Navigation

Sermayenin Çocuk Emeği Tutkusu

Kapitalizm, bir taraftan üretim sürecine cansız emeği yani en gelişmiş makineleri koşup canlı emeğe cennet gibi bir toplum kurması için muazzam bir olanak yaratırken; öte taraftan tüm zenginliği bir avuç insanın elinde toplayarak, milyarları sefalete iterek, üretici güçlerin gelişmesine ters orantılı biçimde iş saatlerini alabildiğine uzatarak, 168 milyon çocuğu sömürerek, işsizliği artırarak ve savaşlar yaratarak yol almaktadır. Büyük toplumsal patlamalara gebe olan böylesi bir toplumu uzun süre yaşatmak mümkün değildir.

Suriyeli çocuk işçilerin durumu üzerine yapılan bir araştırma raporunda, bir patronun şu sözleri aktarılıyor: “Sadece ben çalıştırmıyorum, herkes çalıştırıyor. Devlet ceza yazacaksa hepimize yazmalı. Biz de zamanında çalıştık ve kendi kazancımızı düşünmek zorundayız.”[1] Bu patron, çocuk işçi çalıştırmaktan kaynaklı ne ahlâken ne de vicdanen rahatsız! Hiç utanmadan, “herkes çalıştırıyor” diyerek çocuk sömürüsünün son derece normal olduğunu anlatmaya ve meşrulaştırmaya çalışıyor. Zira kazançlarını düşünmek zorunda imişler! Öyle ya kazanç ya da kâr, sermaye sahibi için en öncelikli konudur ve kârın kaynağının çocuklar olması onu hiç mi hiç ilgilendirmez. Söz konusu kişi örneğinde olduğu üzere, ne denli büyük ya da küçük bir patron olduğundan bağımsız olarak, kapitalist, sermayenin kişileşmiş halidir. Ve insan kılığında iki ayak üzerine dikilen sermayenin ne vicdanı ne utanma duygusu vardır. Onun tek arzusu mümkün mertebe işçinin artık-emeğine el koymak ve palazlandıkça palazlanmaktır.   

Kapitalizmin tarihine baktığımızda, çocuk emeğinin sermaye sınıfı için ne denli tatlı ve baştan çıkarıcı olduğunu görürüz. Çünkü çocuk emeği son derece ucuzdur; savunmasız olan çocuklar üzerinde otorite kurmak ve uzun saatler boyunca çalışmayı dayatmak çok daha kolaydır. Ayrıca çocukların narin elleri, bazı sektörlerdeki en hassas işlerin üstesinden gelebilmektedir. Kapital’de çocuk emeğinin kapitalistler için nasıl muazzam bir sömürü kaynağı olduğunu anlatan Marx, çocukların gece çalıştırılmasının yasaklanmasına karşı çıkan bir demir-çelik haddeleme fabrika sahibinin hayıflanmasını aktarır: “18 yaşından küçük kimseleri geceleri çalıştırma yasağı büyük güçlükler doğuracaktır, çocuk emeğinin yerini yetişkin erkek emeği ile doldurmanın yol açacağı masraf artışı bunların başında gelir.”[2] Uzun saatler boyunca işe koşulan ucuz çocuk emeğine duyulan kapitalist iştah, dünden bugüne değişmeden kalmıştır.

ILO’nun verilerine göre, hâlihazırda dünyada 168 milyon çocuk işçi var. 78 milyonla Asya ve Pasifik başı çekerken, onu 59 milyonla Sahra Güneyi-Afrika, 13 milyonla Latin Amerika ve Karayipler, 9,2 milyonla ise Orta Doğu ve Kuzey Afrika izlemektedir. Çocuk işçilerin sektörlere göre dağılımıysa şöyledir: Tarım 98, hizmet 54, sanayi 12 milyon… Çok büyük bir kısmı kayıt dışı olan çocuk işçilerin 85 milyonu tehlikeli işlerde çalıştırılıyor.[3] Sanayi sektöründe 12 milyon çocuk işçinin bulunması, çocukların yalnızca tarımda çalıştırılmadığını, çocuk emeğinin en ağır sektörlerde bile işe koşulduğunu gözler önüne seriyor. Bu 12 milyon çocuk işçinin önemli bir kısmı Çin, Hindistan, Bangladeş ve Güney Asya ülkelerinde çalıştırılıyor.

Dünyanın en ünlü markalarının üretilmesinde çocuk emeği var. Meselâ Apple’ın dünyaca ünlü ürünü iPhone’un en önemli hammaddesi olan kalay cevherinin Endonezya’da üretilmesinde çocuk işçi kullanılıyor. 20 metrelik bir uçurumun dibinde çalıştırılan bu çocuklardan 12 yaşındaki Rianto, her an ölümle burun buruna olduklarını söylüyor: “Heyelanlardan çok korkuyoruz. Her an tepeden toprak parçaları, kayalar kopup üzerimize düşebilir.”[4]

Elbette çocuk emeği sömürenler arasında yalnızca iPhone yok. Inditex, El Corte Inglés, Timberland, Cortefiel, Primark, Marks&­Spencer, Diesel, Tommy Hilfiger, H&M, Gap, C&A gibi hazır giyim markalarının üretilmesinde de çocuk emeği kullanılıyor. Çoğunluğu kadın olmak üzere Bangladeş’te 4 milyon işçi tekstil sektöründe çalışıyor. Tekstil sektörü demek, yoğun kadın ve çocuk emeği sömürüsü demektir. Bangladeş ya da Hindistan’da çocuk işçiler, haftada 72-80 saat, sefalet ücreti karşılığında son derece ağır koşullarda çalıştırılıyorlar.[5]

İngiltere’de bulunan İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezinin raporuna göre, Türkiye’de H&M ve Next gibi dev giyim markalarına üretim yapan atölyelerde Suriyeli çocuk işçi çalıştırılmaktadır.[6] Türkiye’de yoğun çocuk emeği sömürüsü sanki bir sırmış gibi, bu raporun Independent gazetesinde yayınlanması üzerine, tekstil patronları iktidarın komplocu söylemini tekrar ederek suçlarını gizlemeye çalıştılar: Türkiye’nin önü kesilmek isteniyor! Oysa bizzat bir devlet kurumu olan TÜİK’in 2016 verilerine göre, Türkiye’de 15-17 yaş arası 708 bin çocuk işçi var ve bunların 558 bini kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Bu konuda bir rapor hazırlayan DİSK/Genel-İş, Aralık 2016 itibariyle bir milyon 170 bin çırak işçi olduğuna, çıraklık adı altında çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığına ve 708 bin rakamıyla birlikte Türkiye’de çocuk işçi sayısının aslında 2 milyona yaklaştığına dikkat çekiyor.[7] 2016’da 59 çocuk işçinin iş cinayetlerinde katledildiğini dikkate aldığımızda, çocuk emeği sömürüsünün Türkiye’de ne boyutlara yükseldiğini daha çarpıcı biçimde görürüz.

Gerçek bu denli çarpıcıdır ve kapitalistler bu gerçeği gözlerden gizleyemezler. Kaldı ki Türkiye kapitalizminin temelinde önemli ölçüde çocuk emeği vardır. Meselâ 1927’de yapılan Sanayi Sayımı sonuçlarına göre, o dönem Türkiye’de 256 bin 900 işçi vardır ve bu işçilerin 132 bin 400’ünü 14 yaşından küçük çocuk işçiler oluşturmaktadır. Yani işçi sınıfının %51,6’sı çocuk işçilerden meydana gelmekteydi.[8] Marx, İngiltere’de çocuk emeği sömürüsünün yoğunluğunu anlatırken, burjuvazinin çocuk kanından sermaye yarattığını söyler. Gerçekler gösteriyor ki, çocuk kanından sermaye yaratmada Türkiye burjuvazisi, en az İngiltere burjuvazisi kadar mahirdir. Çok açık ki alt-emperyalist bir aşamaya yükselmiş olan Türkiye kapitalizmi, aynı zamanda korkunç bir çocuk emeği sömürüsü üzerinde yükselip palazlanmıştır. 

Uzun saatler boyunca ağır koşullarda çalışan çocuk işçiler, büyüme çağının enerjisini kapitalistler için harcar ve yetişkin bir insan haline geldiklerinde ortalama ömürlerinin önemli bir kısmını çoktan tüketmiş olurlar. Örneğin aralarında dört yaşında çocukların da olduğu Afrika altın madenlerinde çalışan çocuk işçiler, civaya temas ettiklerinden ötürü uzun vadede ölümcül beyin hastalıklarına yakalanıyorlar. Civa tümör, körlük, böbrek hastalığı ve konuşma bozukluğuna neden oluyor. Çalışma koşulları o denli zor, o denli çekilmezdir ki, işçiler erken yaşlarda tükenip gidiyorlar.

Günümüzde dünyanın birçok bölgesinde iliklerine kadar sömürülen çocuk işçilerin koşulları, kapitalizmin vahşi dönemini aratmıyor. Aslında bir bütün olarak işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları ağırlaşmakta ve her geçen gün daha fazla kötüye gitmektedir. Potansiyellerini büyük ölçüde tüketen ve tarihsel bir krizle ya da çıkmazla karşı karşıya kalan kapitalist sistem, işçi sınıfının örgütsüzlüğünden de faydalanarak, vahşi döneminin koşullarını dayatıyor. Kapitalizmin gelişme döneminde, azgın ve dizginlenemez sömürü tutkusuyla hareket eden ve bir engelle karşılaşmayan burjuvazi, işçi sınıfına akıl almaz, cehennemî koşulları yaşatmıştı. Lakin bu koşullar, Avrupa’dan başlayarak tüm sanayileşmiş ülkelerde peş peşe gelen mücadele dalgalarına yol açtı.

Sermayenin cehennemi

Marx, Kapital’de yalnızca kapitalist üretim ilişkilerini derinden çözümlemekle kalmaz, aynı zamanda bu üretim ilişkilerinin toplumsal alanda yarattığı yıkımı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. Dolayısıyla Kapital; zalimce sömürü, erkenden yitip giden kuşaklar, acı ve gözyaşı üzerinde gelişip palazlanan kapitalist sermayenin acımasız, kan ve irin dolu tarihinin kitabı olarak da okunmalıdır. Çocuk emeği sömürüsünün işlendiği bölümler, kapitalist zalimliğin nasıl da barbarca boyutlara ulaştığını gösterir. Meselâ fosforun kibrit çöpüne tutturulması işinde çalışan ve aralarında 17, 10, 8 ve 6 yaşından küçük 305 çocuk işçinin olduğu bir fabrika hakkında hazırlanan raporu inceleyen Marx, Dante’ye[9] gönderme yaparak şöyle der: “İşgünü 12 ile 14 veya 15 saat arasında değişiyor, geceleri de çalışılıyor, yemek saatleri düzensiz, yemekler çok kere fosfor tozlarına bulanmış çalışma mekânlarında yeniyor. Bu işkolunu görmüş olsaydı, Dante, kendi en dehşet verici cehennem tasvirlerini geride bıraktığını düşünürdü.”[10]

İşgününü doğal günün sınırlarının ötesine taşıyan, tüm toplumsal engelleri yıkan sermaye, insani değerler adına ne varsa çöpe atmakla kalmadı, sanayinin emrine verdiği çocuk emeği sömürüsüyle şiştikçe şişti. Çocukların emeği hem kelepirdir hem de onları geceli gündüzlü her türlü işe koşmak kolaydır. Çocuk emeği üzerinde tepinen kapitalistler bunu söylemekten de imtina etmezler. Meselâ o yıllarda bir çelik fabrikasının sahibi şöyle demekteydi: “Gece, 18 yaşından küçük çocuk çalıştırmasak işlerimiz yürümezdi. İtirazımız, üretim masraflarının artacak olmasıyla ilgili. Usta işçi ve kısım şefleri bulmak zordur; oysa istediğiniz kadar çocuk bulabilirsiniz.”[11] Doğal iş zamanı engelini yok eden ve fabrikaları çocuklarla dolduran burjuvazi, gece gündüz demeden onları ölesiye çalıştırır. Çocukların daha erişkin bir insan haline gelmeden ölmesi ya da o yaşa vardıktan bir süre sonra tükenmesi sermaye açısından sorun değildir. Zira istediğiniz kadar çocuk bulabilirsiniz! Marx, ölesiye çalıştırmanın ancak Roma’nın altın madenlerinde bir norm haline geldiğini, bu alan dışında, mülk sayılan kölelerin ölene kadar çalıştırılmasının sahipleri için yararlı olmadığına dikkat çeker. Kapitalizmde ise işçi, eşit ve özgür bir yurttaştır! Üstelik ücretli kölelik derekesine indirilen işçinin artı-emeği, işgücü özgürce(!) satıldığı için angarya olarak da görülmez. Kölece çalışmaya uygarlık aşılanmıştır!

Marx, Kapital’de çocukların çalışma koşullarına dair dehşet sahneleri anlatır ve her bir olay diğerinden daha korkunçtur. “Çocukların, işlerin sıkışık olduğu zamanlarda olduğu gibi normal zamanlarda da, gece ve gündüz vardiyalarında çalıştırılmaları işgününün utanç verici bir şekilde uzatılmasına yol açıyor. Bu uzatma, birçok örnekte, yalnızca zalimce değil, tam anlamıyla inanılmaz ölçüdedir” diyen İngiliz resmi raporlarında, çocukların çalışmalarının ayrıntılarına şöyle yer veriliyordu:

“Tanımlı işgününün sabah saat 6’dan akşam 17.30’a kadar sürdüğü bir haddehanede, bir oğlan her hafta 4 gece, en az ertesi gün akşam saat 20.30’a kadar çalışmıştı ve 6 ay boyunca bu böyle devam etmişti.”  “Bir diğer çocuk 9 yaşında iken, zaman zaman, birbiri peşi sıra 12’şer saatlik üç vardiyada çalışmış, yaşı 10’a basınca, çalışması birbiri peşi sıra iki gün ve iki geceye çıkmıştı.” “12 yaşında olan bir çocuk, Stavely’de bir demir dökümhanesinde 14 gün boyunca sabahları saat 6’dan gece saat 12’ye kadar çalışmıştı ve artık çalışamayacak durumda.” George Allinsworth, 9 yaşında: “Buraya geçen cuma geldim. Ertesi gün gece yarısından sonra saat 3’te işe başlayacaktık. Bunun için bütün gece burada kaldım. Evim buradan 5 mil uzakta. Altıma önlüğümü, üstüme de ceketimi çekip yerde uyudum. Diğer iki gün sabah saat 6’da buradaydım. Evet! Burası sıcak bir yer! Buraya gelmeden önce, tam bir yıl boyunca bir yüksek fırında çalıştım. Taşradaki çok büyük bir fabrikaydı. Orada da cumartesi günleri sabahın 3’ünde kalkardım, ama hiç değilse eve gidip uyuyabilirdim; evimize yakındı. Diğer günler sabahları saat 6’dan akşamları 6 veya 7’ye kadar çalışırdım.”[12]

Çocuklar her işkolunda ve bu arada çelik fabrikalarında, haddehanede çalışıp tükenirken, iş ortamının sıcaklığını sorgulayan müfettişlere, fabrika sahiplerinin cevabı şudur: “Sıcaklık çocuklara hiç zarar vermez.” İşçilerin kanını ve canını sermayeye çeviren aynı fabrika sahiplerinin cephesinden her şey yolundadır: “Gündüz ya da gece çalışmanın sağlık açısından (Bu beylerin sağlıkları açısından mı?-Marx) herhangi bir fark doğurduğunu görmüyoruz ve muhtemeldir ki işçiler, vardiya değişimi olmadan hep aynı saatlerde dinlendiklerinde, daha iyi uyuyorlar.”[13]

14 Ocak 1860’ta “Nottingham şehir meclisi salonunda yapılan bir toplantıda konuşan ilçe yargıcı, tüm insanların eşit ve özgür olduğu söylenen kapitalizmde, işçi sınıfının ve özellikle çocukların nasıl da kölelik konumuna itildiğini çarpıcı sözlerle betimliyordu. Dantel işkolunda çalışan işçilerin, acı ve sefalet içinde yüzdüğünü söyleyerek şöyle konuşuyordu:

“9 ve 10 yaşındaki çocuklar gece yarısından sonra saat 2, 3 veya 4’te kirli yataklarından zorla alınıp gece saat 10, 11, 12’ye kadar boğaz tokluğuna çalıştırılıyor. Elleri, kolları ve bütün vücutları harap oluyor, kavruk ve güdük yaratıklar haline geliyorlar; yüzleri bembeyaz, bütün insanlıkları yok olup gitmiş, sanki taştan yapılmışlar gibi: Görünüşleri bile insana dehşet veriyor. ... Bay Mallet ve fabrikatörlerin, bunların tartışılmasını önlemek için ortaya atılmalarına şaşırmıyoruz. ... Sistem, Rev. Montagu Valpy’nin belirttiği gibi, tam bir kölelik sistemi; sosyal, fiziksel, manevi ve zihinsel bir kölelik. ... Erkeklerinin çalışma sürelerinin 18 saate indirilmesi için resmî toplantılar düzenleyen bir şehir hakkında ne düşünülebilir? Biz Amerika’nın Virginia ve Carolina eyaletlerindeki pamuk plantasyonlarının sahiplerini protesto ederiz. Oysa oranın zenci pazarları, kırbaçları ve insan eti alışverişleri, burada, kapitalistler kâr edecek diye tül perde ve yaka yapmak için, insanların bu şekilde yavaş yavaş boğazlanmasından daha mı korkunç ve tiksinti vericidir?”[14]

İşçi sınıfının ve çocuk işçilerin çalışma koşullarındaki zalimlik, gerçekten de ancak Güney Amerika’daki pamuk plantasyonlarında ölesiye çalıştırılan, sırtlarından kırbaç eksik edilmeyen kölelerle karşılaştırılabilirdi. Öyle ki haddinden fazla çalıştırılan kölelerin emek gücü, bazı bölgelerde yedi iş yılı içinde tüketilmiş oluyordu. Köleliği yeren uygar kapitalistler işçi sınıfının hayatını cehenneme çevirince, İngiliz aristokrasisi, mücadele halinde olduğu burjuvaziye karşı bunu kullanmaktan geri durmamıştı. O zamanın Times gazetesi şöyle yazıyordu: “Pek çoğumuz o kanıdayızdır ki, biz kendi genç kadınlarımızı, kırbaç darbeleri altında değil de açlığın kamçısı altında öldüresiye çalıştırdığımız sürece, doğuştan köle sahibi olan ve kölelerini, hiç değilse, iyi besleyen ve dayanılabilir şekilde çalıştıran ailelere veryansın etmeye hemen hemen hiçbir hakkımız olmaz.”[15]

***

Kapitalizm, bir taraftan üretim sürecine cansız emeği yani en gelişmiş makineleri koşup canlı emeğe cennet gibi bir toplum kurması için muazzam bir olanak yaratırken; öte taraftan tüm zenginliği bir avuç insanın elinde toplayarak, milyarları sefalete iterek, üretici güçlerin gelişmesine ters orantılı biçimde iş saatlerini alabildiğine uzatarak, 168 milyon çocuğu sömürerek, işsizliği artırarak ve savaşlar yaratarak yol almaktadır. Büyük toplumsal patlamalara gebe olan böylesi bir toplumu uzun süre yaşatmak mümkün değildir. Kuşkusuz kapitalizmin geliştiği ve yukarıda anlatılan sahnelerin gerçekleştiği döneminde de toplumsal çelişkiler alabildiğine büyümüştü. Fakat unutmayalım ki, o dönem kapitalizm gelişme ve gençlik dönemindeydi. Üstelik o çelişkiler on yıllara yayılan nice işçi mücadelesine, devrimlere ve devrimci durumlara neden oldu. Şimdi ise yaşlanmış, ihya olamayacak ölçüde potansiyellerini tüketmiş, içten içe çürüyüp çözülen bir sistem var karşımızda. Her açıdan farklı bir tarihsel kesitteyiz ve gelecek çok şeylere gebedir!  


[2]      Marx, Kapital, Yordam Yay., cilt-1, s.256

[6]          http://www.academia.edu/32981908/türkiye_de_çocuk_işçiliği_sorunu_ve_haberlerde_suriyeli_çocuk.pdf

[7]          Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak, http://cloudsdomain.com/uploads/dosya/14918.pdf

[8]          Türkiye İşçi Sınıfı ve Mücadeleleri Tarihi, Tüm İktisatçılar Birliği Yay., s.62-3

[9]          Floransalı Dante, İlahi Komedya’da adlı eserinde hem cenneti hem de cehennemi tasvir eder ve cehenneme dair dehşet tabloları çizer.

[10]        Marx, age, s. 243

[11]     Marx, ege, s255

[12]     Marx, age, s.453-54

[13]     Marx, age, 255

[14]        Marx, age, s.240

[15]     Marx, age, s.250