Navigation

Süresiz Dönüşümsüz Açlık Grevleri 46. Günde! Cezaevlerinde Ölüm Değil Çözüm!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Yaklaşık 60 cezaevinde 600’ün üzerinde tutuklu ve hükümlü, anadilde savunma hakkı, anadilde eğitim ve Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarının sona ermesi talepleriyle açlık grevlerini sürdürüyor. Binlerce Kürt siyasetçinin tutuklandığı, hiçbir demokratik talebin karşılanmadığı, avukatların, gazetecilerin, öğrencilerin ve insan hakları savunucularının hapsedildiği, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl bir çözüm üretilmediği, Kürtlerin yasal zeminlerde siyaset yapmasının engellendiği, kendilerini ifade edecek imkânların yok edilerek cezaevlerine doldurulduğu mevcut durumda “barış” talebi şimdi de cezaevlerinden yükseliyor.

Cezaevlerini İzleme Koordinasyonu, açlık grevinin 43. günü olan 24 Ekimde, Taksim Cezayir Restaurant’ta bir basın toplantısı gerçekleştirdi. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İstanbul Tabipler Odası, Tutuklu Aileleri Derneği (TUAD), KESK, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Federasyonu, Göç-Der, Yakay-Der, HDK, TKP, TKP 1920 ve EHP’nin bir araya gelerek oluşturduğu koordinasyon, açlık grevlerinin yapıldığı cezaevlerini yakın takibe alarak, sorunun çözümü ve ölümlerin engellenmesi için çalışmalar yürüteceğini açıkladı. Koordinasyon bileşeni kurumların ve destekçi kurumların yer aldığı toplantıda, duyarlılığın arttırılması ve güçlerin birleştirilmesi çağrısı yapıldı.

İHD İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe’nin gerçekleştirdiği basın açıklamasında yetkililere de seslenildi: “43. gününe gelen açlık grevinin, ölümler yaşanmadan ve kalıcı sakatlanmalar oluşmadan bitirilmesi için talepler dikkate alınarak çözüm yolları bulunmalıdır. Bunun için de başta kurumlarımızın temsilcileri olmak üzere duyarlı kişilerin arabuluculuğuna başvurulmalıdır. Sorun, diyalog ve müzakere yöntemiyle çözülmelidir.”

Efe’nin ardından söz alan İstanbul Tabip Odası’ndan Dr. Nevin Küçükçağlı açlık grevindeki tutukluların sağlık durumlarının gidişatı hakkında bilgi verdi. Ancak insanca yaşamdan mahrum olanların kendi yaşamlarından vazgeçebileceğini ifade eden Küçükçağlı, tutukluların yaşamaktan vazgeçmediklerini vurguladı. “Açlık grevlerinin son bulması için çözüm bulunmasını istiyoruz” diyen Küçükçağlı, açlık grevcileriyle İTO hekimlerinin görüştürülmediğini, B1 vitamininin ulaştırılmadığını, tutukluların kötü muamele gördüklerini anlattı. “Açlık grevleri intihar değil protesto eylemleridir” diyen Küçükçağlı, açlık grevine girenlerin tekli hücrelerde tecrit edilmeleri gibi cezalandırmalara son verilmesini talep etti.

Çağdaş Hukukçular Derneği adına konuşan Av. Gülizar Tuncer ise, tutukluların açlık grevinin ilerleyen günlerinde olmalarına rağmen işkence ve kötü muamele gördüklerini, saldırıya uğradıklarını anlattı. Cezaevi idaresinin B1 vitamini vermediğini ve getirilen B1 vitaminlerini tutsaklara ulaştırmayı reddettiğini açıkladı. Tuncer, rahatsızlıkları ilerleyen, düşüp kafasını bir yere çarpan tutsakların hekim tarafından tansiyonunun bile ölçülmediğini ifade etti.

Oğlu açlık grevinde olan Hasan Şen, oğlunun Diyarbakır’da makine mühendisliği okurken anadilde eğitim hakkını savunduğu için tutuklanarak 13 yıl ceza aldığını söyledi. Anadilde savunma ve eğitim taleplerinin demokrasi mücadelesi haline gelmesi gerektiğini söyleyen Şen, ölüme giden gençlere sahip çıkılmasını istedi.

HDK Milletvekili Levent Tüzel de bir konuşma yaparak barış isteyen herkesi mücadeleye çağırdı: “Her şeyi göze alarak büyük bir kararlılıkla ölüme yürüyen tutukluların kendileri için bir şey istemedikleri ortada. Kürt halkının taleplerini savunmak için, savaşı ve ölümleri durdurmak isteyen tutsakların eylemi, barışı isteyen herkesin meselesidir. Herkes kardeşlik ve barış için harekete geçsin!”

Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Federasyonu adına yapılan konuşmada,  hükümetin ölümleri durdurması, çözüm üreten projeler geliştirmesi talep edildi, açlık grevindeki insanların talepleri doğrultusunda masaya oturulması gerektiği vurgulandı.

Bir çocuğunu yitirmiş, 2 çocuğu hapiste olan Barış Annesi Döndü Ergin, anaların barış çığlığının artık duyulması, savaşın son bulması, akan kanın durması için harekete geçilmesi gerektiğini belirtti.

Bayramın 1. günü olan 25 Ekimde ise, 78’liler Girişimi, EDP ve EHP 22 ilde eşzamanlı basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının İstanbul’da Dolmabahçe’de bulunan Başbakanlık Ofisi önünde yapılması planlamıştı. Ancak polis barikatlar kurarak kitlenin girişini engelledi. Basın açıklamasına geçilmeden önce polis engeli protesto edildi.

“Bugün Bizim İçin de Bayram Değil… Ölümleri Engelleyelim! Yaşamı Kucaklayalım! Yarın Çok Geç!” pankartı açılarak basın açıklamasına geçildi. Basın açıklamasını 78’liler Girişimi İstanbul sözcüsü Yunus Bircan yaptı.

Tutukluların ölüme yaklaşmasına rağmen, hükümetin ve burjuva medyanın açlık grevindekileri görmezden geldiğini vurgulayan Bircan, barış ve kardeşlik için kitleleri Kürt halkıyla dayanışmaya çağırdı:  “Yüzlerce direnişçinin ölüme yürüdüğü bu evrede, Türkiye’nin aydınlık yüzlerine düşen görev, kitlelerle harekete geçmek, uyuyan vicdanları uyandırmak, görmeyen gözleri açmak, susan sesleri çığlığa dönüştürmektir.  On binlerle, yüz binlerle savaşın ve ölümün üzerine yürüyebilirsek o zaman barışın ve kardeşliğin çözümüne yol verebiliriz. Bugün bizim için de bayram değil; açlık grevindekilerle dayanışma, ölümün önüne geçme, yaşamı ve kardeşliği kucaklama günü bugün.”

“Savaş Değil, Barış! Ölüm Değil Yaşam!” sloganıyla hükümetin politikaları protesto edildi.