İlgili kitap ve broşürler

Share this

Milli Eğitim Şurası Kararlarına Dair


Eğitimin geleceğine dair perspektiflerin belirlendiği ve bu perspektifler doğrultusunda ön kararların alındığı Milli Eğitim Şûrasının 18.’si Kasım ayının başında Abant’ta gerçekleştirildi. Toplantıya, akademisyenler, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, eski bakanlar, bakanlık bürokratları, genelkurmay temsilcileri, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, muhtarlardan teşekkül toplam 716 kişi katıldı. Her Milli Eğitim Şûrasında olduğu gibi tartışma görünümlü kayıkçı dövüşleri bolca yaşandı ve bunların bir kısmı da gündeme yansıdı.

Milli Eğitim Şûraları aslında bağlayıcı kararlar alınan değil istişare yapılan toplantılar. Bu yüzden alınan kararların bir hükmü yok. Şûrada belirlenen konular kapsamında komisyonlar çalışma yapıyor. Her komisyon “oyçokluğuyla” ön kararlar alıyor ve bunlar tutanağa bağlanıyor. Ön kararlar, Genel Kurulda görüşülüyor ve oyçokluğuyla “tavsiye kararı” haline getiriliyor. Şûra kararları dört ay içinde Tebliğler Dergisinde yayımlanıyor. Milli Eğitim Bakanının onayıyla yürürlüğe giriyor. Ancak kararların hayata geçirilmesine ilişkin yaptırım bulunmuyor. Bu yüzden kararlar koşullara göre hükümetin inisiyatifi ile hayata geçebiliyor ya da es geçiliyor.

Aynı zamanda, bugüne kadar birçok önemli uygulamanın Şûra gündemine hiç girmeden hayata geçirildiği de görülmüştür. Örneğin, 28 Şubat’ın eğitimi felç eden uygulamalarının hiçbiri, bir Şûra kararına bağlı değildir. 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi, üniversiteye yerleştirmede katsayı farkı uygulaması gibi konular Milli Güvenlik Kurulu “tavsiye”siyle hayata geçirilmiştir. Yani, Şûraların gündemine gelmeden eğitimde önemli sayılan uygulamalar yürürlüğe girebildiği gibi, bunun tam tersi olarak Şûrada alınan kararların büyük bir kısmı uygulamaya sokulmayabiliyor. Nitekim 13-17 Kasım 2006 tarihleri arasında yapılan Şûranın almış olduğu 163 kararın çok büyük bir kısmı bugüne kadar uygulamaya konulmamıştır.

Son Şûrada alınan kararlar

18. Milli Eğitim Şûrası da, Öğretmenin Yetiştirilmesi, İstihdamı ve Mesleki Gelişimi; Eğitim Ortamları, Kurum Kültürü ve Okul Liderliği; İlköğretim ve Ortaöğretimin Güçlendirilmesi, Ortaöğretime Erişimin Sağlanması; Spor, Sanat, Beceri ve Değerler Eğitimi ve Psikolojik Danışma, Rehberlik ve Yönlendirme gündemleriyle toplandı ve Şûrada toplam 220 karar alındı.

Alınan bu kararlardan toplumun gündemine ağırlıklı olarak yansıyan ve en çok tartışılan husus “kesintisiz eğitim” uygulaması oldu. “İlköğretim ve Ortaöğretimin Güçlendirilmesi, Ortaöğretime Erişimin Sağlanması” başlığını ele alan komisyonda, 7 ilâ 14 yaş arası kız ve erkek çocukları için zorunlu olan sekiz yıllık kesintisiz temel eğitimin “kademeli” hale getirilmesi kararı alındı. Bu karara göre, zorunlu eğitim, 1+4+4+4 şeklinde formüle edilerek, 1 yıl okul öncesi, 4+4 yıl ilköğretim, 4 yıl da lise eğitimi olarak şekillendirildi.

“İlköğretim okullarında zorunlu eğitim kademeli olmalı. Öğrencilerin fiziksel gelişim ve yaş farkı dikkate alınarak ayrı binalarda eğitim verilmeli” sözleriyle tutanağa geçen karardan sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim uygulamasının süreceği, ancak bir ve ikinci kademede okuyan öğrencilere eğitimin ayrı binalarda verileceği anlaşılıyor. Ancak özellikle CHP eğilimi ağır basan Eğitim-İş Sendikası yöneticileri bu kararı İmam Hatip Liselerinin orta öğretim bölümlerinin yeniden canlandırılmasına yönelik bir adım olarak yorumladılar ve Şûra sırasında karara büyük tepki gösterdiler.

Şûradan ilk gün çekilen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (Eğitim-Sen) eğitim uzmanı Erkan Aydoğanoğlu da bu doğrultuda bir açıklama yaparak, 18. Milli Eğitim Şurasından çıkan “kademeli” temel eğitim kararının altıncı sınıftan itibaren öğrenci alacak imam hatip okullarının önünü açacak yasal değişikliklere zemin hazırladığını öne sürdü. Aydoğanoğlu, “Mevcut kesintisiz eğitimin pedagojik açıdan çocuklara zararları var. Gelişmiş çocukların, küçük çocuklara taciz ve şiddet uygulamasına neden olabiliyor, ancak Bakanlık fiziksel olarak yaşanan zorlukları bahane ederek, kendi ideolojilerine uygun sisteme geçmeye çalışıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin başından beri sekiz yıllık eğitime karşı çıkışının nedeni imam hatiplere darbe vurmasıydı” değerlendirmesinde bulundu.

Şûrada, bilimsel ve laik eğitimden yana olan eğitim emekçileri, Alevileri, farklı inanç ve mezhepleri yok sayan zorunlu din dersinin kaldırılmasını isterken, tam tersine, din kültürü ve ahlak bilgisinin ders sayısı artırılarak anaokullarına kadar indirilmesi karara bağlanmıştır. Birinci sınıftan itibaren din bilgisi dersinin “değer eğitimi” adı altında branş öğretmenleri tarafından verilmesi de bu kararın bir uzantısıdır. Bu dersin branş öğretmenleriyse din kültürü öğretmenleri veya imamlar olacaktır. AKP’ye yakın eğilimiyle bilinen Eğitim Bir-Sen başkanı Gündoğdu’nun Şûra sırasında yaptığı konuşmada “Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkenin gerçeğini görmek lazımdır. 12 yaşına gelen çocuğun camiye gitmesinin yasak olduğu bir ülke olamaz. İmam hatiplerin orta kısmını kapatacağız diye kız ve mesleki ortaöğretimi kapattılar” sözleri de dikkate alındığında, tüm bunlar AKP’nin eğitimde din unsurunun ağırlığını arttırma ve imam-hatiplerin orta kısımlarını yeniden hayata sokma çabası içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Şûranın önemli kararlarından biri ise Milli Güvenlik dersine subaylar yerine öğretmenlerin girmesi yönünde oldu. Militarizmin önemli göstergelerinden biri olan milli güvenlik dersi, aynı zamanda öğrencileri derse giren subaylar üzerinden fişlemenin aracı haline dönüşmüş durumda. “İlköğretim ve Ortaöğretimin Geliştirilmesi” komisyonunda “Milli güvenlik dersi müfredatı gözden geçirilmeli, derslere öğretmenler girmeli” yönünde tavsiye kararı alındı. Şûra üyesi olmasının bile Şûranın mahiyetini ortaya koyduğu Genelkurmay temsilcisi komisyonun kararına bekleneceği üzere karşı çıktı ve subayların verdiği dersin öğrencilere katkı sağladığını savundu.

Şûra Genel Kurulunda tartışılan “Eğitim Ortamları, Kurum Kültürü ve Okul Liderliği” komisyonunun raporunda yer alan “okullardaki güvenlik sorunlarını çözebilmek için eğitimden geçirilmiş güvenlik görevlileri istihdam edilmesi” konusunda görüş birliğine varılması da önemli bir karardı. İyice yaygınlaştırılan özel güvenlik sisteminin okullarda da alanının genişletilmesi, toplumsal yaşamın her alanının sistem tarafından zapturapt altına alındığına dair göstergelerden biri sayılmalıdır. Ödenek yetersizliği gerekçesiyle okullarda başta eğitim personeli olmak üzere en temel gereksinimler karşılanmazken, “güvenlik görevlisi istihdamı” konusunda komisyonun tartışmasız bir şekilde görüş birliğine varması da ayrıca çarpıcıdır.

Haftalık ders saatinin azaltılması, teneffüs sürelerinin uzatılması ve ortaöğretimden forma mecburiyetinin kaldırılması, önemli kararlar arasında yer aldı. Öğretmenlerin ek ders ücretlerinin 12 TL’ye çıkarılması, öğretmenler gününde bir maaş ikramiye verilmesi gibi toplu sözleşme konusu olması gereken hususlar da, ağızlara bir parmak bal çalma derdindeki bakan tarafından Şûra tavsiyesi olarak karara bağlatıldı.

Bu kararların yanında, anadilde eğitim yapılmasına, ilköğretim okullarında okunan “andımız”ın artık okunmamasına, milli güvenlik dersinin kaldırılmasına, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasına yönelik verilen değişiklik önergeleri ise Şûra’nın bileşiminden bekleneceği gibi reddedildi.

Sendika başkanlarının tepkisi ile karar haline getirilemeyen bir başka konu da, hükümetin her fırsatta yokladığı “sözleşmeli öğretmenlik” uygulaması oldu. “Öğretmenlerin istihdamında kullanılan kadrolu, sözleşmeli, ücretli gibi farklı uygulamaların kaldırılarak tek tip istihdam modeline geçilmesi, bir perspektif plan çerçevesinde eğitim personelinin performansa dayalı, özendirici yöntemlerle ve isteğe bağlı olarak sözleşmeli hale geçirilmesi için çalışmalar yapılması” kararı, ilgili komisyon kararı olarak Genel Kurula getirildi. Ancak seçim sürecine girilmiş olmasının etkisiyle olsa gerek, şimdilik rafa kaldırıldı.

Bilimsel, nitelikli, parasız eğitim için mücadele edelim

Eğitim konusu kapitalist devlet için her zaman her yerde büyük önem arz etmiştir. Toplumun patronlar sınıfının ideolojik hegemonyasına tâbi olması için kapitalistlerin bu ihtimamı zorunludur. Nitekim TC burjuvazisi de bu hususa özel bir önem vermiş ve okullarda resmi ideolojiye uygun düşüncelerle kafası biçimlendirilmiş kuşaklar yetiştirmekte de bugüne kadar başarılı olmuştur. Sözü edilen resmi ideolojiyi okullardaki eğitim yoluyla yaygınlaştırmanın en önemli unsurlarından bir olan Milli Eğitim Şûraları 1921 yılından beri yapılmaktadır. Dört yılda bir yapılması planlanan Şûralar, bugüne kadar ihtiyaca göre farklı sıklıkta toplanmıştır. Örneğin toplumun baskı altında tutulup şekillendirilmesine çok ihtiyaç duyulan 12 Eylül döneminde 1981 ve 1982’de üst üste toplanmış, 28 Şubat sürecinde hizaya çekildikten sonra hükümetlerin müdahalesinin söz konusu olamayacağı dönemde ise yedi yıl toplanamamıştır.

Kaç yılda bir yapılırsa yapılsın, alınan kararlarda ne kadar bilimsel dayanaklara göre hareket edildiği söylenilirse söylensin, burjuvazinin bu Şûralarında işçi sınıfının bilimsel, nitelikli ve parasız eğitim talebinin adı anılmamaktadır. Son Şûrada olduğu gibi burjuvazi içi çekişmelerin ideolojik yansımaları bu türden toplantılara damgasını vurmaktadır.

İşçi sınıfının çocuklarının okuduğu okullarda altyapı eksikliğinin ve öğretmen açığının ayyuka çıktığı, bunun yanında kapitalizmin yarattığı basınçlarla yüz binlerce yoksul öğrencinin okulu terk etmek zorunda kaldığı, eğitim işçilerinin önemli hak kayıpları yaşadığı koşullarda, Şûralar, bunları yaşayanların gerçek sorunlarıyla ilgilenmek yerine burjuva politikaların kapışmasına sahne olmaktadır. Kapitalizm ayakta kaldıkça da bunun başka türlü gerçekleşmesi mümkün değildir. Burjuvazinin valilerinden, kaymakamlarından, genelkurmay temsilcilerinden, bakanlık bürokratlarından vb. oluşan bir bileşimden başka türlüsü nasıl beklenebilir ki zaten? Şûralar ancak sorunun gerçek sahipleri olan işçiler ve onların çocuklarından oluşan bileşimlerle toplandıklarında onların sorunlarına çözümler üreten mahiyete sahip olabilirler. Bu yüzden işçi sınıfı bugün hakkı olan bilimsel, nitelikli ve parasız eğitim taleplerini daha yüksek sesle dile getirmeli, burjuvaziyi bunların gerçekleştirilmesi için zorlamalıdır.

(Kaynak: Marksist Tutum dergisi, no: 69, Aralık 2010)