Navigation

Telekom Grevi Vesilesiyle Medyanın Rolü

Kapitalist toplumda medya aygıtının gerçek işlevi, 16 Ekimde başlayan Türk Telekom grevi vesilesiyle bir kez daha açığa çıktı. Yazılı ve görsel burjuva basın ya doğrudan ya da örtük bir biçimimde işçi sınıfının mücadele yöntemi olan grevi hedef tahtasına oturttu. Toplumun ilgisini grev konusuna çekerek sınıf mücadelesi gerçeğini kitlelere hatırlatabilecek bir kapasiteye sahip olduğu için Türk Telekom grevine burjuva medya öylesine kızmış bulunuyor ki, daha ilk günden başlayarak grevi karalamaya, işçileri de vatan hainliğiyle suçlamaya başladı. Medyanın grevi karalama kampanyası bakan ve patronların da katılmasıyla sürüyor. Daha ilk gün “grev değil hainlik” manşeti atan ve böylece işçi düşmanlığını manşete taşıyan Güneş gazetesi, şöyle devam ediyordu: “Aslında sadece grev bile güvenlik ve ekonominin altına konulan bir bomba etkisi yapacakken, bir de fiber kabloların kesilmesi «hainlik» olarak değerlendirildi.”

Grevi ve kabloların kesilmesini kim vatan hainliği olarak değerlendirmiş? Bu belli değil. Ama gazete “değerlendirildi” diyerek işçilere yönelttiği suçlamayı genel ve resmi bir havaya büründürüyor. Tabii bu arada kabloları işçilerin kestiğini, dolayısıyla da vatan haini olanın işçiler olduğunu da açıkça söylemiş oluyor. Burjuvazinin bu çığırtkan gazetesi sınıfsal düşmanlığını en açık şekilde ortaya koymakla kalmıyor, haberi daha da çarpıcı kılabilmek için grevi “bomba” ile özdeşleştirerek kitlelerin akıllarına başka şeyler de düşürmeye çalışıyor. Şunu unutmamak gerek, bir haberin nasıl verildiği kadar hangi konjonktürde ve neleri çağrıştıracak şekilde verildiği de çok önemlidir. Dünya burjuvazisinin, çıkarlarına ters düşen her olayı ve örgütlenmeyi “terörizm” olarak yaftaladığı, Türkiye’de ise Kuzey Irak için savaş borularının öttürüldüğü bir ortamda, eğer grev “bomba” ile özdeşleştiriliyorsa, çok açık ki amaç topluma grevcileri “terörist” olarak göstermektir. Nitekim Güneş gazetesi bunu yapmakla kalmıyor, işin içine bir de en popüler suçlamayı, “vatan hainliği”ni de katarak mesajını daha da pekiştiriyor.

Diğer gazeteler Güneş kadar açık olmayı tercih etmeseler de, onların da manşetlerine ve haber yazılarına egemen olan şey, grevin kötü olduğu, işçilerin sabotajcı, ülkeyi ve kurumlarını düşünmeyen insanlar olduklarıydı. Haber-İş sendikasının ve işçilerin açıklamaları satır aralarına sıkıştırılırken, bütün gazetelerde ağız birliği etmişlercesine şu manşetlerin atılmasının amacı besbelli ki toplumu greve düşman kılmaktı:

Yeni Şafak: “Sabotaj kilitledi.” Bugün: “Greve sabotaj gölgesi.” Referans: “Telekom grevine sabotaj eklendi, iletişim koptu.” Akşam: “Grev ve sabotaj hayatı felç etti.” Hürriyet: “Telekom grevine sabotaj karıştı.” Posta: “Sabotaj felç etti.” Star: “Telekom grevinde sabotaj skandalı.” Vatan: “Greve sabotaj karıştı.” Zaman: “Telekom’un kabloları kesildi, şüpheler sendikanın üzerinde.” Radikal: “Grev sabotajla başladı.”

Tüm bu gazete manşetlerinde, daha okuyucu gazeteyi eline alır almaz ona verilen mesaj şudur: İşçiler sabotaj yaptılar ve suç işlediler! Dikkat edileceği üzere, sözü edilen gazeteler Türkiye’nin en çok okunan gazeteleridir. Yani tüm toplum bu burjuva gazeteler ve onlara paralel yayınlar yapan televizyonlar tarafından kuşatılmış bulunuyor. Medya aygıtlarını tekeline alan burjuvazi, toplumu kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmekte ve ne yazık ki çoğu durumda bunu başarmaktadır da. Asker ölümleriyle başlatılan şovenist kampanyanın başını medyanın çekmesi ve oldukça da etkili olması bunun delilidir. Çok açık ki, burjuvazinin ve gazete köşelerine kurulmuş yazar-çizer takımının basın özgürlüğünden, basınının tarafsızlığından söz etmesi ikiyüzlülük ve sahtekârlıktır. Burjuva toplumda basınının tarafsızlığı retoriği, işçilere söylenen yalanların üzerini örten alımlı bir örtüden başka bir şey değildir.

Belirtmek gerekiyor ki, burjuva medyanın bu denli etkili olabilmesinin başlıca nedeni işçi sınıfının örgütsüz ve dağınık olmasıdır. Eğer işçi sınıfı örgütlü olsaydı ve başında ona yol gösteren devrimci bir öncüsü bulunsaydı burjuva medya elbette bu denli etkili olamazdı. Dolayısıyla işçi-emekçi kitleleri burjuvazinin etkisinden kurtarmanın yolu örgütlenmekten ve mücadele etmekten geçiyor. Ve elbette biz öncü ve bilinçli işçilere bu noktada büyük görevler düşüyor. Biz sınıf bilinçli işçiler, işyerlerimize, mahallelerimize ve bulunduğumuz her ortama işçi sınıfının devrimci dünya görüşünü taşıyarak burjuvazinin yalanlarına karşı sınıfımızın doğrularını koyarsak, işçi sınıfının büyük örgütlüğüne giden yolu bir adım daha kısaltmış oluruz. Görevimiz budur!