Her geçen gün biraz daha acımasızca yükselen 3. Dünya Savaşına, Gazze’deki soykırımdan ekranlarımıza düşen son birkaç haber üzerinden değinmek istedim. Evet, telefonlarımızın ekranlarından süzülen, parmak uçlarımızda gezinen binlerce fotoğraf ve video ile her gün tanıklık ediyoruz İsrail Siyonizminin zulmüne. Ancak bu tanıklık, ne yazık ki aynı zamanda işçi sınıfının örgütsüzlüğünün acımasız bir suretidir. Gazze’de, gözlerimizin önünde binlerce çocuk katledildi ve katledilmeye devam ediyor. Her biri, kendi dünyasının güneşi, umudu, annesinin kokusu, babasının tebessümüydü. Şimdi ise adları, yaşları, hayalleri, sadece birer sayıya dönüşen nesneler ya da soğuk istatistiklerin içinde yitip giden masumiyet timsalleri gibiler. Binlerce çocuk, kolları, bacakları olmadan hayata tutunmaya çalışıyor. Onlar, kapitalizmin en gelişmiş halinin, emperyalizmin, bugün ulaştığı “zirvenin” somut kurbanlarıdır.
Kapitalist devletlerin silahlara ayırdıkları kaynaklar her geçen yıl katlanarak artmaktadır. Batı’da ABD başı çekerken doğuda Rusya ve Çin tüm dünyayı yok edebilecek silahlarla devasa geçit törenlerini büyük gösterilere dönüştürmekteler. Ve hiç utanmadan bu silahların ortasında Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çin Devlet Başkan Şi insanların 150 yaşına kadar yaşayabileceği bir çağa girdiklerinin muhabbetini edebiliyorlar. Bir taraftan henüz 18’ine gelmeden ölen binlerce çocuk, öte taraftan silahlara sırtını dayamış ve 150 yıl yaşamayı düşünen egemenler; işte kapitalizmin resmi!
Elbette bu derin çelişkiyi, sadece iki üç çılgın devlet liderinin vahşetiyle açıklayamayız. Bu, kapitalizmin acımasız yüzünün, çıkar savaşlarının, kaynakların paylaşım mücadelelerinin ve hegemonya kapışmalarının doruk noktasıdır. Gazze, bir hapishane kampı olarak, küresel sermayenin ve onun farklı kutuplarının Ortadoğu’daki stratejik planlarının bir cephesidir. Yıllardır süren ablukanın, suyun, gıdanın, ilacın dahi silah olarak kullanıldığı bu kuşatmanın arkasında, güvenlik kaygıları safsataları değil, bölgedeki nüfuz mücadelesi, enerji kaynaklarına ve ticari rotalara egemen olma hırsı yatmaktadır.
Gelin son zamanlarda sosyal medyada yayılan bazı videoları da hatırlayalım. Gazze semalarında bir uçak beliriyor. O uçağın sesi, açlıktan yorgun düşmüş on binlerce insan için bir umut senfonisi gibi geliyor ki yüzlercesi oraya doğru koşuyor. Ellerindeki boş tencerelerle, derme çatma kaplarla koşuyorlar. Bu, emekçileri en temel gereksinimlere dahi hasret bırakan kapitalizmin, altı çizilmiş tanımıdır. Gökten yağan, kapitalist dünyanın, biraz da mecburiyetten bahşettiği yardımlardır. Bizler her şeye rağmen yine de “yardım” diye düşünürken bir anda silah sesleri o umut senfonisinin arasına gök gürültüsü gibi dalıyor. Onlarca insan ellerindeki boş tencereleriyle yerlere seriliyor. Ve izlediğimiz videoyu toz, duman, kan, korku, vahşet, diğer adıyla emperyalist savaş kaplıyor.
İşin ilginci, fakat emperyalist sistemin normali, Birleşmiş Milletler 2030 yılına kadar küresel açlığı bitirecek bir plan yürüttüğünü söylüyor. Buna rağmen, yine onun verilerine göre, 2023-24 yılları arasında tüm dünyada 2,3 milyar insan “açlık” çekti. Birleşmiş Milletler’in desteklediği gözlem kuruluşu Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırmasının (IPC) raporunda ise Gazze şehrindeki kıtlığın en üst seviyeye çıktığı açıklandı: “15 Ağustos 2025 itibarıyla, Gazze şehrindeki kıtlık (felâket seviyesi olarak bilinen IPC’nin 5. seviyesi) makul kanıtlarla doğrulandı. 22 ay süren acımasız çatışmaların ardından, Gazze Şeridi’nde yarım milyondan fazla insan açlık, yoksulluk ve ölümle karakterize felâket koşullarıyla karşı karşıya.” Yine rapora göre, bu kıtlık seviyesi azalmak bir yana giderek derinleşme eğiliminde. Yani, Gazze’deki Filistinliler tüm dünyanın gözü önünde açlığa ve ölüme mahkûm ediliyor ve buna dünyanın sözde “uygar” devletlerinden hiçbir ciddi ses çıkmıyor, hiçbir girişimde bulunulmuyor…
Çelişkilerle dolu ve bir tür deli gömleği olan kapitalist-emperyalist sistem biz işçilerin hayatını çalıyor. Bu sistemin bizim sırtımızda büyüyüp bizi zulümlere atmasına izin vermemeliyiz. Sınıfımızın çıkarları bu sistemin yıkılmasından geçiyor. Bizler dünyanın neresinde olursak olalım bunduğumuz yeri ve dünyayı, kendimizi ve insanlığı işçi sınıfının vicdanı olan örgütlü mücadeleyle tanıştırmalıyız. Önümüzde acilen yerine getirilmesi gereken görev örgütlenmektir.
Yaşasın işçilerin birliği ve halkların kardeşliği!
link: İstanbul/Avcılar’dan bir eğitim işçisi, Gazze’de Katledilen Çocuklar ve Emperyalizm, 9 Eylül 2025, https://marksist.net/node/8593
“Sürece” Karşı Sosyal-Şoven Tutumlar
Kenya’da Emekçi Gençliğin İsyanından Yansıyanlar





