Navigation

Herkes Bize Düşmanmış!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Peki, “dünya bize düşman” derken “biz” diye tanımladıkları topluluk kimlerden oluşuyor? Biz emekçiler, biz sefalet ücretiyle geçinmeye çalışanlar, bin bir zorluk içinde zar zor okuyabilen biz öğrenciler, biz işsizler, biz ezilenler, biz sömürülenler, zenginliği üreten ama ondan yoksun bırakılan bizler, onların “biz” diye tanımladıkları öznenin içinde miyiz? Ya da “onlar” dedikleri kimlerdir?

Üç tarafı denizlerle, dört tarafı “düşmanlarla” çevrili olan bir ülkedir bizimkisi. Bir zamanlar tarih derslerinde sıklıkla anlatılırdı bu mesele. Ülkemizin jeopolitik konumundan dolayı komşu ülkelerin topraklarımız üzerindeki “kötü emellerinden” bahsedilirdi. Bir zamanlar sıklıkla kullanılmış olan bu dil şu sıralar daha da uç noktalara taşındı. “Dört taraf” tekerlemesi aşılıp neredeyse 7 kıtadaki tüm ülkelerin Türkiye’ye düşman olduğu, büyümesini istemediği dillendirilir oldu. Tüm bunlar “dış mihraklar” başlığı altında toplandı. Bu da yetmedi! Üzerine bir de dış mihrakların uzantısı, iktidara karşı olan tüm muhalefet güçleri; “iç mihraklar” da eklenmiş oldu.

Siyasette sıklıkla kullanılan “tüm sorunların kaynağı dış güçlerdir” söyleminin toplumda ne yazık ki azımsanmayacak bir şekilde karşılık bulduğunu görmekteyiz. Geçtiğimiz günlerde “Varyans Araştırma” adlı bir şirket yaptığı anket çalışmasını paylaştı. İçerisinde İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin de bulunduğu 25 ilde, 23-26 Mayıs tarihleri arasında, 4200 katılımcıyla bir anket çalışması yapılmış. Sonuçlar dikkat çekici. Bu çalışmada sorulan sorulardan birkaçı şöyle: “Türkiye’nin menfaatleri açısından ABD ile dostluk ilişkilerini değerlendirir misiniz?”, “AB ile ilişkilerini?”, “Rusya, İran, vd.” Bu sorulara verilen cevaplar birbirinden pek farklı değil. Katılımcıların yüzde 87,6’sı “ABD, Türkiye’nin dostu değildir” derken, diğer ülkeler için de yüzde 80’in üzerinde “dostu değildir” cevapları verilmiş.

İslamcı bir çizgide olduklarını iddia eden iktidardakiler en azından şu ayeti bilirler: “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendir.” Buradan şu anlaşılır. Bir şeylerin ters gittiği, on binlerce insanın hapsedildiği, adaletsizliğin norm haline getirildiği bir ortamda; yani artık söyleyebilecekleri pozitif bir şey, topluma verebilecekleri iyi bir şey olmayanların, sorunu dışarıda değil de dönüp kendilerinde aramaları, bir muhasebe etmeleri beklenir. “Acaba sorunun kaynağı biz miyiz?” Ekonominin kötü gidişatı, yoksulluğun giderek daha çekilmez boyutlara ulaşması, insan haklarının yok edilmesi gibi ilk başlarda sıralayabileceğimiz sorunların nedeni ne? Muktedirler,  sorunların kaynağı kendi politikaları, diğer deyişle kendi “nefisleri” değilmiş gibi, diğer ülkelerde, “iç” ve “dış” mihraklarda aramamızı istemektedirler. Her fırsatta “eyy…” diye başlayan cümleleri nedeniyle listeye bir başka “düşman ülke”, “hain” eklenmiş oluyor. Bize neden düşman olduklarına gelince… Biz en iyisiymişiz! Ekonomide bir numaraymışız! Dünya bizi kıskanıyormuş!

Peki, “dünya bize düşman” derken “biz” diye tanımladıkları topluluk kimlerden oluşuyor? Biz emekçiler, biz sefalet ücretiyle geçinmeye çalışanlar, bin bir zorluk içinde zar zor okuyabilen biz öğrenciler, biz işsizler, biz ezilenler, biz sömürülenler, zenginliği üreten ama ondan yoksun bırakılan bizler, onların “biz” diye tanımladıkları öznenin içinde miyiz? Ya da “onlar” dedikleri kimlerdir? Amerikalı, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı emekçiler, kadınlar, öğrenciler, ezilenler, sömürülenler, baskıya uğrayanlar mı? Elbette iktidar “onlar” derken herhangi bir ayrım gözetmiyor. İstiyorlar ki bizler, tüm dünyanın işçileri ve emekçileri kardeş olduğumuzu unutalım, içinde debelendiğimiz bu düzende asıl düşmanın yerlisi ile yabancısı ile burjuvazi ve onların temsilcileri olduğunu görmeyelim. “Yerli ve millilik” adına burjuvazinin yanında yer alıp “biz” olalım ve tüm dünyaya karşı ne kadar da güçlü olduğumuzu gösterelim istiyorlar!

AKP iktidarından ve hele de genel başkanları Erdoğan’dan “acaba biz mi bir şeyleri yanlış yapıyoruz?” demelerini beklemiyoruz elbette ki. Her fırsatta “sizler için en hayırlısını biz biliriz” diyen ve “güçlü lider güçlü Türkiye” sloganıyla bir kurtarıcı edasıyla parlatılan Erdoğan’a ihtiyacımız yok. İşçi sınıfının evlatları olarak bizlere “güçlü lider”, “kurtarıcı” olarak sunulanlara 24 Haziranda hayır diyeceğiz. Düşmanlaştıran politikalara, nefret diline, tüm anti-demokratik uygulamalara, kendisini her şeyin üzerinde gören tek adama karşı HAYIR’da birleşiyoruz.