Navigation

Baş Düşman İçerde!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Alman işçi sınıfının yiğit önderi Karl Liebknecht, I. Dünya Savaşı sırasında bizzat kendi hükümetinin emperyalist politikasına karşı devrimci mücadele bayrağını elden bırakmayan birkaç işçi önderinden biriydi. Yayınladığımız bu bildiri onun tarafından kaleme alındı ve illegal olarak basılıp dağıtıldı. O günden beri de "Baş Düşman İçerde!" sloganı, devrimci Marksistlerin emperyalist savaş karşısındaki tutumunu en iyi özetleyen sloganlardan biri olarak devrimci işçi hareketi içinde yankı bulmaya devam etti. Kapıda yeni bir emperyalist savaşın bulunduğu bir dönemde, bu savaşın taraflarından biri olan Türkiye'de komünistlerin izlemesi gereken yolu Liebknecht 88 yıl öncesinden haykırıyor.

Avusturya Sırbistan’a saldırdığından beri, on aydır beklenen şey sonunda oldu: İtalya’yla savaş patlak verdi.

Savaşan ülkelerdeki kitleler, resmi yalanlar ağından kurtulmaya başladılar. Alman halkı da dünya savaşının nedenlerini ve amaçlarını, bu savaşın patlak verişinden doğrudan kimin sorumlu olduğunu giderek anlıyor. Savaşın “kutsal amaçlarına” ilişkin aptalca hayaller giderek kaybolmuş, savaş coşkusu azalmış, barışın bir an önce gerçekleşmesi arzusu her yerde güçlü bir şekilde büyümüştür; hatta ordu içinde bile!

Bu durum, boş yere bir çıkış arayan Alman ve Avusturya emperyalistleri için çetin bir meseleydi. Şimdi bir çözüm bulmuş görünüyorlar. İtalya’nın savaşa girmesi, yeni ulusal nefret hezeyanları yaratmak, barış arzusunu boğmak ve suç izlerini örtmek için onlara iyi bir fırsat sundu. Hesaplarını, Alman halkının unutkanlığı ve nice testlerden geçmiş sabrı üstüne yapıyorlar.

Eğer bu plan başarıya ulaşırsa, on aylık kanlı deneyimin sonuçları boşa çıkacak, uluslararası proletarya bir kez daha silahsızlandırılacak ve bağımsız bir politik faktör olarak tümüyle devre dışı bırakılacaktır.

Bu plan bozulmalıdır; yeter ki Alman proletaryasının uluslararası sosyalizme sadık kalan kesimi, bu korkunç dönemde kendi tarihsel misyonunun farkına varsın ve bu misyona layık olsun.

Halk düşmanları kitlelerin unutkanlığına bel bağlıyorlar; bizler buna şu çözümle karşılık vermekteyiz:

Her şeyi öğren, hiçbir şeyi unutma!

Hiçbir şeyi unutma!

Savaş patlak verdiğinde kitlelerin egemen sınıfın baştan çıkarıcı melodileriyle kapitalist savaş amaçlarına nasıl esir edildiğini gördük. Parlak demagoji balonlarının nasıl patladığını; aptalca Ağustos hayallerinin nasıl yok olduğunu; halka nasıl mutluluğun değil, acı ve ıstırabın hakim olduğunu; savaş nedeniyle dul ve yetim kalanların gözyaşlarının nasıl sel olduğunu; üç sınıflı yüz karasının devamının ve dörtlünün –yarı-mutlakıyet, junker hakimiyeti, militarizm ve polis despotizmi– pişkince azizleştirilmesinin nasıl acı gerçeklik haline geldiğini gördük.

Bu deneyim sayesinde gözlerimiz açıldı; her şeyi öğren, hiçbir şeyi unutma!

İtalyan emperyalizminin kendi yağmasının üstünü örtmek için attığı uzun ve tumturaklı nutuklar iğrenç olmasına iğrenç; içinde bugün herkesi tiksindiren Burgfrieden’in (“sivil mütareke”) yer aldığı bu Roma trajikomedisi de iğrenç. Ama daha iğrenç olan, tüm bunlarda Temmuz-Ağustos 1914’teki Alman-Avusturya yöntemlerini sanki aynada yansıyormuşçasına görebilmemizdir.

İtalyan savaş kışkırtıcıları her türlü kınamayı hak ediyorlar. Ama onlar savaşın patlak vermesinin baş sorumluları olan Alman ve Avusturyalı kışkırtıcıların kopyasından başka bir şey değiller. Al birini vur ötekine!

Bu yeni felâketten ötürü Alman halkı kimi sorumlu tutabilir?

Göğe yükselen yeni ceset yığınlarının açıklamasını kimden isteyecek?

Değişen bir şey yok: Avusturya’nın Sırbistan’a 23 Temmuz 1914 tarihli ültimatomu dünyayı tutuşturan kıvılcımdı, yangının İtalya’ya daha geç yayılması bir şeyi değiştirmiyor.

Değişen bir şey yok: Bu ültimatom, dünyanın yeniden paylaşımı için tüm kapitalist yağmacı devletleri bu plana zorunlu olarak katılmaya davet eden bir işaretti.

Değişen bir şey yok: Bu ültimatomun içinde, Balkanlar, Anadolu ve tüm Akdeniz üzerinde egemenlik kurma sorunu vardı, ve bu nedenle de Avusturya-Almanya ile İtalya arasındaki tüm çelişkileri bir çırpıda içine alıverdi.

Eğer şimdi Alman ve Avusturyalı emperyalistler, Roma’da kendi kopyalarından başka bir şey olmadığı halde, ahlâki kızgınlık ve mağdur masumiyet cüppesini kuşanıp, kendilerini İtalyan yağmacılığı ve sadakatsizliği perdesinin arkasına gizlemeye çalışıyorlarsa, en acımasız horgörüyü hak ediyorlar.

“Hiçbir şeyi unutma!” kuralı, pek şerefli Alman yurtseverlerinin İtalya sorununda Alman halkını nasıl kendi çıkarları doğrultusunda yanılttıkları konusunda da geçerlidir.

İtalya’yla imzalanan Üçlü İttifak anlaşması başından beri bir tiyatroydu; bu konuda hepiniz aldatıldınız!

Uzmanlar başından beri biliyorlardı ki, bir savaş durumunda İtalya, Almanya ve Avusturya’nın kesin bir rakibi olacaktı; ama bunun kesin bir ittifak olacağına inanmanız için size telkin yapıldı!

Almanya’nın dünya politikasındaki kaderi büyük ölçüde Üçlü İttifak anlaşmasında çizildi, bu anlaşma imzalanırken de yenilenirken de sizlere sorulmadı; bugüne kadar bu anlaşmanın tek bir harfi bile sizlerle paylaşılmadı.

Avusturya’nın Sırbistan’a verdiği ültimatomla küçük bir klik tüm insanlığı gafil avlamış ve Avusturya ile İtalya arasındaki anlaşma bozulmuştur; size bundan da bahsedilmedi.

Bu ültimatom İtalya’yı açıkça kınayarak verilmişti; bu da sizlerden sır gibi saklandı.

Bu yılın 4 Mayısında İtalya, Avusturya’yla ittifakı sona erdirdi. 18 Mayısa kadar bu kritik olgu Alman ve Avusturya halklarından saklandı, evet, gerçeği söylemek yerine resmi görevliler tarafından bu doğrudan yalanlandı; Alman halkının ve Alman Meclisinin (Reichstag) Almanya’nın Belçika’ya verdiği 2 Ağustos 1914 tarihli ültimatomu hakkında kasıtlı olarak aldatılmasıyla ne büyük bir benzerlik.

Sizlere Almanya ve Avusturya’nın İtalya’yla müzakerelerinde hiçbir söz hakkı verilmedi, ki İtalya’nın müdahalesi bu müzakerelere dayanıyordu. Savaş partisi, gizli diplomasi ve Berlin ve Viyana’daki bir avuç insan Almanya’nın kaderi hakkında zar atarken sizlere bu hayati meselede koyun muamelesi yapıldı.

Lusitania’nın torpillenmesi İngiliz, Fransız ve Rus savaş partilerini güçlendirmekle kalmamış, Birleşik Devletler’e de ciddi bir çatışma davetiyesi çıkartmış ve tüm tarafsız ülkeleri tutkulu bir öfkeyle Almanya’nın karşısına dikmiştir; aynı zamanda en kritik anda İtalyan savaş partisinin işlediği feci haltı da kolaylaştırmıştır –Alman halkı bu konuda da sessiz kalmak zorunda bırakıldı; sıkı yönetimin demir yumruğu gırtlaklarına dolanmıştı.

Bu yılın Mart ayında barış müzakereleri çoktan başlatılabilirdi –İngiltere bunu önermişti– fakat Alman emperyalistlerinin kâr hırsı bunun reddine yol açtı. Umut verici barış çabaları, büyük sömürge fetihleriyle ve Belçika ile Fransız Lorraine’inin ilhak edilmesiyle ilgilenen Alman partileri tarafından, büyük Alman denizcilik şirketlerinin kapitalistleri tarafından ve Alman büyük sanayiinin kışkırtıcıları tarafından kösteklendi.

Bu da Alman halkından sır gibi gizlendi, bir kez daha sizlere danışılmadı.

Soruyoruz: Alman halkı bu korkunç savaşın sürdürülmesinden ve İtalya’nın müdahalesinden ötürü kimi sorumlu tutabilir? Kendi ülkemizdeki sorumsuzlardan başka kimdir bunun sorumlusu?

Her şeyi öğren, hiçbir şeyi unutma!

İtalya’nın geçen yazdan beri Almanya’nın hareketlerini taklit ediyor olmasının, aklı başında insanları yeni savaş hezeyanlarına sürüklemesi mümkün değildir, bu yalnızca yeni bir siyasi ve toplumsal adalet şafağının hayaletini defetmek için bir hamle, siyasi sorumlulukların aydınlanması ve savaş peşinde koşan Avusturyalı ve Almanların yarattığı kamusal tehlikenin teşhir edilmesi için yalnızca yeni bir ışık ve onların iflasının yalnızca yeni bir göstergesidir.

Ama “öğren ve unutma” kuralı her şeyden çok İtalyan yoldaşlarımızın bu savaşa karşı yürüttüğü ve halen yürütmekte olduğu kahramanca mücadele için geçerlidir. Devlet yetkilileri tarafından azdırılan milliyetçi dalgaların kudurmuş gürlemesine tüm kalpleri ve ruhlarıyla meydan okuyarak, basında, toplantılarda, sokak gösterilerinde devrimci bir enerji ve cesaretle mücadele yürütüyorlar. En coşkulu tebriklerimiz onlar için. Onların bu mücadele ruhunu örnek alalım! Bunun Enternasyonal’in örneği olmasını sağlayalım!

O Ağustos günlerinden beri bu yapılsaydı dünya çok daha iyi durumda olurdu. Uluslararası proletarya çok daha iyi durumda olurdu.

Fakat kararlı mücadele arzusu çok gecikemez!

Soykırım girdabını daha da derinleştirmeye hizmet eden “dayanalım” saçma sloganı kayaya çarpmış durumda. Şimdi sosyalistliğin emrettiği şey, uluslararası emperyalist soykırıma karşı uluslararası proletaryanın sınıf mücadelesidir.

Her halkın baş düşmanı kendi ülkesindedir!

Alman halkının baş düşmanı Almanya’dadır: Alman emperyalizmi, Alman savaş partisi, Alman gizli diplomasisi. Alman halkı, kendi emperyalistlerine karşı mücadele eden diğer ülkelerin proletaryasıyla birlikte, içerdeki bu düşmanı politik mücadeleyle alt etmelidir.

Biz kendimizi Alman halkıyla bir görüyoruz; Alman Tirpitz’leriyle, Falkenhayn’larıyla, Alman politik baskı ve toplumsal köleleştirme hükümetiyle hiçbir ortak noktamız yok. Onlara verecek hiçbir şeyimiz yok, her şey Alman halkı için. Her şey uluslararası proletarya için, Alman proletaryası ve ayaklar altında çiğnenmiş insanlık için.

İşçi sınıfının düşmanları kitlelerin unutkanlığına bel bağlıyorlar; bunun büyük bir hesap hatası olduğunu kanıtlayalım. Onlar kitlelerin sabrına güveniyorlar, fakat bizler öfkeli çığlığımızı yükseltiyoruz:

Emperyalist kumarbazlar halkın sabrını daha ne kadar suiistimal edecekler? Bunca katliam artık yetti! Kahrolsun içerde ve dışarıdaki savaş kışkırtıcıları!

Soykırıma son!

Bütün ülkelerin proleterleri, İtalyan kardeşlerinizin kahramanca örneğini takip edin! Gizli diplomasinin komplolarına karşı, emperyalizme karşı, savaşa karşı, sosyalist bir barış için uluslararası sınıf mücadelesine katılın.

Baş düşman içerde!