Navigation

FIFA, Yolsuzluk, Futbol ve Kapitalizm

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Dünyanın en çok ilgi gören sporlarından biri olan futbol son günlerde FIFA’nın (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) yolsuzluklarıyla gündemde. Mayıs ayının sonlarında FBI’ın FIFA kongresinin hemen öncesinde yaptığı operasyonda, 9 FIFA yöneticisi ve 5 spor şirketi yöneticisi, rüşvet, kara para aklama ve dolandırıcılık iddiasıyla gözaltına alındı. Bunlardan 7’si tutuklandı. İsviçre ise 2018 ve 2022 Dünya Kupasının Rusya ve Katar’a verilmesiyle ilgili olarak ayrı bir soruşturma başlattı. Daha önce de adı yolsuzluklarla anılan FIFA başkanı Sepp Blatter ise gözaltına alınanlar arasında değildi. Hatta 17 senedir FIFA başkanlığı görevini yürüten Blatter yolsuzluk operasyonunun gölgesinde yapılan seçimlerde yeniden başkan seçildi. Ancak skandalın etkilerinin devam etmesi üzerine “benim yönetimim futbol dünyasındaki herkes tarafından destek görmüyor” diyerek istifa etti. Fakat istifa etmesine karşın o da soruşturma kapsamına alındı.

“Futbol sadece futbol değildir” deyimini bir kez daha hatırlatan FIFA operasyonu, büyük bir endüstri haline gelen futbolun ticari ve siyasi boyutunun sportif boyutuna baskın geldiğini gösteren son hadise oldu. Futbolun basit bir oyun olduğunu anlatmak için söylenegelen “22 kişi bir topun peşinde koşar ve oyunun sonunda daima Almanlar kazanır” sözünün sonunu bugün artık “daima kapitalizm kazanır” şeklinde değiştirirsek daha doğru olur herhalde. Futbolun oynanmaya başlandığı 17. yüzyıldan bugüne kadar köprünün altından çok sular aktı. Bu eğlenceli oyun doğduğu İngiltere’den tüm dünyaya yayıldı ve müthiş paraların döndüğü devasa bir endüstri haline geldi. Hal böyle olunca kapitalizmin meta haline getirdiği her şey gibi futbol da kirlendi ve rüşvet, yolsuzluk, mafyatik yöntemler aldı başını gitti.

“OECD bünyesinde kurulmuş olan FATF’ın (Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu) hazırladığı bir rapora göre, sadece Avrupa’da futbolun yıllık cirosu 20 milyar avroya yaklaşmıştır. Yan kollarıyla birlikte sektörün dünya genelindeki hacmi ise 500 milyar dolara ulaşmıştır. Bu iştah açıcı pasta nedeniyle şike, yolsuzluk, vergi kaçakçılığı ve kara para aklama açısından futbol sektörü oldukça cazip hale gelmiştir. Raporda yer alan ifadelere göre sektörde, TV ve sponsorluk gelirleri sürekli arttığından, futbolcuların transfer bedelleri astronomik rakamlara ulaştığından büyük hacimli para işlemlerinin yapılması olağan hale gelmiş durumdadır ve bu da para akışında hileli işlemlerin gizlenmesini kolaylaştırmakta, kara para aklanmasına fırsat tanımaktadır.” (Kerem Dağlı, Burjuva Siyasetin Aracı Olarak Futbol, MT, Ağustos 2011)

Futbol dünyasının önde gelen kurumlarından olan FIFA da bu gidişattan payını aldı. Futbol endüstriyelleştikçe FIFA’nın hem kazancı arttı hem de boğazına kadar yolsuzluğa battı. FIFA’nın Dünya Kupası organizasyonlarından elde ettiği gelir son yıllarda muazzam bir artış gösterdi. 2006’da 749 milyon dolar kazanan FIFA, 2014’te 2 milyardan fazla gelir elde etti. Blatter FIFA başkanı olduğunda 1,9 milyar dolar olan toplam gelir, yayın hakları, Adidas, Coca-Cola, Visa gibi şirketlerle yapılan sponsorluk anlaşmaları ile 5,7 milyar dolara tırmandı. Buna karşılık dört yıllık periyot boyunca yaptığı harcamanın toplamı ise yaklaşık 5,4 milyar dolar. FIFA mali raporunu yayınlasa da bunların gerçekliği göstermediği, rakamların kılıfına uydurulduğu açık. Dünyanın çeşitli ülkelerinde sportif yardım adı altında gönderilen paraların gerçekte nereye gittiği, ne için kullanıldığı belli değil. Ayrıca, başkanın ne kadar ücret aldığı da bilinmiyor.

FIFA gelirlerinin en büyük dilimini yayın hakları karşılığında alınan ücretler oluşturuyor. Dört yılda bir düzenlenen ve tüm dünyada yüz milyonlarca futbolseverin izlediği Dünya Kupası maçlarının telif hakları FIFA gelirlerinin %43’ünü oluşturuyor. Dünya Kupası, reklâmdan turizme, inşaattan tekstile kadar birçok sektörde başta ev sahibi ülke olmak üzere katılımcı ülkelere büyük kazanç sağlıyor. Bu yüzden Dünya Kupası organizasyonları için büyük yatırımlar yapılıyor. 2010 Dünya Kupasına ev sahipliği yapan Güney Afrika, turnuva için yeni stadyumların inşa edilmesi, ulaşım ve iletişim altyapısı için yaklaşık 4 milyar dolarlık bir harcama yaptı. Güney Afrika’nın bunun karşılığında sadece turizmden elde ettiği gelir 1,5 milyar avro oldu. Toplam 3,2 milyon bilet satıldı. Bu o zaman için FIFA’nın tarihinde bir rekor oldu. Brezilya 2014 ise 11 milyar dolarlık harcama ile 84 yıllık Dünya Kupası tarihinin en pahalı organizasyonu olma unvanını aldı. Emekçilerin sorunları için kaynak sorunu çeken Brezilya burjuvazisi, ekonomiye canlılık kazandırmak ve sermayenin önünün açılması için bu kadar büyük harcamalar yaptı. Bu yüzden Brezilyalı emekçiler öfkelerini kitlesel mitinglerle gösterdiler.

Birçok devlet, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez anlayışıyla, bu büyük organizasyonun kendi ülkelerinde yapılması için yoğun bir çaba harcıyor. Bütün bürokratlar FIFA’nın tercihini kendi ülkelerinden yana yapması için kulisler, lobi faaliyetleri ve daha birçok yolla FIFA yöneticilerini etkilemeye çalışıyorlar. Getirisi bu kadar büyük olan bu organizasyonu düzenleme hakkını kapmak isteyen ülkelerin temsilcileri elbette sadece yasal yollara başvurmuyorlar. Oy kullanan delegeleri etkilemek için büyük meblağlarda rüşvetler veriliyor. Geçtiğimiz yıl da 2022 Katar Dünya Kupası için rüşvet alındığı, yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı. ABD tarafından başlatılan bu soruşturmadan hem İngiltere hem de Katar “aklanmış” olsa da, FIFA’nın raporunda yine de her iki ülkenin tutumlarının endişe verici olduğu vurgusu yapılmıştı: “Her iki kampanya sürecinde aday ülkeler istenmeyen davranışlar sergilemiş olsa da, yaşananlar tekrar oylamaya geri dönülmesini gerektirecek düzeyde değildir. Bu nedenle etik komisyonu bu inceleme dosyasını kapatmıştır.”

FIFA’nın ilk skandalı değil bu. 1998 seçimlerinde Blatter’in başkanlık seçimlerini kazanabilmek için delegelere 50’şer bin dolar verdiği iddia ediliyor. Diğer seçimlerde de benzer yolsuzluklar ve ayak oyunları vuku bulmuştur. Geçmişte yapılan soruşturmalarda zanlılar aklanmış olsa da yolsuzluklar devam etmiştir. Son skandal ve iddianamede yer alanlar FIFA’nın tüm yöneticilerinin boğazlarına kadar pisliğe battığını gösteriyor. 2010 Dünya Kupasının 10 milyon dolar karşılığında Güney Afrika’ya verildiği, Blatter’e oy verilmesi için rüşvet verildiği, Orta ve Kuzey Amerika’da yapılan FIFA turnuvalarında rüşvet, tehdit ve şantajın etkin rolü iddianamede yer alıyor. 1990’lı yıllardan bugüne kadar 100 milyon dolar rüşvet alındığı söyleniyor. İddiaların doğruluğu FIFA eski yöneticilerinden Blazzer’in itiraflarıyla doğrulanmış oldu. Daha önce yapılan fakat bugün kamuoyuyla paylaşılan ifadesinde Blazzer 1998 ve 2010 Dünya Kupaları için hem kendisinin hem de diğer yöneticilerin rüşvet alma konusunda anlaştıklarını söylüyor. Bunun üzerine soruşturmada en çok suçlanan isimler arasında yer alan eski FIFA başkan yardımcısı Jack Warner da “Bildiğim her şeyi anlatacağım, hayatımdan endişe etmeme rağmen, artık hiçbir güç bildiklerimi açıklamama engel olamayacak” diyerek FIFA’nın yolsuzluklarının ne kadar büyük olduğunun sinyallerini verdi.

Soruşturma derinleştikçe yeni iddialar ortaya atılıyor. Bir Alman gazetesi 2006 yılında Dünya Kupasına ev sahipliği yapmaya hak kazanan Almanya’nın da temiz olmadığını yazdı: “2006 Dünya Kupasının ev sahipliği yarışını Almanya Güney Afrika’ya karşı 12-11 kazanmış ve Güney Afrika’ya oy verecek olan Yeni Zelandalı Charles Dempsey son anda salondan çıkmıştı. Dempsey, beklendiği gibi Güney Afrika lehine oy kullansa ve beraberlik ortaya çıksa Blatter de Güney Afrika’yı seçecek ve Almanya ev sahipliğini alamayacaktı. Dempsey bugün yaşamıyor ve oylamaya neden son anda katılmadığı bir sır. Ama sır olmayanlar da var. Örneğin Asya oylarını almak için yapılanlar. Daimler Hyundai’ye, Bayer Tayland ve Güney Kore’ye 100 milyonlarca avro yatırım kararı aldı. Alman hükümeti, silah ambargosu uyguladığı Suudi Arabistan’a Dünya Kupası oylamasından bir hafta önce ambargoyu kaldırıp tanksavar silahı ve mermileri verdi.”

Futbol yalnız futbol değildir

Her alanda olduğu gibi futbolda da kapitalizmin kuralları işlediğine göre, FIFA’ya yapılan bu operasyonu nasıl değerlendirmek gerekiyor? FBI, futbolu kapitalizmin pisliklerinden arındırmak için böyle bir soruşturmayı başlatmış olmasa gerek! Ve elbette bu soruşturma sonucunda bazı yöneticiler tutuklansa ve FIFA bunlardan “temizlense” de futbolun temizlenmeyeceği yeterince açıktır. Dolayısıyla, FIFA operasyonunu doğru kavramak için 500 milyar dolarlık bir sektör hacmi olan futbolun siyasi yönünü de ele almak durumundayız. Futbol kulüpleri ve yöneticileri dünyanın her yerinde ve her zaman siyasetle içli dışlı olmuşlardır. Futbol, kitleleri uyuşturmak için kullanılan ideolojik bir araçtır aynı zamanda. Tüm dünyada yüz milyonlarca insan kendini kaybetmiş bir şekilde futbol izler, bahis oynarken; yoksulluğunu, sefaletini ve kapitalist dünyanın yarattığı acıları unutur. Bir avuç asalak ise kitleler uyurken deveyi hamuduyla götürür.

Dünya Kupası mali getirinin yanı sıra ev sahibi ülke açısından büyük bir gövde gösterisidir aynı zamanda. Rusya da emperyalist kapışmanın önemli bir tarafı olarak Dünya Kupasını bu anlamda etkin bir biçimde kullanacaktır. Henüz 2018 ve 2022 Dünya Kupaları yolsuzluklar sebebiyle Rusya ve Katar’dan alınmadı. Ama önümüzdeki günlerde soruşturmanın ilerlemesiyle birlikte bunun gerçekleşmesi hiç de olasılık dışı değildir.

Futbol ayrıca ulusal ve uluslararası mecrada farklı sermaye çevrelerinin gövde gösterisi yapmak veya rakiplerini zayıf düşürmek için kullandığı araçlardan birisidir. Bu bakımdan, operasyonun 2018’de düzenlenecek Rusya’daki Dünya Kupasının hemen öncesinde ABD tarafından yapılması bir tesadüf değildir. Yolsuzluklarla suçlanan Blatter’in ve dolayısıyla FIFA yönetiminin Rusya ile yakın ilişkileri söz konusudur. Rusya Blatter yönetimini destekleyen ülkelerin başında gelmektedir. Nitekim bu yakın ilişkilerin sonucu olarak FIFA 2018 Dünya Kupasını Rusya’ya vermiştir. FIFA operasyonunun bu bakımdan anlamı ve verdiği mesaj gayet açıktır.

2011 yılında Türkiye’de patlak veren şike skandalı üzerine o gün söylediklerimiz bugün de güncelliğini koruyor: “17. yüzyılın ortalarında, bugünkü futbolun başlangıcı sayılabilecek oyunlar İngiltere’de halk arasında ilk yayılmaya başladığında ve bir yüzyıl sonra hemen hemen tüm Avrupa'da işçi sınıfının en gözde sporu haline geldiğinde, futbol, «kolektif mücadelenin ve bireysel yaratıcılığın bütünleştiği keyif verici bir oyun» olarak tanımlanıyordu. Maalesef kapitalizm, işçi sınıfının ve ezilenlerin yarattığı birçok güzel değer gibi futbolu da uzun zaman önce kirletmiş ve çıkarlarına alet etmiş bulunuyor. Futbol ve tüm diğer popüler spor dalları, kapitalizmin endüstriyel dallarından biri haline gelmiş durumdadır. Bu oyunlar artık spor olmaktan çıkmış ve burjuvazinin iktidar araçlarından biri durumuna gelmişlerdir. Artık siyasetsiz bir futbol düşünmek mümkün değildir. Mafyadan ve kirli ilişkilerden bağımsız bir futbol düşünmek mümkün değildir. Futbol, çocukluğumuzda veya gençliğimizde mahalle aralarında oynadığımız bir oyun olmaktan çıkalı çok oluyor. Yapılması gereken anıların peşine takılmak değil, futbol dâhil olmak üzere toplumsal yaşantının her alanını büyük bir hızla kirleten ve yozlaştıran kapitalizmi ortadan kaldırmaktır. İşçi sınıfının devrimcileri olarak takımımızı iyi kurmalı, maça iyi hazırlanmalı, sonucu ve skoru belirleyecek golü atmasını becermeliyiz. Bugün avantaj burjuvazide olsa da unutmayalım, top yuvarlaktır ve maç henüz bitmemiştir…” (Kerem Dağlı, agm)