Bölüm 36: Kapitalist İlişkilerin Öncesi
Marx bu önemli bölümün başında, faiz getiren sermayenin tarihsel geçmişine işaret eder: “Faiz getiren sermaye, ya da eski çağlara özgü biçimi için kullanabileceğimiz adıyla tefeci sermayesi, ikiz biraderi tüccar sermayesiyle birlikte, sermayenin, kapitalist üretim tarzından çok önce ortaya çıkmış olan ve en farklı iktisadi toplumsal oluşumlarda bulunan Nuh Nebi’den kalma biçimleri arasında yer alır.”
Tefeci sermayesinin varlığı, ürünlerin en azından bir kısmının metalara dönüşmüş olmasını ve paranın, meta ticaretiyle eş zamanlı olarak farklı işlevleriyle gelişmiş olmasını gerektirir. “Tefeci sermayesinin gelişmesi, tüccar sermayesinin ve özellikle de para ticareti sermayesinin gelişmesiyle el ele gider. Eski Roma’da, imalatçılığın Eski Çağ’daki ortalama gelişme düzeyinin çok altında bulunduğu Cumhuriyetin son zamanlarından itibaren, tüccar sermayesi, para ticareti sermayesi ve tefeci sermayesi (antik biçimleri içinde) en yüksek noktaya kadar gelişmişti.”
Para varsa gömüleyici de olacaktır ama profesyonel gömüleyici ancak tefeciye dönüşmesiyle birlikte önem kazanır. “Tüccar, parayla kâr elde etmek, onu sermaye olarak kullanmak, yani harcamak için para ödünç alır. Dolayısıyla, para ödünç veren kişi ile modern kapitalist arasındaki ilişkinin aynısı, eski biçimlerde de onunla tüccar arasında kurulur.”
Marx’ın kapitalist ilişkilerin öncesine dair son derece önemli açıklamalarını atlamadan okuyalım. “Köle ekonomisinin (ataerkil olanı değil, geç Yunan ve Roma zamanlarındaki) zenginleşme aracı olduğu, yani paranın, köle, toprak vb. satın alma yoluyla başkalarının emeğine el koymanın aracı olduğu tüm biçimlerde, para, tam da bu şekilde yatırılabildiği için, sermaye olarak değerlendirilebilir, faiz getirir hale gelir.”
“Ne var ki, kapitalist üretim tarzının öncesindeki zamanlarda, tefeci sermayesi iki farklı karakteristik biçimde var olur. … Bu iki biçim şunlardır: birincisi, savurgan kodamanlara, asıl olarak toprak sahiplerine borç vererek yapılan tefecilik; ikincisi, kendi çalışmalarının koşullarına sahip olan küçük üreticilere borç vererek yapılan tefecilik; söz konusu küçük üreticiler, zanaatçıyı, ama her şeyden önce köylüyü içerir, çünkü genel olarak kapitalist koşulları önceleyen koşullar altında, bunların küçük bağımsız bireysel üreticilerin varlığına izin vermesi ölçüsünde, köylü sınıfı, küçük bağımsız bireysel üreticilerin büyük çoğunluğunu oluşturmak zorundadır.”
“Hem zengin toprak sahiplerinin tefecilik yoluyla yıkıma uğratılması hem de küçük üreticilerin yoksullaştırılması büyük para-sermayelerin oluşumuna ve yoğunlaşmasına yol açar. Ama bu sürecin eski üretim tarzını hangi ölçüde ortadan kaldıracağı (modern Avrupa’da gerçekleşen şey buydu) ve onun yerine kapitalist üretim tarzını koyup koymayacağı, tümüyle, tarihsel gelişme düzeyine ve ona dayalı olan koşullara bağlıdır.”
“Faiz getiren sermayenin karakteristik biçimi olarak tefeci sermayesi, küçük üretimin, kendi başlarına çalışan köylülerin ve küçük zanaat ustalarının baskınlığına karşılık gelir. Gelişmiş kapitalist üretim tarzında söz konusu olduğu üzere, çalışmanın koşulları ve emeğin ürünü, emekçinin karşısına sermaye şeklinde çıktığında, emekçi, bir üretici olarak borçlanabilir olmaktan uzaklaşır. Borçlanması, yalnızca, kişisel zorunluluk yüzünden rehinci dükkânından borç alma örneğinde olduğu gibi gerçekleşir.” Buna karşılık, emekçi, çalışmasının koşullarının ve ürününün gerçek ya da kâğıt üzerindeki sahibi olduğunda, borç para veren tefecinin sermayesiyle ilişkisinde bir üretici olarak boy gösterir. “Bankerin zenginlere borç vermesiyle, tefecinin yoksullara borç vermesi tamamen farklı durumlara işaret eder.” Marx, burada iki üretim tarzı ve onlara karşılık gelen farklı toplumsal düzenlerin söz konusu olduğunu ve aradaki farkın yoksul-zengin karşıtlığıyla açıklanamayacağını belirtir. “Yoksul küçük üreticiyi sömüren tefecilik, zengin büyük toprak sahibini sömüren tefecilikle el ele gider. Romalı patrisyenlerin tefeciliği Romalı plebleri, yani küçük köylüleri tümüyle yıkıma sürükler sürüklemez, sömürünün bu biçimi sona ermiş ve küçük köylü ekonomisinin yerini saf köle ekonomisi almıştı.”
“Tefeci, faiz biçimi altında, üreticinin en zorunlu geçim araçlarını (gelecekteki işçi ücreti tutarını) aşan her tür fazlalığı yutabilir (bu sonuncusu gelecekte kâr ve toprak rantı olarak görünür).” Marx, bu nedenle, devlete düşen kısım dışındaki tüm artı-emeğe el koyan bu faizin yüksekliği ile modern faiz oranının yüksekliğini karşılaştırmanın fazlasıyla saçma olduğunu vurgular. “Bu karşılaştırma yapılırken, ücretli emekçinin, onu kullanan kapitalist için, kârı, faizi ve toprak rantını, kısacası tüm artık değeri ürettiği ve bunu ona verdiği unutulur.” Örneğin Carey adlı iktisatçı, “bu saçma karşılaştırmayı, sermayenin gelişmesinin ve faiz oranındaki buna eşlik eden düşmenin işçi için ne kadar yararlı olduğunu göstermek için yapar. Ayrıca, kurbanının artık emeğini ondan zorla almakla yetinmeyen tefecinin, adım adım, onun çalışmasının koşulları, yani toprağı, evi vb. üzerindeki mülkiyet senetlerini ele geçirmesi ve hiç durmadan bu şekilde onu mülksüzleştirmekle meşgul olması söz konusu olduğunda da, emekçinin kendi çalışmasının koşullarından bu şekilde tümüyle yoksun bırakılmasının, kapitalist üretim tarzının ulaşmaya çalıştığı bir sonuç değil, onun yola çıkarken hazır bulduğu ön şart olduğu unutulur.”
“Gerçek köle gibi ücretli köle de, en azından üretici olma niteliğiyle, konumu gereği, borç kölesi olamaz; sadece ve olsa olsa, tüketici olma özelliğiyle, borç kölesi olabilir.” Tefeci sermayesi, dolaysız (doğrudan) üreticinin tüm artı-emeğini ele geçiren fakat bu üretici emeği doğrudan doğruya kendisine bağımlı kılmayan ve bu nedenle onun karşısına sanayi sermayesi olarak çıkmayan bir niteliğe sahiptir. “Tefeci sermayesi, söz konusu üretim tarzını sefilleştirir, üretici güçleri geliştirmek yerine onları felce uğratır ve emeğin toplumsal üretkenliğinin, kapitalist üretimdeki gibi emeğin kendisinin sırtından geliştirilmesini içermeyen bu acınası koşulları ölümsüzleştirir.”
“Tefecilik, böylece, bir yandan, antik ve feodal zenginlik ile antik ve feodal mülkiyet üzerinde zayıflatıcı ve yıkıcı etkilerde bulunur. Diğer yandan, küçük köylü üretimini ve küçük burjuva üretimini, kısacası, üreticinin hâlâ kendi üretim araçlarının sahibi olarak göründüğü tüm biçimleri zayıflatır ve yıkıma sürükler.” Oysa gelişmiş kapitalist üretim tarzında durum farklıdır. “Gelişmiş kapitalist üretim tarzında, işçi, üretimin koşullarının, ekip biçtiği tarlanın, işlediği ham maddenin vb. sahibi değildir. Ama üretimin koşullarının üreticiden bu uzaklaşması, burada, üretim tarzının kendisindeki gerçek bir devrime karşılık gelir. Tek tek işçiler, bölünmüş ama iç içe geçen etkinliklerde bulunmaları için büyük atölyelerde bir araya getirilir; makine aletin yerini alır. Üretim tarzının kendisi, artık, üretim araçlarındaki küçük mülkiyetle bağlantılı dağınıklığa da işçinin kendisinin yalıtılmışlığına da izin vermez. Kapitalist üretimde tefecilik artık üretimin koşullarını üreticiden ayıramaz, çünkü bunlar zaten ayrılmış durumdadır.”
“Tefecilik, üretim araçlarının dağınık olduğu yerlerde, parasal serveti merkezileştirir. Üretim tarzını değiştirmez; bunun yerine, bir parazit şeklinde ona sıkıca tutunur ve onu sefilleştirir. Onun kanını emer, onu yıpratır ve yeniden üretimi giderek daha acınası koşullar altında devam etmeye zorlar. Halkın tefeciliğe yönelik nefretinin nedeni de budur ve bu nefret, en yüksek düzeyine, üreticinin üretimin koşulları üzerindeki mülkiyetinin aynı zamanda siyasal ilişkilerin, yurttaşın bağımsızlığının temelini oluşturduğu antik dünyada ulaşmıştı.”
“Kölelik hüküm sürerken, ya da, artık ürün feodal bey ile maiyeti tarafından tüketilirken, köle sahibi ya da feodal bey tefeciliğin pençesine düştüğünde, üretim tarzı yine aynı kalır; sadece, emekçi için acımasızlaşır. Borçlu köle sahibi ya da feodal bey, kendisi daha fazla sömürüldüğünden, daha fazla sömürür. Ya da sonunda, yerini, eski Roma’daki şövalye gibi toprak sahibi ya da köle sahibi haline gelen tefeciye bırakır. Sömürüsü, büyük ölçüde bir siyasal iktidar aracı olduğundan, az çok ataerkil olan eski sömürücünün yerine acımasız, para düşkünü bir türedi geçer. Ama üretim tarzının kendisi değişmez.”
Marxbu paragrafta, Batı gelişme çizgisinde tefeciliğin kapitalist üretim tarzını önceleyen üretim tarzını çözen devrimci etkisiyle, Doğu gelişme çizgisinde böyle bir devrimci etkinin ortaya çıkmamasına dikkat çekmiştir. “Tefecilik, kapitalist üretim tarzını önceleyen tüm üretim tarzlarında, yalnızca, sağlam bir temel oluşturarak ve hiç durmadan aynı biçimde yeniden üretilerek siyasal örgütlenmeyi ayakta tutan mülkiyet biçimlerini tahrip etmesi ve çözmesi ölçüsünde devrimci bir etkide bulunur.” Oysa “Asyalı biçimler altında, tefecilik, iktisadi çöküntüden ve siyasal yozlaşmadan başka hiçbir şey üretmeden uzun süre varlığını sürdürebilir. Tefecilik, ancak, kapitalist üretim tarzının diğer koşullarının elde bulunduğu yerlerde ve zamanlarda, bir yandan feodal beyleri ve küçük üretimi yıkıma sürükleyerek, diğer yandan çalışmanın koşullarını sermaye şeklinde merkezileştirerek, yeni üretim tarzının kurucu araçlarından biri olarak ortaya çıkar.”
“Orta Çağ’da hiçbir ülkede genel bir faiz oranı bulunmuyordu. Kilise, faize dayalı her tür işlemi daha başından yasaklamıştı. Yasalar ve mahkemeler alacaklılara pek az güvence sağlıyordu. Bu nedenlerle, tek tek örneklerdeki faiz oranları da yüksekti. Sınırlı para dolaşımı, ödemelerin çoğunu nakit parayla yapma zorunluluğu, para borçlanmayı zorunlu kılıyordu ve poliçe ticaretinin henüz gelişmemiş olması bu zorunluluğu pekiştiriyordu. Hem faiz oranları hem de tefecilikten anlaşılan şeyler çok büyük farklılıklar gösteriyordu.”
“Tefeci sermayesi, sermayenin üretim tarzını dışarıda bırakarak onun sömürü tarzını kullanır. Bu ilişki, burjuva ekonomisinin içinde de, geri kalmış ya da modern üretim tarzına geçişe direnen sanayi dallarında kendisini yineler. Örneğin, İngiltere’deki faiz oranı Hindistan’dakiyle karşılaştırılacaksa, İngiltere Bankası’nın faiz oranını değil, örneğin ev sanayisinin küçük üreticilerine küçük makineler kiralayanların faiz oranını almak gerekir.”
“Tefeciliğin kendisi, tüketici zenginliğin karşısında, sermayenin bir ortaya çıkış süreci olarak tarihsel önem taşır. Tefeci sermayesi ve tüccar serveti, toprak mülkiyetinden bağımsız bir parasal servetin oluşumuna aracılık eder. Ürünün meta olma niteliği ne kadar az gelişmişse, mübadele değeri üretimi tüm genişliğiyle ve derinliğiyle kontrol altına almaktan ne kadar uzaksa, para da, aynı ölçüde, gerçek zenginliğin kendisi olarak, kullanım değerleriyle ancak sınırlı bir şekilde temsil edilen zenginlikten farklı olan genel zenginlik olarak görünür. Gömüleme buna dayanır. Dünya parası ve gömü olarak para bir yana bırakıldığında, para, özellikle, ödeme aracı biçimi altında, metanın mutlak biçimi olarak ortaya çıkar. Ve faizi ve onunla birlikte para-sermayeyi geliştiren şey, özellikle, paranın ödeme aracı olma işlevidir. Savurgan ve rüşvetçi zenginliğin istediği şey, para olarak para, her şeyi satın almanın (aynı zamanda borç ödemenin) aracı olarak paradır. Küçük üretici, paraya, her şeyden önce ödeme yapmak için gereksinim duyar. (Toprak beylerine ve devlete ayni olarak sunulan hizmetlerin ve malların parasal rantlara ve parasal vergilere dönüşümü burada büyük bir rol oynar.) Her iki durumda da paraya, para olarak gereksinim duyulur. Diğer yandan, gömüleme, ancak tefecilikle birlikte gerçeğe dönüşür ve hayalini gerçekleştirir. Gömü sahibinden talep edilen şey, sermaye değil, para olarak paradır; ama gömü sahibi, faiz aracılığıyla, bu para gömüsünü kendisi için sermayeye, yani, hem artık değerin tümünü ya da bir kısmını hem de kâğıt üzerinde başkalarının mülkleri olarak kalsalar bile üretimin koşullarının bir kısmını ele geçirmesinin bir aracına dönüştürür.”
Eski Yunan filozofu Epikür’ün görüşüne göre, tanrılar farklı dünyalar arasındaki boşluklarda bulunurlardı ve evrenin gelişimi üzerinde de insanların yaşamları üzerinde de herhangi bir etkileri yoktu. Marx bu noktadan hareketle şöyle der: “Tefecilik, görünüşte, Epikür’ün evrendeki dünyaların arasında yaşayan tanrıları gibi, üretimin gözeneklerinde yaşar. Meta biçimi, ürünün genel biçimi olmanın ne kadar uzağındaysa, parayı elde etmek o kadar zorlaşır. Bu nedenle, tefeci, paraya gereksinim duyanların ödeme ya da direnme güçlerinden başka hiçbir sınır tanımaz. Küçük köylü ve küçük burjuva üretiminde, satın alma aracı olarak para, daha çok, emekçi, (bu üretim tarzlarında hâlâ büyük kısmına sahip olduğu) üretim koşullarını, tesadüfler ya da sıra dışı sarsıntılar nedeniyle yitirdiğinde ya da en azından yeniden üretimin olağan akışı içinde bunlar yerine koyulamadığında kullanılır. Bu üretim koşullarının büyük kısmı geçim araçlarından ve ham maddelerden oluşur. Bunların pahalılaşması, tıpkı sıradan kötü hasatların köylünün tohumlarını ayni olarak yerine koymasını engelleyebilmesi örneğinde olduğu gibi, ürünün satılmasından elde edilen parayla yerlerine koyulmalarını olanaksız kılabilir.”
Konuyu açımlarken Roma İmparatorluğundan ve Şarlman dönemi Frank köylülerinden örnek verir Marx: “Romalı patrisyenlerin plebleri yıkıma sürüklemesine, onları askerlik yapmaya zorlamalarına, çalışmalarının koşullarını yeniden üretmelerini engellemelerine ve böylece onları yoksullaştırmalarına (ve yoksullaşma, yeniden üretimin koşullarının felce uğraması ya da yitirilmesi burada baskın olan biçimdir) yol açan savaşlar, patrisyenlerin depolarını ve mahzenlerini o zamanın parası olan ve ganimet şeklinde ele geçirilen bakırla dolduruyordu. Gereksinim duyulan metaları, yani tahılı, atları, büyükbaş hayvanları pleblere doğrudan doğruya vermek yerine, kendileri için yararsız olan bakırı veriyorlardı ve bu durumu çok yüksek tefeci faizlerini dayatmak için kullanarak plebleri kendi borç köleleri haline getiriyorlardı. Şarlman döneminde Frank köylüleri de savaşlar yoluyla yıkıma sürüklenmişti ve borçlu olmak yerine serf olmaktan başka çareleri kalmamıştı. Bilindiği üzere, Roma İmparatorluğu’nda, açlık, pek çok kez, çocukların zenginlere köle olarak satılmasına ve özgür bireylerin kendilerini zenginlere köle olarak satmalarına yol açmıştı. Genel dönüm noktaları hakkında söyleyeceklerimiz bu kadar. Küçük üreticinin üretim koşullarının korunması ya da kaybedilmesi, tek tek ele alındıklarında, sayısız rastlantıya bağlıdır ve bu tür rastlantıların ya da kayıpların her biri yoksullaşma anlamına gelir ve tefecilik parazitinin yerleşebileceği bir noktaya dönüşür. Tek bir ineğinin ölmesi, küçük köylünün yeniden üretimini eski ölçeğiyle yeniden başlatamaz duruma gelmesine yeter. Böylece tefecinin eline düşer ve bir kez onun eline düştükten sonra hiçbir zaman özgürlüğünü yeniden kazanamaz.”
“Ne var ki, tefeciliğin asıl, büyük ve ona özgü olan alanı, paranın ödeme aracı olma işlevidir. Belirli bir tarihte yapılması gereken her tür parasal ödeme, yani toprak faizi, haraç, vergi vb. ödemesi, parayla bir ödeme yapma zorunluluğunu beraberinde getirir.” Bu nedenle, büyük ölçekli tefecilik, eski Roma’dan modern zamanlara dek, genel mültezimlere, genel vergi tahsildarlarına dayanmıştır. “Ardından, ticaretle ve meta üretiminin genelleşmesiyle birlikte, alım ve ödeme zamansal olarak birbirinden ayrılır. Paranın belirli bir tarihte ödenmesi gerekir. Modern para bunalımları, bunun, nasıl olup da, para kapitalisti ile tefecinin kaynaştığı durumlara yol açabildiğini kanıtlar. Ama aynı tefecilik, üreticiyi giderek daha fazla borçlu kılarak ve faiz yükü aracılığıyla onun olağan yeniden üretimini bile olanaksız hale getirip üreticinin alışılagelmiş ödeme araçlarını yok ederek, ödeme aracı olarak paraya duyulan gereksinimi daha da büyütmenin başlıca aracı olur. Burada tefecilik ödeme aracı olarak paradan türer ve paranın bu işlevini, yani tümüyle kendisine özgü olan alanı genişletir.”
“Kredi sisteminin gelişimi, tefeciliğe bir tepki olarak gerçekleşir.” Fakat bu tarihsel değişimi, faiz getiren sermayenin toplumsal kötücüllüğünün ortadan kalkması şeklinde yorumlayanlara karşı çıkar Marx. “Bunun yanlış anlaşılmaması ve kesinlikle antik yazarların, Kilise Babalarının, Luther’in ya da daha eski sosyalistlerin anladıkları şekilde anlaşılmaması gerekir. Bu, faiz getiren sermayenin, kapitalist üretim tarzının koşullarına ve gereksinimlerine bağımlı kılınmasından ne daha fazlasıdır ne de daha azı.”
“Bir bütün olarak bakıldığında, faiz getiren sermaye, modern kredi sisteminde, kapitalist üretimin koşullarına uydurulur. Tefeciliğin kendisi, var olmayı sürdürmekle kalmaz, gelişmiş bir kapitalist üretime sahip olan halklarda, tüm eski yasaların onun önüne koymuş olduğu engellerden kurtarılır.” Kapitalizmde tefeci sermayesinin hangi durumlar nedeniyle kendisini hâlâ koruduğunu açıklığa kavuşturur Marx: “Faiz getiren sermaye, kişiler ve sınıflar karşısında ya da kapitalist üretim tarzına uygun anlamıyla borçlanılmayan ve borçlanılamayan durumlarda; bireysel gereksinim nedeniyle örneğin rehinciden borç alınırken; haz düşkünü zenginlere saçıp savurmaları için borç verilirken; ya da üreticinin kapitalist olmayan bir üretici, küçük köylü, zanaatçı vb. olduğu, yani dolaysız üretici olarak kendi üretiminin koşullarına hâlâ sahip olduğu durumlarda; son olarak, kapitalist üreticinin, kendisini söz konusu emekçi üreticiye yaklaştıracak kadar küçük bir ölçekte faaliyet gösterdiği durumlarda, tefeci sermayesi biçimini korur.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /33, 2 Mayıs 2026, https://marksist.net/node/8760



