniden gündeme getiriyor: ya sosyalizm ya barbarlık! Sistemin genel bunalımı tüm insanlığı bu tarihsel kavşağa bir kez daha getirmiş durumda.” (Çıkarken, Marksist Tutum dergisi, Mayıs 2005)

Bugün kapitalizm çok büyük bir kriz içinde. Kapitalizmin yapısal krizine bir de Covid-19 krizi eklenmiştir. Neden? Çünkü kapitalizm, bir avuç kapitalistin ve onların şirketlerinin kârları üzerinden yükselir. Önleyici sağlık hizmeti kâr getirmediği için, kapitalizm bu alana yönelmez. Halkın sağlığı ve gelecekte bir salgını önleyebilmek de değildir dürtü. Kapitalistleri harekete geçiren şey kâr hırsıdır. Bu, insanlık için en büyük tehlikedir. Bunun en somut örneği dünya devi ABD’de yaşanan süreçtir. Bir düşünelim; en büyük şirketlerin, bankaların merkezi olan ABD salgına karşı mücadelede aciz kaldı. Sağlık sistemi çöktü. Covid-19 virüsünü yavaşlatıp durdurabilme, etkisini sınırlama gibi konularda hiçbir hazırlığı olmadığı görüldü. Bunu birçok örnekle de çoğaltabiliriz. ABD’de bugün başta New York olmak üzere birçok kentte ortaya çıkan durum tüm insanlığın gözleri önündedir. Alınmayan önlemler, yetersiz tıbbi malzemeler ve tedavi. Bir düşünelim, ülkemizde de en basit bir maske dağıtımı bile ciddi bir kriz durumundadır.

Bu krizlerden çıkış olacaksa nasıl olacak? Daha şimdiden çeşitli senaryolar devreye sokulmaya, beyin jimnastiklerine başlandı bile. Kara ütopya senaryolarından tutun da burjuvazinin artık akıllanıp daha akılcı bir kapitalizme geçeceğine kadar türlü düşünceler havada uçuşuyor. Ama bunların hiçbiri kapitalizm gerçekliğini ve sınıf mücadelesi gibi belirleyici bir faktörü hesaba katmıyor. Şunu asla unutmayalım: kapitalizm insanlık için en büyük tehlike ve tehdittir. Mührü işçi sınıfının mücadeleci geleneğine bağlanarak vuralım. Kapitalizmi yeryüzünden yok edelim.

Kahrolsun Kapitalizm!

Ya Sosyalizm Ya Barbarlık!