Kapitalizm yarattığı yıkım tablosuyla, işçi sınıfını istisnasız bütün ülkelerde uçuruma sürüklüyor. Artık hiçbir emekçi “bana bir şey olmaz” rahatlığında yaşama lüksüne sahip değil. İşçi sınıfının büyük bedeller ödeyerek elde ettiği haklar ve güvenceler sermaye tarafından bir bir yok ediliyor. Kapitalizm işçi sınıfının genç kuşaklarını korkunç bir geleceksizlikle karşı karşıya bırakıyor. Fakat işçiler, emekçiler, egemenlerin kendilerine biçtiği kadere razı olup boyun eğmiyorlar. Kapitalizm emekçileri sürüklediği cehenneme her gün yeni odunlar atarken, emperyalist savaş alevleri yüz milyonlarca emekçiyi doğrudan içine alırken, işçilerin, emekçilerin, gençlerin sesi çok daha gür bir şekilde yankılanıyor meydanlarda. Bu 1 Mayıs’ta da dünya meydanlarına bu çığlık hâkim oldu. Asgari yaşam maliyetinin altına düşen ücretler, artan işsizlik, yoksulluk, konut sorunu, kamusal eğitim ve sağlık hakkına yönelik kesintisiz saldırılar işçi sınıfının tepkisinin odağında yer aldı. Bununla birlikte, 1 Mayıs mitinglerine çok daha politikleşmiş bir havanın hâkim olduğu görüldü. ABD ve İsrail’in emperyalist saldırganlığını, yükselen militarizmi, faşizmi, milyarderlerin çıkarları için işçi sınıfını sefalete ve yıkıma sürükleyen kapitalist sistemi hedef alan sloganlar, pankartlar, dövizler dünya meydanlarına damgasını vurdu.
En kitlesel eylemlerse, milyonlarca emekçinin “No Kings” eylemlerinde Trump’a ve faşist politikalarına ateş püskürdüğü ABD’de gerçekleşti. 1 Mayıs, doğduğu bu topraklarda, uzun yıllardır kitlesel bir şekilde kutlanmıyordu, fakat son yıllarda bu durumun değiştiği görülüyor. Kapitalizmin yarattığı sorunlar ağırlaştıkça Amerikan işçi sınıfı da tepkisini çok daha yüksek sesle ve kitlesel bir şekilde gösteriyor. Bu yıl “Milyarderler Değil İşçiler” sloganı altında ve “İş Yok, Okul Yok, Alışveriş Yok” şiarıyla düzenlenen 1 Mayıs eylemlerine, ülke çapındaki 3 binden fazla noktada, her sektörden yüz binlerce işçi katıldı. Mitinglerde, yürüyüşlerde, sermayenin çıkarlarını önceleyen işçi düşmanı politikaları, emperyalist savaş ve ICE başta olmak üzere Trump’ın faşist politikaları hedef alındı. Öğrencilerin okul boykotuyla güçlendirdikleri eylemlerde, “çocuklarımız şirketlerin çıkarlarından önce gelir” diyen öğretmenler de kitlesel katılımlarıyla dikkat çektiler.
Hüküm süren faşizmin baskı ve yasaklarına rağmen Türkiye’de de, işçiler, emekçiler, 1 Mayıs’ı yurdun dört bir köşesinde on binler halinde alanlara akarak kutladılar. Sermaye düzeninin dünya çapında artan saldırılarının doğurduğu sorunlara karşı, işçi sınıfının talep ve tepkileri kent caddeleri ve meydanlarında yankılandı. İşçiler her geçen gün ağırlaşan çalışma ve yaşam koşullarına karşı ekonomik ve sosyal taleplerini dile getirmekle kalmayıp, Ortadoğu’da yeniden alevlendirilen savaşa karşı öfkelerini de, ülkedeki faşist baskı rejimine karşı isyanını da haykırdılar.
İşçiler, emekçiler bu yıl da faşist baskı ve yasakların yanı sıra bölünmüşlüğün ve sendikal bürokrasinin ihanetinin getirdiği dezavantajların güç kırıcı etkileri altında 1 Mayıs’a geldiler. Daha 1 Mayıs’a gelmeden birçok kentte gece baskınları ve gözaltılarla devlet terörü estirilerek göz korkutulmaya, 1 Mayıs bir asayiş, bir terör olayıymış gibi hava yaratılmaya çalışıldı. Türkiye’de 1 Mayıs’ın sembol meydanı haline gelmiş olan Taksim Meydanı bir kez daha yasaklanarak İstanbul’da bölünmüş bir 1 Mayıs için zemin yaratıldı. 1 Mayıs günü de kutlamaları Taksim’de yapmak isteyen çevrelere devlet terörü uygulandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı, İstanbul gibi bir mega kentin birçok önemli bölgesinde hayat felç edildi.
Bilindiği gibi bu yıl 1 Mayıs, Türkiye’de, 50 yıl boyunca yasak olan ve ilk kez kitlesel bir şekilde kutlanan 1976 1 Mayısının 50. yıldönümü olması nedeniyle özel bir anlam taşıyordu. Tüm kentlerde kitlesel ve birleşik eylemlerin gerçekleştirilmesi bu bakımdan daha da önemliydi. Fakat faşist rejimin aparatları haline gelen Türk-İş, Hak-İş ve Memur-Sen tepe yönetimleri geçen yıllara benzer bir şekilde aldıkları kararla bunu baştan baltaladılar. Bu en büyük üç işçi konfederasyonu, Edirne, Bursa ve Çorum’da sözde merkezi mitingler şeklinde kutlayacaklarını ilan ettiler. Böylece konfederasyonlar düzeyinde üç ayrı 1 Mayıs iradesi ortaya çıkmış oldu. Bu konfederasyonların yönetici bürokrasileri rejimin işçi sınıfı üzerindeki ablukasını ete kemiğe büründüren varlıklarıyla, sınıfa ihanet rollerini bu şekilde oynadılar.
Tüm bu olumsuz etmenlere ve İstanbul ve İzmir’de olduğu üzere en önemli merkezlerde yağış ve soğuğa rağmen işçiler meydanları boş bırakmadı. Olumsuzluklar nedeniyle katılım ve canlılık açısından çoğu durumda düşen beklentilerin aksine ülke çapında kitlesel ve canlı mitingler, yürüyüşler yapıldı. 1 Mayıs ruhunun canlılığı zor şartlara rağmen kendini ortaya koydu. İşçi sınıfı sermayenin ve faşist rejimin ağır saldırılarının yarattığı yoksullaşma, derinleşen eşitsizlik, adaletsizlik, hukuksuzluk, çok yönlü çürüme gibi sorunlar karşısında mücadeleye eğilimli olduğunu gösterdi.
Sınıfın bağrında biriken hoşnutsuzluk mücadeleci eğilimleri beslemekte ve bu durum sendikalar tarafından da rejim tarafından da görülmektedir. 1 Mayıs’a öngelen süreçte ülkenin birçok yerinde bilfiil işçi mücadelelerinin yaşanıyor olması, son ve çarpıcı örnek olarak Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’ya uzanan eylemlerinin tüm medya karartmasına rağmen ülke genelinde büyük bir sempati ve öfke doğurması, bunu gören rejimin hızla geri adım atması… Tüm bunlar tabanda moleküler düzeyde biriken öfkeyi gösteriyor. Nitekim Türk-İş bürokrasisinin bölücü 1 Mayıs mitingi kararına rağmen bazı Türk-İş sendikalarının buna uymayacaklarını ilan ederek yerelde ya da İstanbul gibi büyük merkezlerde başka sendikalar ve örgütlerle birlikte 1 Mayıs’a katılmaları da bunun bir ifadesidir. İstanbul’da DİSK, KESK, TMMOB ve TTB öncülüğünde düzenlenen Kadıköy mitingine de Türk-İş’ten Tümtis, TGS, Harb-İş, Teksif, Sağlık-İş gibi sendikalar katıldılar. Bu arada direnişlerinden zaferle çıkan Doruk Madencilik işçileri de Ankara’da hayatlarında ilk kez bir 1 Mayıs mitingine katıldılar.
Meydanlara yansıyan tepki, sorunların ağırlığı ve sınıfın potansiyel gücüne nispetle mümkün olanın çok daha azını ifade ediyor olsa da, çok yönlü faşist baskılara, bölünmüşlüğe ve sendikal bürokrasinin ihanetine rağmen, işçi sınıfı tepkisiz kalmayacağını ve mücadeleye eğilimli olduğunu göstermiştir. Önümüzdeki dönemde sermayenin ve rejimin saldırılarına karşı, mücadeleci çizginin güçlendirilmesi için var gücümüzle çalışmak somut bir hedef olarak önümüzde duruyor.
link: 1 Mayıs 2026: Mücadeleye Devam!, 3 Mayıs 2026, https://marksist.net/node/8761



