Navigation

Emperyalizm Yeni Hiroşimalar Hazırlıyor

İkinci Dünya Savaşı sırasında iki Japon kenti olan Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombaları atıldı. Dünya o güne kadar böyle bir toplu katliam, böyle güçlü bir imha silahı, böyle bir cehennem görmemişti. On binlerce insanı bir anda yok eden böyle bir ateş ve duman bulutu da görmemişti. İnsanların üzerine yağan siyah, koyu kıvamlı bir yağmur da görmemişti, parlak bir yaz gününün radyasyon yüklü bulutlarla karanlığa döndüğünü de.

Dünya buna “çılgınlık” dedi. Bombaları imal eden ve koskoca şehirlerin üzerinde patlatanlarsa “savaşı bitirmek için yaptık” dediler. ABD, savaştan önce çoğu Nazi Almanya’sından kaçan bilimadamlarını toplamış ve “Manhattan Projesi’nde” görevlendirmişti. Ekibin amacı nükleer silah üretmekti ve bu ekip başarılı olmuştu. İlk denemeler yapıldıktan sonra geriye bombaları gerçek bir savaşta test etmek kalmıştı. Bunun için ince planlar yapıldı. Hedefler ve hatta yedek hedefler belirlendi.

1945 Ağustosuna gelindiğinde İkinci Dünya Savaşında 50 milyon insan ölmüştü. Ama emperyalistler henüz tüm hesaplarını görmemiş, kana doymamışlardı. İlk atom bombası 6 Ağustosta Hiroşima’ya atıldı. Bu, 15-20 bin ton TNT patlayıcıya eş değer bir bombaydı. Bombanın atıldığı ilk anda 70 bin, izleyen aylarda ise 150 bin insan hayatını kaybetti. Üç gün sonra bu sefer Nagazaki’ye bomba atıldı. 270 bin nüfuslu kent yılın sonunda 70 bin insanını kaybetmişti. Aslında Nagazaki’ye atılan bomba daha güçlüydü. Ancak Nagazaki’nin coğrafi yapısı, vadileri “zararı” azalttı. Ölü sayısı Hiroşima’ya göre daha azdı. Ancak dehşet büyüktü. Atom bombasıyla kitleleri, bebekleri, çocukları, hamile kadınları, delikanlıları, yaşlıları imha etmek bir kez daha göze alınmıştı.

Hiroşima’ya bomba atıldığında kara bulutlar şehrin %70’ini kapladı. Şehrin geri kalanı güneşi görürken kara bulutların olduğu bölgelerde saatlerce simsiyah bir yağmur yağdı. Bu yoğun yağmur düştüğü her yeri simsiyah yapıyordu. Şehrin her yanında yangınlar çıkıyordu. Orada burada günler boyu patlak veren yangınlar çok sayıda insanın ölümüne neden oldu. Bomba patladığında sağ kalan insanların derileri eriyor, parmak uçlarından, yüzlerinden akıyordu. İnsanlar yanmanın verdiği acıyla nehirlere, bulabildikleri su birikintilerine koşuyorlardı. Hiroşima’daki nehir cesetlerle ve o cesetleri aralayarak suya erişmek isteyen her yaştan insanla doluydu.

Bu patlamalardan etkilenen fakat sağ olarak kurtulan kurbanlara “hibakuşa” dendi. Bunlardan 14 yaşında olan Akihiro Takahaşi şunları anlatıyor: “Gözümün görebildiği her yer yıkılmıştı. Hiroşima kentinin bir anda ortadan yok olduğunu hissediyordum. Sonra kendime baktım ve elbiselerimin yüksek ısı nedeniyle paçavraya döndüğünü gördüm. Galiba sırtım ve başım yanmıştı, iki kolum ve iki bacağım da. Derim soyulmuş ve vücudumdan sarkıyordu.”

Başka bir “hibakuşa” şunları anlatıyor: “İnsanlar yanarak simsiyah olmuşlardı. Saçları yoktu çünkü yanmıştı. Baktığınızda insanların yüzlerinin mi sırtlarının mı size dönük olduğunu söyleyemezdiniz. Kollarını öne doğru uzatarak yürüyor ve yalnızca ellerinden değil, yüzlerinden, tüm vücutlarından deriler sarkıyordu. Öyle çoklardı ki. Her yerde karşıma çıkıyorlardı. Yürüyen hayaletler gibi. Kimisi bu vaziyette ölmüştü. Korkunçtu.”

İkinci Dünya Savaşından sonra Hiroşima yeniden inşa edildi. Ancak atom bombasının ve savaşın etkilerinin unutulmaması için tek bir bölge olduğu gibi bırakıldı. Her 6 Ağustosta binlerce insan Barış Anıtı Parkı’nda bir araya geliyor, bombanın kurbanlarını anıyor ve barış diliyor. Ne atom bombalarının öldürdüğü insan sayısı, ne yıkılan kentler, ne ömürlerini acı içinde geçiren on binlerce “hibakuşa”, ne de geri kalanların barış dilekleri dünyada savaşları engelledi. Artık çürüme evresinde olan kapitalizmin krizi hegemonya savaşını ve militarizmi tetikledikçe çok daha güçlü silahlar üretiliyor, çok daha büyük yıkımlar hazırlanıyor.

Emperyalist savaşın alevleri harlanıyor, dünya adeta bir cephaneliğe dönüşüyor. Emperyalist güçlerin egemenlik hırsıyla kışkırttığı savaşlar dünyanın çeşitli bölgelerinde patlak vermeye devam ediyor. Gündelik hayat akıp gidiyormuş gibi görünürken, biriken çelişkiler ve kızışan hegemonya yarışı dünyanın birçok bölgesini ateşler içine atıyor.

Hegemonya yarışının bir parçası olarak devletlerin silahlanmaya ayırdığı bütçe giderek artıyor. Silahlanmaya ayrılan paylar bütçelerde gösterilen resmi rakamların çok ötesine geçiyor. Yüz binlerce insanı bir anda yok edebilecek kitle imha silahları bu bütçe içinde önemli bir yer tutuyor. Üstelik modern nükleer silahlar iki Japon kentini yerle bir eden ilk atom bombalarına göre yüzlerce kat daha güçlü.

2013 yılında devletler silahlanma için 1 trilyon 538 milyar dolar harcadı. 2014 yılı için öngörülen rakamsa 1 trilyon 547 milyar dolar. Uluslararası Stratejik Araştır­ma­lar Enstitüsü (IISS) verilerine göre, listenin ilk sırasında yine açık ara farkla Amerika Birleşik Devletleri yer alıyor. Ge­çen yıl savaş bütçesi olarak 600 milyar 400 milyon dolar harcayan ABD’yi, 112 milyar dolarla Çin takip ediyor. 2013 yılında savaş bütçesini %10 arttıran Çin, 2014 yılı için bütçesinde yüzde 12,2’lik bir artış yapacağını açıkladı. ABD’nin yükselen rakibi Çin bu miktarla tıpkı Rusya gibi ordusunu modernize etmeyi ve etkili bir vurucu güç haline getirmeyi planlıyor.

Enstitü’nün verilerine göre İngiltere üçüncü sıradaki yerini Rusya’ya kaptırmış bulunuyor. 2000 yılından bu yana askeri modernizasyon sürecine giren Moskova yönetimi, geçtiğimiz yıl savunma harcamalarına 68 milyar 200 milyon dolar ayırdı. Bu ABD’nin hegemonyası için büyük tehdit oluşturan Rusya’nın savaş bütçesini son 6 yılda iki kat arttırdığı anlamına geliyor. Sadece bu rakamlar bile emperyalist güçlerin nasıl bir hegemonya yarışı yürüttüğünü ve emperyalist savaşın yayılma eğilimini ortaya koymaya yeter.

2013 yılı askeri harcamaları şu şekilde gerçekleşti:

1) ABD: 600 milyar 400 milyon dolar

2) Çin: 112 milyar 200 milyon dolar

3) Rusya: 68 milyar 200 milyon dolar

4) Suudi Arabistan: 59 milyar 600 milyon dolar

5) İngiltere: 57 milyar dolar

6) Fransa: 52 milyar 400 milyon dolar

7) Japonya: 51 milyar dolar

8) Almanya: 44 milyar 200 milyon dolar

9) Hindistan: 36 milyar 300 milyon dolar

10) Brezilya: 34 milyar 700 milyon dolar

Bu 10 ülkenin bir yılda yaptığı silah harcamalarının toplamı 1 trilyon 116 milyar dolara ulaşıyor. Birleşmiş Mil­let­ler Güvenlik Konseyi üyesi olan 5 ülkenin (ABD, Rus­ya, Çin, İngiltere, Fransa) savaş bütçelerinin toplamı ise dünyanın tüm devletlerinin toplam bütçesinin %60’ına tekabül ediyor. Türkiye silah harcamalarında 15’inci sırada yer alıyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) raporlarına göre nükleer silaha sahip ülkeler ABD, Rusya, İngiltere, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, Ku­zey Kore ve İsrail. ABD’nin sahip olduğu nükleer silahların Avrupa ve Türkiye de dâhil olmak üzere dünya üzerinde pek çok bölgede konuşlandırıldığı biliniyor. Söz­de uluslararası anlaşmalara uymadığı ve nükleer silah üretmek üzere uranyum zenginleştirme programı uyguladığı gerekçesiyle İran’ı hedef tahtasına koyan ABD, dünyanın nükleer cephaneliği olma tekelini elinde tutuyor. ABD’nin elindeki binlerce nükleer silah, yeni Hiroşimalar yaratmaya, dünyayı cehenneme çevirmeye hazır halde bekletiliyor.

Şüphesiz onca silah depolarda çürümek üzere üretilmiyor. Depolarda beklerken rakipler için bir müddet caydırıcı olan bu silahlar, kapitalizmin krizleri derinleştikçe cephelere daha hızlı akıyor. Bugün dünyanın pek çok bölgesinde devam eden savaş ve çatışmalarda bu ülkelere ait ağır silahlar kullanılıyor. Geçtiğimiz günlerde Almanya’da bir milletvekili Suriye’de oluk oluk kan akıtan IŞİD militanlarının kendi ülkesine ait silahlar kullandığını açıkladı. İsrail de ABD silahlarıyla Filistin halkını katlediyor. Ukrayna’nın içinde bulunduğu iç savaş da silahların depolarda stok olarak kalmadığını gösteriyor.

Hiroşima ve Nagazaki’nin nükleer bombalarla yerle bir edilmesinin üzerinden 69 yıl geçti. Bu 69 yıl içinde nükleer silah sahibi ülkelere yenileri eklendi. Savaşın külleri soğumadan dünyanın pek çok yerinde nükleer bomba denemeleri yapıldı. Soğuk Savaş yıllarının ardından Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla dünyanın tek kutuplu kaldığı ve artık silahlanmaya gerek kalmadığı palavraları tedavüle girdi ama bu durum da uzun sürmedi. 2000’li yılların başından itibaren tüm küreyi sarsan kapitalizmin yapısal krizi militarizme ve silahlanma yarışına güçlü bir itilim verdi. 2014 yılında da tablo farklı değil. Tüm bunlar gösteriyor ki kapitalizm altında hem yaşlı gezegenimiz hem de insanlık yok olma tehlikesi altındadır. Ortadoğu’da her gün yüzlerce insan ölüyor. Ukrayna savaşın alevlerine teslim. Afrika’dan Asya’ya pek çok ülkede sular durulmuyor.

Hiroşima bombalandığında henüz 7 yaşında bile olmayan Toşiko Tanaka, Nâzım Hikmet’in şiirindeki kız çocuğundan daha şanslı. Onun da saçları tutuşmuş önce. Gözleri yanmış kavrulmuş. Ama bir avuç kül oluvermemiş, külü havaya savrulmamış. 7 yaşında ölmediği için büyüyebilmiş. Şimdi 75 yaşında. Yaşamı boyunca bombanın bıraktığı yanıklar ve radyasyon etkisi nedeniyle acı çekmiş. 2007 senesine kadar yaşadıklarına dair, bombaya dair hiçbir şey konuşmamış. Unutmaya ve hayata tutunmaya çalışmış. Ama şimdi susmanın doğru olmadığını ve işe yaramadığını düşünüyor. Başka ülkelerden savaş mağdurları ile ülke ülke gezip barış için çalışıyor. Tek bir dileği var: İnsanların, çocukların üzerindeki gökyüzü her zaman parlak, mavi ve nükleersiz olsun.

Elbette Tanaka’nın ve milyonlarca savaş mağdurunun bu dileğini paylaşmamak mümkün değil. Ancak büyük şair Bertolt Brecht’in dediği gibi; savaş bulut gibi rüzgârla gelmez ve barış ot değildir, yeşermez. Savaşı bulup getirenler olduğu gibi barışı da getirecekler vardır. Kapitalizm savaş, ölüm, yıkım, acı ve gözyaşı getirirken, işçi sınıfı mücadele ederse savaşı geçmişin malı yapabilir, dünyaya barış getirebilir.

6 Ağustosta Hiroşima’da atom bombası ve savaş lanetlenirken atom reaktörleri işlemeye devam ediyor olacak. Filistin, Suriye ve Ukrayna’da insanlar ölmeye devam edecek. Ve yine Brecht’in söylediği gibi barışın bir armağan gibi insanlığa sunulmadığı, bunun için savaşmak gerektiği gerçeği orta yerde duruyor olacak. İşçi sınıfı kapitalistlerin çıkarları için ölmeyi reddetmeden, kendi ülkesinde nükleer silahlara, toplara, tüfeklere hükmedenleri, sömürü düzenini devirmeden savaşlar son bulmaz, Hiroşimalar son olmaz. Burjuvazi silahlanmaya devam ediyor. Ama kapitalizmin mezar kazıcıları da ilerlemeye devam ediyor. İşçi sınıfının kendi bağrından çıkacak, onun beyni, hareket kabiliyeti ve sömürüyü yok etme iradesi haline gelecek enternasyonalist örgütü yaratmak için ter akıtanlar da.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:113, Ağustos 2014