Navigation

Muğla’daki Faşist Saldırıda Ağır Yaralanan Şerzan Kurt Yaşamını Yitirdi

12 Mayısta, Muğla’da, polisin desteğini arkasına alan faşist bir güruh, Kürt öğrencilere saldırdı. Gece yarısı saat 03.00 sıralarında gerçekleşen ilk saldırıda, araya giren polis, Kürt öğrencilerin geri çekilmesini sağladı. Ancak dönüş yolunda polisin bilinçli bir şekilde yönlendirdiği sokağa giren öğrenciler, bu kez orada pusu kuran faşistlerin saldırısına uğradılar. Bu saldırıda Şerzan Kurt adlı Kürt öğrenci silahla vuruldu ve başından ağır darbeler aldı. Bir hafta yoğun bakımda ölüm-kalım mücadelesi veren Şerzan Kurt, 19 Mayısta yaşamını yitirdi.

Şerzan’ın arkadaşları, kurşunun,  saldırıyı kışkırtan ve Ülkücü faşistlerle işbirliği halinde olan bir polisin silahından çıktığını dile getirmişlerdi. Buna rağmen herkes tarafından tanınan ve ne olduğu bilinen bu polis günlerce elini kolunu sallayarak ortada dolaşmaya devam etti ve ancak bir hafta sonra tutuklandığı açıklandı. Bunun tepkileri dindirmek için yapılan göstermelik bir tutuklama olmasıysa kuvvetle muhtemel.

Kürt öğrenciler ve BDP’liler, hastaneye kaldırılan Şerzan’ı yalnız bırakmayıp ertesi günün sabahına kadar hastane bahçesinde nöbet tutmuşlardı. Kürt öğrencilerin evlerini basan ve terör estiren polisse onlarca öğrenciyi gözaltına almıştı. Gözaltına alınan 44 Kürt öğrenciden 2’si 15 Mayısta tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi “polise mukavemet” idi. Bu kararla, öğrencilerin en temel hakkı olan kendini savunma hakkı da ellerinden alınmak istendi. Saldırıyı örgütleyip Muğla’yı bir linç arenasına dönüştüren faşistlerden ise sadece 4’ü tutuklandı. Faşistlerin kendilerini “Türk bayrağını savunmak için yaptık” sözleriyle savunmaları bile bunun organize ve ırkçı bir saldırı olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Nitekim, 42 arkadaşıyla birlikte serbest bırakılan İzzet Fırathan, aynı gün faşistler tarafından linç edilmek istendi. Yaralanan Fırathan hastaneye kaldırıldı. Adliyede duruşma devam ederken faşistlere ait 10 araçlık konvoy, dışarıda bekleyenlerin yakınında defalarca tur attı. Bahçede bekleyen BDP Bodrum İlçe Başkanı İdris Danışlı, durumu polise bildirmelerine rağmen önlem alınmadığını, konvoyun asker uğurladığı söylenerek olayın geçiştirildiğini ifade etti.

12 Mayısta Muğla’da yaşanan bu saldırıdan sonra, 13 Mayısta Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde düzenlen bahar şenliği sırasında alternatif etkinlik düzenleyen ve Kürtçe müzik eşliğinde halay çeken Kürt öğrenciler, polis ve özel güvenlik tarafından tehdit edildiler. Etkinlik sonrasında okuldan toplu halde çıkış yapan öğrencilerden ikisi faşistlerin saldırısına uğradı. Arkadaşlarını savunmak isteyen Kürt öğrenciler de polisin gazlı-coplu saldırısına maruz kaldılar. Saldırıya uğrayan öğrencilerden 34’ü gözaltına alındı.

14 Mayısta bu kez Ege Üniversitesi’nde 40 kişilik faşist çete, devrimci ve Kürt öğrencilere saldırdı. Üniversitenin bahar şenlikleri kapsamında açılan standa satır, bıçak ve taşlarla saldıran faşistlere karşı öğrenciler de kendilerini taşlarla savundular ve faşistleri geri püskürttüler. Ziraat Fakültesi’ne kaçan faşistler polisin korumasında, üstelik yaptıkları saldırı yanlarına kâr kalarak okuldan çıkarıldılar. Bu çatışmanın yaşandığı sırada, faşistlerin kontrolündeki “Türk Dili ve Tarihi Topluluğu”nun “İzmir’in İşgali - Acı Yıllar” adıyla gerçekleştirmek istediği etkinlik, devrimci-demokrat öğrencilerin müdahalesiyle engellendi. Kampüste gerginlik bir süre daha devam etti.

Aynı gün gerçekleşen saldırıların bir başka adresi İstanbul Kadıköy’e bağlı Fikirtepe Mahallesi idi. Sahibinin Kürt olduğu bilinen bir kafeyi “PKK’lılar var” diyerek basan polis, kafe sahibini tehdit etti.

Kürt halkına yönelik saldırılar yeniden tırmandırılmaya çalışılıyor. Kürt illerinde askeri operasyonlar ve çatışmalar yeniden yoğunlaşıyor. Hakkâri Yüksekova’da polisin panzerle geçişi sırasında 8 yaşındaki Turgut Gezer ezilerek ağır yaralandı. Bir Kürt çocuksa polisin sıktığı plastik mermi nedeniyle gözünü kaybetti.

İran da Kürtlere yönelik saldırılarını TC devletiyle ittifak yapmışçasına tırmandırmış durumda. Tutuklanan Kürt politikacılar ve gerillalar kısa süren duruşmaların ardından idama mahkûm ediliyor. İnfazı da birkaç gün içerisinde gerçekleştiriyor. Gözaltına alınan birçok Kürt politikacının akıbeti belirsizliğini koruyor. İnsan hakları ihlalleriyle sık sık İran’ı eleştiren Batı’nın bu konudaki sessizliği, Avrupa’daki Kürt kurumlarına karşı sürdürülen baskınlar ve tutuklamalar eşliğinde sürüyor. Türkiye’deki burjuva basınsa bu idamlardan hiç söz etmiyor.

Sınır hattında gerçekleşen birçok infaz da benzer şekilde sessizce geçiştiriliyor. Bugüne kadar çok sayıda Kürt köylüsü, İran ve Türk askerleri tarafından katledildi. İran devleti ve TC arasındaki dostluk, Kürt halkına yönelik saldırılarda daha da pekişmiş görünüyor. Ancak egemenlerin kirli ittifakları hiçbir zaman esaret altında olup da başkaldırmış bir halkın haklı mücadelesini boğmaya yetmemiştir. İran, Suriye ve Türkiye işçi sınıflarına düşen görevse Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması için ona gerekli desteği vermektir.