Navigation

Marksist Tutum

Barış Karanfilleri Ankara Katliamının 9. Ayında Anıldı

10 Ekimde Ankara’da düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi mitinginde yaşanan katliamın üzerinden 9 ay geçti. 10 Ekim Dayanışma Derneği, katliamın 9. ayı olan 10 Temmuzda, Ankara Garı önünde basın açıklaması ve anma gerçekleştirdi. Yakınlarını kaybedenlerin ve çeşitli kurumların katıldığı anmaya HDP milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.

ABD’de Polis Terörü ve Artan Siyah Öfke

ABD’de siyahlara yönelik polis terörü iki can daha aldı. Salı günü Louisiana’da Alton Sterling’in polis tarafından katledilmesine yönelik tepkiler büyüyerek yayılırken, bir gün sonra bu kez Minnesota’dan Philando Castile’in ölüm haberi geldi. Castile, aracını durduran polise ehliyet ve ruhsatını göstermek için torpido gözüne eğildiğinde polis tarafından kurşun yağmuruna tutularak katledildi. Bu cinayetin görüntülerinin o sırada araçta bulunan sevgilisi tarafından sosyal medyada yayılması, polisin ırkçılığına yönelik tepkileri ve öfkeyi katlayarak arttırdı. ABD’nin pek çok eyaletinde on binlerce siyah sokaklara döküldü.

Ankara’da 2 Temmuz Anması

23 yıl önce 2 Temmuzda Sivas’ta yaşanan Madımak katliamında yaşamını yitirenler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla  anıldı. Anmaya emek ve demokrasi güçlerinin yanı sıra pek çok demokratik kitle örgütü ve Alevi örgütleri de katıldı.

Emek ve Demokrasi Güçleri 10 Ekim İddianamesini Protesto Etti

10 Ekimde Ankara Garı önünde DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin “Emek, Demokrasi ve Barış”  çağrısıyla düzenlediği miting katliamla sonuçlanmıştı. Geçtiğimiz günlerde de 10 Ekim katliamıyla ilgili iddianame Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlandı ve mahkemeye gönderildi. 571 sayfalık iddianamede 36 sanık hakkında 100’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Ancak bu katliamın siyasi sorumlularına dair hiçbir ifadeye yer verilmedi.

Meksika’da Saldırı Paketine Karşı Mücadele Sürüyor

Meksika’nın Oaxaca eyaletinde, polisin 19 Haziranda direnişteki öğretmenlere karşı düzenlediği vahşi saldırıda 13 kişi öldü, 100’den fazlası yaralandı. Öğretmenlerin bağlı olduğu CNTE (Eğitim İşçileri Ulusal Koordinasyonu) sendikası sözcüsünün verdiği bilgilere göre, 23 kişi “kayıp” durumunda, 21 kişi tutuklandı ve 45 kişi de halen hastanede tedavi görüyor.

Akdeniz Yine Kan Denizi

Türkiye’nin egemenleri, sorumluluklarını gizlemeye çalışırken “biz 3 milyon Suriyeliye kucak açtık” diye övünme ve Avrupa’yla mülteciler üzerinden kirli pazarlıklar yürütme ikiyüzlülüğünü sergiliyorlar. AB’yle pazarlıkta elini güçlendirmek için mültecileri Avrupa’nın üstüne salanlar, o dönemde Ege’de yüzlerce insanın ölümüne seyirci kalarak bu kanlı politikayı sürdürmüşlerdir. Ta ki 3 milyar euroyu alma sözünü koparana kadar! Bundan sonra sınırları kapayarak geçişleri sonlandırmışlardır. Sonuç ise bu kez Akdeniz’de yüzlerce insanın derin sulara gömülmesi olmuştur.

Soma Katliamı: Unutmamak, Unutturmamak için Örgütlü Mücadeleye!

Ölümün ağzı derler maden ocaklarına. Yarım çember biçiminde olan maden ocağı girişi yerin yedi kat derinliklerine açılır. Karanlıktır, nemlidir, ürkütücüdür maden ocağı. Madenci, ailesinden helâllik alır da girer ocağa. Ölümle burun buruna çalışan, yeryüzü sıcağa doysun diye kazma sallayan madenciler için yürekli ve bilekli denmesi boşuna değildir. Fakat ölümün kara yüzü ne yürek bilir, ne bilek… Alınmayan güvenlik önlemleriyle, insana uygun olmayan çalışma ortamıyla isimsiz mezarlar olur madenler madenciye…

10 Ekim Katliamının 7. Ayında Anma

Ankara katliamının yedinci ayında, katledilen emekçiler için 10 EKİM-DER öncülüğünde bir anma düzenlendi. Ankara’da 10 Mayısta gerçekleştirilen anmaya, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, yaralılar ile emek ve demokrasi güçleri katıldı.  Anma bombalı saldırının gerçekleştiği saatte yapılan saygı duruşuyla başladı.

İstanbul’da “Vekilime Dokunma” Eylemine Polis Saldırdı

HDP İstanbul İl Örgütü ve HDK İstanbul İl Meclisi’nin, “Vekilime ve İrademe Dokunma!” sloganıyla 4 Mayısta Taksim Tünel’de yaptığı basın açıklamasına polis saldırdı.

“Halkın İradesine ve Meclis’teki Sesime Dokunma!”

İktidarın saldırılarına karşı mücadele çağrısı yapan DTK ve HDK bileşenleri 5 Mayıs Perşembe günü Ankara’da HDP milletvekilleri ile birlikte bir basın toplantısı gerçekleştirdiler. Basın toplantısında kamuoyuna 260’tan fazla kurumun imzacısı olduğu, “Halkın İradesine ve Meclis’teki Sesime Dokunma” başlıklı bir deklarasyon sunuldu.

2016 1 Mayıs’ına Dair

Türkiye işçi sınıfı 2016 1 Mayıs’ını olağanüstü baskı koşulları altında karşıladı. Ülkenin dört bir yanında patlatılan bombalarla yaratılmak istenen korku atmosferine rağmen on binlerce işçi-emekçi, sosyalistler, devrimciler korkunun egemenliğine boyun eğmediler ve Çorlu’dan Trabzon’a, Gebze’den İzmir’e, İstanbul’dan Diyarbakır’a onlarca kentte alanlara aktılar. Egemenler işçi-emekçilerin sesini boğmak için ellerinden gelen tüm çabayı gösterseler de 1 Mayıs’ın sesi boğulamadı. 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin haberler gündemin üst sıralarından kovulamadı. Türkiye’de işçi sınıfının kanıyla canıyla kazanılmış olan 1 Mayıs geleneği canlılığını bir kez daha kanıtladı. Türkiye’de 2016 1 Mayıs’ını değerlendirirken öncelikle vurgulanması gereken nokta burasıdır.

10 Ekim Katliamının Altıncı Ayında Anma

10 Ekimde Emek, Barış ve Demokrasi Mitinginde katledilen emekçiler, katliamın altıncı ayında Ankara’da anıldı. Yakınlarını kaybedenler, yaralılar, demokratik kitle örgütleri ve sendika temsilcileri Emek, Barış ve Demokrasi Anıtı’nda buluştular. Anma, saat 10.04’te yapılan saygı duruşuyla başladı.

Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu Kuruldu

Sermaye devletinin Kürt kentlerinde yürüttüğü savaşın boyutları gün geçtikçe genişliyor. Ağır silahlar ve tanklarla ateşe tutulan kentlerden her geçen gün katliam haberleri geliyor. Kentler yakılıp yıkılıyor, yüz binlerce Kürt göçe zorlanıyor. Abluka altındaki bölgede, yaşamı yeniden inşa etmek ve Kürt halkıyla dayanışmayı örüp kuvvetlendirmek için “Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu” kuruldu.

AKP’nin Politikaları Kadına Şiddeti Körüklüyor

Akıl almaz umursamazlığını “kadına şiddete sıfır tolerans” gibi cafcaflı laflarla gizlemeye çalışan AKP hükümeti, katledilen ve şiddete uğrayan kadınlarla ilgili istatistiksel bir çalışma bile yapmamaktadır. Katledilen kadınların sayısına, ancak basına yansıyan vakalar derlenerek ulaşılmaya çalışılmaktadır. Çünkü Kadın ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Emniyet de dahil olmak üzere hiçbir devlet kurumu bu konuda bir açıklama yapmamaktadır.

HDK Genel Meclisi 28 Şubatta Toplandı

HDK Genel Meclisi 28 Şubatta İstanbul’da toplandı. Devletin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş, kızışan ve boyutlanan Suriye savaşı ve ülkedeki faşist tırmanış süreci atmosferinde gerçekleşen toplantı, bu şartlar altında AKP iktidarına karşı mücadelenin perspektif ve olanaklarını ele aldı. Toplantıda tartışılan gündem konularında bileşenlerin görüş birliğine vardığını belirten Meclis, bu hususları bir sonuç bildirgesiyle açıkladı. Bildirge son dönemde Türkiye’nin “hızla bir olağanüstü rejime, faşizme sürüklenmekte” olduğunu tespit ederek, Kürt halkına karşı yürütülen çok yönlü saldırının vahşet boyutlarına ulaştığını vurguluyor. Öte yandan AKP iktidarının baskılarına karşı direniş odaklarına ve olanaklarına da dikkat çeken Meclis, bu kapsamda Kürt halkının, onurlu aydınların ve Cerattepe örneğindeki yerel halkın direnişlerine dikkat çekiyor.

Mersin’de Akademisyenlerle Dayanışma Gecesi

Mersin Emek ve Demokrasi Platformu,  Barış İçin Akademisyenler Bildirisine imza attıkları için Mersin Üniversitesi’ndeki işlerine son verilen Mustafa Şener ve Yasemin Karaca ile haklarında soruşturma açılan diğer akademisyenlere destek için dayanışma etkinliği düzenledi.

Barış Bloku: “Ateşle Oynayanın Eli Yanar!”

Barış Bloku, 19 Şubatta, Ortadoğu ve Türkiye’deki savaş atmosferiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda ilk sözü Barış Bloku Eş Sözcüsü Gençay Gürsoy aldı. Türkiye’yi, dümeni kırılmış, fırtınaya yakalanmış, kayalıklara doğru sürüklenen bir gemiye benzettiğini söyleyen Gürsoy, iktidarın “ben gidersem kaos gelir” tehdidiyle bir savaş başlattığını ifade etti. Gürsoy, faşizan bir rejimin inşa sürecinin başlatıldığını belirterek, Türkiye’nin gün geçtikçe faşizmin egemen olduğu 1930’ların Almanya’sına benzediğine vurgu yaptı. Faşizan rejimin inşasında harç olarak insan kanı kullanıldığına dikkat çeken Gürsoy, iktidarın bu niyetle Rojava’da Kürt kanı akıtma peşinde olduğunu söyledi.

Ankara Katliamının 4. Ayında Kaybettiklerimiz Anıldı

10 Ekimde, Ankara’da, “Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi” sloganıyla yapılan Emek, Barış, Demokrasi mitinginde Türkiye’nin pek çok yerinden on binlerce işçi-emekçi bir araya gelmişti. Gerçekleştirilen canlı bomba saldırısıyla emekçilerin barış haykırışı kanla bölünmüştü. Bu katliamda yaşamını yitiren 100’den fazla emekçi, 10 Şubatta düzenlenen çeşitli eylemlerle anıldı.

Emek Örgütleri Ankara’da “İnsanlık Adına Ses Veriyoruz” Dedi

Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Kürt illerindeki katliamlara dikkat çekmek, barış talebini haykırmak için 9 Şubatta yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. “Katliamlara Son! İnsanlık Adına Ses Veriyoruz! Susmuyoruz!” pankartı arkasında toplanan kitle saat 18.00’de Yüksel Caddesi’nde buluştu. Burada, “Katledilen halklara ses vermek adına, Cizre’ye ses vermek adına buradayız. Biz insan haklarının, demokrasinin ve özgürlüklerin yanındayız. Savaşa hayır, barış hemen şimdi” denildi. Katliamlara karşı ses çıkarmanın zorunlu olduğu dile getirildi. Ardından Sakarya Caddesi’ne yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca “Cizre Halkı Yalnız Değildir”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Susma Haykır Katliama Hayır”, “Yaşasın Halkların Eşitliği”, “Gün Gelecek Devran Dönecek, AKP Halka Hesap Verecek” sloganları atıldı.

Cizre’de Katliam

Cizre'de günlerdir dışarı çıkmalarına izin verilmeyen, yiyecekten, sudan, elektrikten ve tıbbi yardımdan mahrum bırakılan onlarca insan yaşam savaşı verirken, 8 Şubatta büyük bir katliamın gerçekleştirildiği ortaya çıktı. TRT’nin “60 terörist etkisiz hale getirildi” diyerek geçtiği haber daha sonra Davutoğlu tarafından yalanlansa ve sayı 10’a indirilse de, gelen haberler Cizre’de yaşananın tam bir vahşet olduğunu gösteriyor.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.